Bir mücadeleyi iki ayak üzerinde yürütüyoruz:
Farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz.
Bir yandan da farkına varmaya çalışıyoruz.
İlk bakışta aynı şey gibi görünse de aslında aralarında önemli bir fark var.
Farkındalık oluşturmak, topluma ve kurumlara Romanların yaşadığı sorunları anlatmaktır. Görünmeyeni görünür kılmak, duyulmayanı duyulur hale getirmek, önyargıları sorgulatmak ve kamuoyunun dikkatini yapısal sorunlara çekmektir.
Ama bizim daha fazla önem vermemiz gereken mesele Romanların kendi durumunun farkına varmasıdır.
Çünkü gerçek dönüşüm, yalnızca başkalarının bizi anlamasıyla gerçekleşmez.
Bizim kendimizi, gücümüzü, haklarımızı, sorumluluklarımızı ve içinde bulunduğumuz düzeni anlamamızla başlar.
Romanlar yaşadıkları sorunların yalnızca kişisel kader olmadığını; eğitimden istihdama, barınmadan kent hakkına, siyasetten kamu hizmetlerine kadar uzanan yapısal meselelerle ilişkili olduğunu fark ettiğinde, talepler de değişecektir.
Bugün “bize yardım edin” diye ifade edilen bazı ihtiyaçlar, yarın “bu bizim hakkımızdır” biçiminde ifade edilmeye başlayacaktır.
İşte bu değişim çok önemlidir.
Çünkü yardım talebi ile hak talebi aynı şey değildir.
Yardım bekleyen yurttaş ile hakkını bilen yurttaşın siyasetle kurduğu ilişki de aynı değildir.
Farkına varmak; yalnızca haklarımızı bilmek değildir.
Haklarımızı talep etme cesaretine, sorumluluğumuzu üstlenme iradesine ve birlikte hareket etme kapasitesine sahip olmaktır.
Bu nedenle Roman mücadelesinin geleceği sadece dışarıdaki farkındalığa bağlı değildir.
Asıl mesele, Roman toplumunun kendi içinde nasıl bir bilinç ve toplumsal kapasite oluşturacağıdır.
Çünkü farkına varan toplum, yalnızca şikâyet etmez.
Sorar.
Sorgular.
Talep eder.
Takip eder.
Hesap sorar.
Çözümün parçası olur.
İşte burada sivil siyasetin gücü ortaya çıkar.
Sistemi yönetenlerden beklentimizi yalnızca onların iyi niyetine bırakamayız. Demokratik toplumlarda değişimin önemli araçlarından biri, örgütlü ve bilinçli yurttaşın oluşturduğu sivil baskıdır.
Ne kadar çok Roman hakkını bilirse,
Ne kadar çok Roman talebini somutlaştırırsa,
Ne kadar çok Roman karar alma süreçlerine katılırsa,
Ne kadar çok Roman verilen sözlerin takipçisi olursa;
Sistemin kendisini yenileme zorunluluğu da o kadar artacaktır.
Bu nedenle bizim mücadelemiz yalnızca “Romanlar hakkında farkındalık yaratmak” değildir.
Daha derin bir hedefimiz vardır:
Romanların kendi gerçekliğinin farkına varmasını sağlamak.
Çünkü farkına varan insan değişir.
Farkına varan toplum örgütlenir.
Örgütlenen toplum taleplerini olgunlaştırır.
Olgunlaşan talepler hak temelli bir mücadeleye dönüşür.
Hak temelli mücadele ise siyaseti, kamu yönetimini ve karar vericileri daha fazla sorumluluk almaya zorlar.
Dolayısıyla bugün attığımız her adımın nihai amacı yalnızca bir sorunu anlatmak olmamalıdır.
Bir bilinç inşa etmek olmalıdır.
Roman toplumunun kendisini yalnızca mağduriyetler üzerinden değil; hakları, yetenekleri, emeği, bilgisi, kültürü, gençleri, kadınları, eğitimli insanları ve siyasal kapasitesi üzerinden görmesini sağlamak zorundayız.
Çünkü insanın kendisini nasıl gördüğü, neyi talep edebileceğini de belirler.
Kendini yalnızca yardıma muhtaç gören bir toplum ile kendisini hak sahibi ve özne olarak gören bir toplumun geleceği aynı değildir.
Bu yüzden diyoruz ki:
Farkındalık oluşturalım.
Ama önce farkına varalım.
Kendi gücümüzün farkına varalım.
Kendi haklarımızın farkına varalım.
Kendi sorumluluğumuzun farkına varalım.
Kendi içimizdeki ayrışmaların bizi nasıl zayıflattığının farkına varalım.
Birlikte hareket ettiğimizde oluşturabileceğimiz toplumsal gücün farkına varalım.
Ve en önemlisi, değişimin yalnızca başkalarından beklenemeyeceğinin farkına varalım.
Çünkü farkındalık başkalarının bizi görmesini sağlar; farkına varmak ise bizim kendimizi özne olarak görmemizi sağlar.
Roman mücadelesinin gerçek eşiği de tam buradadır.
FARKINA VARALIM
Çünkü farkına varan bir toplum artık yalnızca talep eden değil, talebinin takipçisi olan bir toplumdur.
TAKİP EDİLEN HAK
SİYASETİN VE TÜM OTORİTENİN
KOLAY KOLAY GÜNDEMİNDEN DÜŞMEZ