Meslek örgütleri bu konferansta buluştu: 'Medya hiçbir dönem bu kadar baskı altında olmadı'

Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği (AB) finansmanıyla yürüttüğü Demokrasi İçin Medya-Medya İçin Demokrasi (M4D) Projesi’nin 3. Uluslararası yıllık konferansı ‘Haberin Ağır Bedeli-Basın Özgürlüğü, Dezenformasyon, Meslek Örgütlerinin Bakışı' başlığıyla Ankara’da gerçekleşti. Moderatörlüğünü Gazeteci Sedat Bozkurt'un gerçekleştirdiği gazetecilik meslek örgütü temsilcilerinin katıldığı ve zoom üzerinden de katılım sağlanan konferansta gazetecilerin ve basın yayın kurumlarının yaşadığı sıkıntılar ve çözüm […]

Meslek örgütleri bu konferansta buluştu: 'Medya hiçbir dönem bu kadar baskı altında olmadı'

Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği (AB) finansmanıyla yürüttüğü Demokrasi İçin Medya-Medya İçin Demokrasi (M4D) Projesi’nin 3. Uluslararası yıllık konferansı ‘Haberin Ağır Bedeli-Basın Özgürlüğü, Dezenformasyon, Meslek Örgütlerinin Bakışı' başlığıyla Ankara’da gerçekleşti. Moderatörlüğünü Gazeteci Sedat Bozkurt'un gerçekleştirdiği gazetecilik meslek örgütü temsilcilerinin katıldığı ve zoom üzerinden de katılım sağlanan konferansta gazetecilerin ve basın yayın kurumlarının yaşadığı sıkıntılar ve çözüm önerileri masaya yatırıldı.

DEMOKRAT GÜNDEM-Toplantıda konuşan İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, gazetecilik mesleğinde örgütlülüğün önemine değindi.

Doğru örgütlenme modelinin önemine dikkat çeken İGC Başkanı Dilek Gappi, gazetelerin ve haber sitelerinin sahiplik yapısının da yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi.

GAPPİ: MEDYA SAHİPLİK YAPISINI YENİDEN DÜZELTMEMİZ GEREKİYOR

İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) Başkanı Dilek Gappi, “Bir kente gidiyorsunuz 4 ayrı cemiyet ve dernek. Onların görevi baştaki insanları desteklemek. Öyle bir yapılanma çıkıyor ki, başkan mangalı yak geliyorum başkan rakı balık var mı? Biz yeniden bir sektörü stratejik anlamda var etmek durumundayız. Bu gerçekten kaçamayız. Bunun bedelini genç meslektaşlarımız ödüyor. Örgütlülük yapısının artık bir lüks olmadığını, gereklilik olmadığını ama kendi içinde düzenlememiz gerektiğini düşünüyorum. Bizler için de bir vebal. Nereden başlayacağız? Önce gazetecilik tanımından başlayacağız. Kimin gazeteci olacağına bizler düzenleyici rol alacağız. Denetleyici değil düzenleyici olacağız. Biz bunları yapıyorsak değişen bir şey olmayacak. Ülkenin rejimi değişse de bir şey olmayacak. Görev bizlerde.  Nasıl bir sahiplik yapısı olmalı? Web siteleri ile haber sitelerini ayırt etmek lazım. Yurttaş gazeteciliği kavramı da yanlış kullanılıyor. Biz sahiplik yapısını düzeltmediğimiz sürece haber, internet siteleri karışacak. Kimin gazeteci olduğunu bilmediğimiz için de bu ortamdan fırsatçılar yararlanacak. Bu mesleğin gerçek sahipleri değil. O nedenle doğru bir örgütlenme modeli şart. Basın kartları dahil olmak üzere tüm gelişmelerin, geleceğe hazırlanma, haklar, gençler gibi tüm yönlerin ele alındığı tek bir örgütlenme modeline geçmemiz gerektiğine inanıyorum. Fakat devlet burada olmayacak, altını çiziyorum. Sadece destekleyici olacak. Bunun için medya sahiplik yapısını yeniden düzeltmemiz gerekiyor bizim” diye konuştu.

