Saygın biliminsanı Dr. Küçükgül ile A'dan Z'ye madencilik faaliyeti: 'Maden atıkları dünyanın başının belası'

Demokrat Gündem Gazetesi'nin Bir Buçuk Derece ismiyle başlattığı podcast programının bu haftaki konuğu saygın bilim insanı Enver Yaser Küçükgül oldu. madencilik alanındaki yarım asra yakın bilgi ve deneyimleri ışığında sorularımızı yanıtlayan Dr. Küçükgül, Türkiye'deki madencilik sektörünü kapsamlı bir değerlendirmeyle analiz ederek, madenlerin çevre ve iklim krizine olumsuz etkilerimi  ve ülkemiz açısından olası sonuçlarını anlattı. Dünyanın atık […]

Saygın biliminsanı Dr. Küçükgül ile A'dan Z'ye madencilik faaliyeti: 'Maden atıkları dünyanın başının belası'

Demokrat Gündem Gazetesi'nin Bir Buçuk Derece ismiyle başlattığı podcast programının bu haftaki konuğu saygın bilim insanı Enver Yaser Küçükgül oldu. madencilik alanındaki yarım asra yakın bilgi ve deneyimleri ışığında sorularımızı yanıtlayan Dr. Küçükgül, Türkiye'deki madencilik sektörünü kapsamlı bir değerlendirmeyle analiz ederek, madenlerin çevre ve iklim krizine olumsuz etkilerimi  ve ülkemiz açısından olası sonuçlarını anlattı. Dünyanın atık sorunuyla karşı karşıya olduğunu belirten Dr. Enver Yaser Küçükgül, "Dünya genelinde ortalama olarak bugün için 11 milyar ton atık var. Dünya genelindeki yıllık atık miktarını söylüyorum. Bu 11 milyar ton  atığın yüzde 75'i maden sektöründen gelmektedir. Yani dünyanın başının belası" dedi.

DEMOKRAT GÜNDEM-RÖPORTAJ HABER-BİRİNCİ BÖLÜM-Ülkemizde maden atıklarına yönelik nasıl bir uygulama olduğunu ve bu atık sahalarındaki güvenlik ihlallerini değerlendiren Enver Yaser Küçükgül, Türkiye'nin madencilik karnesine yönelik açıklamalarda bulundu.

"TÜRKİYE'NİN HER TARAFINDA MADEN ATIKLARI OLUŞUYOR"

Türkiye'deki madencilik faaliyetleri hakkında güncel veriler doğrultusunda bilgi veren Küçükgül, kimyasal maddeler bulaştırılmış atıkların olduğu maden sahalarının coğrafyadan çıktığı ve kullanılamaz hale geldiği vurgusunu yaptı.

MADEN ATIKLARI, TOPRAĞA GÖMÜLÜYOR VE O BÖLGELER BİR DAHA KULLANILAMAZ

Dr. Enver Yaser Küçükgül, "İnsanoğlu günümüzde yaklaşık 90  çeşit maden için proses yapmaktadır. Türkiye'de ise bu 90 çeşit madenin 70 tanesi için işletmeler vardır. Yani Türkiye'nin her tarafında maden atıkları oluşuyor. Bu atıklar depolanıp, madeni çıkarttığınız, ruhsatı aldığınız yerin içinde depolanıyor. Bunun için çeşitli iddialar var. Kimi galeriye gömdüğünü söylüyor, ben bunları görmedim. Ama gördüğümüz, maden faaliyetinin olduğu yerin yanında 200-300 metre yüksekliğinde dağlar, pasa yığınları ve çamurların depolandığı havuzlar var. Peki bu havuzlar ne kadar sürede bu atığı depolayacak? Maden faaliyetinin olduğu yerde bu atıklar sonsuza kadar kalacak. O kimyasal maddeler bulaştırılmış atıkların üzerindeki o bölgeyi bir daha kullanamayacaksınız. Yani  coğrafyada o bölge sizden çıkarılmış olacak. Bu tip bir düzenlemeye biz çevreye uyumlu atık yönetimi diyemeyiz" şeklinde konuştu.

