Demokrat Gündem
Demokrat Gündem
İzmir booked.net
+15°C
  • Demokrat Gündem EURO : 20.3824
  • Demokrat Gündem DOLAR : 18.8216
  • Demokrat Gündem STERLİN : 23.2444

KÖSTEM ZEYTİNYAĞI MÜZESİ’NDE BİR SERGİ

16.08.2022 12:29

Şehirler de insanlar gibi travmalarla yaşamayı öğreniyor.

Ağacın kurdu gibi, dışardan bakan görmüyor ama içten yanan bir yangın harlanıp duruyor.

Özellikle modern zaman şehirlerinde bu olgu alabildiğine yaygın…

Bakın semtlere, mahallelere, çarşılara… izlerini görebilirsiniz.

Mesela Kemeraltı semtinde Havra’ ya yakın sokaklarda dolaşın, şimdi cemaatsiz ve nerdeyse harabe halindeki Sinagog’ lar, Kuyumcular Çarşısı’ nda artık yerinde yeller esen Artin Ustaların, ya da Kevork Dayılar’ ın vakti zamanındaki görkemli dükkanları.. artık yok, yerlerinde yeller esiyor, boynu bükük, sahipsiz viraneler gibi buralar…

Daha doğrusu ibadethane olanlar, yıkık dökük; dükkanlar ise çoktan sahiplenilmiş, mülkiyet sevicileri çoktan onları kendi malı yapmış bile.

Ya sokakta sübye satan satıcılar, boyoz üretimi yapan fırınlar…

Binaları süsleyen taş ustaları, köylük yerlerde değirmenleri çalıştıran ustalar, atları nallayan Hasan Özkılıç’ ın öykülerinde anlattığı ‘nalbantlar’…

Büyük yazar Tarık Dursun’ nun arkadaşları ile uğradığı Havra Sokağı’ ndaki Yasef’ in Meyhanesi, oradaki Yasef Usta...

Ve yoksul Musevileri doyuran ucuz yemek mucidi aşçılar…

Bir de Rıza Bey Aile Evi’ ni romanına konu eden Tarık Dursun’ nun ve Musevi kökenli Karataşlı  Coya’ sı….

Coya onun sevgilisidir.

1950’lerde İsrail’ e gider…

Bir sevgiyi, aşkı geride koyar…

Toplayın bunların koyun üst üste…

Hayatımızdan usul usul çıkan ve gittiklerinde yoksunluklarımızın arttığı insanlar…. 

Sadece Basmane için bile çıkacak yükü varın hesap edin!

Elbette tarih çok şey gördü: Ülkemiz hep göç alan bir ülke oldu; Musevilerin göçü de bu hesapta bayağı bir yekün tutar:

İlk gelmeleri 1472’ de İspanya’dan.

Birlikte yaşam sürerken ülkelerin siyasi rüzgarları gelenleri rahat bırakmadı; her kırılma anı onları incitti, mesela 1942 Varlık Vergisi, 1948’ de İsrail devletinin kurulması, sonra 1955’ de İstanbul’ da olanlar…

Bu halk bütün bu tarihsel dönemeçlerde hep eksildi, malını mülkünü her seferinde kaybetme noktasına geldi. Ve bu nedenle İsrail’ e göç etmek zorunda kaldılar.

Daha önce bizle yaşayanlar da doğrusu yağ bal içinde yaşamamıştı zaten.

Çoğu yoksul bir hayatı yaşadı, ‘aile evleri’ nde kaldı, orada hayatlarını idame ettirdi.

Karataş ve Basmane semtleri bu konuda başı çeken yerlerdi.

Niye anlattık bunları çünkü anlatacağımız serginin öznesi burası olduğu için.

***

Fotoğrafın bir nevi kayıt altına alma ve hatırlama işlevini gördüğü söylenir.

Olanları hatırlatıyor, toplumsal hafızamıza yeniden hayatiyet veriyor.

Böylece hatırlamakla travmaları onarmak, yüzleşmek ve buradan yol haritası çizmek mümkün mü?