""

GAPPİ: GAZETECİ OBJEKTİFİLİĞİNİ KORUMAK ZORUNDA

Gazetecinin objektif olmak zorunda olduğunu kaydeden İGC Başkanı Dilek Gappi,  “Şu an sadece bir süreç yaşıyoruz. Doğru örgütlenme modelleriyle bunu yapmamız gerekiyor. Bu doğru örgütlülük modellerinde cemiyetler önemli. Net sistem kurmalıyız. Gençlere borçluyuz bunu. Gazetecilik mesleği sadece halka doğruları anlatmak adına ve kamu adına yapılır. Bunu yaparken sizin belli birikime sahip olmanız gerekiyor. Gazeteci objektifliğini korumak zorundadır. Ama taraf olabilir. Gazetecilik aynı zamanda bir toplum mühendisliği. Bu kanaat önderliğini biz yitirirsek formüle edilen, torba yasalar arasına sıkıştırıldığımız bir sektör ve meslek haline geliriz. Artık eski ezberler bitti. Kendi donanımlarımızı da arttırmalıyız. Bunu yine örgütlenmeler eliyle yapmalıyız. Ne yaparsanız yapın halka dokunup bütünleşmek zorundasınız. Ne yaparsan yap teslim olma diye bir söz vardır. Asla asla teslim olmayan, olmayacak olan bir meslek olduğumuz, olmamız gerektiğini unutmamalıyız” ifadelerini kullandı.

KEMAL AKTAŞ: BASIN KODLU 72 TEKLİFİN 70’İ MUHALEFETTEN

Toplantının bir diğer konuşmacısı Parlamento Muhabirleri Derneği Başkanı Kemal Aktaş oldu. Aktaş, TBMM’ye basın koduyla 72 yasa teklifi sunulduğunu, bunlardan sadece 2’sinin yasalaştığını belirtti.

AKTAŞ: 72 TEKLİFTEN SADECE 2’Sİ YASALAŞABİLDİ

Aktaş, “Basın kodlu tekliflere bakalım. 72 yasa teklifi verilmiş. Bunlardan 70’i muhalefete ait. 72 tekliften sadece 2’si yasalaşabilmiş, AK Parti ve MHP7nin ortak imzasıyla gelmiş bu teklifler. Bunlardan birisi TRT payının kaldırılması. Diğeri de internetle ilgili düzenleme. İktidar cephesinden gelen basın kodlu bir yasa teklifi yok” dedi.

""

AKTAŞ: İKTİDAR 600, MUHALEFET 3 BİNİN ÜZERİNDE YASA TEKLİFİ VERMİŞ ANCAK…

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra yaşanan süreci değerlendiren Parlamento Muhabirleri Derneği Başkanı Kemal Aktaş, “Torba Yasa dışında meclis yürütmeyi denetlemekle de görevli. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçtikten sonra bu görevini ne kadar yapabiliyor? 2018 yılı sonrasında, 21. Yasama dönemine baktığımızda, gensoru mekanizması vardı, kaldırıldı. Bu sistemde yasama ve yürütmenin daha güçlü olacağı söylenmişti. Gerçekten öyle mi, bakalım. İktidar bloğu 600 yasa teklifi vermiş. Muhalefet ise 3 binin üzerinde yasa teklifi vermiş. Milletvekillerine daha nitelik kazandırmak, yasa yapma gücünü arttırmak adına böyle bir yapı geliştirildi. Aslında işleyip Cumhurbaşkanlığında teklifler genelde hazırlanıyor. Pişiriliyor, meclise getiriliyor, milletvekilleri imza atıyor. Muhalefet bloğunun verdiği kanun teklifinin hiçbirisi yasalaşmamış. Bu çok çarpıcı. Torba kanunun yapısı gereği birbirinden çok farklı yasaları içerdiği için görüşme tekniği açısından da ne milletvekilleri ne kamuoyu sağlıklı bilgiye sahip oluyor. Üzerinde tartışıp soru soracak, katkı sunacak pozisyon bulamıyor” diye konuştu.

Kemal Aktaş, internet haberciliğinin de Basın Kanunu kapsamına alınması gerektiğini belirterek, açıklamalarını sonlandırdı.

CAN GÜLERYÜZLÜ: HABERCİLİK ANTİ DEMOKRATİK YAPILARA VERİLEN MÜCADELEDİR ASLINDA

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Başkanı Can Güleryüzlü, haberciliğin dünyanın her yerinde ağır bedel ödemeyi gerektirdiğini çünkü gazeteciliğin otoriter anlayışlara, merkezi yönetimlere ve anti demokratik yapılara karşı verilen bir mücadele de olduğunu kaydetti.

