Yarım Akılların Çağında Çoğunluk İllüzyonu

Tarih, çoğunluğun yanıldığı sayısız örnek barındırıyor. Bugün de durum farklı değil. Algoritmalar, kendi düşüncelerimizin yankısını bize göstererek kalabalığı hakikatin kanıtı sanmamıza yol açıyor. Oysa kalabalık, hakikatin değil, çoğaltılmış bir yanılgının sesi de olabilir. İsa’nın çarmıha götürülüşünde, Hz. Muhammed’in Mekke’den ayrılmak zorunda bırakılışında, Galileo’nun Engizisyon karşısındaki yalnızlığında ve Giordano Bruno’nun Roma’da yakılışında aynı ders gizli: Hakikat, […]

Yarım Akılların Çağında Çoğunluk İllüzyonu

Tarih, çoğunluğun yanıldığı sayısız örnek barındırıyor. Bugün de durum farklı değil. Algoritmalar, kendi düşüncelerimizin yankısını bize göstererek kalabalığı hakikatin kanıtı sanmamıza yol açıyor. Oysa kalabalık, hakikatin değil, çoğaltılmış bir yanılgının sesi de olabilir.

İsa’nın çarmıha götürülüşünde, Hz. Muhammed’in Mekke’den ayrılmak zorunda bırakılışında, Galileo’nun Engizisyon karşısındaki yalnızlığında ve Giordano Bruno’nun Roma’da yakılışında aynı ders gizli:

Hakikat, çok kişi tarafından kabul edildiği için hakikat olmaz.

Bugün cehaletin biçimi değişti. Cebimizde taşıdığımız telefonlar, insanlık tarihinin en büyük bilgi hazinesini avucumuza getiriyor. Bu bolluk, kendimizi tarihin en bilgili kuşağı sanmamıza neden oluyor. Oysa bilgiye ulaşmakla düşünmek aynı şey değil. Bir insan milyonlarca bilgiye erişebilir; yine de zihninin anahtarını başkasına teslim etmiş olabilir.

Çağımızın cehaleti, hiçbir şey bilmemek değil; bildiğini sanmak.

Eskiden cehalet, bilgi eksikliğinin karanlığında hüküm sürerdi. Sonra kamuoyu devreye girdi. İnsan, “Doğru mu?” diye sormadan önce “Herkes böyle mi düşünüyor?” demeye başladı. Bugün ise bunun daha incelikli bir biçimiyle karşı karşıyayız: algoritmalar.

Algoritmalar bize yalnızca ne düşüneceğimizi söylemiyor; ne hakkında düşüneceğimizi de seçiyor. Hoşumuza giden haberleri, zaten inandığımız fikirleri, öfkelendiğimiz insanları, alkışladığımız içerikleri ve bizimle aynı fikirde olanları önümüze çıkarıyor. Bir süre sonra kendi yankımızı dış dünyanın gerçeği sanmaya başlıyoruz.

“Bak,” diyoruz, “herkes böyle düşünüyor.”

Oysa gördüğümüz herkes değil; bize gösterilenler.

Önce neye bakacağımız belirleniyor. Ardından o kanaati doğrulayan insanlar önümüze çıkarılıyor. Sonra da bu insanların sayısı, kanaatimizin doğruluğuna kanıt gibi sunuluyor.

“Ben böyle düşünüyorum. Herkes böyle düşünüyor. Öyleyse doğru düşünüyorum.”

Belki de çağın en büyük yanılgılarından biri bu.

Bugün sürüden ayrılmanın bedeli çarmıh, sürgün ya da zindan değil; dijital linç, itibarsızlaştırılma, dışlanma ve yalnız bırakılma. Ama insanın temel korkusu değişmedi: yalnız kalmak.

Çoğunlukta olmak rahatlatıcıdır. Çünkü insan, aldığı kararın sorumluluğunu başkalarıyla paylaşabilir. “Herkes böyle yapıyor” cümlesi, insanlık tarihinin en etkili vicdan uyuşturucularından biridir. Herkes yapıyorsa suç küçülür; herkes inanıyorsa yanılgı meşrulaşır; herkes susuyorsa susmak masum görünür.

Yarım akıllılık tam da burada başlar.

Az bilmek değildir; bildiklerinin sınırını bilmeden çok bildiğini sanmaktır.

Bilgi fazlalığı da cehalet yaratabilir. İnsan, karşısına ne kadar çok şey çıkarsa, gördüğü her şeyin önemli olduğunu sanabilir. Oysa asıl soru şudur:

“Bana neden bunu gösteriyorlar?”

Belki daha önemlisi de şudur:

“Bana gösterilmeyen ne?”

Gerçeğin yalnızca bir bölümünü göstermek, zihinleri yönlendirmek için çoğu zaman yeterlidir. Biz de gösterilen parçayı bütün sanıyor, sonra kendi yankımızı hakikat zannediyoruz.

Geçmişte yaşayan insanların yanılabildiğini kabul ediyoruz. Peki biz neden yanılmayalım?

Galileo’nun çağdaşları yanıldı. Bruno’yu yargılayanlar yanıldı. Bir toplum, bir devlet, bir cemaat, bir gazete, hatta koca bir çağ yanılabilir.

Biz neden yanılmaz olalım?

Hakikatin önündeki en büyük engel bazen cehalet değil, kesinlik duygusudur. Kendinden hiç şüphe etmeyen akıl, çoğu zaman kendi hapishanesinin duvarlarını göremez.

Mesele her zaman çoğunluğa karşı çıkmak değil. Çoğunluk bazen haklı olabilir. Azınlıkta kalmak da hakikatin garantisi değildir. İnsan tek başına kaldığında da yanılabilir.

Asıl mesele, kalabalığın içinde kendi aklını koruyabilmek ve kendi aklımızın içinde başkalarının sesine de yer açabilmektir.

Özgürlük, çoğunluğun düşündüğünden şüphe etmek kadar, kendi düşündüğümüzden de şüphe edebilmektir.

Yarım akıllılık da tam burada kendini gösterir:

Bize sunulan her şeyi sorgulamadan kabul etmek ne kadar zihinsel tembellikse, sorguladığımız her şeyi doğru sanmak da o kadar büyük bir yanılgıdır.

Hakikat, kalabalıkların dışında olduğu için değil; onların onayına ihtiyaç duymadığı için değerlidir.

İnsanın kendisine sorabileceği en zor soru hâlâ aynı:

“Ben gerçekten düşünüyor muyum, yoksa bana düşünülmüş olanı mı düşünüyorum?”

Yarım Akılların Çağında Çoğunluk İllüzyonu
Müjdat Çalış

Exit mobile version