İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer katıldığı bir televizyon programında İzmir Enternasyonal Fuarı, Terra Madre, Buca Metrosu, koku sorunu, kentsel dönüşüm başlıklarında açıklamalar yaptı.
DEMOKRAT GÜNDEM- Ülke gündemine dair yöneltilen soruları da yanıtlayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, umut ve cesaret çağrısında bulundu. Başkan Soyer, “Cesaret ve umut olması lazım. Otoriter ve popülist toplumlarda korku iki yanlı büyür. Bir, iktidarını kaybetmekten korkanların korkusu. Bir de iktidarın gazabına uğramaktan korkanların korkusu. Otoriter toplumlarda bu sözler doğrulanıyor. Korku iklimi; değerleri, erdemleri çürütüyor. İki tane panzehiri var bu çürümenin; cesaret ve umut. Korkmamak lazım. Çünkü korktuğunuz zaman çürümeye başlıyorsunuz. Çünkü bu kadim kültür çok daha ağır vartaları atlatmış. Bunu da, bunları da atlatacağız” dedi.

SİYASAL İKLİM HER SÖZCÜKTEN AYRIŞTIRMA, ÖTEKİLEŞTİRME, KUTUPLAŞTIRMA BULUYOR
“Biz bizi birbirimizle buluşturan sebeplerden yola çıkmalıyız. Yani barış sözcüğü üzerinde bile bir ayrıştırma yaratmaya çalışan bir iklimde yaşıyoruz. Çok zor işimiz. Barışın nesine sahip çıkmayacaksınız, nasıl sahip çıkmayacaksınız. Siyasal iklim öyle ki, her sözcükten bir ayrıştırma, kutuplaştırma, ötekileştirme bulmaya çalışıyor. Çünkü böyle yönetmek kolay” diyen İBB Başkanı Tunç Soyer, dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulundu.
BİZ AYRIŞTIKÇA GÜCÜMÜZ EKSİLİYOR; OMUZ OMUZA OLURSAK DAHA AZ DAYAK YİYECEĞİZ
Büyükşehir Belediye Başkanı Soyer, çağrısını, “Bugünkü sığ siyasi iklimde bu tuzaklara düşmediğimiz takdirde gücümüz büyüyecek. Çünkü biz ayrıştıkça gücümüz eksiliyor.biz eksildikçe sesimiz daha az çıkıyor. Ne zaman ki el ele vermeyi öğreneceğiz, omuz omuza dayanışma içinde olacağız o zaman daha az dayak yiyeceğiz. O zaman daha fazla gelecek bizim olacak” sözleriyle yaptı.
TESLİM OLMADIK, HELAL OLSUN İZMİRLİYE
Dayanışma içinde olarak İzmir’e gelecek olan asbestli geminin girişini engellediklerini örnekleyen Başkan Soyer, “Bu çok kıymetli. Bir kere geri gidecek Brezilya’ya. Bunun da takibini yapacağız. Bu yanlıştı, düzeltelim demediler. Baştan itibaren sahip çıktılar. 900 ton asbest dediğimizde 9 ton dediler. Dünyanın çeşitli kurumlarının görüşlerini aldık, diyoruz. Bununla ilgili basın açıklamaları yaptılar, net duruşları vardı. Kesk, DİSK, Tabipler Odası, Baro ve TMMOB. Bu beş kurum biraraya geldi. İBB olarak birlikte dava açtık. Aynı dava dilekçesiyle. Bu, tarihte ilk kez oluyor. Çok sayıda etkinlik, eylem yaptık. Net bir duruş ortaya koyduk. Burası çöplük değil. İzmir kimsenin çöplüğü değil dedik. Bu gemi bile değil, bir çöp kargosu. Üstelik zehirli atık taşıyan bir çöp kargosu. Buna nasıl tepki göstermeyiz? Gösterdik ve bitirdik. Bitti tabi. Eğer direnç gösterirseniz, korkmazsanız, dayanışma içinde olursanız işte o zaman geri adım attırırsınız. Demek ki İzmir’i korumak mümkün. Helal olsun İzmirliye. Teslim olmadık” ifadelerini kullandı.
