CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu grup toplantısında konuştu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında iktidara ve yargı sistemine yönelik son derece sert iddialarda bulundu. 455 bini aşkın vatandaşın mağdur edildiğini belirttiği 538 milyar liralık borsa ve fon vurgununu gündeme taşıyarak Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yanıtlanması istemiyle 3 kritik soru yönelten Kılıçdaroğlu, belediye başkanlarına yönelik gözaltı ve tutuklamalara da "Hukukta ve yargılamada çifte standart olmaz" sözleriyle tepki gösterdi. Yargı sistemindeki uygulamalara ve belediye başkanlarına yönelik adli süreçlere değinen Kemal Kılıçdaroğlu, hukuk devletinde kimsenin dokunulmaz olmadığını ancak soruşturmaların insani ve hukuki ilkelere uygun yürütülmesi gerektiğini söyledi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu grup toplantısında konuştu

DEMOKRAT GÜNDEM-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gerçekleştirilen haftalık parti grup toplantısında gündemi sarsacak açıklamalara imza attı.

Mutfaktaki yangından adalet mekanizmasındaki aksaklıklara kadar pek çok başlığa değinen Kılıçdaroğlu, konuşmasının en çarpıcı bölümünü borsa ve fon piyasalarında yaşandığını savunduğu devasa finansal hareketliliğe ayırdı.

Türkiye’de yeni ve tehlikeli bir aşamaya geçildiğini iddia eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ilk kez bürokrat ve siyasetçi iş birliğiyle devasa bir kamu zararı oluştuğunu belirterek, “Eskileri bir kişinin veya grubun halkı soymasıydı. İlk kez başka bir şey oldu: Devleti yöneten bürokratlarla bazı siyasiler el ele verip halkı soydu. Çirkin ve çıkarcı bürokratla çirkin ve çıkarcı siyasetçi iş birliği yapıp devleti soyuyorsa, burada çok büyük bir devlet krizi var demektir. 28 Ağustos ile 22 Eylül arasında fonlardan çıkan paranın tutarı 538 milyar lira! Soyulan vatandaşımızın sayısı 455 bin 748 kişi” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in geçmiş açıklamalarını hatırlatarak kamuoyu adına üç kritik soru sıraladı.

“BU BORSA VURGUNUNDA KİMLER KAZANDI?

SPK başta olmak üzere denetleyici organların pasif bırakıldığını iddia eden Genel Başkan Kılıçdaroğlu, “Bu borsa vurgununda kimler kazandı? 538 milyar liralık bu vurgunda kimlerin köşeyi döndüğünü, hangi siyasilerin ve kimlerin kazandığını bilmeye hakkımız var. Borsayı denetlemekle görevli olanlar kimlerdi?

Sermaye Piyasası Kurulu başta olmak üzere kamu kurumları ve denetçiler görevlerini neden yapmadı veya yapmalarına kim engel oldu? Bu soygunu bildiği halde kimler zamanında müdahale etmedi?” sözleriyle tepkisini dile getirdi. Bakan Şimşek’in manipülasyonlardan önceden haberdar olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, “Madem biliyordun, neden önlem almadın? Hangi siyasi güç senin görev yapmanı engelledi? Engellendinse neden o makamda oturuyorsun?” diyerek eleştirilerini sürdürdü.

“SABAHIN BEŞİNDE BELEDİYE BAŞKANININ KAPISI ÇALINMAZ”

Yargı sistemindeki uygulamalara ve belediye başkanlarına yönelik adli süreçlere değinen Kemal Kılıçdaroğlu, hukuk devletinde kimsenin dokunulmaz olmadığını ancak soruşturmaların insani ve hukuki ilkelere uygun yürütülmesi gerektiğini söyledi.

“HİÇ KİMSE YARGILANAMAZ DEĞİLDİR AMA YARGILAMANIN DA İLKELERİ OLMASI LAZIM”

Kendisinin de şu an dokunulmazlığının bulunmadığını hatırlatan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Hiç kimse yargılanamaz değildir. Şu an benim dokunulmazlığım yok. Ama şikayet olduğunda hâkimin huzurunda kendimi savunurum. Kimse beni yargılayamaz diyemez ama yargılamanın da ilkeleri olması lazım. Sabahın beşinde bir belediye başkanının kapısı çalınmaz, kırılmaz ve içeri girilmez.

Sabahın beşinde kapıyı açan bir kadının gece kıyafeti medyaya servis edilmez. Bunlar insanlık dışı işlemlerdir, bunları kabul etmiyorum. Belediye başkanının yargılanması elbette olabilir; niçin belediye başkanı yargılanıyor diye özel bir tavrımız yok. Ama belediye başkanının tutuklanmasını doğru bulmayız” değerlendirmesinde bulundu.

