Demokrat Gündem Demokrat Gündem
Demokrat Gündem
İzmir booked.net
+15°C
  • Demokrat Gündem EURO : 18.3563
  • Demokrat Gündem DOLAR : 18.5781
  • Demokrat Gündem STERLİN : 21.1473

ETİKET YOKSA; KAZIKLANIYORSUNUZ

07.08.2022 13:25

*- ‘BENDEN DAHA İYİ Mİ BİLİYORSUN?’

Sağlıklı, keyifli, huzurlu, bereketli, üzüntüsüz bir tatil günü diliyorum.

Ama acaba kaçımız bu yazdıklarımın tamamını ya da birini yaşıyor.

Kardeşim, aynı ürün, yan yana iki işyerinde ayrı fiyatla olur mu?

‘Çiftçimiz hayatından sayemizde memnun’ gibisinden laflar ediyor yöneticilerimiz, yetkililerimiz…

Olabilir mi?

Bunun kararını siz verin…

Ama benim gördüğüm ve yaşadığımı bir cümle içinde anlattım…

Urla’d’an örnek vereyim:

Dün yani cumartesi günü domatesi 7 lira 50 kuruştan satan manava uğradım.

O da ne?

Bir günde, daha doğrusu bir gecede 12 lira 50 kuruş olmuş…

Neredeyse her ürün katlamış!

Cuma pazarında 5 lira olan acur (salatalığın bir türü), bir gün sonra 10 lira, şimdi yani iki gün sonra 15 lira olur mu?

Nereden geliyor?

Aynı tarladan…

Nakliye fiyatları mı arttı?

Biliyorsunuz;

Urla’da Kayyum yönetimi var.

Yani ilk kayyumu görevden aldılar şaibeli durumlar nedeniyle, şimdi bir başkası geldi…

Epey zaman oldu…

‘Urla için çalışıyoruz!’ diye birçok yazılar hazırlanmış, evlerin duvarları büyüklüğünde birçok bilboartlara…

Daha önce yazmıştım…

Ben artık ‘aslan esnaf’ falan demeyeceğim…

Tabii yöneticiler için de geçerli…

Eğer bir dükkanda, bir mağazada, bir işyerinde fiyat listesi yoksa onların dürüstlüğünden şüpheliyim…

‘Etiket kanunu’ var…

Adam, yani esnaf uyduruyor, ‘Şu kadar liraya aldım, birkaç kuruş kazanmayacağım’ diye…

Yalan söylüyor…

Adamına göre muamele ediyorlar…

Zaten ‘Abi, abla senin için!’ diye hiç tanımadıkları kişiye, müşteriye bile hitap ediyorlarsa anlayın ki kazıklanıyorsunuz…

‘Nerde o eski günler?’ diyorsak, aynı şekilde ‘Nerde o eski esnaflar?’ diyeceğimiz geliyor…

Zaten artık bu cümleyi de duymaya başladık…

Pahalılığın bir nedeni de ‘esnaf!’

Ben buna inanıyorum…

Esnaf dediğimiz satıcı da bir başkasından, meslektaşından şikâyetçi…

Yani her tarafımız bozulmuş..

Urla’da Kaymakam’a bağlı birimlerin içinde en önemli kurumumuz nedir?

‘Güvendik teşkilatımız!’

Bunun içinde biz neyi biliyoruz, polisimizi…

Canımız, malımız her şeyimiz bir noktada onlara emanet…

Ama gelin ister esnafla, isterseniz sıradan vatandaşlarla konuşun bakalım bu konuda ne diyorlar?

Bence İzmir Valiliği bu konuda bir anket yaptırmalıdır, tüm ilçelerde…

Çünkü; vatandaş şikayet etmiyor, hakkını aramıyor…

Ya trafik sorunu?

Yolları belki de haklı nedenlerle uzun saatler kapatıyorlar…

Demir çubuklarla, şunlarla bunlarla…

Urla’da kilit vuran görevliye, yıllar önce Balçova’ ve ‘Bornova’daki kafetarya yangınlarını söyledim.

‘Anımsattım’ diyeceğim ama bunu yöneticiler bile bilmez…

Çünkü gelirler giderler, maaşlarını alırlar, kararlara imza atarlar…

Ya da böyle kararlar alırlar?

‘Ya yangın çıkarsa, ya da biri hastalanırsa ne olacak?’ diye soruyorum…

Aslında muhatap o değil…

Belki de ‘İşi var’ diye seviniyor…

Ben Urla Kaymakamı başta olmak üzere yol kapatan kaymakam ya da belediye başkanlarına şöyle diyorum;

‘İtfaiye teşkilatları bilir.. Kısa sürede alevler işyerini sarar ve işletmede bulunanların çoğu kurtarılamaz…’

Saatler değil saniyeler önemli…

Urla’da kum denizi denilen yerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı önemli bir plaj var…

Binlerce insan yararlanıyor…

Tabii ki yüzlerce araç geliyor…

Çok şükür bugüne kadar sadece sayısız hasarlı kazalar meydana geldi.