""

"BAĞIMSIZ AKREDİTE KURULUŞLARIN DENETİMİ OLMADAN EMİN OLAMAZSINIZ"

Dr. Enver Yaser Küçükgül, Türkiye'de şirketlerin beyan ettikleri cevher miktarıyla gerçek arasında bir fark olup olmadığını izleyecek, denetleyecek bağımsız akredite bir kuruluşa izin verilmediğini söyledi.

“MADENCİLERİN DOĞRU SÖYLEYİP SÖYLEMEDİĞİ DENETİMLE ANLAŞILABİLİR”

Dr. Küçükgül,  "Bunu nereden biliyoruz? Benim izlediğim Bergama Ovacık Altın Madeni’nde beyan edilen cevher, tenör oranı 9.1 gramdı, yani 1 tonda 9 gram. Biliyorsunuz Bergama Ovacık'taki ilk şirketin adı EuroGold'du. Türkçesi, Avrupa altınları. Bunu Avustralya'lı Normandy şirketi yüzde 99.5 oranında Avustralyalı Normandy şirketinin yüzde 0.5'i de bir Türk ortağa aitti. Bu nedenle de yüzde 0.5 hisseden dolayı bunun Türk şirketi olduğunu kamuoyuna lanse etmeye kalktılar. Bu şirketler faaliyet içerisinde olduğu süreç içerisinde kendi aralarında el değiştirirler. Belli bir kullanım süresinden sonra Normandy karlılığını New York borsasında satışa çıkardı. O satış belgelerini internette buldum. Orada beyan edilen değer 41 gramdı. Halbuki Türkiye'deki raporların hiçbirisinde, Ovacık'ta o tarihte 41 gramlık cevher olduğu yazılmıyordu. Dolayısıyla madencilerin doğruyu söyleyip söylemediğini, bağımsız akredite kuruluşların denetimine açmadıktan sonra emin olamazsınız" şeklinde konuştu.

"DÜNYADA HİÇBİR SANAYİ KURULUŞU ATIĞINI BAHÇEYE GÖMEMEZ"

Maden sahalarında cevher havuzlarında biriktirilen atıkları çevreleyen duvarların çökmesi ve zehirli atıkların barajlara, nehirlere karışması vakalarına neden olan süreç hakkında değerlendirmelerde bulunan Dr. Enver Yaser Küçükgül, Kütahya/Gümüş, Balıkesir/Ayvalık, Manisa, Mersin ve Erzincan/İliç'te de örnekleri görülen atık havuzlarının neden olduğu kirlilik vakalarının arka planını anlattı.

“ASLINDA HİÇBİR SANAYİ KURULUŞUNA ATIĞINI GÖMME İZNİ VERİLMİYOR AMA..”

Dr. Küçükgül, "Madenin çıkarıldığı yerde birtakım maden prosesleri uygulanıp ilave edilen kimyasallarla işinize yaramayan kısımlar bir yere yığılır. Şimdiki yönetmeliklerde bunun adı maden atığı. Dünyada hiçbir kimya prosesi atığını bahçesine gömemez. Sanayi kuruluşlarının tümünü inceleyin; hiçbir sanayi kuruluşuna atığını paketleyip de bahçeye gömme izni verilmez. Bizler evsel yaşantımızdan da biliyoruz, kimse bahçesine atığını gömebiliyor mu, peki madeni çıkardıktan sonra atıklarını bir yere yığmak doğru mu?” diye sordu.

"BENİM İÇİN METALİN KIYMETİ ÇOK FARKLI BİR ANLAMA GELİYOR"

