Bayraklı’da hizmete açılması beklenen Şehir Hastanesi’nin doğuracağı sıkıntılarla ilgili uyarı ve bilgilendirme amacıyla Şehir Hastanelerini İzleme Platformu kuruldu. Platformun paydaşlarından İzmir Tabip Odası’nın Türk Tabipler Birliği (TTB) Büyük Kongre Delegesi Dr. Fatih Sürenkök ile konuyla ilgili bir söyleşi gerçekleştirdik.
Günlük 40 bini aşkın hasta girişinin olması beklenen Bayraklı Şehir Hastanesi’ne İzmirlilerin ulaşım sıkıntısı yaşamasından kent merkezindeki köklü hastanelerin küçültülmesi ve kapatılmasına kadar bir dizi sorunun yaşanacağı uyarılarında bulunan TTB Delegesi Fatih Sürenkök, İzmirlileri bilgilendirme çalışmalarına başlayacaklarını, parti ayrımı gözetmeksizin tüm İzmir milletvekilleriyle görüşmelere başlayacaklarını belirtti. Sürenkök, “Bu hastane hem yapım aşamasında hem açıldıktan sonraki işletme döneminde kesinlikle İzmir’in derdine çare olmayacak. İlk başlangıçta, 2 bin altmış yatağın dolu olması için biryerlerin kapatılması gerekiyor. Doluluk garantisi için bazı hastaneler kapatılacak. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sağlıkla ilgili yönetimi bu şekilde devam ederse, umarım etmez, bu insanların mutlaka bu hastanelerin o anlattığımız yüksek giderini karşılayabilmek fark ücretleri arttırılacak. Platform olarak parti ayrımı olmaksızın İzmir milletvekilleriyle görüşülecek. Tüm siyasi partilere, büyükşehir belediyesi ve ilçe belediye başkanlarıyla mutlaka görüşülecek. Halka doğru bilgilerin aktarılması için çok sayıda çalışma yapılacak” dedi.
DEMOKRAT GÜNDEM- Türkiye genelinde açılan şehir hastanelerinin bir örneğinin de Bayraklı’da kurulması beklenirken, 2021 yılı içinde hizmete açılması beklenen Bayraklı Şehir Hastanesi’nin sağlığa erişimde ve sağlık hizmetlerinin sunumunda getireceği risk ve olumsuzluklara karşı harekete geçen başta İzmir Tabip Odası ve sağlık meslek örgütleri, sendika ve dernekleri, odaları ve sivil toplum kuruluşlarının içinde olduğu Şehir Hastaneleri İzleme Platformu ise İzmirlileri çeşitli yollarla bilgilendirmeye hazırlanıyor.
Platform temsilcileri, Bayraklı Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla beraber İzmir’in köklü hastanelerinden Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Alsancak Devlet Hastanesi, Bozyaka Eğitim ve Araştırma hastanesi gibi kurumların kapasitesinin düşürülmesi ya da kapatılmasının da gündeme gelebileceğini belirtiyor.
Platformu oluşturan paydaş kurumlardan İzmir Tabip Odası Başkanı Lütfi Çamlı, İzmirlilerin adı şehir olan ancak kent dışında kurulan 2 bin 60 yataklı olması beklenen Bayraklı Şehir Hastanesi’ne ulaşımında sıkıntılar yaşanacağını, köklü hastanelerin aşama aşama kapatılacağını, sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sorunların ortaya çıkacağını belirtirken- platform sözcülerinden İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Fatih Sürenkök ile şehir hastanelerinin Türkiye ve dünyadaki örnekleri ile sağlığa ve sağlık hizmetlerine erişimde ne gibi sıkıntılar doğabileceğine dair konuştuk.
DEMOKRAT GÜNDEM- Şehir hastanelerinin tarihçesi, dünyadaki karşılığı ve Türkiye’de de hayata geçmeye başlamasının nedenleri nelerdir?
FATİH SÜRENKÖK- Şehir hastanelerinin ilk çıkış yeri İngiltere. Bir şirketin inşaat, finans ve sağlık işletmeciliğiyle oluşturduğu bir konsorsiyumla başladı. Kamu ve özel ortaklığının bir araya gelmesinde sistem öncelikli bir şekilde oluşturulmuş. Burada ‘özelleştirme’ kelimesini özellikle kullanmıyorlar. Şehir hastaneleri organizasyonu aslında bir bakıma sağlığın özelleştirilmesidir.
