Empas

Empas bir briç terimi. Kazanmayı hesap ettiğiniz bir oyunun çok önemli bir kartının sıkıştırılarak elinizden alınması “empasa gelmek” olarak ifade edilir. Fransızca yazılımı olan “impasse”ın tam karşılığı ise çıkmaz sokak.

Empas

Empas bir briç terimi. Kazanmayı hesap ettiğiniz bir oyunun çok önemli bir kartının sıkıştırılarak elinizden alınması “empasa gelmek” olarak ifade edilir. Fransızca yazılımı olan “impasse”ın tam karşılığı ise çıkmaz sokak.

Geçtiğimiz hafta başında PKK’nın tasfiyesini (umarım öyle olur) amaçlayan “terörsüz Türkiye” oylamasında Özgür Özel “evet” oyu kullanacağını ifade etmesine karşın kurduğu partinin 54 milletvekili “hayır” oyu kullandı. Doğal olarak bu görünüm iç siyaseti yorumlayan siyaset analistleri tarafından bir fiyasko olarak ya da bu yazının başlığını oluşturan “empas”a geldi görüntüsü şeklinde değerlendirildi. Hani çoğumuz gibi bendeniz de ne tam evetçiyim ne de tam hayırcı. Kuşkusuz terör bir daha ülkemizde hortlamamak üzere sona erecekse, her şeye rağmen evet. Peki sürecin sadece iyi niyet çerçevesinde düşünülmesi gerektiğine inanıyor muyum? Kesinlikle hayır. Peki Özel “evet” kararını beyan ederken bir hata yaptı mı? Bence “evet”. Kendisinin evet oyu kullanacağını ama grubun kendi hür iradeleri ile oy kullanabileceklerini söyleseydi, şüphesiz oylamadan sonra çok daha iyi bir görüntü çizmiş olacaktı. Her ne kadar “tam bağlayıcı konuşmadı aslında!” bahanesinin arkasına sığınılabilir olsa da, mevcut görünüm grubuna sahip çıkamayan adam, liderlik zafiyeti olarak adlandırılmaya müsait.

Peki lehte 468 oyun kullanıldığı bu koşullarda Cumhuriyet ittifakı cenahı “elimizde yeterli çoğunluk var!” gerekçesinin ardına sığınıp, bir anayasa değişikliği ve hemen ardından genişletilmiş Cumhur ittifakı görüntüsü altında bir erken ya da moda tabiri ile baskın seçime gider mi? sorusu hepimizin kafasını kurcalamaya başladı.

Ancak bu soruya cevap ararken özellikle gözden kaçırılmaması gereken husus dış politikadaki gelişmeler. Özellikle de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke ittifakı şu an için yeterince tartışılmasa da, önümüzdeki günlerde dış politikamızı büyük oranda şekillendirme potansiyelinde. İttifakı imzalayanlara göre esas itibarı ile NATO’nun meşhur 5. Maddesinden esinlenilerek yapılan bir ittifak. Türkiye’nin askeri, Suudi Arabistan’ın finansal ve nihayet Pakistan’ın nükleer gücünü bir araya getiren, bu şekilde saldırı amaçlı değil, caydırma amaçlı bir yapılanma. Doğal olarak özellikle içinde bulunduğumuz bölgede kartlar yeniden dağıtılacak, caydırıcılık ön plana çıktığı oranda ittifaka yeni katılımlar olabilecek, vs şeklinde özetlenebilecek iyimser açıklamaları peşi sıra duyduk.

Peki kuşkucu bakış açısı ne diyor? Ya İran ittifak üyelerinden birine, özellikle Suudi Arabistan’a ya da ittifaka katılma potansiyelindeki ülkelerden birisine saldırırsa. “Birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılır, hep birlikte karşılık veririz!” ilkesi uyarınca durduk yerde kendimizi İran ile savaş içinde mi bulacağız? Belki de İran bizden çekinecek, Çevresindeki hasım ülkelere dokunmaya cesaret edemeyecek diye kendimizi avutacak mıyız?

Keza aramızın son dönemlerde hiç de iyi olmadığı Hindistan ile Pakistan arasında her an tırmanma potansiyeli olan bir gerilimde Hindistan’ın nükleer tehdidi ile mi karşı karşıya geleceğiz? Haydi bir adım daha ileri gidelim. Malum Batı dünyası Çin’e karşı Hindistan’ı yanlarında tutabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu durumda NATO ile Mekke ittifakı ters düşerse yerimiz neresi olacak?

Sahi bu ittifak İsrail’e karşı bir dizginleme operasyonu mu? Yoksa ABD-İsrail işbirliğine katkıda bulunmak için ortaya atılan bir yeni oyun mu? Türkiye bu oyun sahasında etken yani oyun kurucu mu? Yoksa edilgen yani üstüne oyun oynanan mı?

Bu tür soruların sayısını fazlası ile çoğaltmak olası. Ama dış politika belirsizliklerinden dönelim iç politika belirsizliklerine ya da beklentilerine.

Yazının başında da belirttiğimiz gibi Özgür Özel için, haydi daha hafifleterek söyleyelim kısmi bir empasa gelme durumu var. Peki kendi şahsi görüşü olarak “hayır” yanlısı bir tutum alsaydı, iktidar mensupları tarafından sizce ne tür suçlamalarla karşı karşıya kalırdı? Tahmin etmesi çok güç değil: barış karşıtı, kandan beslenen, vs.

Peki Özel’in hafif tertip empasa gelmesi Cumhur ittifakı ve görünür gelecekte yeni ittifak üyeleri olma potansiyelindeki Kılıçdaroğlu CHP’si ile DEM Partiyi iktidara taşır mı?

Gerçekçi olmak gerekirse şu sıralarda Türk insanının gözü ne iç politika ne de dış politika hesaplarında. Büyük çoğunluğun temel derdi akşam evde kaynayacak çorbanın kalitesiyle ilgili. Dolayısı ile eğer Yeni Parti “terörsüz Türkiye!” tartışmalarında kısmi bir oy kaybına uğradıysa, bu oylar karşı cepheye değil, kendisini de muhalif olarak nitelendiren İyi Partiye gider. Genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın seçimden başarı ile çıkmasının tek yolu ekonomiyi rayına oturtmak ve halkın refah seviyesini yükselteceği algısını yaratmaktan geçiyor. Mevcut görünümde bu olası mı? Kesinlikle hayır.  Kısa ve orta vadede bir umut var mı? Sözlerine güvendiğim ekonomistlere göre hayır. Peki Suudi sermayesi işleri iktidar lehine düzeltebilir mi?

Bilemiyorum.

 Peki diyelim ki Suudiler bizi çok seviyor, mucizevi şekilde Türkiye’ye paralar yağmaya başladı. “Uluslararası ilişkilerde aşk ve nefret yoktur, esas olan çıkarlardır!” sözünün sadık izleyicisi olan bendenizin temel endişesi (eğer olursa) bu operasyonun karşılığı ne olacak? Diğer ifadesi ile empasa gelen Özgür Özel mi? yoksa Türkiye mi? olacak?

Hele Kasım’ı bekleyelim, Trump’ın, ardından Netanyahu’nun geleceğinin ne olacağını görelim diyenlerden misiniz?

Bence de…

Empas
Can Baydarol

AB Uzmanı-AB ve Küresel Araştırmalar Derneği (ABKAD) Başkanı

Exit mobile version