DEMOKRAT GÜNDEM-CANLI ANLATIM-İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Meslek Fabrikası Mitingi’nde alanı dolduran binlere seslendi.
Hem yerel yönetim tartışmalarına hem de ülke gündemine dair oldukça sert ve dikkat çekici mesajlar veren Başkan Cemil Tugay, kamu kurumları arasındaki mülkiyet tartışmalarından eğitim sistemine, ekonomik sıkıntılardan siyasi etik tartışmalarına kadar geniş bir çerçevede değerlendirmelerde bulundu.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, polis ablukası altındaki Meslek Fabrikası önünde düzenlenen büyük mitingde binlerce İzmirliye seslendi.
İktidarın yerel yönetimlere yönelik politikalarını, ekonomik krizi ve mülkiyet tartışmalarını felsefi bir derinlikle ele alan Tugay; Alman siyaset bilimci Hannah Arendt’in “Kötülüğün Sıradanlaşması” kavramı üzerinden tarihi bir manifesto yayınladı.

“SUSARSAK; KÖTÜLÜK NORMALLEŞİR”
Sözlerine “Bizler süper güçlü kahramanlar değiliz, esas vasfımız Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olmaktır” diyerek başlayan Başkan Cemil Tugay, devlet görevlilerinin “sadece görevimi yapıyorum” diyerek büyük yanlışlara imza atabildiğini vurguladı.

Tugay, “Bazen insanlara öyle şeyler yaptırılır ki, yaptıklarının kötü olduğunu fark etmez hale gelirler. Bunun adı kötülüğün sıradanlaşmasıdır. Önce bir karar, sonra hata, en sonunda kötülük normalleşir. Biz bugün burada bu kötülüğün sıradanlaşmaması, normal görülmemesi için bir aradayız. İnadına İzmir!” dedi.

“O PANKARTI İNDİRDİNİZ DİYE; ATATÜRK’ÜN KARARI GEÇERSİZ Mİ OLACAK?”
Sabah 05.00’te yapılan şafak baskınını eleştiren ve yetkisiz kişilerin tarihi binadan Atatürk imzalı tapu pankartını indirmesine çok sert tepki gösteren İzBB Başkanı Dr. Cemil Tugay, “O pankartı indirdiniz diye Atatürk’ün kararı geçersiz mi olacak? Siz ne yaparsanız yapın, Atatürk’ü ne bizim kalbimizden ne de bu şehrin hiçbir yerinden kaldıramayacaksınız” diyerek İzmirlilerin Cumhuriyet değerlerine olan bağlılığına dikkat çekti.

“SÜREKLİ FİKİR DEĞİŞTİRİYORLAR; BUNA SEYİRCİ KALMAYACAĞIZ”
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün “Kütüphane yapacağız” şeklindeki son açıklamasına da yanıt veren Başkan Tugay, iktidarın bahanelerinin sürekli değiştiğini belirtti: “Önce ‘üniversite yapacağız’ dediler tutmadı. Sonra ‘Yeşilay’a vereceğiz’ dediler. En sonunda bugün fikir değiştirip ‘kütüphane yapacağız’ diyorlar. İzmir’de Vakıfların pırıl pırıl, bomboş duran binlerce binası var, onları kullanmıyorlar. Ne kütüphanesi, ne Yeşilay’ı… Sizin derdiniz belli; Büyükşehir Belediyesi’nin buradaki hizmetini durduracaksınız. Buna seyirci kalmayacağız!”

“KİM SİYASETİ KENDİNİ YÜKSELTMEK İÇİN YAPIYORSA KENARA ÇEKİLSİN”
Konuşmasında ekonomik krize, geçinemeyen emeklilere, tarlada ürünü kalan çiftçiye ve iş bulamayan gençlere geniş yer ayıran Tugay, siyasetteki yozlaşmaya karşı da net bir çizgi çekti. Tugay, “Kim siyaseti kendini yükseltmek, zengin olmak için yapıyorsa bir kenara çekilsin. Sana ihtiyaç yok! Eğer yanlış bir partideysen gideceğin yer belli, ama Atatürk’ün partisinde asla olmaz! İzmirli’nin oyuyla vekil olup Vakıfların avukatlığına soyunamazsın” diyerek isim vermeden AK Partili yöneticileri hedef aldı.

