Demokrat Gündem Demokrat Gündem
Demokrat Gündem Demokrat Gündem
İzmir booked.net
+15°C
  • Demokrat Gündem EURO : 10.3550
  • Demokrat Gündem DOLAR : 8.8514
  • Demokrat Gündem STERLİN : 12.1389

ACI ANILARI SİLMEK, ACILARA TUTUNMAK

29.03.2021 09:12

 

Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de
O yuvasız çalıkuşu
Bense kafeste kanarya

O dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere

Aramakmış oysa sevmek
Özlemekmiş oysa sevmek
Bulup bulup yitirmekmiş
Düşsel bir oyuncağı

Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Sevmek diye bir şey varmış
Sevmek diye bir şey yokmuş

Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konuklukta
Deprem kargaşasında

Yaşadım birkaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı…

 

Ahmet Kaya’nın bestelediği ünlü şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiiri Acılara Tutunmak bu haftaki köşe yazımın konusunu çok iyi anlatıyor. Hepimizin zaman zaman acı çektiği bir realitedir. Olumsuz olarak etkilendiğimiz durumlar her zaman ortaya çıkar. Ama deneyimin kendisi bittikten uzun zaman sonra acımız  hala devam ediyorsa, bunun nedeni beynimizde oluşan bağlantıların zihnimizi etkilemesidir diyor Dr Francine Shapiro.

Yaşamımızda sahip olduğumuz her deneyim, iç dünyamızda her şeye ve karşılaştığımız her insana karşı tepkilerimizi yöneten bir yapı taşı haline gelmiştir. Bir şey öğrendiğimiz zaman, o deneyim nöron adı verilen beyin hücrelerinin oluşturduğu ağ içinde fiziksel olarak depolanır. Bu ağ beynimizin, etrafımızdaki dünyayı nasıl yorumladığını belirleyerek ve anbean nasıl hissettiğimize hükmederek, aslında bilinçaltı zihnimizi biçimlendirir. Bu anılar yıllar önce meydana gelmiş olan deneyimleri kapsar ve bilinçli zihnimiz onların üzerinde bir etkisinin olduğunun çoğu kez farkında değildir. Oysa anılar beyinde fiziksel olarak saklandığı için, tıpkı karşılaştığımız her yeni durumla igili kanaatlerimizi etkiledikleri gibi, “güller kırmızıdır” sözüne karşılık olarak da kontrölümüz dışında ortaya çıkabilirler. Öyle değilken kendimizi sevimsiz hissetmemize, etrafımızdaki herkes mutluyken mutsuz hissetmemize neden olabilirler. Ve biri tarafından terk edildiğimizde bizi kederimizle yalnız bırakabilirler; o kişinin bize uymadığını ve ilişkiyi sürdürmenin büyük bir hata olduğunu bilincimizle bilsek bile. Temel olarak, mutluluğumuzun zarar görmesine neden olan duygu ve eylemlerin çoğu bilinçaltını oluşturan bu anı sisteminden kaynaklanır.

Güzel ve zeki bir kadın neden hep yanlış erkeği seçer ve erkek ayrılmaya kalktığında da kendini yere atarak bacaklarına yapışıp gitmemesi için ona yalvarır? Ya da oldukça yakışıklı beğenilen bir erkek neden aynı şekilde hep yanlış kadını seçer ve kadın ayrılmaya kalktığında gitmemesi için yalvarır yakarır?

Terk edilme şemasına sahipseniz yakınlarınızı veya bağlanacağınız kişileri kaybetme beklentisiyle yaşarsınız. İlişkilerinizin eninde sonunda, şu ya da bu şekilde bitme tehlikesini yoğun olarak hissedersiniz. Sevdiklerinizin sizi terk edeceklerine, hasta olup öleceklerine, başka birisi için sizi bırakacaklarına, önceden tahmin edilemez olumsuz davranışlar sergilediklerine, bir şekilde aniden ortadan kaybolacaklarına inanırsınız. Bu yüzden genel bir korku içinde yaşarsınız. Sevdiklerinizin yaşamlarınızdan çıkma tehlikesine ve ayrılık işaretlerine karşı aşırı tetikte olursunuz.

