Yaşam Bilgeliği; hayata tutunma öğretisi ve Romanlar

Yıldızları Rota Yapanların Çocukları olarakBiz hayata tutunmayı sonradan öğrenmedik.Hayata tutunmak, bizim kültürel hafızamızın en eski bilgisidir. Çünkü bizim tarihimiz yerleşik toplumların tarihi gibi duvarların arasında şekillenmedi. Bizim tarihimiz yolların üzerinde yazıldı. Bir nehrin kıyısında başlayan hikâye, bir dağın eteğinde devam etti. Bir ovanın sessizliğinde kurulan çadır, ertesi gün başka bir ufka doğru yola çıktı. Bu […]

Yaşam Bilgeliği; hayata tutunma öğretisi ve Romanlar

Yıldızları Rota Yapanların Çocukları olarak
Biz hayata tutunmayı sonradan öğrenmedik.
Hayata tutunmak, bizim kültürel hafızamızın en eski bilgisidir.

Çünkü bizim tarihimiz yerleşik toplumların tarihi gibi duvarların arasında şekillenmedi.

Bizim tarihimiz yolların üzerinde yazıldı.

Bir nehrin kıyısında başlayan hikâye, bir dağın eteğinde devam etti. Bir ovanın sessizliğinde kurulan çadır, ertesi gün başka bir ufka doğru yola çıktı.

Bu yüzden bizim hafızamız mekânlara değil, ilişkilere dayanır.

Biz evi sadece dört duvar olarak görmedik.

Ev bazen bir ateşin etrafında toplanan insanlar oldu. Bazen aynı türküyü bilenler, bazen aynı ekmeği paylaşanlar oldu. Aidiyetimizi taşlara değil, insanlara bağladık.

Geceleri ateşin etrafında otururken yalnızca ısınmıyorduk.

Ateşin etrafında bir dünya görüşü kuruluyordu.
Çocuklar büyüklerin anlattığı hikâyeleri dinliyordu. Yaşlılar geçmişi geleceğe taşıyordu.

Her anlatı, her türkü, her masal bir sonraki kuşağa bırakılan görünmez bir mirastı.

Bugün birçok akademisyen kültürel aktarımın nasıl gerçekleştiğini kitaplarda anlatır.
Biz ise bunu ateş başlarında yaşadık.

Doğa bizim için sadece içinde yaşadığımız çevre değildi. O aynı zamanda öğretmenimizdi.
Rüzgârın yönünü okumayı öğrendik.

Yağmurun kokusundan mevsimi anlamayı öğrendik.
Hayvanların davranışlarından yaklaşan değişimi hissetmeyi öğrendik.
Toprağın sesini dinlemeyi öğrendik.

Belki de bu yüzden Romanların sezgisel aklı bu kadar güçlüdür.

Çünkü sezgi çoğu zaman doğayla kurulan uzun ilişkinin sonucudur.

Binlerce yıllık hareket hâli, insana sadece yol göstermedi; aynı zamanda çevresini okumayı, değişime uyum sağlamayı ve belirsizlik içinde karar vermeyi öğretti.

Biz hareket eden bir toplumduk.

Ama bu hareketlilik yalnızca fiziksel değildi.
Zihinsel bir hareketlilik de geliştirdik.
Gittiğimiz her yerde yeni insanlarla karşılaştık.
Yeni kültürler gördük.
Yeni diller duyduk.
Yeni hayatlara tanıklık ettik.

Bu yüzden Roman kimliği tek bir coğrafyanın değil, insanlığın farklı deneyimlerinin kesişim noktasında oluştu.

Belki de bu nedenle dünyaya bakışımızda katı sınırlar hiçbir zaman belirleyici olmadı.

Çünkü yol insanı eğitir, öğretir.
Yol, farklı olanla karşılaşmayı öğretir.
Yol, değişimin kaçınılmaz olduğunu öğretir.
Yol, insanın kendisini yeniden kurabileceğini öğretir.

Dahası var…

Biz avcı bir kültürel hafızanın da taşıyıcılarıyız.
Avcı olmak yalnızca av peşinde koşmak değildir.
Avcı olmak dikkat etmektir.
Sabretmektir.
Beklemektir.
İz sürmektir.
Görünmeyeni fark etmektir.

Birçok Romanın olayları sezgisel biçimde okumasının kökeninde biraz da bu tarihsel deneyim vardır.
Çünkü avcı önce çevresini dinler.
Önce gözlemler.
Önce anlamaya çalışır.
Sonra harekete geçer.

Bütün bu yolculuk boyunca gökyüzü bizim rehberimiz oldu.

Yıldızlar sadece ışık değildi.
Yıldızlar yön duygusuydu.
Yıldızlar hafızaydı.
Yıldızlar süreklilikti.

Dün gece baktığımız gökyüzüne yüzlerce yıl önce atalarımız da bakıyordu.
Aynı yıldızlar onların yolunu aydınlatıyordu.
Bugün bizim yolumuzu aydınlattığı gibi.

Bu yüzden Romanların hikâyesi yalnızca yoksulluğun, dışlanmanın veya ayrımcılığın hikâyesi değildir.

Bu anlatı eksiktir.

Romanların hikâyesi aynı zamanda insanlık tarihinin en eski becerilerinden bazılarını bugüne taşıyan bir halkın hikâyesidir.
Uyum sağlama becerisinin hikâyesidir.
Dayanıklılığın hikâyesidir.
Kolektif yaşamın hikâyesidir.
Paylaşmanın hikâyesidir.
Umudun hikâyesidir.

Çünkü biz en zor zamanlarda bile şarkı söylemeyi unutmadık.
En ağır yoksulluklarda bile soframızı paylaşmayı unutmadık.
En sert dışlanmalarda bile insan kalmayı unutmadık.

Belki elimizden birçok şey alındı.
Ama hafızamız alınamadı.
Müziğimiz alınamadı.
Neşemiz alınamadı.
Birbirimize tutunma becerimiz alınamadı.
Ve yönümüzü bulma kabiliyetimiz alınamadı.
Çünkü biz, yolunu kaybettiğinde gökyüzüne bakanların çocuklarıyız.
Biz, yıldızları rota yapanların torunlarıyız.

Bugün mesele sadece geçmişimizi hatırlamak değildir.
Asıl mesele, o yıldızlara yeniden bakabilmektir.
Çünkü bir halkın geleceği, geçmişte hangi acıları yaşadığıyla değil; hangi bilgeliği geleceğe taşıyabildiğiyle belirlenir.

Romanların geleceğe taşıyabileceği en büyük miras şudur:

Hayat değişir.
Yollar değişir. yönünü gökyüzünden alanlar, hareket halinde umudun peşinden ilerlemeye devam ederler.

BİZ YILDIZLARI ROTA YAPANLARIN ÇOCUKLARIYIZ
VE
YILDIZLAR HALÂ ORADA DURUYOR

YÖNÜMÜZÜ MUTLAKA BULACAĞIZ

Yaşam Bilgeliği; hayata tutunma öğretisi ve Romanlar
Abdullah Cıstır

Exit mobile version