Göreve geldiği günden bu yana ideolojik çıkışlarıyla tartışılan Mike Huckabee, son röportajında “Tevrat’a dayalı Büyük İsrail” görüşünü savunarak, İsrail’in Nil’den Fırat’a kadar uzanan topraklarda hakkı olduğunu iddia etti. Carlson’ın “Bütün bölgeyi alsalar sorun olmaz mı?” sorusuna “Hepsini alsalardı iyi olurdu” yanıtını veren Huckabee, her ne kadar sonradan bu ifadesini “mübalağa” (hiperbol) olarak nitelendirse de diplomatik hasarın önüne geçemedi.
WASHİNGTON’DA “İSRAİL HÜKÜMETİNİN SÖZCÜSÜ” ELEŞTİRİSİ
Açıklamalar sadece bölgede değil, ABD içinde de yankı buldu. Emekli Albay Dr. Lawrence Sellin, Huckabee’nin Amerikan halkı adına değil, doğrudan İsrail hükümetinin ajandasıyla hareket ettiğini öne sürdü. The Hill gibi önemli yayın organları ise bu durumun ABD’nin yerleşik dış politika ilkeleriyle tamamen çeliştiğine dikkat çekti.
BÖLGE BAŞKENTLERİNDEN YÜKSELEN TEPKİLER
Huckabee’nin “İncil’e dayalı genişleme” tezine karşı İslam dünyası ve Arap Birliği’nden yükselen tepkiler, bölge başkentlerinde adeta bir diplomatik blok oluşturdu. Irak ve Kuveyt, bu ifadeleri “tehlikeli bir aşırılık” ve “sorumsuzluk” olarak nitelendirerek, devletlerin toprak bütünlüğüne yönelik bu tür saldırgan yaklaşımların bölge istikrarını kökten sarstığını vurguladı. Benzer şekilde Umman ve Ürdün, BM kararları ile uluslararası hukukun hiçe sayıldığına dikkat çekerek, çözümün ancak 1967 sınırları temelinde bağımsız bir Filistin Devleti ile mümkün olacağını yineledi.
Gerilimin bir diğer kanadı olan İran ise, bu açıklamaların ABD’nin İsrail’in genişlemeci politikalarındaki “aktif suç ortaklığını” tescillediğini savundu. Diplomatik tepki trafiğinin zirve noktasını ise Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) oluşturdu; 22 Arap ülkesi adına yayınlanan ortak bildiride, söz konusu ifadelerin mantık ve diplomasi normlarından tamamen yoksun olduğu belirtilerek, ABD yönetiminden bu skandal açıklamalara dair derhal net bir izahat talep edildi.