Gerçek ya da algılanan bir kayıp(ayrılık, terk edilme vb.) olduğunda, kronik anksiyete, üzüntü ve depresyon; bununla birlikte sizden ayrılanlara ya da ayrılacak olanlara karşı yoğun bir öfke hissedersiniz. Bu duygular yaşantınızın şiddetine göre dehşet, keder ve öfke olabilir. Bazen çok kısa süreli ayrılıklara bile tahammül etmekte zorlanabilirsiniz. Bir ilişkinizin varlığında, eşiniz(sevgili, partner, eş, arkadaş vb)in ölmesi ya da bir şekilde ondan ayrılma ihtimali nedeni ile aşırı endişe duyabilirsiniz. Sevdiklerinizin ayrılmasını engellemek için onlara yapışma, aşırı sahiplenici ve kontrolcü davranma, sizi terk edenleri suçlama, kıskançlık, rakiplerinizle rekabete girme gibi tutumlar sergileyebilirsiniz. Eşinizin yaptığı en ufak hareketi(sizinle ilgilenmeme, sizi yalnız bırakma vb.) onun sizi terk etmek istediğine ilişkin işaret olarak algılar ve bu davranışlara aşırı tepki verebilirsiniz. Eşinize yapışabilirsiniz. Tüm takıntınız eşinizi elinizde tutmak olabilir. Artık eşinizle olan ilişkiniz hayatınızın merkezine oturmuş durumdadır. Eşinizden birkaç gün bile ayrı kalmaya tahammül edemezsiniz. İnsanlar sizi “takıntılı aşık” olarak tanımlayabilirler. Eşiniz sizi sevdiğini ve size bağlı kalacağını söylese bile buna bir türlü inanamazsınız. Eşinizin söyledikleri size gerçekçi gelmez; ancak bunun sebebini bir türlü ifade edemezsiniz. Kendinizi bir çıkmazın içinde hissedersiniz. Bazen eşinizin size olan bağlılığını test edecek davranışlarda bulunabilirsiniz. Ancak bu davranışlar bir ilişkiyi olumsuz etkileyecek davranışlardır. Uzak durmanıza, sert davranmanıza, yok yere tartışmanıza rağmen sizin yanınızda kalıp kalmayacağına bakma gereği hissedersiniz. Eşinize karşı yoğun öfke hissedebilir ve saldırganca tutumlar sergileyebilirsiniz. Çünkü onun sizi “eninde sonunda, şu ya da bu sebeple” terk edeceğine inanırsınız. Bu yüzden de eşinizi cezalandırma isteği duyarsınız.

Terk edilme şemasına sahipseniz “doğru insan”larla bile yakın ilişkiden kaçınabilirsiniz; çünkü, ya onu kaybetmekten ya da ona çok yakınlaşıp incinmekten korkarsınız. Bazen “terk edilmiş olma”nın acısını yaşamamak için siz ilişkinizi yok yere bitirebilirsiniz. Bazen de ilişki içinde kalmanıza rağmen kendinizi duygusal olarak geri çeker ilişkinizden doyum yaşayamazsınız. Terk edilme şemanızın kökeninde dengesiz, alkolik ve patlayıcı(ani tepki veren) anne babanız olabileceği gibi, erken yaşlarda ebeveyn kaybı gibi sizin güvenli bağlanma yaşantınızı kesintiye uğratan durumlar da olabilir. Gençken anneniz/babanız(ya da sizi büyütenler) ölmüş ya da evi terk etmiş olabilir. Anne babanız sizden çok uzun süre ayrı kalmış ya da hastanede yatmış olabilir. Bakıcılar ya da bir kurum tarafından, farklı anne figürleri görerek büyütülmüş, ya da genç yaşta yatılı okula gönderilmiş olabilirsiniz. Belki de anneniz tutarsızdı. Sizinle ilgilenemeyecek kadar depresif, öfkeli ya da sarhoş oluyordu. Anne babanız siz küçükken boşandı; ya da o kadar çok kavga ediyorlardı ki ayrılacaklarından korkuyordunuz. Bir ebeveyninizin ilgisini belirgin şekilde kaybettiniz. Örneğin, bir kardeşiniz doğdu ya da ebeveyniniz yeniden evlendi. Aileniz size karşı fazla koruyucuydu.

Çocukken yaşadığımız sıradan sandığımız bazı olaylar, şu anki yaşamımızdaki partner ilişkilerimizdeki tutumlarımızı belirleyebiliyor. Hepimiz çocukluğumuzda gök görültülü fırtınalar yaşamışızdır ama bu deneyimin olumsuz etkisi sadece bazılarımızda kalacaktır. Şu anki olumsuz tepki ve davranışlar doğrudan daha önceki bir anıya kadar uzanıyor ve izlenebiliyorsa, bunları “işlenmemiş” anılar (beyinde depolanan duygular, fiziksel duyumsamalar ve inanışlar) diye tanımladığımızı bilmek yeterlidir. Gök gürültülü o gecede bir çocuk olarak son derece korkmuş ve tehlikede olduğuna inancınız kapılmış olabilir. İhtiyaç duyduğunuz halde, anne ve babanız gelmeyince, onlara ihtiyacınız olduğunda, terk edileceği duygusu yaşamış olabilirsiniz. Altı yaşındayken yaşadığınız bu yoğun korkuyla birlikte beyninde saklanan bu anı, ne zaman bir erkek arkadaşı tarafından terk edilse, uyarılmaktadır. Bu noktada artık otuz yaşında olgun ve başarılı bir insan değil, karanlıkta tek başına bırakılmış, korku içinde küçük bir kızsınızdır. Hem fırtınanın hem de ayrılığın yalnızlık ve terk edilmişlikle alakalı olduğunu düşünürsek, buradaki ilişkiyi görebiliriz. Hal böyle olunca, ayrılıkları bilinçsiz olarak tehlike altında olmak gibi yaşayabilirsiniz.,