Ya can kaybımız olursa?

Bunu önlemek de yetkililerin işi…

Örneğin trafik polisleri ‘Nokta’ görevlisi olarak köşe başlarına, kavşaklarda görevlendirilirlerse (örneğin ctesi ve Pazar günleri) sorun bir noktada çözülür..

Ama adım gibi biliyorum, şimdi bu yazıyı bir şekilde okuyan ve duyan yöneticinin söylediği ya da aklından geçirdiği cümle şöyle:

‘Benden daha iyi mi biliyorsun?’

Ya da;

‘İşimizi bize mi öğreteceksin?’

*- GİZLİ BİR AŞK HİKAYESİ

Pazar hikâyesi bu kez Ecz. Naci Konyar’dan…

Tüm şarkıların bir hikâyesi vardır.

Şarkılar, kendisini severek dinleyen her gönülde gizli kalmış bir aşk hikâyesini çağrıştırır.

‘Gamzedeyim Deva Bulmam’ şarkısı da bu tür şarkılardan biridir.

Hikâyenin kahramanı Kemani Tatyos Efendidir.

1858 yılında İstanbul’da doğmuş Türk musikisine bestekâr, güftekar olarak 50 ye yakın eser bırakmış, ömrü yokluk içinde geçen öldüğünde kilise defterine ‘Tatyos, 1913 Çalgıcı’ olarak kaydı yapılan bir keman virtiözü…

*- SADECE BİRKAÇ DOST

Tatyos pek konuşkan biri değilmiş.

Onun ne düşündüğünü neler hissettiğini okuyabilen anlayabilen birkaç arkadaşı, dostu varmış.

Koltuğunun altında kemanı, tütünden sararmış bıyıkları, çökmüş avurtları, uykusuzluk ve aşırı içkiden kan çanağına dönmüş göz çukurları ile hayatın yükünü omuzlarında taşıyan, çocukluğundan beri dilini gönlüne hapseden ruhuyla ancak kemanıyla anlatacaklarını anlatan biri…

Önceleri düğünlerden kıt kanaat geçimini temin eden daha sonra Galata’daki Pirinççi gazinosundaki hayatı ve yaptığı besteler, semailer, peşrevlerle tanınmış ve İstanbul’un dört bir yanında düzenlenen fasıl heyetlerinde Tatyos Efendinin eserleri çalınır olmuş.

Tatyos Efendinin en yakın iki dostu yazar, gazeteci, besteci Ahmet Rasim Bey ve gazinodan arkadaşı kemençeci Vasili’dir.

Bu arada ben de belirteyim:

Çok yıllar önce yaşamasına rağmen ben de Gazeteci Ahmet Rasim’in hayranlarından biriyim.

Hatta davalarımdan birinde, bir şikâyetçi bundan söz etmişti.

Buna ben de tanıklarım da şaşırmışlardı.

‘Ne demek istiyor?’ diye aramızda konuşmuştuk…

Hatta Polis Muhabiri Serdar Çınar, ‘Kim bu gazeteci Ahmet Resim?’ diye sormuştu…

Güler misin, ağlar mısın?

Neyse devam edeyim:

*- BİR AKŞAM

Bir akşam Beyoğlu’ında Ahmet Rasim, Vasili ve Tatyos Efendi ‘Ehl-i aşkın neşvegah-ı kuşe-i meyhanedir. İle başlattıkları musiki meşki ‘Bilsen ne bela geçti şu biçare serimden’ semaisiyle devam etmiş

Tatyos Efendi gece boyunca kemanı elinden hiç bırakmamış.

‘Mani oluyor halimi takrire hicabım’ gibi içli şarkıları peşpeşe döktürmüş.

Gece nihayete ererken meyhanede birkaç müşteri ve sandalyeleri toplayıp yerleri süpüren birkaç çocuktan başka kimse kalmamışken Vasili ve Ahmet Rasim Bey’de tam gitmeye hazırlanırken Tatyos Efendi kemana uzanmış sanki saatlerdir içen ve çalan o değilmiş gibi kemanı omuzuna yerleştirip, hafifçe başını kemana eğerek, dudaklarında acı bir tebessümle o ana kadar duyulmamış o uşşak şarkıya giriş yapıyor;

Gam-zedeyim deva bulmam/Garibim bir yuva kurmam/Kaderimdir hep çektiren/İnlerim hiç reha bulmam.

