Yerel Yönetimleri ‘Mülksüzleştirme’ İzmirlileri kızdırdı : Üç sembol bina için ‘tahliye’ riski kapıda

İstanbul’da Osmanlı dönemindeki adı Taksim Topçu Kışlası günümüzdeki adıyla Taksim Gezi Parkı ve Galata Kulesi ile başlayan, Ankara’da tarihi yapıların el değiştirmesiyle süren “belediye mülklerinin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devri” süreci, bu kez İzmir’e tam isabetle çarptı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin restore edip kente kazandırdığı Meslek Fabrikası, Egemenlik Binası ve Tepecik’teki Gasilhane binaları Vakıflar’a geçti; mahkeme itirazları […]

Yerel Yönetimleri 'Mülksüzleştirme' İzmirlileri kızdırdı : Üç sembol bina için 'tahliye' riski kapıda

İstanbul’da Osmanlı dönemindeki adı Taksim Topçu Kışlası günümüzdeki adıyla Taksim Gezi Parkı ve Galata Kulesi ile başlayan, Ankara’da tarihi yapıların el değiştirmesiyle süren “belediye mülklerinin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devri” süreci, bu kez İzmir’e tam isabetle çarptı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin restore edip kente kazandırdığı Meslek Fabrikası, Egemenlik Binası ve Tepecik’teki Gasilhane binaları Vakıflar’a geçti; mahkeme itirazları reddetti, tahliye tebligatı yolda.

Bu bir tapu işlemi mi, yoksa muhalefet belediyelerini “hizmet üretemez” hale getirme stratejisinin yeni halkası mı?

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından metruk yapılardan yaşayan kamusal mekânlara dönüştürülen üç sembol bina —tarihi Un Fabrikası’ndan markalaşan Meslek Fabrikası, idari merkez niteliğindeki Egemenlik Binası ve Tepecik’teki eski gasilhane— Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne devredildi.

Belediyenin yargı yoluyla aldığı yürütmeyi durdurma kararı kaldırıldı, avukatların itirazı reddedildi, tapular resmen Vakıflar’a geçti. Artık önümüzdeki günlerde belediyeye resmi tahliye tebligatı gönderilmesi bekleniyor.

Kamuoyu şimdi şu soruyu soruyor: Kentsel belleği korumak mı, yoksa belediyelerin yetki alanını daraltmak mı doğru olan?

“SİHİRLİ” MADDE: VAKIFLAR KANUNU 30.’UNCU MADDE

Belediyelerin elindeki kıymetli mülklerin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçişinin ardındaki hukuki dayanak, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesi.

Bu madde, “Vakıf yoluyla vücuda gelip, her ne sebeple olursa olsun Hazine, belediye, özel idarelerin mülkiyetine geçmiş kültür varlıklarının, mazbut vakfına devredileceğini” öngörüyor.

Yani “Yüzyıl önce burası bir vakıf arazisiyse, bugün belediyenin tapusunda olsa bile geri alırım” deniyor.

Eleştirilerin odağında bu maddenin uygulanma zamanlaması var.

Yıllarca harabe halinde duran yapılar belediyeler tarafından milyonlarca lira harcanarak restore edilip, halka açık yaşayan merkezler haline getirildiğinde bu maddenin devreye girmesi tartışmalara neden oluyor… Düşündürücü..

İzmir’deki süreçte buna bir de yeni boyut eklendi: Tapu Kadastro Müdürlüğü’ne yapılan tek taraflı “mülkler benim” beyanıyla başlayan bu süreç, herhangi bir önceden bildirim ya da uzlaşı arayışı olmaksızın tapuların el değiştirmesiyle sonuçlandı.

ATATÜRK VE İNÖNÜ İMZALI BELGELERE KARŞIN

Bu süreçteki en çarpıcı ayrıntı, devredilen binaların hukuki geçmişinde yatıyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, CHP milletvekilleri ve kurmayları söz konusu mülklerin vaktiyle bedeli ödenerek belediye adına kamulaştırıldığını ve bu kamulaştırma kararlarının altında bizzat Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü’nün imzalarının bulunduğunu açıkladı.

“Belediyeye verildiğine dair altında Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün imzaları olan belgelere sahibiz. Bu kadar net belgeler elimizde varken böyle bir girişimde bulunulması hukuksuz bir çökme eylemidir” diyen Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu durumu “devlet adına büyük bir utanç” ve “İzmir’e yapılmış büyük bir ayıp” olarak nitelendirdi.

Cumhuriyet’in kurucu iradesiyle belediyeye tescil edilmiş yapıların, tapudaki bazı mülkiyet dışı şerhlere dayanılarak geri alınmaya çalışılması; yalnızca hukuki değil, tarihi bir gerilimi de gün yüzüne çıkarıyor.

YARGI SÜRECİ: İBRE VAKIFLAR’A DÖNDÜ

Belediye bu devir işlemine kayıtsız kalmadı. Yargı yoluna başvurarak ilk etapta mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı çıkardı; bu, hukuki mücadelede kritik bir kazanımdı ancak Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün sunduğu savunmanın ardından mahkeme bu kararı kaldırdı.

Belediye avukatlarının itirazı da reddedildi. Tapular resmen Vakıflar’a geçerken, önümüzdeki günlerde belediyeye tahliye tebligatı gönderilmesi bekleniyor.

