Bir toplumun geleceği, okul sıralarında şekillenir.
Bu nedenle eğitim yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda kamusal bir sorumluluk ve toplumsal bir güvenlik meselesidir.
Uzun yıllardır sahadayız.
Mahalleleri dinledik.
Aileleri dinledik.
Çocukları dinledik.
Okulları dinledik.
Kurumlarımızı gözlemledik.
Eğitim konusunda yalnızca çocukları değil, sistemi de sorgulamamız gerekiyor.
Dezavantajlı mahallelerde yaşayan birçok aile, eğitimin hayatı dönüştüren en güçlü araç olduğunun farkında değil.
Bunun nedeni sadece bilgi eksikliği değildir;
Yılların yoksulluğu, dışlanmışlığı ve umutsuzluğu, birçok ailede “öğrenilmiş çaresizlik” duygusunu beslemiştir.
Bugün bazı anne ve babalar çocuklarının okula gitmesini elbette ister. Ancak okulun, çocuklarının geleceğini nasıl değiştireceğine dair güçlü bir inanç geliştirememiştir.
İşte tam da bu noktada sosyal devlet devreye girmelidir.
Sorulması gereken soru şudur:
Çocuğun okula devam etmediği ilk gün hangi kurum harekete geçiyor?
Kim aileyi ziyaret ediyor?
Kim çocuğun neden okuldan uzaklaştığını araştırıyor?
Kim çözüm üretiyor?
Bugün birçok okul müdürü ve öğretmen büyük bir özveriyle mücadele ediyor. Ancak eğitim meselesi yalnızca Milli Eğitim Bakanlığının omuzlarına bırakılabilecek kadar dar bir konu değildir.
Bu mesele, devletin bütün kurumlarının ortak sorumluluğudur.
Valilikler
Kaymakamlıklar
Belediyeler
Aile ve Sosyal Hizmetler birimleri
Sağlık kuruluşları
Gençlik ve Spor teşkilatları
Kolluk kuvvetleri
Sivil toplum kuruluşları
Hepsi aynı hedef doğrultusunda hareket etmek zorundadır.
Çünkü okuldan kopan bir çocuk, yalnızca eğitim sisteminden değil; çoğu zaman hayata dair umutlarından da kopmaktadır.
Bazı okullarımızda sınıfta olması gereken öğrenci sayısıyla okulda bulunan öğrenci sayısı arasında ciddi farklar oluşmaktadır.
Bu tabloyu sıradanlaştırmamalıyız.
Devamsızlık, geleceğe verilen sessiz bir alarmdır.
Bu nedenle eğitim politikalarında teşvik ve tedbir birlikte uygulanmalıdır.
Eğer bir ailenin çocuğunu okula göndermemesinin nedeni ekonomik yetersizlikse, sosyal devlet cezalandırmayı değil, önce desteklemeyi tercih etmelidir.
Kaymakamlıklar sosyal yardımları artırabilir.
Kırtasiye, ulaşım, beslenme ve giyim destekleri güçlendirilebilir.
Ancak bu destekler, çocuğun düzenli okul devamı ve ailenin eğitim sürecine aktif katılımıyla birlikte planlanmalıdır.
Bu yaklaşım bir ceza değil; çocuğun eğitim hakkını güvence altına alan bir sosyal sorumluluk modelidir.
Öte yandan, tüm uyarılara ve desteklere rağmen çocuğun eğitim hakkı ihmal ediliyorsa, ilgili kurumlar koordinasyon içinde hareket ederek gerekli idari ve hukuki süreçleri işletmelidir.
Çünkü eğitim hakkı, ihmal edilebilecek bir tercih değil; korunması gereken temel bir haktır.
Fakat çocukları okulda tutmanın yolu sadece zorunluluk değildir.
Okulu çocuklar için cazip hâle de getirmeliyiz.
Spor faaliyetleri
Sanat ve kültür etkinlikleri
Müzik ve tiyatro çalışmaları
Bilim atölyeleri
Gezi programları
Kulüp faaliyetleri
Mentorluk programları
Çocuğun okulla bağını güçlendiren her çalışma, aslında geleceğe yapılan en büyük yatırımdır.
Çocuk okuldan uzaklaştığında yalnızca derslerinden geri kalmaz.
Mahallenin uğultusu, sokağın baskısı ve umutsuzluğun çekim alanı giderek büyür.
Erken yaşta çalışma
Erken yaşta evlilik
Madde bağımlılığı riski
Suça sürüklenme
Kayıt dışı yaşam
Bütün bunlar okuldan kopuşun ardından daha görünür hâle gelebilir.
Bu nedenle eğitim politikalarını yalnızca sınıfın kapısından başlayıp okulun bahçesinde biten bir süreç olarak göremeyiz.
Eğitim, mahallenin tamamını kapsayan bir toplumsal seferberliktir.
Biz artık “Çocuk neden okula gelmedi?” sorusundan çok
“Biz çocuğun okulda kalması için ne yaptık?” sorusunu sormalıyız.
Çünkü hiçbir çocuk başarısız doğmaz.
Hiçbir çocuk umutsuz doğmaz.
Çocukların kaderini belirleyen şey, çoğu zaman karşılaştıkları fırsatlar ve onları destekleyen sistemlerdir.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, özellikle dezavantajlı mahallelerde eğitim politikalarını yeniden düşünmek zorundayız.
Tedbir olmadan teşvik eksik kalır.
Teşvik olmadan tedbir sonuç vermez.
İkisini birlikte hayata geçirebildiğimiz gün, sadece okullaşma oranlarını değil; yoksulluğu, eşitsizliği ve umutsuzluğu da azaltmaya başlayacağız.
Çünkü bir çocuğu okulda tutmak, sadece bir öğrenciyi kazanmak değildir.
BİREYİ VE AİLEYİ GÜÇLENDİRMEKTİR
BİR MAHALLEYİ DÖNÜŞTÜRMEKTİR
BİR ÜLKENİN GELECEĞİNİ KORUMAKTIR