ROMAN TEMSİLİNİN ÖNÜNÜ KİM AÇACAK?

Siyaset, hiçbir zaman bir meslek odası olmadı. Olmamalı da. Çünkü siyaset, toplum adına emanet alınan bir görevdir. Emanetin en önemli özelliği ise günü geldiğinde devredilebilmesidir. Bugün baktığımızda dört, beş, hatta altı dönemdir milletvekilliği yapan isimler görüyoruz. Elbette tecrübe değerlidir. Kimsenin emeğini yok saymak doğru değildir. Ancak demokrasi sadece tecrübeyle değil, dolaşımla da güçlenir. Yeni yüzlerin, […]

ROMAN TEMSİLİNİN ÖNÜNÜ KİM AÇACAK?

Siyaset, hiçbir zaman bir meslek odası olmadı. Olmamalı da.

Çünkü siyaset, toplum adına emanet alınan bir görevdir. Emanetin en önemli özelliği ise günü geldiğinde devredilebilmesidir.

Bugün baktığımızda dört, beş, hatta altı dönemdir milletvekilliği yapan isimler görüyoruz.

Elbette tecrübe değerlidir. Kimsenin emeğini yok saymak doğru değildir. Ancak demokrasi sadece tecrübeyle değil, dolaşımla da güçlenir.

Yeni yüzlerin, yeni fikirlerin ve farklı toplumsal deneyimlerin sisteme girebildiği ölçüde canlı kalır.

Asıl soru şudur:

Siyaset gerçekten yeni insanlara kapı açıyor mu?
Yoksa aynı kadrolar, aynı çevreler ve aynı isimler etrafında dönerek kendini tekrar mı ediyor?

İşte Roman toplumunun yıllardır dile getirdiği kontenjan talebi tam da bu noktada anlam kazanıyor.

Bu talep, bir ayrıcalık isteği değildir.

Bu talep, eşitsiz başlayan bir yarışta fırsat eşitliği arayışıdır.

Çünkü tarih boyunca karar verici mekanizmaların dışında bırakılmış, sesi çoğu zaman başkaları tarafından temsil edilmiş bir toplumun, artık kendi sözüyle var olmak istemesi en doğal demokratik haktır.

Ne var ki Romanlar için pozitif temsil mekanizmaları konuşulduğunda “liyakat”, “eşitlik” ve “rekabet” kavramları hemen gündeme geliyor.

Oysa aynı hassasiyet, yıllardır siyasetin belirli isimler etrafında dönmesi konusunda çoğu zaman gösterilmiyor.

Bir koltuk, yıllarca aynı kişiler tarafından temsil edildiğinde bu doğal kabul ediliyor; fakat dezavantajlı bir toplum, “Biz de bu masada yer almak istiyoruz.” dediğinde tartışma başlıyor.

İşte üzerinde düşünülmesi gereken nokta budur.

Demokrasi sadece sandığa gitmek değildir.

Demokrasi, toplumsal çeşitliliğin karar mekanizmalarına yansımasıdır.

Bir Meclis, toplumun bütün renklerini taşıyabildiği ölçüde güçlüdür.

Bir siyasi parti, yalnızca seçim kazandığında değil; temsil edemediği kesimlere de alan açabildiğinde demokratikleşir.

Roman toplumunun talebi kimsenin koltuğunu almak değildir.
Talep edilen, yıllardır kapalı duran kapıların biraz aralanmasıdır.

Çünkü temsil, sadece seçilmiş olmak değildir; temsil, kendisinden sonra geleceklerin de yolunu açabilmektir.

Belki de artık siyasetin kendisine şu soruyu sormasının zamanı gelmiştir:

Aynı insanların yıllarca görev yapmasını “istikrar” olarak alkışlarken, dezavantajlı toplumların temsiline neden “ayrıcalık” gözüyle bakıyoruz?

Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ihtiyacımız olan şey, koltukların sahipleri değil; emanetçileri olmaktır.

Gerçek siyasal olgunluk, bulunduğu makamı sonsuza kadar korumaya çalışmak değil, o makama toplumun her kesiminden insanların gelebileceği adil bir yolu inşa edebilmektir.

TEMSİL BİRKAÇ KİŞİNİN UZUN HİKAYESİ DEĞİL
MİLLETİN ORTAK HİKAYESİDİR

YAZARIN ÖNCEKİ YAZISI: MALKARA MODELİ

ROMAN TEMSİLİNİN ÖNÜNÜ KİM AÇACAK?
Abdullah Cıstır

Exit mobile version