Konuşmasında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü önceden tebrik eden Erdoğan; doğum izinlerinden kadına yönelik şiddetle mücadeleye, Gazze’den İran’a kadar geniş bir yelpazede mesajlar verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kamuda ve özel sektörde çalışan annelere yönelik “doğum izni” müjdesini de detaylandırdı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Habertürk ve diğer ulusal kanallarda canlı yayınlanan iftar programı sonrası yaptığı konuşmada, kadınların sosyal ve siyasal hayattaki rolünün güçlendiğini vurguladı.
“Kadın ve erkeği bir bütünün ayrılmaz parçaları” olarak tanımlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, cinsiyet ayrımcılığının inanç dünyalarında yer almadığını ifade etti.
DOĞUM İZNİ 24 HAFTAYA ÇIKIYOR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta Meclis’e sunulan yeni kanun teklifinin detaylarını paylaşarak çalışan ebeveynlere yönelik şu müjdeleri verdi: “Hem kamuda hem de özel sektörde çalışan annelerin doğum izni süresi 16 haftadan 24 haftaya çıkarılıyor. Özel sektörde çalışan babaların mevcut 5 günlük babalık izni 10 güne yükseltiliyor.”
“SÖZLEŞME DEĞİL; KANUN YAŞATIR”
Kadına yönelik şiddetle mücadelede “sıfır tolerans” ilkesiyle hareket ettiklerini belirten Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi tartışmalarına atıfta bulunarak şunları söyledi:
“Hiçbir temeli olmayan ‘sözleşme yaşatır’ sloganıyla hükümetimizi eleştirenlerin örnek gösterdiği ülkelerin çoğundan daha iyi durumdayız. Biz ‘sözleşme değil, kanun yaşatır’ diyoruz. 6284 sayılı kanunumuzla kadına karşı şiddetin önüne geçmede önemli bir eşiği aştık. Tek bir kadın veya çocuk şiddet kurbanı olmayana kadar bu mücadelemiz sürecek.”
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN KONUŞMASININ SATIR BAŞLARI:
Bu salondaki hanım kardeşlerimden başlayarak muhterem eşim ve sevgili kızlarımla birlikte bir anne, eş, kardeş, yoldaş ve evlat olarak hayatımıza anlam katan tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü şimdiden kutluyorum.
Siz kardeşlerimin yanısıra evladını vatan uğruna şehit vermiş, en az şehit evlatları kadar kahraman şehit analarının hepsi metanet timsali olan şehit eşleri ve kızlarının Gazze’den Suriye’ye, Yemen’den Sudan’a gönül ve kültür coğrafyalarımızın farklı köşelerindeki acılı anne ve acılı eşlerin kadınlar gününü tebrik ediyorum. İranlı anneleri ayrıca selamlıyor ve kendilerine bir kez daha taziyelerimizi iletiyorum.
Afrika’nın yoksul ve cefakâr kadınları, Afganistan, Arakam, Somali’nin mazlum kadınlarının, Lübnanlı kadınların, Batı’da sinema, moda ve medya sektörlerinin acımasız dişlilerin arasında ezilen şiddete ve istismara uğrayan tüm kadınların kadınlar gününü tebrik ediyorum.
Kendilerine kucak dolusu selamlarımızı gönderiyorum. Savaşlar ve zulümlerle hayatını kaybedenlerle birlikte teröre ve şiddete kurban verdiğimiz tüm kadınlara Rabbimden mağfiret ve rahmet niyaz ediyorum. Elini vicdanına koyan herkes şu tabloyu çok net görebiliyor; bugün maalesef başta bölgemiz olmak üzere çatışmalar var. Bunun acısını en çok kadınlar çekiyor.
Bugün dünyada batıl inançlardan, asabiyeden, yanlış örf ve adetlerden kaynaklanan ayrımcılık var. Bu durum en çok kadınları olumsuz etkiliyor.
Tüketim çarkı öncelikle kadınlık onurunu hedef alıyor, kadın emeğini sömürüyor. İsrail’in 2 yıl boyunca katlettiği 72 binden fazla kardeşimizin çoğu kadın ve masum çocuklar. Suriye’de kayıplarını yüreklerine gömerek yeniden hayata tutunmaya çalışanların çoğu kadın ve çocuklar.
Afrika’da kıtlık, açlık ve derinleşen yoksulluğun yükü altında ezilen yine kadın ve çocuklar. Komşumuz İran’a yönelik saldırıların yükünü sırtlanmak zorunda kalanların ekseriyeti aynı şekilde kadın ve çocuklar.
Türkiye yeryüzünün farklı noktalarındaki bu adaletsizliklere, bu zulümlere en güçlü tepkiyi veren, nerede olursa olsun ayrımcılığa, hukuksuzluğa itiraz eden ülkelerin başında geliyor.
Nerede bir yangın varsa oraya su taşımaya, nerede yara kanıyorsa ona merhem olmaya çalışıyoruz. Ülkemizin insani değerleri merkeze alan haysiyetli duruşun en büyük bekçisi hanım kardeşlerimizdir. Her türlü olumsuzluğa rağmen daha adil dünyanın mümkün olduğu inancıyla ülkemizin kutlu mücadelesine verdiğiniz destek için bir kez daha hepinize teşekkür ediyorum.
Devletimizin merhum Kemal Tahir’in dediği gibi ‘devlet ana’ysa bu sizin kuşatıcılığınız, hamiyetiniz, şefkatiniz ve merhametiniz sayesindedir.
Peşpeşe savaşlardan ve en son istiklal harbinden sonra yorgun düşen ülkemizi ayağa kaldırmışsak, Cumhuriyetimizi her gün güçlendirerek 103 yaşına getirdiysek bunda kadınlar olara fedakarlıklarınızın, emeklerinizin yadsınamaz payı vardır.
Karşılaştıkları tüm zorluklara ve engellemelere rağmen üretimde, çalışmada canlarını dişe katarak eşsiz katkılar yapmıştır.
Biz kadına yönelik ayrımcılığın her türlüsünü reddeden, kadın ve erkeği bir ve beraber gören bir medeniyetin temsilcileriyiz. Her varlığa, her canlıya Allah’ın ayeti nazarıyla bakan yüksek bir tasavvura sahibiz. Bizim inanç ve ruh dünyamızda şayet insan için bir üstünlük aranacaksa bu sadece ve sadece takva, liyakat, emek ve üretkenlikledir.
Irk, mezhep, köken ayrımcılığı bizim kitabımızda yazmadığı gibi cinsiyet ayrımcılığı bizim kitamızda yer almaz. Eşref-i mahlukat olan insanın cinsiyeti, etnik kimliği dolayısıyla hor ve hakir görülmesi bizim kitabımızda yoktur.
Küresel tüketim çarkının kadın emeğini sömürmesine, kadını metalaştırmasına özellikle arşı durmak da insanlığımızın gereğidir. Hak olarak da sorumluluk olarak da kadın erkeğin arkasında değil; bilakis erkeğin yanı başındadır, omuz omuzadır.
Kadın erkek demeden hepimiz bir bütünün ayrılmaz parçalarıyız. Kadın erkek fark etmeksizin hepimiz aynı bağın gülü, aynı sazın telleriyiz. Her kim ne adına ve hangi bahaneyle olursa olsun ayrımcılık yapıyorsa bu milletin asli kimliğini oluşturan değerlere ihanet ediyor demektir. Her kim kadına ve çocuğa zulmediyorsa insanlıktan nasibini almamış demektir.
Bu anlayışla siyaset sahnesine çıktığımız günden beri kadınların sosyal hayata, siyasal hayata aktif ve eşit olarak katılmaları için gayret gösterdik. Kemikleşmiş önyargıları kırmak, yanlış uygulamaları ortadan kaldırmak için büyük mücadeleler verdik. Kadının statüsünün güçlendirilmesi, kadınların önündeki engellerin kaldırılması noktasında neler yaptığımız biliniyor.
Göreve geldiğimizde yüzde 27,9 olan kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 37,7’ye çıkardık. Kadın istihdam oranı yüzde 31,7’ye çıktı. 2002’de parlamentomuzda sadece 24 kadın milletvekili görev yapıyordu. Son seçimlerde bu sayısı 119’a çıktı.
Kadınların mecliste temsil oranı 5 kat artışla yüzde 19,83’e ulaştı. Aynı başarıyı kadın kamu çalışanı oranında da görüyoru. 28 Şubat’ın kadınlara kapatılan tüm kapılar ardına kadar bizim dönemizde açıldı. Başörtüsü yasağına son vererek kadınların bürokrasinin tüm katmalarında çalışabilmelerinde sağladık. Akademi, mülkiye, adliye, askeriye gibi yerlerde kadınların önüne örülen tüm duvarları yıktık.
İkna odalarına ikna edilemeyen hanım kardeşlerimiz değil aynı zamanda onların çocukları da her kurumda çalışıyor, kamusal alanda varlık gösteriyor, iş ve siyaset dünyasında başarılarıyla temayüz ediyor.
Bir diğer kanayan yanamız kadına ve çocuğa yönelik şiddetti. Bu konuda her zaman sıfır tölerans yaklaşımıyla hareket ettik. Kadına yönelik şiddetin önüne geçilmesinde önemli bir eşiği açtık.
2012 yılında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair kanunu yürürlüğe koyduk. 2014’de Ceza Kanunu’nda yaptığımız düzenlemede cinsel suçlara yönelik cezaları artırdık. İhsisas mahkemelerini kurduk. Kadına karşı işlenen suçların cezalarını artırmak suretiyle caydırıcılığı güçlendirdik.
112 kadın konukevimiz 81 ilimizde hizmet veriyor. Sosyal hizmet merkezi şiddetle mücadele irtibat noktalarıyla koruyucu ve önleyici hizmetlerimizi ulaşılabilir kıldık. Kadın destek uygulamamız KADES ile en küçük sıkıntılarında 7 gün 24 saat esasıyla kadınların yanında oluyoruz.
Bizim kadına ve çocuğa karşı şiddet hususunda duruşumuz bellidir. Ne adına olursa olsun kadına şiddet insanlığa ihanettir. Türkiye şiddetle mücadele konusunda çok önemli bir mesafe kaydetmiştir.
Hiçbir temeli olmayan sözleşme yaşatır sloganıyla hükümetimizi eleştirenlerin bize örnek gösterdiği ülkelerin kahir ekseriyetinden daha iyi bir yerdeyiz. Biz sözleşme değil kanun yaşatır diyor ve mevzuatı ihtiyaçlara göre gerçekleştiriyor.
Tek bir kadın veya çocuk şiddet kurbanı olmayana kadar bu mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz. Geçen hafta Meclis’imize kanun teklifi ilettik. Kamuda ve özel sektörde çalışan annelerin doğum izin sürelerini 16 haftadan 24 haftaya çıkarıyoruz. Aynı düzenlemede özel sektör çalışan babaların babalık izinlerini de 5 günden 10 güne çıkarmayı amaçlıyoruz.Bu düşüncelerle sözlerime son verirken iftar soframızı teşrif eden her bir misafirimize tekrar teşekkür ediyorum.