Yargılamalarda belirgin bir çifte standart uygulandığını öne süren Kemal Kılıçdaroğlu, adalet mekanizmasının güven kaybettiğini savunarak geçmişteki bir adli süreci örnek gösterdi.

Ankara Büyükşehir Belediye eski Başkanı Melih Gökçek hakkındaki iddialara ve adliyeye çağrılış biçimine atıfta bulunan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Hani vardı ya birisi… Sayın Bülent Arınç’ın deyimiyle Ankara’yı parsel parsel satan kişi. Ne yapıldı bu kişiye? Bu da belediye başkanıydı. Davet edildi, ağzında sakızıyla geldi. Çıkışta elini kolunu sallayarak çıktı. Adeta beni kimse yargılayamaz atmosferi içinde adliyeden ayrıldı. Sayın Savcı makam aracını da gönderip beyefendiyi adliyeye getirebilirdi. Bir eksiği o kaldı zaten, onu da yaparsa hiçbir sorun kalmamış olacak. Böyle bir çifte standart, her şeyden önce adliyeye ve yargıya gölge düşürüyor. Biz bu çifte standarda itiraz ediyoruz. Genel Merkezimizde bir hukuk komisyonu var. Hukuk komisyonumuz bütün davaları ince ince inceliyor, dava dosyaları üzerinde titizlikle çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN KONUŞMASININ SATIR BAŞLARI

KIRSALDA ÇALIŞAN KADINLAR VE GENÇLER BAŞIMIZIN TACIDIR

İşten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kadının emeğinin ne kadar değerli olduğunu hepimiz biliyoruz. Kadın kırsalda erken saatte kalkar; çalışır, üretir, evinin hazırlığını yapar, çocuklarını besler. O kadın günün neredeyse 24 saati çalışır. O nedenle kırsalda çalışan kadınların bizim başımızın üstünde yeri vardır. Yeri zamanı gelince onların dertlerini de dillendireceğiz. Hatta şunu söyleyeyim: Biz kırsalda çalışan kadınların ve gençlerin sosyal güvenlik primlerinin devlet tarafından ödenmesini savunan bir partiyiz. Yani onlar kırsalda çalışıyorlar. Gençler kırsalda çalışmalı. Onların sigorta primlerini devlet ödemeli ve onlar yaşı geldiğinde emekliliğe hak kazanmalılar. Çünkü bizleri besleyen o kırsalda çalışan insanlar. Ve onlar başımızın tacıdır. Bunu da herkesin bilmesini isterim. Teşekkür ederim, teşekkür ederim.

HUKUKTA VE YARGILAMADA ÇİFTE STANDARDA KARŞIYIZ

Gözaltı ve tutuklamalar var. Değerli arkadaşlarım, hiç kimse yargılanmaz değildir. Demokratik bir ülkede birisi şikayet eder ve siz gidersiniz savcıya ifade verirsiniz veya savcı dava açabilir. Benim de şu anda dokunulmazlığım yok. Ama zamanı geldiğinde, daha doğrusu dosyalar oluştuğunda, bir şikayet olduğunda ben de giderim, hakimin huzurunda kendimi savunurum. Dolayısıyla kimse “Beni niye yargılıyorlar?” diyemez. Ancak yargılamanın da kendine göre kurallarının ve ilkelerinin olması lazım.

Bakın değerli arkadaşlarım; sabahın beşinde bir belediye başkanının kapısı çalınmaz, kırılmaz ve içeri girilmez. Sabahın beşinde kapıyı açan bir kadının gece kıyafeti medyaya servis edilmez. Bunlar insanlık dışı işlemlerdir, bunları kabul etmiyorum. Belediye başkanının yargılanması elbette olabilir; “Niçin belediye başkanı yargılanıyor?” diye özel bir tavrımız yok. Ama belediye başkanının tutuklanmasını doğru bulmayız. Bunu şimdi söylemiyorum, ilk belediye başkanımız gözaltına alındığında da ifade ettim.

Belediye başkanları elbette haklarında bir şikayet varsa gider, savunmalarını yaparlar. 349 yılla yargılanan belediye başkanlarımız oldu ama kimse “Hemen sabahın köründe evini basayım, koluna kelepçeyi vurayım, götüreyim, yargılayayım” demedi. Bir belediye başkanını tutuklamak, o beldeye hizmet etmiş kişilerin hizmet almasını engellemek demektir. Yargılarsınız, hiç itirazımız yok. Kendisini savunur, itirazımız yok. Eğer hakkaniyetle, gerçekten delillere ulaşarak bir şeyler yapıyorsanız, tutuklama veya gözaltı yapıyorsanız ona da diyecek bir şey yok.