 “Habercilik dünyanın her yerinde ağır bedel ödemek zorundasınızdır. Habercilik otoriter anlayışlara, merkezi yönetimlere, anti demokratik yapılara karşı verilen bir mücadeledir aslında. Toplumsal bellek işi, toplumsal faaliyettir. İçinde geçtiğimiz süreçte büyük bir kriz yaşıyor gazetecilik. Genetiğiyle oynanmış bir düzeye getirildi gazetecilik. Anti demokratik anlayışların giderek hakim olması durumu söz konusu” diyen Can Güleryüzlü,  basın ve düşünce özgürlüğü için ortak mücadele verilmesinin önemine işaret etti.

BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNE BÜYÜK İŞ DÜŞÜYOR

ÇGD Başkanı Güleryüzlü, ÇGD olarak 2015 yılından bu yana basına ve gazetecilere yönelik olumsuzluklara karşın rapor hazırladıklarını  vurgulayarak, tespit ve gözlemlerini şu şekilde sıraladı: “Teknolojiyle birlikte algılarla oynanan bir sektör olmaya başladı. Türkiye özelinde bu sorunun yapısal bazı temelleri var. Bir mücadele, yaşam alanıdır gazetecilik. Bedel ödeyen meslek örgütleri ve gazeteciler var. Basına, düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik Osmanlı’dan gelen durumlar sözkonusu. Basın hürdür sansür edilemez deniyor ama altındaki parafta ama’larla başlayan bir mevzuat var. Bolca ama’lı çokça basın ilkelerine ihanet içeren bir medya sektörü içinde yaşamaktayız. Gazetecilik gerçekten maaş için yapılacak bir iş değil. Gazetecilik bir mücadele alanı. Bu .bilince sahip çıkılmadığında da iktidarın kontrolünde, gazetecilik kimliklerini soyutlamış birçok insan, mesleği bu boyutta yapmaya başladı. ÇGD olarak biz 2015 yılından bu yana bir rapor hazırlıyoruz. Son 3 aydaki örneklere bakalım. Elektrikteki zam haberlerine bakalım. Zam yok ortada, elektrikte kademeli dönem dediler. Oysa ay sonunda gelen faturalar iki üç kat idi. Memur zamlarında tarihsel, devrimsel zam yapıldığı iddia edildi. Ancak asgari ücretin bile sınırlarında kalan bir zamdı. KDV indirimini de devrim diye sundular yine. Erdoğan’ın BAE ziyaretini, şerefsizlik diye manşetine taşıyan anlayışlar, ziyaretin ardından BAE ile 50 yıla damga vuracak gelişme dediler. Bu meslekte ilkeler yok olduğunda elimizde sıfırdan başka bir şey kalmaz. Döviz yükseldiğinde haber yapmayanlar, kur düştüğünde manşetleri süsleyen haberler yapıyorlar. Yaşadığımız 10-15 yıl ders çıkarılması gereken bir süreç. Erdoğan’ın bir ziyaretinde hangi soruları hangi gazetecinin sorulacağı dağıtıldı. Bu örnek en önemli derstir. Bazı gazetecilik tipleri parti savunuculuğu yapıyor ve bu da kutuplaşma yaratıyor. Gazetecilik de kutuplarda yapılmaya başlayan bir meslek haline geliyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı başlı başına basın özgürlüğü düşmanlığı yapmak için kurulmuştur. Karşımızda gazeteciliği memur yapmak isteyen bir zihniyet var. Bunu da basın kartı ile yapmaya çalışıyor. Bu organ teşkilat yapılanmasında yapılan değişiklikle istihbarat kurumu haline getirilmeye çalışılıyor. Gazetecilik açısından birçok sorun memleketin de sorunu haline gelmiştir. Bu mesleğe girenler de yapanlar da bu sertlikle mücadele etmesi gerektiğini bilmeli. Basın örgütlerine büyük iş düşüyor.”

GÖKHAN DURMUŞ: MEDYANIN TAMAMININ İKTİDAR KONTROLÜNDE OLDUĞU BİR DÖNEM OLMAMIŞTI

TGS Başkanı Gökhan Durmuş toplantıdaki son konuşmacı oldu. TGS Başkanı Durmuş, sözlerine, “TGS hem bir meslek örgütü hem bir sendika. İkisini birarada yürütmeye çalışan bir örgütüz, yapıyız. Bir taraftan mesleğin bir taraftan gazetecilerin haklarını korumak durumundayız. Türkiye’de medya her dönem iktidarların hedefinde oldu. Kimi zaman cinayetlerle, tutuklamalarla, cezalarla susturulmaya çalışıldı. Ama yakın zamandaki gibi bir saldırı olmamıştı” diye başladı.