Özelleştirmeye karşı toplumda olumsuz bir duygu ve düşünce durumu oluştu. O nedenle artık buna kamu ve özel ortaklığı deniyor. Kamunun aleyhine o ortaklık özel sektörün lehine acımasızca kullanılıyor. Burada hep kaybeden kamu olmuş.
İzmir örneğini verelim. Bayraklı’daki hazine yerini yatırımı yapan şirketlere ‘şehir merkezindeki Tepecik, Behçet Uz, Alsancak Devlet’i kapatalım, oradaki yatak sayısı kadar oraya sen hastane yap. Sen o hastane yerlerine AVM, otel yap’. Bununla bitmiyor. Tam tersine esas sıkıntı burada başlıyor. O hastaneyi yaparken o hastanenin bir maliyeti var. Maliyet diyelim ki bir milyar dolar. Biz buna karşılık beş katını ödüyoruz. 25 yılda beş milyar dolar. Gerek inşaat yapım maliyeti gerek tesisat maliyetlerinin beş katını ödeme durumu sözkonusu yani. Üstelik dolar ve avro üzerinden. Burada birincisi, biz oraları veriyoruz, ikincisi buradaki maliyetin beş katını hem de döviz üzerinden ödüyoruz. İşletmeyi bu şirketlere veriyoruz.
D.G-Tıbbi ve sağlık hizmetlerinin sunumu ve işletilmesi nasıl olacak?
F.S-Tıbbi olmayan hizmetleri butik kafe, restoran, radyoloji ve laboratuvarları da o şirketler işletiyor. Bu işletmelerin geliri de o şirketlere verilecek. Güvenliği çalıştırıyor diyelim, o parayı biz ödüyoruz. Otoparkı çalıştırıyor, parasını cebine koyacak. Laboratuvar ve radyolojik incelemeleri de o şirketler yapacak. 2006 yılında yönetmelik çıktığında böyleydi. Sekiz ilde bu hastaneleri yapmak için ihale yaptılar. Türk Tabipler Birliği (TTB) buna itiraz etti. Bu yönetmeliği Yargıtay iptal etti. Yargıtay iptal ettikten sonra ihaleler yapım aşamasına girmeden durdu. 2013 yılında bir yasa daha çıktı. Kamu özel ortaklığı ile ilgili. Bu yasa çıktıktan sonra, yani artık yasa haline gelince, bu yasanın içinde sadece sağlık yoktu, karayolları da vardı, otoyollar da var. Hepsi bu sistem içerisine alındı. Bu sistem mezarlıkların işletmesinden belediye hizmetlerine kadar her şeyi kamu özel ortaklığıyla yapacak şekilde düzenlendi. Böyle olunca Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) artık itiraz edecek gücü kalmadı. Siyasi partiler itiraz edebilir. 2013 yılında mecliste grubu bulunan başta CHP olmak üzere partilerle görüşüldü. Nedense partiler harekete geçmedi! Buradaki sıkıntı inanılmaz. Kapitülasyonlardan daha ağır şartları var oysa.
D.G-Hastanelerin kapatılması sözkonusu olacak ise, bu neye hangi yasa ya da yönetmeliğe dayandırılacak?
F.S-Yasada kentin içinde kapatılması sözkonusu olacak olan hastanelerin şehir hastanelerini yapan şirket ya da şirketlere verilmesi için ‘ihtiyaca göre verilecek’ diye bir yumuşatmaya gidildi. Bunun yanında şirketler ÇED raporundan muaf tutuldu, KDV ve vergi muafiyeti getirildi. Kıyı Koruma Kanunu’ndan dahi muafiyet getirildi. Ayrıca herhangi bir itilaf olduğunda uluslar arası mahkemelerde tahkim, Londra mahkemelerine gidecek. Tüm bunlara itiraz edilmedi ve yasa yürürlüğe girdi. O yasa çıktıktan sonra 29 ilde 32 şehir hastanesi ve 40 binin üzerinde yatağa, yüksek teknolojiye sahip hastane yapımı kararı alındı. İstanbul’da üç, Ankara’da iki tane, İzmir’de şimdilik bir (ikincisinin lafı geçiyor) şehir hastanesi yapıldı, yapılıyor. İlki Isparta’da açıldı. Sonra Mersin, Yozgat, Adana gibi kentlerde açıldı. Şu anda 11 tane açıldı.
