DEMOKRAT GÜNDEM-DOSYA HABER-BİRİNCİ BÖLÜM-Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Türk Medeni Kanunu’nun 175.’inci maddesindeki “süresiz nafaka” hükmünü oy çokluğuyla iptal etmesi ve yasama organına 9 aylık süre tanımasının ardından, kadın hakları savunucuları ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinden ilk tepkiler gelmeye başladı.
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü, yayımladığı yazılı deklarasyonla kararın hukuki güvenilirlik, toplumsal cinsiyet rolleri ve kadınların yaşam hakkı üzerindeki olumsuz etkilerini teknik analizlerle eleştirdi.
TKDF Başkanı Canan Güllü, tartışmanın merkezinde erkeklerin mağduriyeti değil, boşanma sonrası yoksullaşan kadınların ekonomik güvenliğinin yer aldığını savundu.

“2012’DE REDDEDİLEN İSTEM, AYNI KANUNLA BUGÜN KABUL EDİLDİ”
Demokrat Gündem’e yaptığı açıklamasında, yüksek yargının içtihat istikrarına yönelik teknik bir eleştiri sunan TKDF Başkanı Canan Güllü, Anayasa Mahkemesi’nin geçmişteki tescilli kararını anımsattı. Hukuki öngörülebilirlik ilkesinin zedelendiğini iddia eden Güllü, şu teknik detaylara dikkat çekti.
Canan Güllü, “2012 yılında Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan ‘süresiz olarak’ ibaresini sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak değerlendirmiş ve iptal istemini reddetmişti. Mahkeme, boşanma nedeniyle yoksullaşan eşin korunmasını anayasal bir yükümlülük olarak görmüşken, aradan geçen sürede aynı kanun hükmünde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.
Eğer mahkeme farklı bir sonuca ulaşmışsa, bunun nedeni normun değişmesi değil, normu yorumlayan Mahkeme’nin değişmesidir. Başka bir ifadeyle değişen hukuk değil, hukuka bakış açısıdır. Aynı Anayasal norm karşısında yalnızca mahkeme üyelerinin değişmesi nedeniyle farklı sonuçlara ulaşılıyorsa, kamuoyunun ‘hukuk mu değişti, yorumlayanlar mı?’ sorusunu sorması kaçınılmaz hale gelir.”
“KADINLAR YA ŞİDDETE KATLANACAK YA YOKSULLUĞA RAZI OLACAK”
Ekonomik güvencelerin ortadan kaldırılmasının doğrudan asayiş ve güvenlik sorunlarını tetikleyeceğini, kadın cinayetleri verileriyle temellendirerek ileri süren Federasyon Başkanı Canan Güllü, nafakanın zayıflatılmasının sahada yaratacağı tehlikeleri şu sözlerle aktardı: “Türkiye’de milyonlarca kadın yıllarca ücretsiz bakım emeği vermekte; ev içi iş yükünü taşımakta ve bu nedenle eğitim, istihdam ve ekonomik bağımsızlık fırsatlarından uzak kalmaktadır.
Evlilik boyunca ailesi için emek veren, kariyerinden vazgeçen bir kadına boşanma sonrasında ‘artık kendi başının çaresine bak’ demek, gerçekte onu yoksulluğa mahkûm etmektir. Daha da önemlisi, ekonomik güvencelerin ortadan kaldırılması kadınların şiddet döngüsünden çıkmasını zorlaştıracaktır. Birçok kadın bugün bile ekonomik nedenlerle şiddet gördüğü evlilikleri terk edememektedir. Nafakanın süreyle sınırlandırılması, kadınlara fiilen şu mesajı vermektedir: ‘Ya şiddete katlanırsın ya da yoksulluğa razı olursun.’ Nafaka hakkının zayıflatılması yalnızca bir ekonomik hak kaybı değildir; kadınların yaşam hakkını doğrudan etkileyen bir karardır.”
“SOSYAL DEVLET KADINI BOŞANMA SONRASI YALNIZ BIRAKAMAZ”
Siyasal iktidarın ve yüksek yargının kadınları birey olarak değil, sadece aile içindeki geleneksel rolleri üzerinden tanımladığını iddia eden TKDF Başkanı Canan Güllü, anayasal sosyal devlet ilkesinin dönemsel ve siyasi tercihlere göre esnetilemeyeceğini vurguladı.
Sosyal devletin tanımını yeniden yapan Güllü, “Sosyal devlet; kadınları aile içinde görünmez emeğe mahkûm edip boşanma sonrasında yalnız bırakan devlet değildir. Eşitsizlikleri gören, bakım yükünün kadınlar üzerinde yarattığı sonuçları kabul eden ve dezavantajlı olanı koruyan devrettir. Siyasetin hukuku şekillendirmesine, kadınların insan haklarının geriletilmesine itiraz ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Kadın örgütlerinin, AYM’nin tanıdığı 9 aylık süre zarfında TBMM Adalet Komisyonu’nda yürütülecek yeni yasa tasarısı çalışmalarında kademeli ya da süreli nafaka modellerine karşı meclis kulislerinde ve meydanlarda aktif bir baskı süreci yürüteceği belirtiliyor.
İlginizi çekebilir: Anayasa Mahkemesi ‘süresiz nafakayı’ iptal etti