DUBAİ DE YOK, BİZDE VAR!

Bazen bırakın dünyayı, kendi dünyamızdan bile haberimiz olmuyor. Önce, çok izlendiğini düşündüğüm bir televizyon kanalında duydum ‘Dubai Çikolatası’nı… Önemsemedim, ‘Bana ne?’ dedim. Ama öyle değilmiş! Nevzat Karagülle, Çeşme’den İzmir’e, Kemeraltı çarşısına gelince, ‘Dubai Çikolatası’ ile tanışmış; ‘450 lira! Tadabilir miyim?’ diye sorunca da, ‘Olmaz!’ demişler… Nadide Apaydın Akbulut da şunları yazmış: ‘Bugün arkadaşımla, ufak tefek […]

DUBAİ DE YOK, BİZDE VAR!

Bazen bırakın dünyayı, kendi dünyamızdan bile haberimiz olmuyor.

Önce, çok izlendiğini düşündüğüm bir televizyon kanalında duydum ‘Dubai Çikolatası’nı…

Önemsemedim, ‘Bana ne?’ dedim.

Ama öyle değilmiş!

Nevzat Karagülle, Çeşme’den İzmir’e, Kemeraltı çarşısına gelince, ‘Dubai Çikolatası’ ile tanışmış;

‘450 lira! Tadabilir miyim?’ diye sorunca da, ‘Olmaz!’ demişler…

Nadide Apaydın Akbulut da şunları yazmış:

‘Bugün arkadaşımla, ufak tefek işler için Kemeraltındaydık…

Şekerciler çarşısını bilir İzmirliler, Kestane pazarının hemen başlarında. Şekercilerin camlarında bir ilan var;

‘Dubai çikolatası geldi!’

‘Ne çikolata imişsin sen böyle?’

Dubai’de yok, bizde var!

‘Uyanık!’ mı desem, ‘pazarlama dehası’ mı, desem?

Birileri ‘çokkk para’ kazanıyor…’

İşin özetini Nadide Apaydın Akbulut Hanım yapmış, işte!

Aklıma, Fransa’nın 1700’lü yıllarda, ünlü bir ‘Korsan’ ile işbirliği yaparak, Hollanda ve İngilizlerin ‘Sömürgelerinden’ getirdikleri ‘Kahve yolunu’ nasıl ellerine geçirdikleri, özellikle Yemen’den korsan gemileriyle getirdikleri tonlarca kahve sayesinde zenginlerin daha da zengin oldukları…

Yani ha ‘kahve ticareti’, ha ‘Dubai çikolatası’ hep birilerinin daha da zengin olduklarının habercisidir, Nadide Hanım’ın belirttiği gibi…

*- GÜVENDE OLMAK

Yılmaz Berrak yazmış:

‘Doğuruyorsun, çocuk (Bebek) hastanede güvende değil,

Büyüyor sokakta güvende değil, evlendiriyorsun, evliliğinde güvende değil. Boşanıyor yine güvende değil, ‘Çocuklar güvende değil!’ diyerek, çocuk doğurmaktan vazgeçiyor, ‘Hayvan’ sahipleniyorsun, onlar da ‘güvende’ değil!…’

Bir de Sedef Kabaş’a kulak verelim;

‘Hastaneler ölümhane, okullar cemahathane, üniversiteler ticarethane, ülke tımarhane oldu!…’

Tabii bunlar oturduk yerde, ulu orta söylenecek laflar değil…

Televizyonlar, gazeteler, yani medyadan okunanlar, seyredilenlerden sonra, akla gelenler…

Türkiye Doğal Hayatı Koruma Vakfı var.

50 yıldır insanlığın doğayla uyum içinde yaşadığı bir geleceğin kurulması için çalışıyorlar.

‘Son 50 yılda gezegenimizde ciddi kayıplar yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.

Ülkemizde 401 tür tehdit altında ve biz bu eşsiz canlıları korumazsak, kaybederiz.

Her şey için çok geç olmadan görevimizi yapmalıyız’ diyorlar.

Adam Smit, ‘Toplum iyilik olmadan da yaşar ama adalet olmadan yaşayamaz!..’ demiş.

Doğru ama, şimdi bu söze, yeni sözcükler ekleniyor, ‘Güven’ gibi… ‘Korumak- korunmak’ gibi…

*- KOYU BİR KARANLIK      

Usta gazeteci Ender Coşkun yazmış, benimle paylaşmış.

‘ÇARŞI pazar yanıyor; halk perişan, halk çaresiz…

Üstelik can güvenliğinden de endişeli herkes.