Hiçbir zaman bir madene ait kimya prosesinde gaz fazı kontrolü olmadığını, ortaya çıkan gazın doğrudan doğruya atmosfere verildiğini belirten Dr. Küçükgül, "Prosese bağlı olarak madende bir sıvı atık çıkar. Şu anda ülkemizde Edirne'den Karsa, Sinop'tan Mersin'e kadar tüm coğrafyada kıymetli metal madenciliği yapılmaktadır. Kıymetli metal, tabii onların deyimine göre "kıymetli" metal. Benim için metalin kıymeti çok farklı bir anlama geliyor. Kıymetli metal deyince Türkiye'de bize  sadece altın ve gümüş madenlerinden bahsediliyor. Çıkarma işlemi altın cevherinin bulunduğu bölgeyi, buna zon adı verilir, bu zonu diğer kayadan ayırmak… Peki bu çıkardığınız kayayı ne yapacaksınız? Bir kenara yığarsınız. Proseste kullanmadığınız bu kayaya pasa adı verilir. Bu bir atıktır ama yönetmeliklerde bu atık olarak kabul edilmez. Bir maden faaliyetinin yakınına gittiğinizde 100-200 metre yüksekliğinde dağlar oluştuğunu göreceksiniz. Bu dağlar proseste kullanılmayan kayaçların yığılığı alanlardır, buna pasa adı verilir. Bu bir. İkincisi altın gümüş içeren cevherden altını ayırabilmek için birtakım kimyasallar kullanmanız gerekir. Bu kimyasalların verimli olabilmesi için de cevheri önce iyice toz haline getirmeniz gerekir. Öğütme dediğimiz bu proseste ortalama 30-40 mikrona kadar öğütülür. Herhangi bir kayacı 30-40 mikrona kadar öğüttüğünüz zaman bunun partikül madde dağılımının bir fonksiyonuna bakacak olursak, bunun belli bir yüzdesi bir iki mikron boyutunda belli bir kesimi üç-beş mikrondur. Yani hedeflediğiniz tane boyutundan çok daha küçük parçacıklar da oluşabilir. Özellikle öğütme prosesinde 10 mikron boyutunda olan parçacıkları hiçbir zaman çöktüremezsiniz. Bunlar atmosfere karışır havada asılı durur. Havada en ufak bir akım varsa, rüzgar, hava akımı, konveksiyon, sirkülasyon vs.. Bu partiküller, on mikron ve altındakiler çevreye yayılır, bu bir atıktır"şeklinde konuştu.

""

 "ON MİKRON ALTI PARÇACIKLAR ÇOK DAHA TEHLİKELİDİR"

Yönetmeliklerde bu hususta herhangi bir madde olmadığını anlatan Küçükgül, "Ben hiçbir madende on mikron ve altı parçacıkların tutulduğuna dair bir proses görmedim. Halbuki, altın gümüş madenlerinde öğütme prosesine çıkan gaz atıkların içerisinde partikül madde de vardır. Özellikle, on mikronun altındaki parçacıklar AB ve ABD'nin hava kalitesi yönetmeliklerinde on mirkon altı parçacıklar çok daha tehlikelidir. Bizim yönetmeliklerimizde henüz iki buçuk mikron boyutundaki partikül madde irdelenmez" dedi.

 "11 MİLYAR TON ATIĞIN YÜZDE 75'İ MADEN SEKTÖRÜNDEN GELMEKTEDİR"

Türkiye'de bir maden işletmelerinin ömrünü tamamladıktan sonra faaliyet yapılan bu alanların rehabilite edilip edilemediği sorusunu değerlendiren Dr. Küçükgül, siyanürle altın ayrıştırma işlemi üzerinden örnekler vererek Türkiye'de atık yönetimi hakkında çarpıcı veriler paylaştı.

“MADEN ATIKLARI DÜNYANIN BAŞININ BELASI”