“ZALİMLERDEN KORKMUYORUM; O BİNAYA GİRECEĞİM”
Tugay, konuşmasını son derece iddialı ve meydan okuyan sözlerle tamamladı: “Annem sürekli ‘Başını belaya sokacaksın, seni tutuklayacaklar’ diye kızıyor. Bu benim namus borcum. Ben korkmuyorum arkadaşım, zalimlerden korkmuyorum. Kimsenin halka ait olan bir yapıya polis marifetiyle el koyma hakkı yok. Ben Cemil Tugay, o binaya gireceğim! Asla vazgeçmeyeceğiz ve yenilmeyeceğiz!”
CEMİL TUGAY’IN KONUŞMASININ SATIR BAŞLARI:
“Şimdi bu siyaset işinde ben inanın hiçbir zaman böyle kalıplara tam adapte olamadım. Biraz kendi bildiğim yoldan gidiyorum. Öyle yapmak istedim. Çünkü şuna inanıyorum: Bizler kahraman değiliz. Bizler öyle süper güçlü, refah içinde yaşayan insanlar değiliz.

Tamamen sizlerin takdiriyle, oylarıyla, desteğiyle belli konumlara geldik ama esas yerimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin ve İzmir’in vatandaşı olmaktır. Esas vasfımız odur.

Onun dışında sizin bize verdiğiniz görevler geçici sorumluluklardır. Hakkını verebildiğimiz sürece, görevimizi en iyi şekilde yerine getirebildiğimiz sürece, hep söylüyorum Allah bizi mahcup etmesin diye… Mahcup olmadığımız sürece bizim de bir manevi kazancımız ve onurumuz olacak. Onun dışında hiçbir üstünlüğümüz yok. Bizler sizler gibi vatandaşız.
İNADINA İZMİR
Sevgili İzmir, canım İzmir, canım İzmirliler… Öyle bir İzmir ki her zaman doğrunun ve iyinin yanında olmuş, her zaman doğruyu ve iyiyi savunmuş, değerlerine sahip çıkmış bir şehir. Şöyle söylemek istiyorum: İnadına İzmir!
Bizi buraya getirdiler, daracık alanlara sıkıştırdılar. Hepinizin bildiği bir konu var. Ben çok tekrar etmeden ama bilmeyenler için de kısaca neden toplandık, ne yapıyoruz anlatmak istiyorum.
HANNAH ARENDT’İN KİTABINDAN ALINTI YAPTI
Bir tane Alman siyaset bilimcisi var: Hannah Arendt. Onun “Kötülüğün Sıradanlaşması” diye bir kitabı var. Bu kitapta şunu anlatıyor: İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insan katledildi. Bunu yapanlar da devletin görevlileri, yani sıradan memurlar.

Bir tanesi yakalanıyor, yargılanıyor. Tertemiz yüzlü bir insan. Ama diyor ki: “Evet, çok insan öldürdüm ama görevimi yaptım.” Yani yaptığı kötülüğü kötülük olarak görmüyor.
BUNUN ADI KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLAŞMASI
İşte bazen insanlara öyle şeyler yaptırılır ki, yaptıklarının kötü olduğunu fark etmez hale gelirler. Devlet görevlileri, siyasetçiler, yöneticiler “görevimizi yapıyoruz” diyerek yanlış yaparlar. Bunun adı kötülüğün sıradanlaşmasıdır.
Biz bugün burada bu yapılan hatanın sıradanlaşmaması için, normal görülmemesi için, yarın tekrar edilmemesi için bir aradayız.