Bu ülkede her gün üç kadın katlediliyor, çocuklara kıyılıyor, hayvanlara acınmıyor…

Sokaklarda başımıza her an her şey gelebilir.

Halk, koyu kopkoyu bir karanlığın içinde.

Bu karanlık onların ruhsal ve düşünsel dengelerini de körertmiş.

‘Halk kör olduktan sonra, kral çıplak olsa ne yazar?’ durumu yani.

Bu korku tünelinden nasıl çıkabiliriz?’

Tabii ki bu bizim yöneticilerimizin ilk işi, görevi!…

*- EN KUTSALI; ‘AKIL…’

Henüz tanışmadığım Kadir Pardoğan’ın eline kalem alıp, şu yazdıklarına yorum yapabilirsiniz?

İşte, Ender Coşkun ile paylaştığı yazısı:

‘Tanrı’nın insana gönderdiği en kutsal şey kitaplar değildir; Akıldır…

Uygar dünyayı yöneten demokrasi, kutsal kitaplarda yoktu…

Sınıfların eşitliği, beden dokunulmazlığı, kadın hakları, insan hakları, laiklik, evrensel hukuk…

Ne kullandığımız takvimler, ne de organ nakilleri…

Ne radyo dalgaları, ne antibiyotikler, ne bilgisayarlar…

Hiçbirisi; kitaplarla gelmedi, akılla geldi…

Tanrı’nın insana verdiği en mübarek şey; AKIL…

Onu sana veren ‘işlesin!’diye verdi ya, ‘Şu haline bak!’

Dünyanın en bereketli topraklarının üzerinde; yarı tok, yarı açsın…

Ve dünyanın en katmer katmer kültürü üzerinde; üretimden, teknolojiden, sanattan, bilgi zenginliklerinden yoksun…

Üzerindeki ceketin modelinden, ayağındaki pabucun astarından, gözündeki gözlüğün çerçevesinden…

Bindiğin arabadan, bereket beklediğin traktöründen, ununu veren değirmenine kadar bir teki olsun senin değil…

Aklını kullananların eseri…

*- EN ÇOK!

Şeker şurubundan bal, patatesten tereyağı, benzinden votka yaptın da dünya kimyacıları şaşırdılar.

Ama bir ağrı kesici yapamadın.

Canın mı sıkıldı bu işlere, al bir Alman hapı. Ve daya sırtını Rus doğalgazlı peteğe, geçer.

En çok beslenme eksikliğinden çocuğun öldüğü.

En çok işçinin çalışırken yaşamını yitirdiği.

En çok annenin doğumda can verdiği.

En çok kadının bıçaklandığı.

En çok gencin intihar ettiği ülkenin bireyisin.

NEDEN?..

*- AKILA YOL VER!

Dört yanın ateş…

Kurşunlar vızır vızır…

Kan gölü içindesin…

Çocuklarını alıyorlar elinden…

Aklın ermiyor…

Ne diyeyim?

Aç gözünü artık…

Yol ver, Allah’ın verdiği ‘akla…’

Takılma şu yobazların peşine, bin senedir geldiğin yeri artık gör…

‘Niye evde öyle söylenip durduğunu’ biliyor musun?..

Çünkü ‘aklın dahi’ senden şikâyetçi.

Şu 57 tane İslam ülkesine bak; Hangisi mutlu huzurlu?

Hangisi ‘aklını kullanıp’ insanlık hizmetine sunulacak ne yapmış?

Ne icat etmiş?

Hepsi başkasının eline bakan, Onun icatlarını bekleyen, Ondan yardım bekleyen durumunda…

Hani gavur icadıydı?

Hani ‘gavur icadı kullanmak!’ günahtı?

Düşün ve ‘Aklını’ kullan!

*- ÇOK ZORDUR

Üç türlü aristokrasi vardır;

Birincisi; yaş ve kıdem,

İkincisi; servet,

Üçüncüsü: akıl ve bilgidir.

En şereflisi sonuncusudur.

(Arthur Schopenhauer)

Ahmet Taner Kışlalı da şöyle demişti:

‘Dine saygılı olmak başka, kendi dar görüşleri dışındakileri ‘dinsiz’ sayanlara saygılı olmak başkadır.

Saygısıza saygı duymak da öyle zordur ki!..’

*- TAKLİT ÜRÜN

En fazla taklit edilen ürün o oldu!

Herkesin mutfağında var: bu adı kullanarak satıyorlar!

Ayvalık Ticaret Odası, Tarım ve Orman Bakanlığının güncellediği taklit-tağşiş yapılan gıdalar listesinde en fazla ürünün zeytinyağı olması nedeniyle sahteciliğe karşı tüketicilere uyarılarda bulundu.