D.G-Dünyadaki örnekleri ne durumda peki?
F.S-Bu hastaneler devasa kurumlar. Dünyada hastane yapımı, işletmeciliği, hasta ve sağlık çalışanlarının oradan en iyi şekilde yararlanmasıyla ilgili bir sürü çalışma yapılmış. En iyi verim nerede alınır, bir hastane binasının yapılması, maliyet düşmesi nerede olur gibi gibi maddeler incelenmiş. En iyi sağlık hizmeti sunumunun verileceği hastanelerdeki yatak sayısı 300-600 yatak bulunmuş. 300 yatağın altı, 600 yatağın üstü efektif bulunmuyor. İzmir’de 2 bin 60, İstanbul’da 3 bin 500 yataktan fazla yatak sayısı var. Böyle olunca hastanenin yapım maliyeti de çok yükseliyor. Bu yapımla ilgili de hasta başına metrekare hesabı var tüm dünyada. Diyelim ki 500 yataklı hastane, hasta başına kapalı alan hesaplanmış. Bununla ilgili tüm özel hastanelerdeki metrekarenin üç katı metrekare hesap edilmiş. Devasa koridorlar, odalar. Yapımı sırasında üç katı maliyete yol açıyorsunuz yani. Yapıldıktan sonra bunların ısıtılması, soğutulması, aydınlatılmasıyla ilgili de en az üç katı para harcıyorsunuz.
D.G-İzmir’de mevcuttaki yatak sayısı ne kadar, yeterli mi değil mi? Şehir hastanesi kurulmasına yönelik şiddetli bir ihtiyaç mı var?
F.S-Aslında, İzmir’de şu anda bu kadar yatak ihtiyacı yok. İzmir’de butik hastaneler şeklinde 350, 500 yataklı hastaneler açarsınız. Gaziemir’e açıldı, Çiğli’ye açıldı, Karşıyaka’ya açılır. Bunlar yeterli olur. İnsanların kolay ulaşabileceği hastaneler üstelik. Bayraklı’ya yaptığınız zaman günlük 40 bin hasta girişi bekleniyor. Buna hasta yakınlarını, sağlık çalışanlarını ekleyin. Alt yapısı yok, kanalizasyonu yok. Yasada bu hastanenin planlanmasını bile özel şirkete veriyorsunuz. İzmir’e bir şehir hastanesi yapacağım diyorsunuz, planlamayı bile ihale ediyorsunuz. A şirketi planlıyor, bir konsorsiyuma ihale ediyorsunuz. İhaleler de açık olmuyor. İhale şartnameleri kesinlikle ticari ve devlet sırrı olarak kabul edilip bilgi verilmiyor. Buradaki sıkıntı kesinlikle başlangıcından tutun da sonuçta binaların yapımına kadar her yerde bir problem var.
Gereksiz maliyetin kimi yerde beş kimi yerde sekiz katı mal edilmiş. Üç yıldır Sayıştay raporlarında da görüyoruz. İnşaatın yapımı sırasında da işletilmesi sırasında da görüyoruz. Sağlıkta zaten kıt kanaat parayla hizmet vermeye çalışırken, on katı rakamlarla özel şirketlere verince zaten bütün kamu kaynağını o tarafa aktarmış oluyorsunuz. 25 yılda aşağı yukarı 80 milyar dolar paranın bu şehir hastaneleri yoluyla bu şirketlere aktarılması öngörülüyor.
D.G-Günlük hasta giriş sayısı 40 bin ve üzeri beklentisi yüksek. Sağlık çalışanlarını da eklerseniz…
F.S-Tepecik’te çalışan sağlık çalışanı sayısı beş bin civarında. Orasının üç katı olması gerekiyor. 15-20 bin sağlık çalışanı olması gerekiyor. Onlar da oraya gidecek. Böyle olunca o sirkülasyon inanılmaz boyutta olacak. Tünel girişi bunu kaldıramaz. Yapıp bana yakın şirkete veririm düşüncesinden başka bir düşünce yok burada.