EN SONUNDA KÖTÜLÜK NORMALLEŞİR; BUNA İZİN VERMEYELİM
Bazı anlar vardır; o anlarda susarsanız her şey normalleşir. Önce bir karar normalleşir, sonra hata normalleşir, sonra daha büyük hatalar normalleşir. En sonunda kötülük normalleşir. Biz buna izin vermemek için buradayız.
Meslek Fabrikası’nın geçmişini anlattık. Burası un fabrikasıyken 1926’da kamulaştırılıyor ve belediyeye veriliyor. O dönemde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk.
Bu bina yıllar içinde farklı amaçlarla kullanılıyor. 12 Eylül döneminde Devlet Güvenlik Mahkemesi olarak kullanılıyor. Sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi burayı restore ediyor ve büyük bir maliyetle yeniden halka kazandırıyor.
BU RESTORASYON İZMİR HALKININ PARASIYLA YAPILDI
Bu restorasyon İzmir halkının parasıyla yapıldı. Bu emeği en iyi bilen kişi de o dönemin belediye başkanıdır.
Bu süreçte bu bina meslek fabrikasına dönüştürüldü ve 145 bin kursiyere hizmet verdi. 35 alanda, 215 branşta eğitim verildi. Binlerce insan iş sahibi oldu.
Ama bir gün durup dururken bu binayı almak istediklerini söylediler. Tapuda, gerçekte var olmayan bir vakıf adına işlem yapıldı. Osmanlı döneminde kapatılmış bir vakıf üzerinden mülkiyet iddiası ortaya atıldı.
DAVALAR SÜRERKEN BİZE BOŞALTIN DEDİLER
Biz hukuk mücadelesi başlattık. Davalar sürerken bize “boşaltın” dediler. Neden bu acele diye sorduk.
Sabahın beşinde yüzlerce polisle geldiler. Girişi kapattılar. Personelin içeri girmesini engellediler. Ortada kesinleşmiş bir karar yoktu. Görev emri gösteremediler. Hukuki dayanak sunamadılar.
Yani işlem var ama gerekçe yok. Müdahale var ama açıklama yok. Karar var ama dayanak yok.
KARAR VAR AMA DAYANAK YOK; ANLATTIK DİNLEMEDİLER
Sabırla anlattık, bekleyin dedik. Ama dinlemediler.
Daha da vahimi, yetkisi olmayan kişiler içeri girdi. Üzerlerinde özel güvenlik üniforması vardı ama yetkileri yoktu. Ve ne yaptılar biliyor musunuz? Atatürk’ün imzası bulunan kamulaştırma belgesinin pankartını indirdiler.

O pankartı indirdiniz diye o belge yok mu olacak? Atatürk’ün kararı geçersiz mi olacak? İzmirlilerin Atatürk’e olan sevgisini silebilir misiniz?
Biz ona Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyoruz. Ve o sevgi bu halkın yüreğinde yaşamaya devam edecek.
Kartı indirdikleri yerde lazerle Mustafa Kemal Atatürk’ün sureti var. Bir tarafında da imzası var. Siz ne yaparsanız yapın Atatürk’ü ne bizim kalbimizden ne bu şehrin hiçbir yerinden kaldıramayacaksınız. Kaldıramayacaksınız.
ŞİMDİ BU BİZİM BİNALARA TAKTILAR BİLİYORSUNUZ
Şimdi bu bizim binalara taktılar biliyorsunuz. Bu bina var, üç tane daha bina var. Bunları tapudan üzerlerine geçirmişler. Hepsi de hizmet binası.
NE YAPACAKSINIZ BU BİNALARI?
Şimdi diyoruz ki, ya bu binaları niye bu kadar çok istiyorsunuz? Ne yapacaksınız bu binaları?
Bunların huylarını bildiğimiz için akla direkt başka şeyler geliyor ama biz yine de objektif olmaya çalışıyoruz. Diyoruz ki kardeşim, bu binaları ne yapacaksınız? Amacınız ne?
ÖNCE ÜNİVERSİTE, SONRA YEŞİLAY MERKEZİ YAPACAĞIZ DEDİLER
Önce dediler ki üniversite yapacağız. Sonra baktılar tutmadı. Ardından biri çıktı, “Burayı Yeşilay’a vereceğim” dedi. Yetmedi, uyuşturucu bağımlılığından CHP’li belediyeler sorumlu dedi. Duydunuz değil mi? Böyle inanılmaz sözler söylendi.