TUNÇ SOYER’İN KONUŞMASININ SATIR BAŞLARI:
CESARET VE UMUT OLMASI LAZIM; BUNLARI DA ATLATACAĞIZ
Cesaret ve umut olması lazım. Otoriter ve popülist toplumlarda korku iki yanlı büyür. Bir, iktidarını kaybetmekten korkanların korkusu. Bir de iktidarın gazabına uğramaktan korkanların korkusu. Otoriter toplumlarda bu sözler doğrulanıyor. Korku iklimi, değerleri erdemleri çürütüyor. İki tane panzehiri var bu çürümenin; cesaret ve mut. Korkmamak lazım. Çünkü korktuğunuz zaman çürümeye başlıyorsunuz. Çünkü bu kadim kültür çok daha ağır vartaları atlatmış. Bunu da, bunları da atlatacağız.
NE ZAMAN EL ELE VERMEYİ ÖĞRENECEĞİZ?
Büyütmenin yolu dayanışmadan geçiyor. El ele vermeden geçiyor. Biz bizi birbirimizle buluşturan sebeplerden yola çıkmalıyız. Yani barış sözcüğü üzerinde bile bir ayrıştırma yaratmaya çalışan bir iklimde yaşıyoruz. Çok zor işimiz. Barışın nesine sahip çıkmayacaksınız, nasıl sahip çıkmayacaksınız. Siyasal iklim öyle ki, her sözcükten bir ayrıştırma, kutuplaştırma, ötekileştirme bulmaya çalışıyor. Çünkü böyle yönetmek kolay. Böldüğünüz zaman destekçilerinizle iktidarınızı koruyabiliyorsunuz. Çok sesliliği yönetmek zor. Çünkü o zaman birilerine peşkeş çekemiyor birilerinin rantını büyütemiyorsunuz. Çok seslilik demokrasi demek. O nedenle her şekilde bizi bölmeye, ayrıştırmaya, kutuplaştırmaya çalışanlara teslim olmamak, o tuzaklara düşmemek lazım. Bugünkü sığ siyasi iklimde bu tuzaklara düşmediğimiz takdirde gücümüz büyüyecek. Çünkü biz ayrıştıkça gücümüz eksiliyor. Biz eksildikçe sesimiz daha az çıkıyor. Ne zaman ki el ele vermeyi öğreneceğiz, omuz omuza dayanışma içinde olacağız o zaman daha az dayak yiyeceğiz. O zaman daha fazla gelecek bizim olacak.(1).jpeg%22)
SAVCILARA AYNI ÇAĞRIYI YAPALIM; CESARETİNİZİ VE UMUDUNUZU KAYBETMEYİN
Savcılara da aynı çağrıyı yapalım. Cesaret ve umut. Cesaretinizi kaybetmeyin değerli savcılarımız. Umudunuzu kaybetmeyin. Bu memleket çok daha huzurlu, sağlıklı, güler yüzlü, el ele yaşanacak bir memleket. Bugünkü tuzaklara düşmeyiniz. Cesaret ve umudunuzdan vazgeçmeyiniz.
İZMİR’DE FUAR ZAMANI
91. kez kapılarını açan uluslararası bir fuar. Yani bu ülkeler, kentler, EXPO’YA ev sahipliği için İzmir de koştu. 91 yıl önce İktisat Kongresi’nden sonra Milli Numune Sergisi olarak başlıyor, sonra da rahmetle Behçet Uz, efsane belediye başkanımız önce panayıra sonra fuara dönüştürüyor. Kapıları her daim açık kalıyor. Hiçbir koşulda kapılar kapanmıyor. Bu çok güzel bir gelenek. Bu aynı zamanda bir eğitim alanı. Fuar kültürlerin, kentlerin kendini gösterme imkanı bulduğu alandı. İnsanlığa ayna tutan bir buluşma zeminiydi, eğlenceydi, eğitimdi. Gazinolar vardı. Lezzet buluşmaları vesaire.