Elem beni terketmiyor/Hiç de fasıla vermiyor/Nihayetsiz bu takibe/Doğrusu takat yetmiyor.

Ehl-i dilin yoktur kadri/Uğraşma gel Tatyos gayri/Eserin çok kıymetin yok/Git talihine küs bari.

*- GÖZYAŞLARI

Tatyos kemanı omuzundan indirdiğinde hiç kimsenin tek bir kelime edecek hali yoktur.

Vasili hıçkıra hıçkıra ağlıyor meyhane de kalanlar da gözyaşlarını birbirlerine sezdirmeden silmeye çalışıyorlar.

Birkaç hafta içinde İstanbul’da bu şarkıyı ezberlemeyen ne hanende ne sazende kalıyor.

*- SANATÇININ ÖLÜMÜ

Tatyos’un naaşı Kadıköy’de bir kilisenin ayin salonuna getirildiğinde, iki elin parmaklarını geçmeyen kalabalığa ibretle bakan Ahmet Rasim, daha dün Galata’da Beyoğlu’nda onu dinlemek için yüzlerce kişinin akın ettiği salonları düşününce, insanların vefasızlığına hayıflanıyor.

Cenazesinde üç bacısı, dul eşi, Ahmet Rasim, kendisiyle yıllardır çalıştığı iki sazende ve kilisenin uzak köşesinde ağlayan bir kadından ibaret küçük bir topluluk uğurluyor son yolculuğuna Tatyos’u…

Bu şarkının hikayesini Ahmet Rasim’e vefatından hemen önce Vasili hasta halinde anlatıyor:

*- ÇOCUKLUK AŞKI

Tatyos’un Ortaköy’de bir çocukluk aşkı varmış.

Kendi cemaatinden olan kızın ailesi aniden Erivan’a göçünce kavuşamamışlar.

Tatyos’da sonradan şimdiki eşiyle evlendirilmiş.

Beraber içtikleri o gece kızın İstanbul’a döndüğünü ve otuz yıldır evlenmeyip kendisini beklediğini öğrenmiş Tatyos.

Ahmet Rasim Bey Tatyos’un kilisede yapılan cenaze töreninin sonunda oturduğu yerden kalkarken kilise sırasına bırakılmış bir zarfı farkediyor. Zarfın üzerinde ‘Tatyos ile birlikte defnedilecektir’ yazmaktadır.

Zarfı otuz yıl önceki çocukluk aşkı olan kadın Ahmet Rasim Bey’e fark ettirmeden onun yanındaki sıraya koymuştur.

Ahmet Rasim zarfı alıp usulca ceketinin cebine koyar.

Zarfın kendi yanına konulmasının bir tesadüf olamayacağını düşünüp ve zarfın içindekileri okumanın belki de Tatyos’a karşı ifa edilecek son görev olacağına kanaat getirerek yalnız Ahmet Rasim Bey tarafından görülen ve yarım saat sonra Tatyos’un naaşı ile birlikte toprağa verilen zarfın içinde ki kağıt da şu dizeler yazılıdır:

*- TARİHE KARIŞTI

Gam-zedesin devan benim/Garip kuşsun yuvan benim/Çektiğimiz yeter gayri/Kaderimsin inan benim

Takat yetişmez eleme/Bülbül imrenir çileme/Bizim şu kara sevdamız/Kalsın öteki aleme/

Elbet kadrini bilirim/İste canımı veririm/Küsme talihine Tatyos/Çok durmam ben de gelirim.

Ah bu şarkılar aşk ta sevgide umutta acılarımızı paylaşmada binlerce yıllık kılavuzumuz olan, yürek yangınına eş, gönül yaramıza kardeş olan şarkılar.

Her şeyin kolayca elde edilip kolayca tüketildiği, herkesin birbirine ‘Aşkım’ diye hitap ettiği şu modern çağda televizyonlarda pırlanta reklamlarıyla yaklaştığı belirtilen Tatyos’un aşkını sizlerle paylaştık.

En popüler mağazalarının, çiçek sepetlerinin en şık mücevherlerin barkodlarından okutulacak bir şey değildir sevgi ve aşk.

Aşk tüketilenle değil üretilenle ilgilidir.

Aşk şiir üretir, hayal üretir ve aşk Tatyos efendinin aşkı gibi ‘Gam-zedeyim deva bulmam’ diye bir şarkı üretir.

Aşk bir çocukluk sevincidir içimizde ve o eski aşklar kalmayınca Faruk Nafız Çamlıbel’e ait satırları düşündürür bizlere;

‘Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar

Tarihe karıştı eski sevdalar…’

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş

E-Bültenimize abone olmak için email adresinizi kaydedebilirsiniz.