EN SONUNDA DUYDUK, BUGÜN YİNE FİKİR DEĞİŞTİRMİŞLER
En sonunda bugün duyduk, yine fikir değiştirmişler. “Kütüphane yapacağız” diyorlar. Tamam, peki.
Ama bu işleri yönetenler, yani Vakıflar Genel Müdürlüğü, İzmir’de ve Türkiye’nin her yerinde binlerce binaya sahip. Ama ne hikmetse İzmir’de örneğin Salepçioğlu ve Hisar bölgesindeki yerleri kapatmışlar, boş bırakmışlar. Pırıl pırıl, bomboş duran birçok bina var.
KİMLERE KAÇA KİRALIYORLAR, NE OLUYOR BİLEN YOK
Bunları kullanmıyorlar. Biz istedik, kullanalım dedik, vermediler. Yazılarımıza çoğu zaman cevap bile vermiyorlar. Ama binalarını kiralıyorlar. Kimlere, kaça kiralıyorlar, ne oluyor bilen yok.
Bizim arkadaşlarımız Sayıştay raporlarına baktı. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kiraya verdiği ama kirasını toplayamadığı binlerce yeri olduğu ortaya çıktı.

Şimdi çıkıp “Burayı alacağız, kütüphane yapacağız” diyorlar. Ama aynı zamanda “Burayı ayda 5 milyon liraya kiralamak isteyenler var” diyorlar.
BAKIN KENDİNİZİ NASIL ELE VERİYORSUNUZ
Bakın, kendinizi nasıl ele veriyorsunuz. Sen kiminle konuştun da o fiyatı aldın? Ne zaman bu teklifler yapıldı? O rakam nereden çıktı? Kim gelip sana “Ben burayı kiralayacağım” dedi?
Niye utanmıyorsunuz? Niye sürekli insanlara yalan söylüyorsunuz?
Ne kütüphanesi, ne üniversitesi, ne Yeşilay’ı… Sizin derdiniz belli.
Belediyenin buradaki hizmetini durduracaksınız. Büyükşehir Belediyesi’nin hizmetini elinden alacaksınız.
Alacaksınız, geçici olarak “kütüphane” falan diyeceksiniz. Bir süre sonra da belli ki birileriyle pazarlık yapmışsınız ve burayı vereceksiniz, öyle mi?
Peki biz buna seyirci mi kalacağız? Biz buna seyirci mi kalacağız? Benim vicdanım bunu kabul etmiyor. Gerçekten etmiyor.

Benim iki kimliğim var. Birisi Büyükşehir Belediye Başkanı, diğeri ise İzmir’in bir hemşerisi olan Cemil Tugay. Ve o Cemil Tugay benim için çok kıymetli. Çünkü alınan her kararda onun aklı ve vicdanı var. Ve o vicdan diyor ki: “Bunu yapmayacaksınız! İzin vermeyeceğiz!”
Üniversiteye yer mi arıyorsunuz? Gerçekten derdiniz bu mu? Ben size yer bulayım. Ama siz apartmanlara üniversite açtınız. Üniversite mezunu insanlar iş bulamıyor. Sayıyla övünüyorsunuz ama üniversitelerde doğru düzgün hoca yok.
Boğaziçi Üniversitesi’ni, İstanbul Teknik Üniversitesi’ni, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ni ne hale getirdiniz? Ege Üniversitesi’ni ne hale getirdiniz? Hocalar kaçıyor, eğitim kalitesi düşüyor.
Bu meslek fabrikasını işgal edince mi eğitim kaliteniz yükselecek? Eğer gerçekten bu ülkenin insanlarını eğitmek gibi bir derdiniz olsaydı, önce köy okullarını kapatmazdınız.
Burada çok enteresan bir durum var. Türkiye’de ilk defa yaşanan bir şey: Bir kamu kurumu, başka bir kamu kurumunun mülkiyetine resmen el koyuyor. Polis gücüyle işgal ediyor. Böyle bir ilişki olamaz.
Belediye bir kamu kurumudur, herhangi birimizin özel şirketi değildir. Bizler sadece geçici olarak bu kurumu yöneten insanlarız. Ama bu kurum halka aittir.