FUARI BU YIL 2 EYLÜL’DE AÇACAĞIZ
Bu yıl 2 Eylül’de açacağız. Bu sene temamız toprak ana. Toprak ana, Terra Madre de demek. Bu fuarın ilk kez Türkiye’de toplanmasına şahitlik edeceğiz. Terra Madre Uluslararası Fuarı ile bulaşacak bu sene fuar. Küresel iklim krizi, enerji, turizm, sağlıkla, kültürle de ilgili gastronomi. Gastronomi dediğimiz şey, disiplinlerin buluşma yeri haline geldi. Gastronomi artık sadece lezzetten ibaret değil. Bu fuara ev sahipliği yapıyor olmak bizi tüm bu konularda çalışmaya itti. Bizim uzun süredir dillendirdiğimiz Başka Bir Tarım Mümkün diyoruz. Kendi kendine yeten bir ekonomi. Atatürk aslında 100 yıl önce Misak-ı Milli ile yola çıkarken Misak-ı İktisadi’yi ortaya çıkarıyor. Yani tam bağımsızlık. Tam bağımsızlık, kendi kendine yeten ekonomi olmadan ne Cumhuriyeti, ne bağımsızlığımızı, ne özgürlüğümüzü korumamız mümkün değil. Atatürk’ün bu tam bağımsızlık hedefi iktisat kongresinde vücut buluyor.
Orda ortaya çıkan iktisat kongrelerinde devletin nerede nasıl müdahale edeceği de ortaya çıkıyor. Devlet modeli devreye giriyor. Bu modelle uzunca bir süre Türkiye dünyanın tahıl ambarı, kendi kendine yeten 7 ekonomisinden biri olarak tanımlanıyor. Rant ve kar hırsıyla bu bir kenara atılıyor. Büyük ölçekli tarım sahipleri, Venezuella ve Afrika’da toprak kiralıyor. Ne oldu? Köyler boşaldı, işsizlik büyüdü. Kırla kent arasındaki denge bozuldu ve biz dışa bağımlı bir ülke haline geldik. Bugün geldiğimiz nokta utanç verici ve iç açıcıdır.
AKŞAM YATAĞA AÇ GİREN BİR ÇOCUK VARSA BİZİM UYUMAMAMIZ LAZIM
Üretici tamamen sahipsiz, başıboş. Ne yazık ki devlet onun için bir planlama yapmıyor. Hangi ürünü yetiştirsin, hangi ürün deseni tercih edilmeli. Bunlar bilinmezlik içinde. Bir tarım politikasını köylüye sunmak lazım. Kuraklıkla ve onun yoksulluğu ile mücadele edecek. Doğduğu yerde doymalı. Ödemiş yerine Çin’den kestane ithal ederseniz haksız rekabet oluşturur, kendi üreticinizi mahvetmiş olursunuz. Yarından tezi yok derhal yeni bir tarım politikasını hayata geçirmek lazım. Küçük üreticiyi sahiplenen bilimle buluşturup katma değer içeren ürün üretmesini sağlamak lazım. Bizi seçen, bize oy veren vatandaşın ekmeğini, namusunu korumak bizim asli sorumluluğumuz. Akşam yatağa aç giren bir çocuk varsa bizim uyumamamız lazım.