BİRİLERİ PARSEL PARSEL SATARKEN DOKUNULMADI

Ama dediğim gibi, yargılamada ve hukukta çifte standart olmaz. Tipik bir örnek vereyim size: Hani vardı ya birisi… Sayın Bülent Arınç’ın deyimiyle “Ankara’yı parsel parsel satan kişi.” Ne yapıldı bu kişiye? Bu da belediye başkanıydı. Davet edildi, ağzında sakızıyla geldi. Çıkışta elini kolunu sallayarak çıktı. Adeta “Beni kimse yargılayamaz” atmosferi içinde adliyeden ayrıldı.

Değerli arkadaşlarım, “Parsel parsel sattı” deniyor. Bunu duyduğumda Ordu Milletvekilimize dedim ki: “Ben bu konuda bir açıklama yapayım. Sayın Savcı makam aracını da gönderip beyefendiyi adliyeye getirebilirdi. Bir eksiği o kaldı zaten, onu da yaparsa hiçbir sorun kalmamış olacak.” Böyle bir çifte standart, her şeyden önce adliyeye ve yargıya gölge düşürüyor. Eğer siz gerçekten bir yargılama yapacaksanız, ifade alacaksanız kimse itiraz etmez. Ama biz bu çifte standarda itiraz ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, her davanın takipçisiyiz. Genel Merkezimizde bir hukuk komisyonu var. Hukuk komisyonumuz bütün davaları ince ince inceliyor, dava dosyaları üzerinde titizlikle çalışıyoruz.

BU MEMLEKET NEREYE GİDİYOR?

Değerli arkadaşlarım, ülkenin dört bir yanı yangın yerine dönmüş vaziyette. Kime dokunsanız dert yanıyor, kiminle konuşsanız dertli. Ortada şu soru dolaşıyor: “Bu memleket nereye gidiyor?” Her türlü yasa dışı işlemin ve bu işlemleri yapanların at koşturduğu bir memlekete döndük. Uyuşturucu baronlarından tutun borsa çetelerine kadar herkes ya devleti soyuyor ya yasa dışı işler yapıyor. Bu, 25 yıllık bir iktidarın bize bıraktığı bir miras gibi duruyor.

Dolayısıyla bakıldığı zaman vatandaşın gerçek dertleriyle ilgilenen bir siyasal iktidarın olmadığını giriyoruz. Bir daha ifade edeyim: Vatandaşın, işçinin, çiftçinin, köylünün, esnafın, sanayicinin gerçek dertleriyle ilgilenmeyen bir siyasal yapı görüyoruz. Doğal olarak derdi çözülemeyen herkes şu soruyu soruyor: “Ne olacak bu memleketin hali ve bu memleket nereye gidiyor?”

Vatandaşa soruyoruz; önce fiyatlara bakıyor. Esnafa soruyoruz; elektrik faturasını gösterip “Bu faturayla ne yapacağım?” diyor. Çiftçiye bakıyoruz; mazota, gübreye bakıyor. Mazota zam yapıldığında sanıyorlar ki sadece otomobil kullananlar zarar görecek. Hayır efendim! Mazota zam yaptığınız zaman çiftçinin traktörü, ürünü taşıyan kamyon, balıkçının teknesi, yani iğneden ipliğe her alan zam görüyor. Bunu iktidar sahipleri fark ediyor mu? Emin olun hiç fark etmiyorlar, onların dertleri başka.

MUTFAKTAKİ YANGININ SÖNDÜRÜLMESİ İÇİN İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİ ŞART

Değerli arkadaşlarım, mutfakta yangın var, doğrudur. Mutfaktaki yangının söndürülmesi lazım, bu da doğrudur. Ama bunun için iktidar değişikliği gerekmektedir. Türkiye’nin yeni bir iktidara, halkı düşünen bir iktidara ihtiyacı vardır.

Değerli arkadaşlarım, bazı can sıkıcı rakamlar da vermek zorundayım:

Bekar bir çalışanın yaşam maliyeti 48 bin lira ama net asgari ücret 28 bin lira. İnsaf var mı? Arada neredeyse yüzde yüz fark var! Bu tablo, vatandaşa haklı olarak “Ülke nereye gidiyor?” sorusunu sordurtuyor.

TOPLUMUN SAHİPSİZ HİSSEDEN HER KESİMİNİN YANINDAYIZ

Evlere, iş yerlerine temizliğe giden kadınlarla konuşuyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Cumhuriyet Halk Partisi, toplumda kendisini sahipsiz hisseden bütün kesimlerle sağlıklı ve sıcak bir diyalog kurmaya her zaman hazırdır ve bunu yapıyor. Geçenlerde evlere, iş yerlerine temizliğe giden kadınları, onların yaşadığı sorunları dinledim. Yine aynı şekilde staj ve çıraklık mağdurlarını dinledim, onlarla beraber oldum.