Oda Başkanı Ali Uçar, gazetecilere, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinin 2 milyona yaklaşan zeytin ağacı varlığı, 300 yaş üzerinde 1 milyon 180 bin ve 600 yaş üzeri 61’i tescilli 81 anıt ağacıyla kaliteli zeytinyağı üretilen bir merkez olduğunu söyledi.

Uçar, zirai alanlarının yüzde 81,8’ini oluşturan 169 bin 262 dekar büyüklüğündeki zeytinliklerin, ilçede mazisinin asırlar öncesine uzanan zeytincilik faaliyetleri ve kültürüyle bu konuda Türkiye’yi de aşan üne ve öneme sahip olduğuna dikkati çekti.

*- OSMANLI’DAN BU YANA

Osmanlı’dan bu yana Ayvalık’ın “zeytinyağının başkenti” olarak kabul gördüğünü kaydeden Uçar, “Ayvalık, nefasetiyle dünya literatüründe yerini almıştır.

Ayvalık Ticaret Odası, Türkiye’de sınıfında 2006 yılında ilk ‘Ayvalık zeytinyağı’ coğrafi işaretinin tescil sahibi olmuş ve yine sınıfında 2014 yılında ilk akredite zeytinyağı duyusal analiz laboratuvarına sahiptir. ” dedi.

*-  ‘ÜRETİCİNİN VE İŞLETMELERİMİZİN EMEKLERİ ÇALINIYOR’

Hasadın her yıl ekim ayında başladığını hatırlatarak, “Ayvalık” ibaresi olan her zeytinyağının “Ayvalık zeytinyağı” olmadığına dikkati çeken Uçar, ambalajında coğrafi işaret bulunan ürünlerin tercih edilmesi önerildi.

*- SAHTE PEYNİRCİYİ BULMUŞTUM

Ben de bu yöneticilere şunu anımsatayım:

Değişik il ve ilçelerden, ‘Beşer kiloluk tenekelerde’ zeytinyağı aldım.

Sözde ‘güvenilir’ denilen satıcılardan…

Hepsinin üzerinde ‘Ayvalık zeytınyağı’ yazıyar ve sözde coğrafi işaretler  falan vardı.

Yani taklitçi hepsini öyle güzel yapıyor ve yaptırıyorlar ki, işin içinde herkes var…

Bunların hepsini zincirleme yakalayıp ağır cezalar verilmedikçe bu işin sonu gelmez.

Düşünün aynı kişi ve kuruluşlar içinde süt olmayan peynir yapmışlar ve değişik markaları koyarak satıyorlar.

Akla ziyan değil mi?

Bu ‘Sahte peynircilerden’ birini bulmuştuk.

Yöneticisi alımlı bir kadındı…

‘Müşterisi çok’ demiş bizi sonra da kovmuştu…

Ben bu kişiyi bulduğuma göre, yetkililer hayda hayda bulurlar…

*- LEZZET ve KOKUSU BAMBAŞKA

Hikmet Kumuk, ‘Gerçek tavuk etinin rengi böyledir. Kolay pişmez ve pişmesi saatler sürer. Lezzeti ve kokusu bambaşkadır.’ Diyerek bir görüntüyü paylaşmış.

Hikmet Kumuk altına yazmış:

‘Açık söylemek gerekirse, köylerdeki azınlık hariç, 2000 sonrası doğanlar hiçbir zaman gerçek tavuk yememiştir.’

Ne diyeyim?

Her şeye rağmen, ‘‘İç huzurunuzun anahtarı, her şeyi olduğu gibi kabul etmektir, olmasını istediğiniz gibi değl!’

*- VAR MI?

Sorunsuz, dertsiz, sıkıntısız insanımız var mı?

İşte bir örneği:

‘Ben bir teknik personel olarak sabrımın tükendiğini haykırmak istiyorum. Yıllardır bu ülkenin kalkınması ve güvenliği için gece gündüz demeden çalışıyoruz. Altyapıyı biz inşa ediyor, enerjiyi biz sağlıyor, teknolojiyi biz geliştiriyoruz. Peki, emeğimizin karşılığını alıyor muyuz?

Kesinlikle hayır!

Maaşlarımız yoksulluk sınırının altında kaldı, artan yaşam maliyetleri ve enflasyon karşısında aldığımız ücretler eriyip gidiyor.

Dengi meslek grupları hak ettikleri değeri görürken biz mühendisler ve teknik personel adeta yok sayılıyoruz.

Bu adaletsizlik artık katlanılamaz bir hâl aldı.