Biz de bu sorun büyümesin diye ilk günden beri konuşmaya, anlaşmaya çalışıyoruz. Çözüm üretmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda hukuki süreçleri de başlattık.
Açılan davalarda yürütmeyi durdurma kararları aldık. Hatta bir dosyada dört yürütmeyi durdurma ve bir ihtiyati tedbir kararı çıktı. Ama bunları jet hızıyla kaldırdılar.
Ama şunu yapmadılar: Sabahın beşinde yüzlerce polisle gelip bir kamu binasını ablukaya almadılar. Oysa burada böyle bir şey yapıldı.
İÇERDE DIŞARDA YÜZLERCE POLİS VAR
O günden beri bina barikatlarla çevrili. İçeride ve dışarıda yüzlerce polis var.
Ben ilk geldiğimde dedim ki: “İçeri girmek istiyorum.” Çünkü ben bu şehrin belediye başkanıyım. Milyonlarca insan bana oy verdi ve bu görevi verdi.
İçeride yüz milyonlarca liralık kamu malı var. Arkadaşlarımızın özel eşyaları var. Bana kapıları kırarak girdiklerini söylediler. Burası tarihi bir bina. Bunu kendi gözümle görmek istedim.

TELEFONA ÇIKMIYOR ÜST MAKAMLAR
Tarihi binaya zarar verdiler dediler. Merak ettim, gerçekten görmek istedim. Kapıda bütün nezaketimle. Dedim ki içeri girmek istiyorum. Ses yok. Lütfen dedim. Buradaki amir kimse onunla görüşmek istiyorum. Ses yok. Sonra sağ olsun bir amir geldi ve dedi ki ben tek başıma karar veremiyorum. Üst makamlara sormam lazım. Ondan sonra kendisini görmedim. Arkadaşlarımıza sordum. Yok mu bir haber? Vallahi galiba dediler telefonlara çıkmıyormuş üst makamlar.
BEN DEVLETİNE BAĞLI BİR İNSANIM
Dolayısıyla bir şey yapamıyormuş emniyet amiri. Ben devletine bağlı bir insanım değerli yurttaşlarım. Başkanınız Cemil Tugay ve vatandaş Cemil Tugay her ikisi de hayatı boyunca devletine bağlı bir insan oldu. Asla ve asla devletime karşı yanlış yapmam. Milletime de çok büyük saygım ve sevgim var. Her bir ferdine ayrı ayrı çok büyük saygıma sevgim var.
BU MİLLET DEVLETİN GÜCÜNÜ KULLANARAK EZMENİZİ KABUL ETMEZ
Devlet önemli, devlet önemli. Ama ben zaman zaman konuşmalarım da söylerim. Derim ki, ya bu devleti kim kurdu, kimin için kurdu? Millet kurdu, halk kurdu. Millete ve halka hizmet etmek için kuruldu bu şey. Üzerimize bassınlar diye, birilerinin siyasi emellerine alet edilsin diye kurulmadı bu devlet. Ve bu millet sizin devletin gücünü kullanarak onları ezmenizi kabul etmez.

BUNA SUSMAYACAĞIZ, KÖTÜLÜĞE-YANLIŞA ALIŞMAYACAĞIZ
Onların adına birisi konuşacaksa da ağaçta konuşuyor, burada. Tamam? Biz. Buna susmayacağız. Biz bunu kabul etmeyeceğiz. Kötülüğe ve yanlışa alışmayacağız biz, alışmayacağız. Alıştıramayacaksınız. Bu binayı yapan onlar değil. Restorasyonu halkın parasıyla belediye tarafınca yapıldı. Emeği anlattım size, yapılan işi söyledim size. Başkanımızı da sağ olsun davet ettik. O da büyük emek harcadı. Çok doğru bir kararlı, çok güzel bir hizmeti yaptı senelerce. Ben size bu emeği yedirmem.
BEN SİZE BU EMEĞİ YEDİRMEM
Ben size bu emeği yedirmem. Sizin o tapuda yaptığınız sahte iş benim aklımda, gönlümde, bilgimde kesinlikle geçerli değil. Çünkü vakıf o adı geçen vakıf ve ııı bu karar yasadaki koşulları sağlamıyor. Osmanlı kayıtlarında demin söylediğim gibi bu vakıf varlığı bir olmaz diyoruz çünkü binlerce İzmirli’ye eğitim veren bir kurum burası. Demin eğitim alan meslek sahibi olan birkaç vatandaşımızı gördünüz burada.

SUÇ İŞLİYORSUNUZ, SUÇ, SUÇ
Ve halen halen içeride milyonlarca liralık ekipman var. Kamu malına kamu malıdır. Devlete ve halka ait mallardır onlar. Onlara böyle kafanıza göre gelip el koyamazsınız. Kamu taşınırlarını hakim kararı olmadan müsaade edemezsiniz. Yani onları onları el koyamazsınız. Onları ııı kullanıma kapatamazsınız. Bu suçtur. Suçtur. Suç işliyorsunuz. Şimdi ben bunları konuşuyorum ya. Birileri eminim canlı yayından falan izliyordur. Onlara söylüyorum. Suç işliyorsunuz, suç, suç. Olmaz, olmaz, olmaz.
BURASI İZMİR DİYORUM, BURASI İZMİR
Ben binlerce olmaz sayabilirim burada. Olur diyebilecek de tek bir gerekçe bile sunamazsınız, tek bir kişi bile bulamazsınız. Ve her konuşmamda söylüyorum. Burası İzmir diyorum, burası İzmir. Burası diyorum başka yere benzemez. Bu şiir böyle kolay kolay gerçekten yanlışı, haksızlığı kabullenmiyor. Kabullenmiyor yani. İzmir’de değil şiir. Böyle bu memleketin hatta demin gördünüz.

BİZ SAKİN İNSANLARIZ
Yurt dışından gelmiş bir vatandaşımız da vardı. Onların bile. Derisinden kim gelirse gelsin. Böyle alır kucakla onu doyur. Güzel güzelliklerini ona sunar. Insanlar birbirine hoşgörüyle yaklaşır. İzmir’de yaşamak kendini insan gibi hissetmektir. İzmir’de yaşamak o güzellikleri, keyfi hissetmektir. Biz sakin insanlarız.
Bana da zaman zaman diyorlar ya; “Bu belediye başkanı çok bağırmıyor, çağırmıyor” diye… Vallahi şu an ben de haklı değilim belki. Ama ne yapayım, ben de insanım. Benim de bir sınırım var.

ANNEM, BİR GÜN SENİ TUTUKLAYACAKLAR DİYOR
Şimdi… Benim bir annem var. Sürekli bana kızıyor. “Nereden girdin bu işlere? Başını belaya sokacaksın. Yarın bir gün seni de tutuklayacaklar” diyor.
BU BENİM BORCUM, NAMUS BORCUM
Ben de diyorum ki: Yapamam. İnsanların hakkı var, hukuku var. Bize güvendiler, bu göreve getirdiler. Ben nasıl geri çekileyim? Bunu ben yapmazsam kim yapar? Bu benim borcum, namus borcum. Yapmak zorundayım.

BEN KORKMUYORUM, ZALİMLERDEN KORMUYORUM
Burada biliyorum, ne kadar değerli anneler var. Evlatlarının geleceği için yıllardır mücadele etmiş anneler… İçlerinde bir burukluk var. Kendi dertlerinden çok çocuklarının geleceği için endişe ediyorlar.
Ben şehrimizin neresine gidersem gideyim; köyünde, kasabasında, şehir merkezinde… Özellikle annelerin o duygusunu çok net görüyorum. Kolumuzdan tutup diyorlar ki: “Sahip çıkın. Size emanet ettik, sahip çıkın.”

Ben korkmuyorum arkadaşım, korkmuyorum. Zalimlerden korkmuyorum.
Ne ben korkuyorum ne de burada gördüğünüz milletvekilleri, il başkanları, siyasi parti temsilcileri korkuyor.
İzmir korkuyor mu? Korkuyor musunuz? Korkmadığınızı ben biliyorum.
BU ŞEHİR GERİ ÇEKİLMEZ
Bu şehir geri çekilmez. Bu şehir yapılan yanlışları unutmaz. Bunu geçmişte de gördük. İzmir’e neler söylediler, ne iftiralar attılar…

BİZİM ALNIMIZ AK, BAŞIMIZ DİK
Ama bizim alnımız ak, başımız dik.
Burası İzmir. Biz ayaktayız.
Sen ne yaparsan yap, siz ne derseniz deyin… İzmir’i yenemeyeceksiniz.