BAYINDIR’DA SÜT İŞLEYEN FABRİKAYI EYLÜL’DE AÇIYORUZ
Bayındır’da günde 100 ton süt işleyen fabrikayı Eylül’de açıyoruz. Mera hayvancılığı yapan çobanların sütlerini almaya başladık. Bunlardan inanılmaz lezzetle süt ürünleri ortaya çıkarıyoruz. Terra Madre bu ürünlerin sergilendiği yer de olacak. Bizim başka bir tarım mümkün hedefimizin varış noktası küçük üreticiyi ihracatçı yapmaktır. Yani ihracatçı ile küçük üreticiyi buluşturup onu ihracatçı hale getirmek. Bunun ilk örneği Bademli. Hollanda’ya çiçek satışı yaptık. Bu mümkünmüş. Bizim üreticimiz ihracatçı haline gelebilir. Hollanda dünyanın en büyük kesme çiçek ihracatçısı. Bütün dünyadan toplayıp bütün dünyaya satıyor. Bunu yapan bir kooperatif. Kesme çiçek üreten tüm koopeatifler bir çatı altında buluşmuş, teknolojiyi kullanıp, bugün bütün dünyanın kesme çiçek ihracatını yapan bir ülke haline gelmişler.
KÖYLER BİZİM KÖKÜMÜZ, GELECEĞİMİZ DEMİŞTİK, BUGÜN GELDİKLERİ NOKTAYA ŞÜKÜR DİYORUZ
Biz imeceyi insanlığa hediye etmiş bir toplumuz. Bu, muazzam bir şey. Bu kooperatifçiliğin ruhunun temelidir. Köy Koop ve birçok kooperatif birliği bu nedenle doğmuştur. Çok istismar edildiği için insanlar uzak durmuş. Biz yanlış yaptık dedi köyleri kapatarak dedi geçenlerde bakan. Köyler bizim kökümüz, geleceğimizdir demiştik ama dinlememiştik. Bugün geldikleri noktaya şükür diyoruz.

TERRA MADRE İLE SÜTLERİ TOPLAYIP İZMİRLİ MARKASIYLA İHRACATINA BAŞLIYORUZ
Biz sütleri toplayıp İzmirli markasıyla Terra Madre’de onun ihracatını da başlıyoruz. Bizim çobanımız ihracatçı haline gelecek. Bu bir hayal değil. Biz aracı olacağız sadece. Terra Madre bu nedenle bizi çok heyecanlandırıyor. Her akşam Kültürpark’ın her yerinde tiyatrolar, eğlenceler, konserler olacak. Hayatın kasvetinden bunalmış herkesi o nedenle davet etmek istiyorum. Nefes alacaklar, istedikleri sanatçıyı dinleyecekler. Kısacası bir nefes alacaklar. 2-11 Eylül tarihleri arasında Kültürpark’a herkesi davet etmek istiyorum. Çok sayıda panel, konferans var, iklim krizi, tarım, gıda üzerine.
BİR MİLYON ZİYARETÇİ BEKLİYORUZ; İNSANLARA UMUT VERMEK İSTİYORUZ, NEFES ALDIRMAK İSTİYORUZ
Biz yaklaşık bir milyon ziyaretçi bekliyoruz. Ama umut vermeyi bekliyoruz. İnsanlara bu memleketin ve kentin geleceğiyle ilgili umut vermek istiyoruz, nefes aldırmak istiyoruz. Hakikaten çok sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Hayat pahalılığı, kriz… Bir nefes almaya ihtiyacı var insanların. İzmir’i dünyayla buluşturmak da istiyoruz. Kendi kabuğu içinde kalan bir kentin büyümesi mümkün değil.
İZMİR 40 VERİYOR BİR ALIYOR, BU YILLARDIR BÖYLE
İzmir 40 veriyor bir alıyor. Bu yıllardır böyle. İzmir devletin GSMH’sinin yaklaşık yüzde 10-11’ini İzmir veriyor, aldığı bunun 40’da biri. Yani 90 milyar veriyor, 2-2,5 milyar alıyor. Hesap bu. İzmir çok uzun zamandır kendi ayakları üzerinde duran bir belediye olmuş. Çünkü muhalif olduğu için çok hırpalanmış, hırpalanmak dirençlilik getirmiş. Titiz olmuşlar, hiç hata yapmak istiyorlar, çünkü en ufak hatada başlarına gelmeyen kalmıyor. İzmir’in lokomotif bir güç olduğunu biliyoruz tarih boyunca. Bu tarihsel misyonu üstlenmeye o nedenle hazırız.