Şimdilik bilemiyoruz ama en azından olanları hatırlatma bakımından yararlı bir iş olduğu muhakkak.

Lütfü Dağtaş’ ın sergisi de bu açıdan önemli…

Lütfü Dağtaş bana fotoğraf konusunda yol yordam gösteren hocamdır.

Elbette çalıştığımız dönemlerde fotoğrafın teknik yanı kadar toplumsal konulardaki sosyolojiden de söz etmiş olmalı.

Zaten Dağtaş Fotoğrafları incelendiğinde “meselesi olan “ bir anlayışı imlediği görülüyor. Mesela sergileri arasında dericilerin sorunları gibi toplumsal konular önemli yer alır.

Hoca’ nın sırf plastik bir tad için fotoğraf çekeceğini sanmıyorum.

Tıpkı şimdiki sergisinde olduğu gibi…

 

DAHA ÖNCE AÇTIĞIMIZ SERGİ…

Anımsamıyorum ama yaklaşık dört yıl önce benim Konak Belediyesi’ nde olduğum tarihlerde bu çalışmadan söz ettiğinde olabileceğine çok da ihtimal vermemiştim.

Sanat insanları o metruk mekâna gidecek ve orada fotoğrafları çekilecek…

Genco Erkal’ ın Ataol Behram’ ın orada ne işi var, demiştim.

Sonra çalışma ilerledikçe Dağtaş’ ın sabrı ve inadı ortaya çıktı, sayı giderek çoğaldı, duyarlı aydın, sanatçı, yazar, müzisyen, akademisyenlerden oluşan sayı yetmiş beşi buldu.

Mesela soprano Birgül Su Ariç araya söylerken fotoğrafı çekilmişti.

Erden Kıral, mekanı gördükten sonra orada bir film çekme olasılığından söz etmişti.

Ne güzel bir şans ki işin bir bölümüne tanık olanlardan biri olmuştum böylece.

Baştaki tereddütüm de böylece sonlanmıştı.

Sonra iş bitimi o mekânda bir de sergi açılmıştı, belediyenin de katkıları ile.

Oranın müdavimlerinin ürkek, uzak bakışları arasında…

Peki, fotoğrafların çekildiği mekân?

Çankaya Katlı Otoparkı’ nı yüz metre Basmane’ ye doğru yürüyün Manisa Akhisar Oteli olarak kullanılan, geçmişi yoksul Yahudi bireylerin kaldığı “Aile evi” di burası. Bizimkilerin deyimiyle Yahudhane…

Tabii 1950’ den sonra Yahudi göçü buranın aile evi niteliğini değiştirmiş, onlar gidince bu kez yoksul Türkler, Kürtler buranın müdavimi oluvermiş.

Ama gene aile evi fiziki niteliği korunmuş; bir koridor, iki yanında tek göz odalar ve koridorun sonunda ortak tuvalet…

 

İŞTE O SERGİ ŞİMDİ KÖSTEM ZEYTİYAĞI MÜZESİ’NDE…

Baştan müzeyi kuran Levent Köstem’ i kutlamak gerek. Kurumların yapamadığını tek başına yapmış.

Zeytin’ nin tarihsel yolculuğunu Müze’ de görebiliyorsunuz. Hem dijital ortamda, hem de fiziki nesneler yardımıyla. Müze zeytinle ilgili objeler, alet, edavat…Zeytin yağının nasıl çıkarıldığının öyküsü…

Başka bir bölümde restoran, kafe, başka bir bölüm zeytinle ilgili kitaplar, sabunlar vs…

En önemlisi de Müze’ nin bitişiğinde harika bir sergi salonuna yer verilmiş.

İşte sergi bu mekânda açıldı.

Sergiyle beraber, Yahudi Müziği’ nden örnekler sunuldu, Sara Pardo ise İzmir’ deki Yahudi’ lerin yaşamlarından, Sefarad kültüründen söz etti. 

Sergi kent belleğine önemli katkılar sundu, sorunları en azından konuşturdu…

Teşekkürler Dağtaş…

Yeni sergileri ve yeni çalışmaları bekliyoruz!

Sevgili Öğretmenim...

    

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş