Av. Hülya Yalçın: 'Zulmü durdurmadılar, görünmemesini sağladılar'

Hayvanları Koruma Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Temmuz 2021’de, aldığı birçok tepkiye rağmen, Meclis Genel Kurul’unda kabul edilmişti. Kanun teklifinin kapsamında, geçtiğimiz temmuz ayında hayata geçirilen pet shop’ta hayvan satış yasağı uygulaması da yer alıyor. ÖZLEM ATEŞ- DEMOKRAT GÜNDEM-(TELİF HABER)- Hayvan hakları savunucuları, dernekler ve muhalefetin en başından beri tepki […]

Hayvanları Koruma Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Temmuz 2021’de, aldığı birçok tepkiye rağmen, Meclis Genel Kurul’unda kabul edilmişti. Kanun teklifinin kapsamında, geçtiğimiz temmuz ayında hayata geçirilen pet shop’ta hayvan satış yasağı uygulaması da yer alıyor.

ÖZLEM ATEŞ- DEMOKRAT GÜNDEM-(TELİF HABER)- Hayvan hakları savunucuları, dernekler ve muhalefetin en başından beri tepki gösterdiği kanun teklifi, aslında pet shop’ta ‘hayvan’ satışını değil, seçici bir yaklaşımla köpek ve kedilerin satışının önüne geçmeyi öngörüyor. Mevcut durumda hayvan hakları savunucularının en büyük korkularından biriyse merdiven altı üretimin artması, denetlemelerin her zamanki gibi yetersiz kalması ve bu sırada yaşanan hayvan hakkı ihlalleri…

2010 yılında kurulan Hayvanlara Adalet Derneği’nin kurucu Başkanı Avukat Hülya Yalçın, kanun teklifiyle gelen pet shop’ta kedi ve köpek satışlarının durdurulması uygulamasını hayvan odağıyla Demokrat Gündem’e değerlendirdi.

BİZ HAYVAN SATIŞININ TAMAMEN YASAKLANMASINI İSTEMİŞTİK

Özlem Ateş: Pet shop’larda hayvan satışı yasaklandı. Bu uygulamanın hayvan refahına bir yararı olacak mı?

Av. Hülya Yalçın: Aksine, büyük zarar getirecek. Hayvan satışı değil, kedi ve köpek satışı yasaklandı. Bizim en korktuğumuz şey yani merdiven altı üretim ve satış devam edecek. Vitrinlere sebzenin en güzelinin ıslatılıp konması gibi hayvanları da bin bir eziyetle tarayıp, süsleyip kataloglara koyacaklar. Zulüm, arka tarafta son hızla devam edecek. Bazı veteriner kliniklerinin alt katlarında, pet shop’ların arka odalarında nasıl üretim yapıldığını çok iyi biliyoruz. Bu insanlara bir gecede ilham mı gelecek de hayvanlara iyi davranarak üretim yapacaklar? Ayrıca üretim neden yapılsın? Sokaklar, barınaklar hayvanlarla dolup taşıyor, doğru düzgün kısırlaştırma yapılmıyor ve hala hayvan üretilmek isteniyor. Başından beri bu maddeyi hiç istemedik. Hayvan satışının tamamen yasaklanmasını istemiştik.

ZULMÜ DURDURMADILAR, GÖRÜNMEMEMESİNİ SAĞLADILAR

Hayvanlar, yasanın uygulamaya konduğu 14 Temmuz’a kadar fırsat bu fırsat denerek satılmaya devam etti. Daha 13 Temmuz’da hayvanlar cam vitrinlerin arkasındaydı. İnsanların bu kurala uymayacakları çok belli… Zulmü durdurmadılar, insanların göremeyecekleri bir noktaya taşıdılar. Bize ‘Çok istediniz, yasa yaptık’ gibi bir cevap verildi. İşe yaramayan yasanın hayvanlar için bir anlamı yok. Asla iyi bir yasa olduğunu düşünmüyorum. Göz boyama maalesef…

Ö.A: Mevcut üreticiler(!) düzenlemeden şikâyetçi. Zaten bu konuda denetim yapıldığını ve yasanın merdiven altı üretimi artıracağını söylüyorlar. Yani yasaya aslında gerek yokmuş. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

İSTANBUL’DA SON 15 YILDA SADECE BİR KEZ DENETLEME YAPILDI

A.H.Y: Denetleme hiçbir zaman yoktu. Biz, tarım müdürlükleri ve belediyelerdeki veterinerliklerden istiyorduk denetleme yapmalarını. İstanbul için konuşursam son 15 yılda sadece 1 kez denetleme yapıldığını söyleyebilirim, o da önceden insanları arayıp haber vererek… Denetleme diye bir şey yok. Bahsettiğim o tek denetleme de boğa yılanı getirildiği için ilgi çekmişti, o sebeple yapılmıştı. Denetlemeyi yapacak veteriner hekim kadrosu yok. Herkes denetleme yapamaz. Su, gider, hijyen, hastalık var mı gibi birçok şeyin denetlenmesi gerekiyor. Hukukçu olarak şunu dosdoğru söyleyeceğim; ne yasa ne de diğer kanuni yönetmelikler, düzenlemeler işe yarıyor…

Ö.A: 9 Temmuz’da yasa yürürlüğe girdi fakat uygulama için 14 Temmuz beklenildi. Neden?

A.H.Y: 9 Temmuz’da bu yasa yürürlüğe girdiğinde 14 Temmuz işaret edilmemeliydi. ‘Yarından itibaren yasaklıyorum’ demelilerdi. Keskin uygulama budur. Bu bir sene içinde kim bilir ne kadar çok hayvan üretildi… Sanki insanlar önümüzdeki sene satamayız diyerek üretimi mi durdurdu? Bu süreçte binlerce kedi ve köpek üretildi. Bu erteleme yasanın ruhuna hiç uygun değil. Bu sebeple samimiyetlerine inanmıyoruz.

DENETLENMESİ MÜMKÜN DEĞİL

Ö.A: O zaman denetleme de olmadığı için merdiven altı üretim; pet shopların aşağı katında, kliniklerin yan odalarında hayvanları satmak için çoğaltma eğilimi sürecek mi?

A.H.Y: Tabii ki sürecek. Denetleme istediğinizde denetleme elemanı gelene kadar hayvanlar çoktan kaldırılmış oluyor. O hayvanın doğurultulduğunu çok iyi anlıyorsunuz ama yasa o kadar yavaş harekete geçiyor ki… Asla denetlenebilmesi mümkün değil.

VEGANLIK YOKSA HAYVAN HAKLARI DA YOK

Ö.A: Peki şu anda neler yapıyorsunuz? Yasayla ilgili çalışmalara devam ediyor musunuz?

A.H.Y: Biz bu yasanın tamamen yenilenmesi için tekrar çalışmalara başladık. Bu toplumda bunu yapmak da çok zor… Biliyorsunuz ‘köpeklere düşman’ topluluklar oluşmaya başladı. Bu insanların hayat amacı köpekleri yok etmek. ‘Kurban bayramında, yılbaşında siz de hayvanları yiyorsunuz’ diyerek üzerimize geliyorlar. Bu yüzden hayvan hakları veganlıktır cümlesi hayvan haklarını koruyan tek cümle. Veganlık yoksa hayvan hakları da yok. Ne yazık ki toplumun daha vejetaryenlikle bile arası hoş değil. Ne yazık ki zor olacak ama köpekler hayvanlar hakları mücadelesinin ‘sarı öküzü’.

DOĞADA ÇİP YOK

Ö.A: Satılan(!) hayvanların çiplenerek teslim edilmesi gerekiyor. Bu uygulama hangi aşamada hayvan hakları ihlallerini önleyebilir?

A.H.Y: Çipleme, sayılarla sıralamak ve desimal sisteme koymak demek. Bu da sistem dışı kalanları yok etmek demek. Doğada çip mi var? Tamam; bina, beton artık doğaları ama yine çok iyi uyum sağladı kedi ve köpekler şehir yaşamına. Bu çip uygulaması hayvanların tamamen yok edilmesini getirecek. Hayvanlar çiplendi, yasak ırklar yok edildi. Birkaçı da barınaklarda ölümü bekliyor hala. Hayvan hakları ciddi bir iş… Pet shop’larda yasaklamak değil satışın tamamen durdurulması gerekiyordu. Böylelikle karşımıza tavukların, balıkların, kuşların, kuzuların satışının yasaklanması çıkar. Bizim hedefimiz bu. İnsanların damak zevki diyerek mücadele olmaz. Bazılarını feda etmek, bazılarını korumak olmaz.