Maden atıklarının toprağa gömülmesinin doğaya, toprağa, su kaynaklarına büyük zarar verildiğini, buna dur denmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Enver Yaser Küçükgül, açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Altın gümüş madenlerini ayırmada kullanılan birçok yöntem var. Bunlardan biri siyanür liç işlemi. Liç prosesi adı verilir. Yani ıslatırsınız siyanür çözeltisi ile karıştırır bekletirsiniz. Altının tamamını siyanür kompleksi içinde çamurdan alırsınız. Geriye kalan siyanürlü ve kimyasal madde içeren çamur bir atıktır. Ama burada madencinin kullanacağı en önemli kısım su. Çünkü su kaynakları dünyada artık kısıtlı. Burada su deyince milyon metreküplerden bahsediyoruz, unutmayalım. Sulu çamuru bir havuzda bekletirsiniz buna "tailing pond" adını verir madenciler. Atık havuzunda çökelme sonrası üst kısımdaki suyu alıp proseste yeniden kullanmayı tercih ederler. Eksilen suya da ilave su katılır. Geriye kalan kimyasal madde içeren bir çamurdur. Bu maden atığıdır. Bizim kanunlarımızda bu, maden atığı olarak depolanır. Yani bir kimya prosesi var, bu prosesin bir çıktısı var. Bir kuruluşun atığını bahçesine gömme izni veriyorsunuz, bu etik değil. Dünya genelinde ortalama olarak bugün için 11 milyar ton atık var. Dünya genelindeki yıllık atık miktarını söylüyorum. Bu 11 milyar ton  atığın yüzde 75'i maden sektöründen gelmektedir. Yani dünyanın başının belası" ifadelerini kullandı.

"TÜRKİYE'DE BİR GRAMIN ALTINDA OLAN MADENLER BİLE İŞLETİLMEKTE"

Bir milyon ton cevherin işlenmesi sonunda en az bir milyon ton atığın ortaya çıktığını kaydeden Dr. Enver Yaser Küçükgül, şu bilgileri verdi: "Ortalama bir madende, bir ton cevherde ne kadar atık var, buna tenör adını veriyoruz. Bir ton cevherden bir iki gram altın varsa bunlar işletiliyor. Hatta birçok bölgede bir gramın altında olan madenler dahi işletilmektedir. Bunun anlamı nedir, siz bir milyon ton cevher çıkardığınızda, bu hacmi bir düşünmeye çalışın. Bunun içerisinden bir ton altın elde edeceksiniz. Türkiye'de şu anda işletilen madenlere baktığımızda bu madenlerden 20-30 maden şu anda aktif. Daha pek çoğu için de izinler alındı, işletme aşamasına gelinmek üzere. Türkiye'de ne kadar altın madeni hedefleniyor, literatüre baktığımız zaman Türkiye'de yaklaşık olarak 176 tane böyle maden düşünülüyor ve aktif olarak kullanılacak. Bu 176 madende işletme ruhsatı almış olanları da hesaba katarsak 200-300 civarında nokta var. Bunun her birinde her yıl minimum 1 milyon ton cevher işlenecekse, en az bir milyon ton da pasa ortaya çıkacaktır. Yani, her bir ton için elde ettiğiniz altının, her bir tonu için 20 milyon ton atıktan bahsediyoruz. Bu atığın yarısı kimyasal maddelerle bulaşmış. Siyanürlü çözeltiler ya da benzeri kimyasallar içeriyor. Kimyasal deyince, prosese bağlı olarak kimi altın işletmeleri, örneğin Uşak Kışladağ'da olduğu gibi alanlarda, 100-200 metrelik yığınlar oluşturuyorsunuz. Uzunluğu 500-600 metrelik dağları düşünün. Bunun üzerine siyanür çözeltisi bırakıyorsunuz.”

"MADENCİYE KANUNSUZ BİR HAK TANINDI; DOĞRU DEĞİL”

Madencilere atıklarını bulunduğu yere gömme hakkı verilmesini de eleştiren Dr. Enver Yaser Küçükgül,  "Bütün bu yığından siyanür süzülüp aşağı geliyor, tekrar çeviriyorsunuz, bunu o yığındaki altını gümüşü o yığındaki siyanürde çözündürünceye kadar sürdürüyorsunuz. Buna yığın liçi deniyor. Hemen İzmir'in su havzasının tepesine konumlandırılan Efemçukuru'ndaki altın madenine bakalım. Orada ise cevher yüzdürme teknikleriyle konsantre hale getirilir. Yani organik kimyasallar kullanılır. Bu kimyasalların tümü toksik ve kanserojendir, aynen siyanür gibi. Maden atıkları için yönetmelik çıkarıldığını söylemiştim. Madencilere atıklarını bulunduğu yere gömmesi yönünde bir hak tanındı. Bunun için madencilerin getirdiği sav; ‘Atıkları yerinde muhafaza etmek dışında bir şansımız yok, çıkarıldığı yere muhakkak gömülmesi gerekir’. Halbuki, öyle değil” dedi.