MİLLETİ BİZDEN OLANLAR VE OLMAYANLAR DİYE AYIRMIŞLAR
Ülkeyi kötü yönetiyorlar. Ülkeyi kötü yönetiyorlar. Okullarda doğru düzgün eğitim verilmiyor. Hastanelerde doğru düzgün sağlık hizmeti verilmiyor. Memlekette acayip acayip ayrımcılık var. Öyle değil mi? Bizden olanlar ve bizden olmayanlar diye ayırmışlar herkesi.
Devletin bütün gücünü istedikleri gibi kullanıyorlar. Kendilerinden olan belediyelere böyle böyle bedavadan bir sürü paralar akıtıyorlar. Vergileri İzmir’den topluyorlar. Başka yerlerde, hani doğru düzgün kullansalar razıyım, çarçur ediyorlar. Bildiğin çarçur ediyorlar.

BİNAYI ŞU ANDA İŞGAL ETMİŞ DURUMDALAR
Neticede, neticede bir sürü insan işsiz. İşsizlik azalsın diye çalıştırdığımız binayı da şu anda işgal etmiş durumdalar. Onun için yaptığımız mücadeleyi de kendilerince sekteye uğrattılar.
Çözeriz biz bunları Allah’ın izniyle. Bunların hepsi çözülsün. Ama kaç kişi işsiz bu şehirde? Bu ülkede kaç kişi işsiz?
İşsiz olanları bir tarafa koyun. Adam çiftçi. Ekecek, yetiştirecek. Değil mi? Bahçeleri var, tarlası var. Girdi parasını ödeyemiyor. Hadi borç aldı, buldu, buluşturdu. Ekti de yetiştirdi. Ürünü para etmiyor.
YA O ASGARİ ÜCRET İÇİN BELİRLEDİĞİNİZ RAKAM NEDİR ALLAH AŞKINA
Bir sürü çiftçi ürününü toplayamıyor bile. Ne ürettiği süt para ediyor. Öyle dönemler. Hep bunları başıboş bıraktılar. Planlamadılar. İşçiyi de, çiftçiyi de, memuru da koruma altına almadılar.
Ve bugün işçisi, memuru, sabit gelirli insanları… Ya o asgari ücret için belirlediğiniz o rakam nedir Allah aşkına? Nasıl utanmıyorsunuz o rakamı belirlerken?

EMEKLİLERİN DURUMU SOSYAL FELAKET
Emeklilerin durumu zaten yani bir sosyal felaket. O emekliler o parayla nasıl geçinsin? Yüreğim paralanıyor. Yüreğim paralanıyor.
Fakir fukara, gariban insanlar çocuklarını üniversitede okutacak diye malını mülkünü satıyorlar, yemiyorlar, içmiyorlar. O çocuklara para yetiştirmeye çalışıyorlar.
MEZUN GENÇLER KAPI KAPI İŞ ARIYOR
O okullardan mezun olan çocuklar elinde diplomayla kapı kapı geziyor ve iş bulamıyor.
Ülke çok büyük yokluklar gördü. Çok büyük sıkıntılar yaşadı. Yine Atatürk’ü diyeceğim; bak hava karardıkça görüyor musunuz Atatürk’ün suretini?
O kötü zamanlarda on beş yıl içerisinde dünyanın en büyük kalkınma hamlesini gerçekleştirdi. Niye bunu yaptı biliyor musun?

