Bazı insanlar tarihte yaşar, bazıları tarihte konuşur. Otanes ikincilerdendir. Herodotos’un satır aralarında beliren bu Pers soylusu, bir iktidar boşluğunda söz alır ve beklenmedik bir şey söyler: Güç tek elde toplanmamalıdır. Yasa, kişiden üstün olmalıdır. Herkes, en azından ilke düzeyinde, eşit olmalıdır.
Bu cümleler tanıdıktır; fazlasıyla tanıdık. Öyle ki insan ister istemez sorar: Bu sözler gerçekten Otanes’e mi aittir, yoksa Otanes bu sözlere mi ödünç verilmiştir?
Tarih çoğu zaman kişileri değil, fikirleri dolaşıma sokar. Otanes de böyle bir dolaşımın adıdır. Pers sarayında konuşur ama Yunan düşüncesinin aksanıyla. Coğrafyası İran’dır; cümleleri ise Atina’ya yakındır. Bu nedenle Otanes’in gerçekliği biyografik değil, düşünsel bir gerçekliktir. O, yaşamış olmaktan çok yerleştirilmiş bir figürdür: Bir sahneye, bir tartışmaya, bir ihtimale.
Herodotos burada tarafsız bir kâtip değildir. Tarihi yazarken aynı zamanda sorular sorar: Monarşi neden yozlaşır? Güç neden kendini denetleyemez? İnsan, sınırsız yetkiyle ne yapar? Otanes’in sesi, bu soruların edebî biçimidir. Bir cevap değil, bir itirazdır.
İtirazın kaderi ise bellidir. Otanes dinlenir ama izlenmez. Persler monarşiyi seçer. Böylece Otanes, kazananların değil, kayda geçen muhalefetin figürü olur. Tarih çoğu zaman böyle ilerler: İktidar karar verir, itiraz dipnotta kalır. Garip olan şudur ki dipnotlar uzun ömürlüdür. Tahtlar yıkılır, itirazlar dolaşımda kalır.
Otanes’in önerisi bir rejimden çok bir uyarıdır. “Tek elde toplanan güç bozulur” cümlesi, belirli bir çağın değil, iktidarın doğasına dair bir tespittir. Bu yüzden Otanes modern görünür; çünkü iktidar hâlâ eskidir. Değişen yalnızca gerekçeler, süslemeler ve kelime dağarcığıdır.
Bugün Otanes’i Pers sarayında değil; yönetmeliklerin önsözlerinde, şeffaflık bildirilerinde ve danışma kurullarında görürüz. Her yerdedir ama hiçbir yerde karar verici değildir. Varlığı semboliktir, etkisi sınırlıdır. Tıpkı Herodotos’taki gibi.
Otanes’in gerçekliği, gerçekleşmiş bir demokrasinin değil, ertelenmiş bir ihtimalin gerçekliğidir. O, tarihin “olabilirdi” kipinde konuşur. Belki de bu yüzden hâlâ tanıdıktır; çünkü iktidar biçimleri değişse de itirazın yeri pek değişmez.
Otanes bugün yaşasaydı, muhtemelen yine konuşur, yine alkış alır ve yine karar masasına çağrılmazdı. Tarihsel tutarlılık biraz da budur.