HİÇBİRİ MADEN FAALİYETİ DEĞİL

Dr. Enver Yaser Küçükgül, Bakanlık tarafından çıkarılan Maden Atıkları Yönetmeliği’nin ekosistemle uyumlu olmadığını vurgulayarak, şu açıklamaları yaptı: “Madenciliğin Türkiye'de nasıl sürdürüldüğünü ve bunun teknik kısmındaki sürecin nasıl işletildiğini anlatan Dr. Küçükgül, "Madencilik başlı başına irdelememiz gereken bir faaliyet bu faaliyetlerin en sonunda oluşan atıklara ait yönetmeliği soruyorsunuz. Çevre Bakanlığı'na bağlı Maden Atıkları Yönetmeliği diye bir yönetmelik var ancak mevcut yönetmelik ekosisteme uyumlu mu, kabul edilebilir mi, önce bunu konuşmak gerekiyor. Çünkü maden dediğiniz şey nedir, buradan başlayalım. Siz herhangi bir cevheri yüzeyden veya yer altından çıkaracaksınız, bu işlem için bir maden arama yaparsınız, sondaj yaparsınız. Sonra da onu yüzeye nasıl çıkaracağınızın teknolojisini uygularsınız. Buraya kadar olan kısım madencilik. Örneğin demir madeni, cevheri çıkarma işlemi var. Fakat madeni çıkardığınız yerde hidrometeorolojik prosesle veya bir kimya prosesiyle ya da metalurjinin gerektirdiği herhangi bir prosesle proses edip cevherden istenen madeni çeşitli yardımcı malzemeler yani kimyasallar kullanarak cevheri işlersiniz arkasından pek çok prosese devam edersiniz. Bunların hiçbiri maden faaliyeti değildir, bunların tümü kimya prosesidir.”

“MİLYON DOLARLIK NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ ALTIN VE GÜMÜŞTEN DAHA DEĞERLİ”

Dr. Küçükgül, altın ve gümüşten daha değerli olduğunu belirttiği ‘nadir toprak elementlerinin’ neden Türkiye'de işlenmeyip Çin'e satıldığını da sordu.

“BU DEĞERLİ ELEMENT NEDEN ÇİN’E SATILIYOR?”

"Çünkü, kabaca biz altın ve gümüşten bahsediyoruz ancak altın ve gümüşün bulunduğu zonlarda altın gümüşten binlerce, yüzbinlerce daha kıymetli metaller de var. Bunlara nadir toprak elementleri adı verilir. Bu nadir toprak elementlerini dünyada işleyen merkez Çin'dir. O nedenle Efemçukuru'ndaki zenginleştirilmiş cevher burada işlenmeyip Çin'e satılmaktadır” diyen Dr. Enver Yaser Küçükgül, “Bu nadir toprak elementi, günümüzün uzay teknolojisinde, duyarlı ekranlardan, cep telefonlarımızdan, bilgisayarlara tutun da ileri teknoloji gerektiren ekipmanların yapımında kullanılan elementlerdir. Bunların gram fiyatları bazen milyon dolarları aşabilmektedir, bu altından çok daha kıymetli. Peki işletilen bir altın cevherinin bileşimini bu işi denetlemekle görevli olan devlet biliyor mu? Hayır, bilmiyor. Acı olan bu. Türkiye'nin yer altı zenginlikleri, şu anda işletilen madenlerin büyük çoğunluğu Avrupalı, Amerikalı şirketlerin elinde yani ülkenin varlıkları yabancılara verilmiş durumda. Bunlar da istedikleri gibi kullanıyor" ifadelerini kullandı.

Saygın biliminsanı Dr. Küçükgül ile A'dan Z'ye madencilik faaliyeti: 'Maden atıkları dünyanın başının belası'
Demokrat Gündem

Exit mobile version