Türkiye’nin gelecek umuduna toz kondurmamalıyız.
İKTİSAT KONGRESİ'NİN İLK BULUŞMALARINI GERÇEKLEŞTİRDİK
İkinci yüzyılın iktisat kongresinin ilk buluşmalarını gerçekleştirdik. Şimdi ikinci safhaya geçeceğiz. Ekim sonuna kadar birinci safhanın buluşmaları devam edecek. 17 Şubat 4 Mart arasında Büyük Kongre’yi düzenleyeceğiz. Yarın seçim olacakmış gibi ama hiç seçim olmayacakmış gibi çalışıyoruz. Gerçekten İzmir bu tarihsel sorumluluğu fuarla, iktisat kongresi, Terra Madre ile 10 Eylül kutlamaları ile gerçekleştirecek. Biz ülkede çok daha iyi şeylerin mümkün olduğunu göstermeliyiz. Türkiye’nin gelecek umuduna toz kondurmamalıyız İzmir olarak. Biz sadece İzmir olsaydı 100 yıl önce bugün ne yapardı, onun heyecanı içindeyiz. Çok daha fazla rol üstlenmek istiyoruz.
İZMİR ÇOK DİRENÇLİ BİR KENTTİR
İzmir çok dirençli bir kenttir. Depremde veya benzer birçok durumla öyle bir dayanışma kuruyor ki İzmirliler, Türkiye tarihinin en büyük dayanışmasını İzmirliler gösterdi. Depremden bir ay sonra bütün çadırları kaldırmıştık. Binlerce insana kışı geçirecekleri kira bedelini toplamak için kampanya başlattık. Her vatandaş için 10 bin lira demiştik, binlerce lira toplandı. İzmirliler nerede ne yapacaklarını çok iyi bilir.
DEPREMZDELERİN YANINDAN HİÇBİR ZAMAN AYRILMADIK
Biz, depremzedelerin sorunlarının çözümüyle ilgili ilk bir ay içinde yaptığımız çalışmanın sonrasında da hiçbir zaman yanlarından ayrılmadık. Hem emsal artışı, ağır hasarlı binalar için karar aldık. Hem dünya bankası ile uzun vadeli kredi görüşmesi başlatmıştık. Biz 344 milyon doları getirebilecek iken, aldılar başka bir formulasyonla, üzerinden 2 yıl geçti. Hala çözemediler. Bir Dilber Apartmanı ile başladık. Emsal artışı ile 8 daire kazandılar, şimdi 40 dairelik bir inşaat haline geldi. Biz yapıyoruz. Müteahhide dairesi için 900 bin lira ödemek zorunda kalan depremzede için 300-400 bin liraya daire sahibi olabilecekler. Kooperatifçiliği entegre ettik Türkiye Cumhuriyeti tarihinde. O da baskıdan, çaresizlikten, yalnızlıktan bulundu. Öyle sıkıntılı bir hal ki, deprem nedeniyle insanlar mağdur olmuş, biz kentsel dönüşüm yapacağız, belediye olarak ihaleye çıkıyorsunuz, ihaleye girmiyor. Müteahhit girmiyor bir kere daha ihale yapınca. Girsenize, bu millet vatan meselesi diye. Girmiyor. Belediyenin şirketini sokunca ihaleye girmek zorunda kaldılar. Hem fiyat aşağı düştü hem de çok daha hızlı bir şekilde çözüm almaya başladık.
GÜLE OYNAYA İHALE YAPIYORUZ
Birini belediye şirketi aldıysa birini müteahhit aldı. Sonra kooperatif modeli üzerinde çalışma kararı aldık. Diyelim ki bin konut yapılacak, yüzde 50 yüzde 50. 500 müteahhidin 500 vatandaşın. Bunun yerine 500 ortaklı kooperatif kurduk. 500 konut kooperatif ortağına bir tane vatandaşa. Bu iş öylesine büyümeye başladı ki biz güle güle oynaya ihale yaptık. Kooperatifleri kurarak, kurdurarak, destek verdik ve büyümelerini sağlıyoruz. Demokrasinin iki tane alt başlığı var, ekonomik demokrasi ve ekolojik demokrasi.
