Yeni bir haftaya merhaba derken, geçtiğimiz haftanın siyaseti yakından izleyenlerle izlemeyenler için nasıl farklılaştığına bir göz atalım.
Siyaseti izlemeyenler için gündem iki konuya yoğunlaşmıştı: Asgari ücretliler gibi çalışan yoksullarla emekliler, dul ve yetimler başta olmak üzere çarşı pazardaki pahalılık ve Güllü’nü kızının anne katili olmasından gasplara, uyuşturucu kullanımının yaygınlığından akran zorbalıklarına kadar her türlü sokak şiddeti. Kadir İnanır’ın vefatını da üçüncü konu olarak bunlara eklemek mümkün.
Siyaseti yakından izleyen benim gibiler içinse bambaşka bir gündem üçlüsü vardı: Kılıçdaroğlu’nun yetkisiz bir mahkemenin tedbir kararıyla CHP’nin başına geri dönmesiyle başlayan gelişmeler, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’ne hazırlıkları kapsamındaki gelişmeler ve TBMM’ye sunulan 12.Yargı Paketi.
Bu iki gündem arasındaki kopukluk iki meseleyi dikkatimize sunuyor: Birincisi, Türkiye siyaseti halkın ihtiyaç ve talepleriyle nasıl yakınlaşır? İkincisi, Cumhur İttifakı’nın siyaseti başka konularla meşgul etme çabaları nasıl durdurulur?
HALKIN GÜNDEMİYLE SİYASETİN GÜNDEMİ BİRBİRİNE NASIL YAKINLAŞIR?
Siyasetin halkın gündemine yakınlaşması elbette mümkün.
Örneğin CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, şehir şehir hatta ilçe ilçe gezerken sokakta, çarşı pazarda halkı dinlemekte, esnafla ve gençlerle buluşmakta, kadınlarla ‘’kız kıza’’ sohbetler yapmakta. Özel okul öğretmenlerinin açlık grevinden madencilere çeşitli sosyal grupların eylemlerine dayanışma ziyaretlerini kesintisiz sürdürmekte. Özel’in siyasi gezilerinin haberleri de, çeşitli medya kanallarındaki söyleşileri de halkın gündemini siyasete taşıyor.
Ama bir yere kadar.
Çünkü maalesef Özgür Özel’e sorulan ilk soru halkın talep ve ihtiyaçlarına hangi politika ve uygulamalarla cevap veren bir iktidarın başı olmak istediği değil. Aksine ilk sorular, devam eden belediye soruşturmaları ve davaları ile CHP içindeki gelişmeler, bu gelişmeler karşısında seçilmiş yönetimin başı olarak ne yapacağı.
Bu durum bir yere kadar anlaşılabilir.
Çünkü Cumhur ittifakı ülkede hukukun üstünlüğünü ve kuvvetler ayrılığını buharlaştırmışken, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 21 Mayıs’ta aldığı tedbir kararıyla CHP Genel Merkezine gelen atanmış yönetim de karar ve uygulamalarıyla adeta Parti içindeki hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığını buharlaştırıyor. Her gün her gün CHP’nin dışına itilmekte olan Özgür Özel Genel Başkanlığı’ndaki seçilmiş yönetimin Parti’den kopmamak için yapmakta oldukları ve yapacakları da elbette siyasette herkesin merak ettikleri arasında.
Demek ki CHP ve Özgür Özel açısından bu sorunu aşmak, çözmek şart.
ALANLARDA ÇOK SESLİLİK
Geçtiğimiz hafta Özgür Özel’in seçmenle yakın temasına ilaveten iki muhalefet partisinin daha alanlara yöneldiğine tanıklık ettik.
Üstelik, bu iki alana iniş birbirinin tam tersi hedeflerle yapıldı.
İyi Parti’nin Ankara’daki ‘’Bayrak Açıyorum’’ mitingi, Genel Başkanı Musavvat Dervişoğlu’nun deyişiyle ‘’Terörsüz Türkiye yalanıyla ülkeyi bölmek isteyenlere bayrak açıyorum” mitingiydi.
DEM Parti ise, İstanbul, Diyarbakır, Mersin ve Van’da yani dört ayrı ilde yaptığı ‘’Demokrartik Toplumla Özgürlüğe’’ mitinglerinde bir yandan Öcalan’a özgürlük vurgusu yapıyor, diğer yandan bir süredir gündem dışı kalan Kürt sorununun çözümünü gündeme getirmeye çalışıyordu.
Alanlardaki çok seslilik Türkiye’nin demokratik gelişme hattını yeniden kurmakta zenginleştirici olabilir. Tabii kutuplaştırıcılıktan kurtulabilirsek…
NATO ZİRVESİ ŞAHANE Mİ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE BASKIYI ARTIRMAK İÇİN BAHANE Mİ?
Bütün bu gündem karmaşası içinde Türkiye ev sahipliğini yapacağı NATO Zirvesi’e hazırlanıyor.
Ankara’nın neredeyse olağanüstü hal şartlarında yürüttüğü hazırlıklar kapsamında geçen hafta yaşanan yüzlerce gözaltı ve tutuklama tabiiki şaşkınlık yarattı. Çünkü, gözaltına alınanlar arasında akademisyenlerden TEMA Vakfı’nın gönüllüleri ve kuş gözlem gezisine katılanlara kadar geniş bir kapsayıcılık vardı.
Tutuklamaların ‘’Türkiye’yi terör ülkesi olarak göstermeye yönelik terör eylemlerinde bulunma ihtimali’’ne dayandırılması, özellikle Zirve sonrasında zaten epeyce kısıtılı olan hak ve özgürlüklerimiz açısından neler getireceğini gerginlikle beklemeye yol açtı.
12.YARGI PAKETİNDE BİZ KAZANDIK
Memlekette bu kadar karmaşa ve sıkıntı olsa da, bu yazıyı olumlu bir gelişmeyle bitirmek mümkün.
Bilindiği gibi 12.Yargı Paketi’nde yer almasını istemediğimiz bir kaç mesele vardı. 5. hatta 4.Yargı Paketi’nden bu yana her Yargı Paketi’nde kadınların nafaka, soyadı gibi haklarını budayan hükümlerle hızlı boşanmanın yasal düzenlemeye kavuşturulması, LGBTİ+ ların varlıklarına getirilmesi olumsuz gelişmelerinin olmaması için çok mücadele ettik, ediyoruz.
Çok şükür bu kez de başardık: Geçtiğimiz hafta Meclis’e sevk edilen teklifte bu düzenlemeler yok.
Evet, bu başarı güzel bir örnek.
Mücadelenin ve dayanışmanın bereketi çok olsun!