Modern hayvancılıkta verimlilik, artık bir ölçü değil; bir karakter meselesidir. Hayvanın ne kadar süt verdiği değil, ne kadar düzenli verdiği önemlidir. Sürpriz istenmez. Sürpriz, kontrolsüzlük demektir.
Ahırın düzeni bu yüzden titizlikle kurulur. Yem saatleri bellidir, hareket alanı sınırlıdır. Hayvanın enerjisi dağılmasın diye özgürlüğü azaltılır.
Çünkü serbest dolaşan bir canlının verimi öngörülemez. Oysa sistem, öngörülebilir olanı sever.
Yem rasyonları bilimsel olarak hazırlanır. İçinde ne varsa, hayvan onu alır. Başka bir şey aramasına gerek yoktur. Zaten ararsa da bulamaz. Bu, bir tür konfor düzenidir: Aramayan, sorgulamayan, verilenle yetinen bir canlı tipi.
Zamanla hayvanlar da bu düzene uyum sağlar. Kendi ritimlerini unutur, dışarıdan verilen ritme bağlanırlar. Açlık bile saatle hissedilir. Doğal olan değil, programlanan ihtiyaç belirleyici olur.
En başarılı hayvan, sisteme en az direnendir. Sessiz olan, uyumlu olan, çizilen sınırları zorlamayan… Çünkü verimlilik biraz da itaatin ölçüsüdür.
Ahır büyüdükçe, hayvan küçülür.
Tohum Islahında Sadakat Sorunu
Tohum ıslahı, geleceği kontrol etme sanatıdır. Hangi özelliklerin korunacağına, hangilerinin eleneceğine karar verilir. Rastlantıya yer yoktur; doğa artık bir ortak değil, bir taslak haline getirilmiştir.
İyi tohum, sürpriz yapmayan tohumdur. Ne çıkacağı bellidir. Aynı boyda, aynı renkte, aynı tatta ürün verir. Farklılık bir hata olarak değerlendirilir.
Ancak sadakat burada başlar: Tohum, kendisinden bekleneni tekrar eder. Her ekimde aynı sonucu verir. Bu, güven verir. Ama aynı zamanda başka ihtimalleri de ortadan kaldırır.
Zamanla çeşitlilik azalır. Tarlalar birbirine benzer. Ürünler tek tipe indirgenir. Çiftçi rahatlar; çünkü artık bilinmezlik yoktur. Ama bu rahatlık, bir kaybın üstünü örter: Olasılığın kaybı.
En sadık tohum, kendine en az benzeyendir. Çünkü artık kendisi değil, kendisinden beklenendir.
Islah ilerledikçe, hafıza silinir.
Yem Rasyonları ve Kanaat Ekonomisi
Yem, yalnızca besin değildir; bir sınır çizgisidir. Ne kadar verileceği, ne zaman verileceği, neyin eksik bırakılacağı… Hepsi hesaplanır.
Amaç hayvanı doyurmak değil, dengede tutmaktır. Fazlası rehavete, azı huzursuzluğa yol açar. İdeal olan, tam doymayan ama aç da kalmayan bir durumdur.
Bu dengeye “kanaat” denir.
Kanaat eden hayvan, fazlasını istemez. Önüne konulanla yetinir. Alternatif aramaz, kıyas yapmaz. Çünkü kıyas, huzursuzluğun başlangıcıdır.
Zamanla hayvanın iştahı değil, beklentisi küçülür. Açlık bile normalize edilir. Bu, ekonomik bir başarıdır: Daha azla daha çok yönetmek.
Yemin içeriği kadar, yokluğu da eğiticidir.
En iyi beslenen hayvan, neyi kaçırdığını bilmeyendir.
Sürü Yönetiminde Liderlik Krizi
Sürü yönetimi, yön vermekten çok yönlendirmemeyi bilmektir. İyi bir yönetici, sürüyü zorlamaz; yalnızca yönünü sezdirir.
Sürünün önünde her zaman bir lider vardır. Ama liderin en büyük başarısı, liderliğinin fark edilmemesidir. Sürü kendi kendine gidiyormuş gibi görünmelidir.
Zaman zaman sürü dağılmak ister. Bu, doğaldır. Farklı yönlere eğilimler oluşur. İşte o an müdahale edilir: Hafif bir ses, küçük bir işaret… Sert müdahaleye gerek kalmaz. Çünkü sürü, yönlendirmeye alışmıştır.
En büyük kriz, sürünün durmasıdır. Hareket etmeyen sürü, düşünmeye başlar. Düşünen sürü ise yönetilmesi en zor olandır.
Bu yüzden hareket süreklidir. Yön bazen değişir ama hız korunur.
İyi yönetilen sürü, nereye gittiğini sormaz.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZISI: Masallar: Zihnin Kadim Sığınağı ve Modern Tahkimatlar