Sayın Grup Başkanıma da söz verdim; bu arkadaşların sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütün çıplaklığıyla dile getireceğiz. Bu çıraklık mağdurları nerede olursa olsun başımızın üstünde yeri var. Bu mağduriyetleri gidermek Cumhuriyet Halk Partisi’nin görevidir ve bunu yapmak zorundayız.

Ayrıca Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde çalışan işçiler var. Bu işçiler anayasal ve yasal haklarını kullanarak sendikalaşmak istedikleri için kapının önüne konuldular. Buradan Diyarbakır işçilerine ve işlerine son veren işverene sesleniyorum: Yasal hakkını kullanan bir kişinin alın terine son veremezsiniz, işine son veremezsiniz! Diyarbakır İl Örgütümüz onların yanında; bu salonda bulunan herkes Diyarbakır işçilerinin yanındadır.

SOYGUNDA YENİ AŞAMA: SİYASETÇİ VE BÜROKRAT EL ELE VERDİ

Değerli arkadaşlarım, neden memleket bu halde? Neden yoksulluk var? Neden emekli perişan? Neden asgari ücret çok düşük? Çünkü devlet soyuluyor. Türkiye Cumhuriyeti aslında zengin bir devlet; imkanları, kaynakları, çalışkan insanları var. Ama gelir dağılımı bozuldu. Bir en üsttekiler var, bir de en alttakiler… Ortada orta sınıf kalmadı.

Hukuku ve adaleti sağlayamazsak devletin vatandaşına hizmet etme şansı olmaz. Devlet, adalet dağıtan bir kurum olmak zorundadır. Devleti yönetenler halka hesap vermek zorundadır. Ancak son 25 yılda devleti ve halkı soyanlar rahatlıkla at koşturdular.

Bir dönem insanların inançlarını istismar ettiler. “İslami holdingler kuruyoruz” diyerek Almanya’dan, Fransa’dan, İngiltere’den vatandaşlarımızın birikimlerini topladılar. Ne oldu o holdingler? Paralar gitti, soygun düzeni oldu. Bir dönem Jet Fadıl’lar, Çiftlikbank’lar, Titan saadet zincirleri, Deniz Fenerleri çıktı… Nereye baksanız bir soygun düzeni. Bunların hesabını doğru dürüst veren oldu mu? Hayır. Hepsi ellerini kollarını sallayarak gezdiler.

Şimdi ise soygunda yeni bir aşamaya geldik! Eskileri bir kişinin veya grubun halkı soymasıydı. İlk kez başka bir şey oldu: Devleti yöneten bürokratlarla bazı siyasiler el ele verip halkı soydu. Çirkin ve çıkarcı bürokratla çirkin ve çıkarcı siyasetçi iş birliği yapıp devleti soyuyorsa, burada çok büyük bir devlet krizi var demektir.

BORSA VURGUNU HAKKINDA İKTİDARA ÜÇ KRİTİK SORU

Son fon skandalı bunun en tipik örneğidir. Bir tarafında bürokratlar, bir tarafında siyasiler, diğer tarafında ise “Tasarrufumu değerlendirebilir miyim?” diyen vatandaş var. İki taraf kazanıyor, vatandaş kaybediyor. 28 Ağustos ile 22 Eylül arasında fonlardan çıkan paranın tutarı 538 milyar lira!

Soyulan vatandaşımızın sayısı 455 bin 748 kişi. Şimdi herkesin huzurunda üç soru soruyorum:

  1. Bu borsa vurgununda kimler kazandı? 538 milyar liralık bu vurgunda kimlerin köşeyi döndüğünü, hangi siyasilerin ve kimlerin kazandığını bilmeye hakkımız var. (Örneğin dört dörtlük bir soygun yapmış bir isim çıktı ortaya: Fatma Betül Sayan Kaya.)
  2. Borsayı denetlemekle görevli olanlar kimlerdi? Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) başta olmak üzere kamu kurumları ve denetçiler görevlerini neden yapmadı veya yapmalarına kim engel oldu?
  3. Bu soygunu bildiği halde kimler zamanında müdahale etmedi?

Son sorunun yanıtı çok açık: Siyasiler!

4 Kasım 2025 tarihinde Türkiye Sermaye Piyasaları Genel Kurulu’nda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını biliyoruz” dedi. “Duyuyoruz” demedi, “Biliyoruz” dedi. Ben de Sayın Bakan’a sordum: Madem biliyordun, neden önlem almadın? Hangi siyasi güç senin görev yapmanı engelledi? Engellendinse neden o makamda oturuyorsun?

Daha acı olanı; Sayın Mehmet Şimşek bu konuşmadan bir ay sonra, 2 Aralık’ta Finansal İstikrar Komitesi’ni topladı. Gidişatı gördüğü, manzarayı bildiği halde gereği yapılmadı. Çifte standartlarla adalete ve yargıya gölge düşüren bu anlayışa karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu grup toplantısında konuştu
Demokrat Gündem

Exit mobile version