YOKSULLUK DERİNLEŞİYOR, ÇOK CAN YAKMAYA BAŞLADI
Yoksulluk derinleşiyor. Maalesef çok can yakmaya başladı. Hayatını sürdürmekte zorlanan insanlar var ve bunlar çoğunluk. Açlık sınırının altında gelirle hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Hele bir de işsizse ailede birey, o bir felaket, bir kabus. Yükümüzü de ağırlaştırıyor ama bunlar bir kader değil, değişmesi mümkün. Herkesi beslemeye, mutlu etmeye yeter. Yeter ki rant ekonomisinin tuzağına düşmeyin. Sadece beşli çetelerin ekmeğini büyütmeye çalışmayın. Bundan vazgeçerseniz bu iklim kuşağı, bu toprak, bu coğrafi konum, her şeyimiz olağanüstü.
GELDİĞİMİZ NOKTA BU, AKIL ALIR GİBİ DEĞİL
Yoksulluğun sebebi, çok açık, çok büyük afetler-felaketler olsa kader der teslim olursunuz, kaldı ki orada bile yapılacaklar vardır. Ama şimdi böyle bir şey yok. Bu, tamamen yanlış politikalarla sonucu geldiğimiz nokta. Bu toprağın bereketinde bir eksilme yok ki. Biz sadece yanlış tarım politikalarla, şeker-süt fabrikalarını sattık. Bunlar akıl alır gibi değil. Ve geldiğimiz nokta bu. Çözümü var. Önce vicdanla başlıyor iş. Ben çevremi mi bütün milleti mi doyuracağım tercihini yapmalı.
İKTİDARIN YOLU YERELDEN GEÇER
Kendimize böyle bir rol biçtik. En başarılı yerel yönetim uygulamalarını ortaya koymalıyız biz. İktidarın yolu yerelden geçer. Biz yerelde kentsel dönüşüm, ulaşım, altyapı, çöplerin bertarafında hepsinde en başarılı uygulama örnekleri neyse onu yaratmaya hayata geçirmeye çalışıyoruz. Görüyoruz ki insanlık yüzünü geleceğe, ışığa dönmüş. Öyle bir canlı türü. Çekiliversek bu kainattan doğa çiçek açacak. Ama arılar yok olsa doğa mahvolacak. Bilinç, vicdan, akıl var ve arkada tarihsel bir kültür var. Birbirimizle el ele vererek, dayanışma içinde bütün bu hikayeyi değiştirmek mümkün. Umudu kaybetmemek lazım. Ama cesareti kaybetmemek lazım.
NET BİR DURUŞ ORTAYA KOYDUK, TESLİM OLMADIK VE…
Bu çok kıymetli. Bir kere geri gidecek Brezilya’ya. Bunun da takibini yapacağız. Bu yanlıştı, düzeltelim demediler. Baştan itibaren sahip çıktılar. 900 ton asbest dediğimizde 9 ton dediler. Dünyanın çeşitli kurumlarının görüşlerini aldık, diyoruz. Bununla ilgili basın açıklamaları yaptılar, net duruşları vardı. Kesk, DİSK, Tabipler Odası, Baro ve TMMOB. Bu beş kurum biraraya geldi. İBB olarak birlikte dava açtık. Aynı dava dilekçesiyle… Bu, tarihte ilk kez oluyor. Çok sayıda etkinlik, eylem yaptık. Net bir duruş ortaya koyduk. Burası çöplük değil. İzmir kimsenin çöplüğü değil dedik. Artık emperyalizm postallarıyla değil tohumu, zehiri, atığıyla işgal ediyor. Bu gemi bile değil, bir çöp kargosu. Üstelik zehirli atık taşıyan bir çöp kargosu. Buna nasıl tepki göstermeyiz? Gösterdik ve bitirdik. Bitti tabi. Eğer direnç gösterirseniz, korkmazsanız, dayanışma içinde olursanız işte o zaman geri adım attırırsınız. Demek ki İzmir’i korumak mümkün. Helal olsun İzmirliye. Teslim olmadık.