*- CEVAP VERMİYOR

Eski ve yetersiz bir kanun olan 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun günümüz ihtiyaçlarına cevap vermiyor.

Mesleki haklarımız güvencesiz, kariyer olanaklarımız sınırlı.

Bu durum mesleki motivasyonumuzu yerle bir ediyor.

Daha iyi yaşam ve çalışma koşulları arayışıyla yurt dışına göç eden meslektaşlarımızın sayısı her geçen gün artıyor, ülkemiz yetişmiş beyinlerini birer birer kaybediyor!

*- ‘DEĞERİMİZ BİLİNMİYOR’

Türkiye, stratejik konumu nedeniyle her zaman belirli bir savaş riski altında.

Savunma sanayii, altyapı, teknoloji ve daha nice kritik alanda bizim emeğimiz var.

Eğer bizler olmazsak, ülkenin savunma kapasitesi nasıl korunacak? Teknolojik üstünlük nasıl sağlanacak?

Ama ne yazık ki emeğimizin ve uzmanlığımızın değeri bilinmiyor, hak ettiğimiz saygıyı görmüyoruz.

*- ARTIK YETER!

Yetkililerin bu duruma acilen el atması gerekiyor.

Kamu mühendisleri için yeni bir meslek kanunu çıkarılmalı, maaşlarımız adil bir seviyeye yükseltilmeli.

Emeğimizin karşılığını almak, insanca yaşamak bizim en temel hakkımız. Bu talepler sadece bizim için değil, ülkenin geleceği için de hayati önem taşıyor.

Eğer bu adımlar atılmazsa, daha fazla teknik personel yurt dışına gidecek ve ülkemiz büyük bir kayıp yaşayacak.

Biz teknik personel olarak artık sessiz kalmayacağız.

Sesimizin duyulmasını, haklarımızın tanınmasını istiyoruz.

Bu ülkenin kalkınmasında ve güvenliğinde kritik rol oynayan bizler, hak ettiğimiz değeri görmek istiyoruz.

Yetkilileri göreve çağırıyoruz: Sorunlarımızı görmezden gelmeyin, taleplerimize kulak verin!’

Söyleyeyim:

Liyakat sistemi kurulmadığı sürece, yeteneklilerimiz heba oluyor.

Bu büyük israftır.

Katma değer üretenlerin, adil maaşlar talepleri ele alınmalıdır.

Ne diyoruz:

‘Öğren, öğret, paylaş…’

İşte bunlar bizim teknik adamlarımız, mühendislerimizdir…

*- MEZARLIKLARA ZARAR VERENLER

Zaman zaman bazı bölge ve yörelerimizde mezarlıklara zarar verenlere rastlıyoruz.

Bunlardan bir grup da şimdi İzmir’de ortaya çıktı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi de mezarlıklara zarar verenlerden şikayetçi oldu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Soğukkuyu Mezarlığı’nda uygunsuz davranışlarda bulunan kişiler hakkında adli süreç başlatılması için harekete geçti.

*- GÖRÜNTÜLERİ VAR

İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanlığı, bir grubun Bayraklı Soğukkuyu Mezarlığı’na girerek uygunsuz davranışlarda bulunduğu görüntülerin yayınlanması üzerine harekete geçti.

Yamanlar Polis Merkezi Amirliği’nde olaya karışanlardan, ibadethane ve mezarlıklara zarar verdikleri gerekçesiyle şikayetçi olundu.

*- ÖZENLE KORUNACAK

Mezarlıklar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş, ‘Yaşanan olayla ilgili gerekli başvuruları yaptık. Mezarlıklarımızda benzer olumsuzlukların yaşanmaması adına tüm mezarlıklarımız özenle korunacak.

Suç işleyenler hakkında gerekli adli sürecin başlatılması adına her türlü yasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağız’ dedi.

*- İNCİRALTI’NA YENİ PLAN

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan İnciraltı planlarının İzmir 4. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmesinin ardından Balçova Belediyesi ile birlikte yeni bir plan çalışması başlattığını duyurdu.

İnciraltı’nın kamusal kullanım hakkı ve bölgenin niteliğini koruyarak hazırlanacak plan ile birlikte yeni imar planı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na sunulacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan İnciraltı planlarına karşı açtığı dava sonuçlandı.

İzmir 4. İdare Mahkemesi heyeti iptal kararının gerekçesinde, “Dava konusu planların mevzuat hükümlerine, planlama ilke ve esaslarına ve kamu yararına uygun olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır” dedi.

DUBAİ DE YOK, BİZDE VAR!
Yaşar Eyice

Exit mobile version