HERKESİ DİNLEDİ
Her şeyden önce bu ülkeyi önemsediği için, onun bunun önünde diz çöken bir ülke değil; gerçekten onurlu, şerefli bir ülke olsun diye yaptı bunu. Ve nasıl yaptı biliyor musunuz? Çalmadı, çırpmadı; çalana çırpana da göz yummadı. Onların da hakkından geldi.
Memleketin her tarafını gezdi. Herkesi dinledi. Nerede neyin doğru yapılması gerektiğini hep bizzat ilgilenerek buldu. Her bir vatandaşına ayrı ayrı değer verdi.
Çocukların eğitimle iyi olacağını bildi. Doktor olmayan bir memlekette tıp fakülteleri, laboratuvarlar, bir sürü sağlık kuruluşu açtı.
Bunlar yapılırken sadece ve sadece bir insan, inanmış bir insan vardı ama onun çevresinde kenetlenmiş bir halkla yaptı.
KİM SİYASETİ KENDİ ÇIKARI İÇİN YAPIYORSA BEN ONUN PARTİSİNDEN DEĞİLİM
Şimdi ben, adım siyasetçi ama yapılan siyasette yanlışlar görüyorum, hatalar görüyorum. Bunu da dertleşir gibi söylemem lazım. Siyaset yaparken siyaseti kendi çıkarı için kullanan her kimse bilsin ki ben onun partisinden değilim. Ben onun partisinden değilim.

Kardeşim, bu memleketin siyasetçisi olduysanız, insanlardan oy istiyorsanız, insanların desteğini istiyorsanız; onlara saygı göstermeyi ve onlara karşı dürüst ve namuslu davranmayı öğreneceksiniz.
SEN BİR ÇEKİL KENARA; SANA İHTİYAÇ YOK
Kim “ben siyasetle ilgileniyorum ama niyetim kendimi yükseltmek, bir yerlere gelmek, zengin olmak, konfor yaşamak” diyorsa; sen bir çekil kenara.
Sen bir çekil kenara. Sana ihtiyaç yok. Ülkenin bu kadar kötü zamanında sana ihtiyaç yok.
Vatandaş Cemil Tugay olarak konuşuyorum: Sana ihtiyaç yok.
Eğer olur da yanlış bir partideysen, senin gideceğin parti de belli. Kimlerin arasında olman gerektiği de belli.
Atatürk’ün partisinde asla olmaz! Atatürk’ün partisinde asla olmaz!
Ve İzmir gibi bir şehre asla ve asla böyle siyasetçiler yakışmaz!
Sen İzmirli’nin oyuna milletvekili olduktan sonra vakıflar genel müdürlüğünün avukatlığına soyunamazsın! İzmir’in hakkını yemezsin! Bunu yapmayacaksın.
KOL KOLA KÖTÜYE KARŞI MÜCADELE EDELİM
Onun için kendim için ama arkadaşlarım için inanın bizler iyi niyetle çalışan insanlarız. Şunu diliyoruz ve bekliyoruz: Biz sizi de kol kola, omuz omuza kötüye karşı, kötülüğü normalleştirmeye ve sıradanlaştırmaya çalışanlara karşı hep beraber mücadele edelim.
Etmek zorundayız. Çünkü bizim emeklimiz var, yaşlımız var, hastamız var, gencimiz var, çocuğumuz var, çiftçimiz var, işçimiz var, memurumuz var. Birbirinden değerli, her biri birbirinden değerli milyonlarca insanımız var. Onların hakkını kimsenin yemeye hakkı yok.

BEN CEMİL TUGAY, O BİNAYA GİRECEĞİM BEN
Kimsenin bu meslek fabrikasını da İzmirli halkına ait olan başka bir yapıyı da el koyma, bu yapılara da el koyma hakkı yok. Onları böyle polis marifetiyle işgal etme hakkı yok.
Ben Cemil Tugay, o binaya gireceğim bak söyleyeyim ben size. O binaya gireceğim ben.
Aslan gibi hukukçu arkadaşlarımız var. Sonuna kadar mücadele edecekler. Biz bu davaları kazanacağız.
Milletvekillerimizle, il başkanımızla, ilçe başkanlarımızla, ilçe belediye başkanlarımızla ve genel başkanımız Özgür Özel ile beraber bu ülkeyi düzlüğe çıkaracağız.
Hiç şüpheniz olmasın. Mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Ve yenilmeyeceğiz. Vazgeçmeyeceğiz. Ve asla yenilmeyeceğiz.
İlginizi çekebilir: CHP İl Başkanı Güç mitingde konuştu: ‘İzmir korkunun bittiği yerdir’