BUCA METROSU İÇİN 21.5 MİLYON EURO GELDİ, O METRO BUCA’YA GELECEK
İlk ödemesi geldi. 21,5 milyon Euro. Geçen hafta geldi. Biz de bugün itibariyle tünelin kazımına başlıyoruz. Tüm hazırlıklarımız tamamdı zaten. Proje son derece rantabl bir proje zaten. Vatandaş rantı. Biz 490 milyon euroluk bir konsorsiyum oluşturduk. Bu 490 milyon euronun paydaşları aralarında ortak bir mutabakata vardılar, 12 yıl vadeli, 4 yıl ödemesiz, 3.2 faizli bir kredi. Bu şu anlama geliyor, inşaat süresi 4 yıl. İnşaat başladığı andan itibaren 4 yıl sonunda biz açacağız bu metroyu. 4 yıl ödemedik, inşaat bitti, tesisi açtık, başladı. Yıllık 45 milyon euroluk bir gelir. 13 senede kendisini geri ödemiş olacağız. Bu ne demek? Büyükşehir belediyesinin, vatandaşın, Türkiye’nin cebinden para çıkmıyor. Biz net bir tablo ortaya koyuyoruz; 4 yıl ödemesiz 12 vadeli bir kredi şu anlama geliyor; inşaat bittiğinde geri ödeme başlıyor. İzmir’in bütün bu dirençliliği, baskılara karşı kendi ayakları üzerinde durma gayreti dışarıda da okunuyor. O zaman da güven duyuluyor ve ödüllendiriliyor. Türkiye7nin kredi notunun düşürüldüğü hafta bize 21.5 milyon euroyu gönderdiler. Özetle Buca Metrosu gelecek. O metre Buca’ya gelecek. Biz bunu gerçekleştirmenin büyük mutluluğunu yaşayacağız. Önümüzde hiçbir engel yok.
İKİ YIL İÇİNDE KOKU SORUNUNU KÖKÜNDEN ÇÖZECEĞİZ
Koku meselesinde ciddi yol açtık. Körfez çok uzun yüzyıllarca bu şehrin fosseptiği olarak kullanılmış. 20 yıl önce Büyük Kanal ile radikal değişiklik oldu. Bu projeyle İzmir’in körfeze akan pis suyu, büyük kanalla arıtma tesislerine taşındı. Fakat 20 yıldır bu kanal ile birlikte, ne arıtma ne kanalla ilgili ciddi bir bakım ve onarım hiç yapılmamış maalesef. İkincisi, Çiğli’deki tesisin yeni fazlarının hayata geçirilmesi gerekiyor. Mevcut fazların da restorasyonu gerekiyor. Bunlar da yapılmamış. Yağmur suyu ve pis su kanallarının birlikte olması da kokunun önemli kaynağı olmuş. Biz 196 km yağmur suyu kanalizasyon suyu ayrıştırmasını yaptık. 200 km daha yapacağız. Bu bir. İkincisi; Çiğli Arıtma Tesis’nde bir rehabilitasyon başlattık. Nisan ve Mayıs aylarında ciddi yükselen koku şikayeti, yaz aylarında giderek aşağıya indi. Bir kriz masası kurduk. Bir Koku Master Planı üzerinde çalışıyoruz. 2 yıl içinde koku sorununu kökünden çözeceğiz. Çıkan çamur şu anda o bölgeye dökülmüyor. Oradaki çamurun üzerini tamamen kireçle örttük. Bir yandan çamuru Manisa’da bir tesise götürüyoruz. Kanalların kazımı, arıtma tesislerinin rehabilitasyonunu yapıyoruz. İzmirliyi bundan kurtaracağız.