DURMUŞ: MEDYA KURULUŞLARINA SİYASİ KOMİSERLER YERLEŞTİRİLDİ

Türkiye’nin hiçbir döneminde medyanın böylesi bir kontrol düzeni içinde olmadığını dile getiren TGS Başkanı Gökhan Durmuş, “İktidar medyayı kontrol etmeye başladı. Sahiplik anlamında. Medyanın tamamının iktidarın kontrolünde olduğu bir dönem olmamıştı. 15 Temmuz girişimi iktidarın elini daha da rahatlattı. Ülke 3 yıl OHAL ile yönetildi. O dönemde herkes kabuğuna çekildi, temkinli davranmaya başladı. Öncesinde daha etkin bir basın özgürlüğü mücadelesi vardı. 100’e yakın meslek örgütü bir araya gelip ses verebiliyordu. Sonrasında ayrılıklar başladı. Cemiyetlerin, derneklerin, sendikaların etkinlik de göstermesi gerekiyordu. Ayrılıklar da başladı. Her kentte 2-3-4 cemiyet olmaya başladı. Dolayısıyla sorunlarımız katlandıkça buna karşı koyacak meslek örgütü sayısı arttı ama sokaktaki etki bu olmadı. Herkeste bir sinme başladı.  Gazeteci maaşını peşin alsın ki kalemine özgürce kullanabilsin diye yapılmış bir kanun. Böylesi bir dönemde basın özgürlüğü anlamında birçok değerlendirme yapılıyor, herkes kriterler koyuyor, doğru. TGS’ye göre 28 gazeteci şu anda cezaevinde. Bunların hepsinin davaları, dosyaları tek tek incelendi avukatlarımız tarafından. Basın İlan Kurumu’nun yağdırdığı cezalar, tutuklamalar gibi son 2 yıldır gazeteciler üzerinde ceza yaptırımı var. Ben hiç haber yapamayacakmıyım diyen gazeteciler var. Buna karşı tabi ki tepki koymak gerekiyor. Darbe girişiminden sonra neredeyse yaygın medya kuruluşlarından birçoğuna siyasi komiserler yerleştirildi. Bir ülkeyi yönlendirmeye şekil veren insanlar var artık medya kurumlarının içerisinde. İktidarın bu kadar yönettiği, yönetemediği noktada ceza yağdırdığı bir sistem içindeyiz” diye konuştu.

DURMUŞ: BU BASKIYI NASIL AŞACAĞIZ, NASIL GERİ PÜSKÜRTECEĞİZ?

“Bu baskıyı nasıl aşacağız, geri püskürteceğiz?” diye soran TGS Başkanı Durmuş, örgütlülüğün önemine dikkat çekti.

DURMUŞ: VAROLAN MESLEK ÖRGÜTLERİNİ ETKİN VE GÜÇLÜ KILMAMIZ GEREKİYOR

Durmuş, konuya dair düşüncelerini, “Öncelikle örgütlülük. Sendikanın gazetecilere verdiği bir iş güvencesi var. O yüzden medya şirketlerinde sendikalı olarak çalışmanın onlara sağladığı ekonomik katkının yanı sıra kalemine özgürlük sağlaması da bir iş güvencesi. Bu yüzden sendikal örgütlenme çok önemli. Bizim var olan meslek örgütlerini etkin ve güçlü yapmamız gerekiyor. Zaten çokuz. Asıl olan örgütsüzlüğü ortadan kaldıracak bir çalışmanın içinde olmak. Bu hem gazetecilerin daha güvenle çalışacakları bir düzeni yaratacak, hem ülkenin basın özgürlüğü, demokrasisine destek sunacak. Zor bir şeyi tarif ediyorum evet. Ama Türkiye’de birşeyler değişiyor. Bir örgütlenme var. Bir kuşak değişimi yaşanıyor medya sektöründe. Güvencesiz ve düşük ücrete çalışan gazeteciler var artık. TGS olarak bu değişimi hızlandırabiliriz” şeklinde dile getirdi.

 

 

 

 

Meslek örgütleri bu konferansta buluştu: 'Medya hiçbir dönem bu kadar baskı altında olmadı'
Demokrat Gündem

Exit mobile version