D.G-Peki hastaneden beklenen karlılık sağlanamazsa ne olacak?
F.S-İhalelerde yabancı bankalardan inşaat, bankacı, finansı sağlayan, işletmeci, bankanın şirkete verdiği paranın garantörü devlet. Üç gün sonra banka buradaki firmaya parayı verdi. İnşaatı yap dedi şirkete. Şirket battı, yapmadı, parayı geri ödemediği takdirde, bunun garantörü devlet ve devlet ödeyecek. Dolayısıyla biz ödeyeceğiz. İzmir’deki şehir hastanesinin yapımı 2015 yılında başladı. 2018’de bitecekti. Bir buçuk yıl uzatma istendi, uzatmaya rağmen devamı gelmedi. Muhtemelen 2022 ilk aylarında poliklinik hizmetinin verilmesi bekleniyor. Arkasından da hastane açılacak. Bu hastane hem yapım aşamasında hem açıldıktan sonraki işletme döneminde kesinlikle İzmir’in derdine çare olmayacak. İlk başlangıçta, 2 bin altmış yatağın dolu olması için biryerlerin kapatılması gerekiyor. Doluluk garantisi için bazı hastaneler kapatılacak.
2016 yılından bu yana anlatıyorum bunun ile ilgili durumları ve sonuçları. Hangi hastanelerin ne zaman kapatılacağı, küçültüleceği kararı şehir hastanesi açıldıktan sonra netleşir. Her halükarda köprülerin altında bir sürü siyasi su geçecek. Son dönemde hangi hastanelerin küçüleceği, kapatılacağı son düzlükte belli olacak yani. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sağlıkla ilgili yönetimi bu şekilde devam ederse, umarım etmez, bu insanların mutlaka bu hastanelerin o anlattığımız yüksek giderini karşılayabilmek fark ücretleri arttırılacak.
D.G-Yani hastalardan daha fazla fark ücretleri alınması mı gündeme gelecek, doğru mu anlıyoruz?
F.S-Şehir hastanesinin lüks hastane olduğu gerekçesiyle hastadan farklar alınması gündeme gelecek. Devletin kendi imkanlarıyla bu şehir hastanelerinin farkını kapatabilmesi mümkün değil. Vatandaşın yıllardır gittiği hastaneler kapatılacak, küçülecek. Oradaki hizmet kalitesi bundan olumsuz etkileyecek. En basiti elli yıldır hizmet veren, kimisi 120 yıldır hizmet veren yerler. Halkımız dar gelirli. Kimi dolmuşla kimi İZBAN’la gidiyor. Şehir hastanesine nasıl gidecekler? Kent merkezlerindeki hastanelerin kapatılmaması önemli. Buralarda sadece, otelcilik hizmetinin biraz düzeltilmesiyle halkın daha kaliteli sağlık hizmeti alması sağlanabilir. Halkın hastanelerine sahip çıkması gerekiyor.
Tabip odası olarak biz daha önce halkı bilinçlendirmek için kent konseyleri üzerinden toplantılar yaptık. Bunlar yetmedi. Artık açılacak.
D.G-Şehir Hastanelerini İzleme Platformu oluşturdunuz.. Neler yapılacak?
F.S-Kesinlikle hani fark gözetmeksizin tüm siyasi partilerden, yerel derneklerden kitle iletişimi sağlayacağımız her yerden destek almamız gerekiyor. Emek ve demokrasi güçlerinden de destek alacağız. Belediyeleri katarak bir şekilde mevcut hastanelerin sahiplenilmesi ve korunmasıyla ilgili halkın sağlık hakkı açısından sahip çıkılmasını sağlamamız gerekiyor. Platform olarak parti ayrımı olmaksızın İzmir milletvekilleriyle de görüşülecek. Tüm siyasi partilere, belediyenin metropol artı büyükşehir belediyesi ile mutlaka görüşülecek. Halka bu bilgilerin aktarılması için desteğe şiddetli ihtiyaç var.