Türkiye’nin 1963 yılında Ankara Anlaşması (AET) ile başlattığı, 1996’da Gümrük Birliği ve 2005 yılında tam üyelik müzakereleriyle sürdürdüğü yarım asırlık Avrupa Birliği (AB) süreci, Avrupa Parlamentosunun (AP) yayımladığı son raporla birlikte siyasetin ana gündem maddesi haline geldi. AP’nin 2025 yılı raporunda yer alan tespit ve eleştiriler, Ankara kulislerinde sürecin geleceğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Sözcü gazetesinden Emin Özgönül’ün haberine göre raporda; Avrupa değerleri, basın ve ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı ilkesi ile şeffaflık başlıklarında Türkiye’ye yönelik sert eleştiriler yer aldı. Raporun yayımlanmasının ardından iktidar ve muhalefet kanadından peş peşe açıklamalar geldi.
AK PARTİ’DEN TEPKİ: “AVRUPA PARLAMENTOSU KENDİ KÖRLÜĞÜYLE YÜZLEŞSİN”
İktidar cephesi, raporda yer alan değerlendirmelerin nesnel bir temele dayanmadığını belirtti. Raporu sert bir dille eleştiren AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, AB kurumlarının Türkiye’ye karşı taraflı ve ön yargılı bir tutum içinde olduğunu ifade ederek, “Avrupa Parlamentosu kendi körlüğüyle yüzleşsin” değerlendirmesinde bulundu.
MUHALEFETTEN “STANDART” VE “MÜZAKERE” ELEŞTİRİSİ
Ankara kulislerinde AB ile ilişkilerin geleceği masaya yatırılırken, muhalefet temsilcileri ise sürecin bugüne kadar olan yönetim biçimini ve gelinen son noktayı hükümet politikaları üzerinden eleştirdi.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, yıllardır sürdürülen müzakerelerin aslında yapısal bir kazanım getirmediğini savunarak, “Süreç Pirus zaferiydi, rapor da sürecin bittiğinin ilanıdır” ifadeleriyle durumun vehametine dikkat çekti.
YENİYOL Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ ise Türkiye’nin dış dünyaya bakmaksızın kendi iç dinamiklerinde demokratik standartları acilen yükseltmesi gerektiğinin altını çizdi.
Evrensel kriterlerin uygulanması gerektiğine vurgu yapan Özdağ, hükümetin dış politika ve demokrasi hamlelerini hedef alarak, “Avrupa’dan bile daha demokrat olun, yoksa gelin benim külahıma anlatın” sözleriyle tepkisini dile getirdi. Raporun ardından iki taraf arasındaki üyelik müzakerelerinin fiilen askıda kalma sürecinin nasıl bir diplomatik boyuta evrileceği ise merak konusu.
İlginizi çekebilir: CHP’li bazı Belediye Başkanları yarın AK Parti’ye mi geçiyor?