Sultan I. Mahmud döneminde Gümrük Emini İshak Ağa tarafından yaptırılan, dönemin özgün silindirik formunu taşıyan ve tarihi dokunun bir parçası olan çeşme, bir “modernizasyon” girişimiyle yok edildi.
Mahalle muhtarı Necmi Gösterit, tarihi eserin yerini alan yeni yapıyı “pırıl pırıl, mahallemize yakışan bir çeşme” olarak tanımlarken, kültürel mirasın korunması konusundaki yerel algının sınırlarını gözler önüne serdi.
İYİ NİYET Mİ, KÜLTÜREL YIKIM MI?
Muhtar Gösterit, çeşmenin yıkılma kararının “cemaat ve vatandaşların talebiyle” alındığını belirterek, sürecin profesyonel bir restorasyondan ziyade, esnaftan toplanan yardımlarla gerçekleşen bir “yık-yap” işlemi olduğunu itiraf etti. Gösterit, “Eski bir çeşmeydi, yıktırdık. Tarihi eser olduğu için izin almayı düşünemedik, iyi niyetimizle güzel bir şey yapmak istedik” ifadelerini kullandı.
Bu yaklaşım, Türkiye’deki tarihi eserlerin korunması konusundaki bürokratik denetim eksikliği ve yerel toplulukların koruma bilinci arasındaki derin uçurumu somutlaştırıyor.
BÜROKRATİK “TOPU TACA ATMA” SÜRECİ
Olayın ardından kamuoyunda yükselen tepkiler, devlet kurumları arasında bir sorumluluk kavgasına dönüştü. Vakıflar Genel Müdürlüğü, çeşmenin mevcut durumundan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni (İBB) sorumlu tutan bir açıklama yayımlayarak, konuyla ilgili “gerekli girişimlerin” yapılacağını duyurdu.
Ancak, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat tarafından paylaşılan belgeler, tablonun daha karmaşık olduğunu gösteriyor. İBB Miras ekiplerinin, söz konusu müdahaleyi üç ay önce tespit ederek tutanak altına aldığı ve orijinal parçaları koruma altına aldığı ortaya çıktı. Bu durum, yerel müdahalelerin tarihi dokuyu nasıl geri dönülemez şekilde etkilediğini ve belediye birimlerinin koruma çabalarının yerel inisiyatifler karşısında nasıl yetersiz kaldığını gösteriyor.
KÜLTÜREL MİRASIN GELECEĞİ
İshak Ağa Çeşmesi vakası, sadece tek bir yapının kaybedilmesi değil, aynı zamanda tarihi mirasın “yeni ve parlak” olanla değiştirilme arzusunun bir sonucu. Uzmanlar, tarihi dokunun korunması konusunda yerel yönetimlerin ve muhtarlıkların yetkilendirilmesinden ziyade, merkezi denetimin ve koruma bilinci eğitimlerinin aciliyetine dikkat çekiyor.
Tarihi çeşmenin özgün sütunlarının, mahalle sakinlerinin inşa ettiği yeni yapının ortasına bir “aksesuar” olarak yerleştirilmesi önerisi ise, eserin bir bütün olarak sanat tarihi değeriyle mi, yoksa sadece “görüntüsüyle” mi algılandığı sorusunu akıllara getiriyor.