Tugay, “Dava bitmeden, böyle net belgeler elimizdeyken bu girişimde bulunulması kabul edilemez. Mahkeme süreci devam edecek ve biz bu sürecin sonunda kazanacağımıza inanıyoruz. Çünkü haklıyız” dedi. Belediye, yasal zeminde mücadelesini sürdüreceğini açıklasa da şu an için hukuki kalkan düşmüş durumda.

İSTANBUL ÖRNEĞİ: GEZİ PARKI VE GALATA KULESİ

İzmir’de bugün tam anlamıyla yaşanan bu krizin “fragmanı” daha önce İstanbul’da izlenmişti.

Galata Kulesi, benzer bir hukuki manevrayla İBB’den alınarak Kule-i Zemin Vakfı’na tescil edilmiş; belediyenin önemli bir turistik gelir kaynağı kesilmişti.

Taksim Gezi Parkı ise mülkiyeti İBB’de bulunmasına karşın, bir gecede alınan kararla varlığı yalnızca kâğıt üzerinde kalan “Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı”na devredilerek belediyenin park üzerindeki yetki alanı sıfırlandı.

Heybeliada Sanatoryumu sürecinde de tarihi yapının belediyeye tahsisi yerine farklı kurumlara devri yargı koridorlarına taşınmıştı.

İzmir’in farkı şu: Bu kez üç bina birden ve bu kez tahliye tebligatı kapıya kadar geldi

İZMİR’DEKİ DÜĞÜM: “HAZIRA KONMA” ELEŞTİRİSİ

Meslek Fabrikası, Egemenlik Binası ve Gasilhane örneklerinde de senaryo özünde aynı.

Binalar harap haldeyken mülkiyet sorunu çıkarılmamasına karşın, İzmir Büyükşehir Belediyesi bu yapıları restore edip işlevlendirdikten sonra tahliye istenmesi manidar.

Belediye emekçilerinin ve DİSK’in “Gasp ediliyor” isyanının temelinde bu yatıyor.

Belediye bütçesinden, yani İzmir halkının cebinden çıkan paralarla restore edilen binalar, bedelsiz olarak Vakıflar’a geçiyor. Hukuken “iade” gibi görünse de, fiilen belediyenin yatırımına el konulmuş oluyor.

SIRADA HANGİ MÜLK VAR ENDİŞESİ

Üç binanın birden ‘kaybedilmesi’ ve yargı sürecinin belediye aleyhine sonuçlanması, kentte “Pandora’nın kutusu açıldı” endişesini derinleştirdi.

Vakıflar Kanunu’nun 30.’uncu maddesinin bu denli geniş yorumlanarak restore edilmiş faal binaların belediyelerden alınması, İzmir’in diğer sembol yapılarını da risk potasına sokuyor.

Gözler şimdi kentin en önemli kültür-sanat merkezi olan Tarihi Havagazı Fabrikası’na ve Eşrefpaşa’daki simge yapı Tarihi Şato’ya çevrildi.

Mülkiyet kökenindeki Osmanlı dönemi vakıf kayıtları gerekçe gösterilmeye devam edilirse, belediyenin büyük bütçelerle restore edip halka açtığı sosyal alanların bir sabah Vakıflar portföyüne katılması sözkonusu olabilir mi?

HİZMET Mİ, TİCARET Mİ?

Belediyeler bu tür yapıları genellikle “kamu yararı” gözeterek; ücretsiz kurslar, parklar veya kültür merkezleri olarak kullanıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü ise mülkiyetine geçirdiği yapıları çoğunlukla özel işletmelere kiralıyor ya da gelir odaklı kullanıyor.

Meslek Fabrikası’nın devriyle birlikte (Mahkeme süreci yine de olumsuz sonuçlanırsa ve yapılacak hiçbir şey kalmaz ise) binlerce kursiyerin ücretsiz eğitim hakkının yerine binanın “ticari bir işletmeye” dönüşüp dönüşmeyeceği merak konusu.

Binlerce İzmirli bu binada meslek öğreniyor, başkanlar gider yönetimler değişir ama bu tip kalıcı ve toplumsal yararı yüksek kurumlara dokunulmamalı, hizmetlerin aksamasına mahal verilmemelidir.

Yerel seçimlerden güçlenerek çıkan muhalefet belediyelerinin; yetkilerinin kısıtlanması, kredi onaylarının bekletilmesi ve şimdi de mülklerinin merkezi idareye geçirilmesi, parçaları birleştirildiğinde bir “siyasi kuşatma” fotoğrafı ortaya koyuyor.

Meslek Fabrikası, Egemenlik Binası ve Gasilhane olayı, artık üç binanın tapu devri meselesinin çok ötesine geçti. Atatürk ve İnönü imzalı belgeler varken tapuların el değiştirmesi, yürütmeyi durdurma kararının kaldırılması ve tahliye tebligatının kapıya dayanması; yerel yönetimin “hizmet üretme araçlarının” elinden alınması sonucunu da doğruyor.

İzmir halkı şimdi, kendi vergileriyle ayağa kalkan bu binaların kapısına kilit mi vurulacağını, yoksa kamusal hizmetin devam mı edeceğini endişeyle izliyor.

Yerel Yönetimleri 'Mülksüzleştirme' İzmirlileri kızdırdı : Üç sembol bina için 'tahliye' riski kapıda
Halide Demir Polatlı

Exit mobile version