ASLAN EĞER TAVŞANI YEMEYİ KAFAYA KOYMUŞSA YER

Ö.A: Ana akım medyada her gün en az birkaç ‘köpek saldırısı’ haberi yayımlanıyor…

A.H.Y: Aslan eğer tavşanı yemeyi kafaya koymuşsa senin neden kulağın uzun neden kuyruğun böyle der ve yer. Bunlar köpekleri yok etmeyi kafaya koymuşlar. Hükümet de zaten köpek istemiyor sokaklarda. Sırtından kazanamadıkları bir hayvanı istemiyorlar. Mama sektörü bari kazansın deyip yüzde 18 KDV ile gerçekten korkunç bir politika uyguluyorlar.

Mahra Pelin Pınar’ın ailesi üzerinden tüm sokak köpeklerinin yok edilmesi organizasyonu yürütülüyor. Araba çarpması sonucunda öldü Mahra, çok üzgünüm. Pıhtı atması sonucu öldü ama ‘köpekler öldürdü’ şeklinde yansıtıldı. Dernek kurdular ‘Güvenli Sokaklar’ diye. Benim güvenli sokaktan anladığım ayyaşın, serserinin, ipsiz sapsız insanların, gaspçıların dolaşmadığı bir sokak. Çok haddini aşmış ve dengesiz davranıyorlar. Bizim taraftan da zaman zaman ‘Çocuğun ölsün, bana ne’ gibi sesler yükselebiliyor. Kaybedecek taraf biziz. Hayvanları kaybetmek istemediğimize göre biraz daha sabırlı olmalıyız. Uç bir tepki gösterdiğimiz anda tek gündem maddesi bu olur çünkü ‘Hayvanseverler çocuklarınız ölsün diyor’ olur.

Ö.A: Zaten ‘hayvanseverler’ insanlardan nefret eder anlayışı hakim değil mi?

A.H.Y: Bana mizantrop diyorlar. İnsanların sevilecek yanları olsun ki insanları sevelim. Çocuğu istismar eden, kedinin üzerine kaynar su döken insanları neden sevelim? İnsanların hepsi zaten sevilemez fakat hayvanların hepsini seviyoruz. İt gibi dönersin, eşek gibi çalışacaksın deniyor, domuz diye hakaret ediliyor sonra da birileri onların hakaretle aşağıladığı canlıları sevdi diye kendilerini ezik hissediyorlar. Biz, herhangi bir hak mücadelesinin yancısı değiliz. Çevre haklarının kenarında, kadın haklarının, LGBTİQ+ haklarının kıyısında değiliz. Başlı başına bir hayvan hakkı mücadelecisiyiz. Tek ortak noktamız hepsinin hak mücadelesi olması. Birlikte mücadele edelim ama söylemlerimiz farklı olsun, yaşam hakkı mücadelesi hepimizin amacı olsun. Hayvan haklarının savunuculuğunun en önemli farkı da kendimiz dışındaki başka canlılar için hak savunusunda bulunuyor olmamız.

HAYVAN HAKKI İHLALLERİNDE KURUMSAL TAKİP SAĞLANMALI

Ö.A: Peki, son olarak hayvan hakkı ihlalleriyle karşılaşan insanlar ne yapmalı?

A.H.Y: ALO 174 hattı var Tarım ve Orman Bakanlığı’nı arıyorsunuz ama personel yeterli değil ne yazık ki… Benim önerim insanlar hak ihlallerinin yaşandığı yerleri tespit ettiklerinde adreslerini alıp derneklere, baro komisyonlarına başvurup kurumsal takibi sağlamalılar. Şüphelendikleri durumlarda mutlaka CİMER’e yazmalılar. Örneğin bir çiftlikçe hayvan üretiliyorsa ve orada bir hak ihlali varsa orası zaten özel mülk olduğu için asla girilemez. Bu yüzden insanlar barınaklar dışında hiçbir yerden hayvan sahiplenmemeli. Böyle bir yasa getirilmeliydi. Şimdi insanlar hayvan siparişi veriyor rengini, tüyünü, boyunu sipariş ediyorlar. Hayvanları doğar doğmaz, anne sütünü bile içemeden satın alıyorlar. Bunlar hayvanseverlik değil ego tatmini, cins takıntısı… Bunun önlenebilmesi için önce toplumsal bilinç gerekiyor. Yine de her şeye rağmen şikayet edelim. Belki para cezalarıyla önlenmesini sağlayabiliriz.

Demokrat Gündem

Exit mobile version