Bu tür bağlantıları her zaman yaşarız. Bu, genellikle kendimizde ve etrafımızdaki insanlarda sevdiğimiz ya da nefret ettiğimiz tüm niteliklerin sebebidir. Dünyadan bir anlam çıkartmaya çalışan beynin işleyiş tarzının sadece bir bölümüdür. Hepimiz, farklılıklarımızdan çok daha fazla benzerlikleri olan beyin ve bedenlerimiz yoluyla çevremizdeki dünya ile etkileşiriz. İnsanların çoğu kendileri ve aileleri için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırlar. Genetik faktörler mutlaka önemli bir rol oynar hayatımızda fakat dünyayı nasıl gördüğümüz ve diğerleriyle nasıl etkileştiğimiz büyük ölçüde bizim bireysel deneyimlerimize dayalıdır. Bunlar algı, tavır ve davranışlarımızın temeli olan bellek ağlarında saklıdır. Ve bu ağlar benzer olayları birleştirirler. Zaman bütün yaraları sarmaz. Beyne hapsolmuş acı veren anılarımızın, harekete geçirdiği olumsuz duygularla bağları kesmedikçe; hayır! Zamanla hiçbir yara sarılmadığı gibi, “işlenmemiş anılar” bazen ruhsal dengesizliklere yol açarak hayatımızın dizginlerini de ele geçirebiliyor. Bir yerimizi kesersek, bir engel olmadığı sürece genellikle iyileşiriz. Cerrahi ameliyat sırasında bizi kesip açmalarına hazır olmamızda bu yüzdendir. Beklentimiz kesilen yerin iyileşmesidir. Beyin vücudun bir bölümüdür. Daha önce tarif ettiğim gibi milyonlarca bellek ağına ek olarak hepimizin beyninde iyileşmeye yönelik fiziksel bir mekanizma, bir bilgi işleme sistemi bulunur. Her türlü duygusal telaşı bir akıl sağlığı düzeyine ya da uyumsal çözülme denilen düzeye getirmek için düzenlenmiştir. Bu, hayatı daha zinde yaşayabilmemize izin veren yararlı bilgiyi içeren bir çözüm demektir. Bilgi işleme sistemi yararlı şeylere bağlantılar yapmak ve geri kalanını salıvermek için vardır.

Hepimiz şu ya da bu şekilde kişisel, ailevi ve hatta toplumsal geçmişlerimizin üstesinden gelebiliriz. Bu acı veren meselelerin ötesine geçebilir ve eski anılar bizi dibe sürüklemeden yaşamı tümüyle kucaklayabiliriz. Bilinç dışı bellek bağlantılarımız sorunlarımızın, aynı zamanda da yaşamda sağlık ve tatmin olma yeteğimizin temelidir. Kendi kendini keşfetme yöntemlerini kullanmaya devam etmek yaşamınızı neyin yönettiği hakkındaki kavrayışınızı artıracaktır. Hem yaşamın akışı belirlenmiş bir çocuk olarak, hem de artık gerekli olan değişiklikleri yapma sorumluluk ve yeteneğine sahip olan bir yetişkin olarak kendinize şefkat duyabilirsiniz. Ayrıca umut ediyorum ki, hayatımızdaki diğer insanlara bakabiliyor ve onların çabaları için de benzer bir anlayış duygusu hissedebiliyorsunuz.

Şairler acılarını sözlerle, besteciler en uygun ezgilerle notalara, ressamlar içindeki acıyı renklere, çizgilere dökerek içten dışa yansıtmış, bu acılarını bastırmamış, yok saymamış, kabullenmişlerdir. Nesilden nesile aktarılan acılarımız, hüzünlerimiz, kederimiz bizlerin içinde bulunan koşulsuz kabul ve  tevekkül anlayışıyla ızdıraba dönüşmemiştir. Acının ızdıraba dönüşmediği, sevginin dilinin her yerde konuşuluyor ve anlaşılıyor olması dileğiyle.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş