Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Fasülye partisinden kolektif kitap yazmaya: Tuhaf Kadınlar'ın Edebiyat yolculuğu Bornova Kitap Günleri'nde idi

Bu yazıda sizleri üretmekten vazgeçmeyen kadınlarla bir araya getirmek niyetindeyiz.

Bu yazıda sizleri üretmekten vazgeçmeyen kadınlarla bir araya getirmek niyetindeyiz. Yazmayı, okumayı hayatlarının bir parçası haline getiren kadınlarla tanışacak, onların kolektif çalışması "Tuhaf Kadınlar Tuhaf Öyküler" kitabının var olma yolculuğunda verilen mücadele sürecini okuyacaksınız. Ama önce gelin, bu mücadele süreciyle duygudaşlık kurabilmek ve ortaya konan eserin değerini anlayabilmek adına kadınların kendi öykülerine kulak verelim

DEMOKRAT GÜNDEM-MELİSA GÖNEN-(ÖZEL HABER)- Bornova Belediyesi Başkanı Mustafa İduğ'un bu yıl üçüncüsünün organize edilmesini sağladığı Bornova Kitap Günleri için Büyükpark'taki kitap fuarı alanındayım. Sıra sıra dizilmiş kitap stantları arasında gezinen insanlar hem sohbet ediyor hem de kitapları inceliyor. Bu stantlar arasında öyle bir masa var ki kadınların heyecanı dikkatinizi çekiyor. Standı ziyaret eden kişilerle muhabbet ediyor, gülüyor, el sıkışıp sarılıyorlar… Orada onların var ettiği bambaşka bir ‘enerjinin’ olduğu hemen anlaşılıyor. Kitapta öyküsü yer alan her bir kadınla konuşmak niyetindeyim, merak içindeyim.

HÜLYA DOLUNAY: KENDİMİ ÇOK ÇEŞİTLİ ŞEKİLDE BESLEMEYİ SEVİYORUM

Tuhaf Kadınlar Tuhaf Öyküler kitabında öyküsü yer alan kadınlardan Hülya Dolunay ile sohbet etmeye başlıyorum.

Bir öğretmen olan Hülya Hanımla konuştukça bambaşka yönlerinin, ilgi alanlarının olduğunu öğreniyorum. Öğrenmenin yaşı olmadığını aktarırken sesindeki heyecanı hissedebiliyorum, öğrendikçe kendini yenilediğini söylüyor, "Özel olarak resimle ilgiliyim daha önce karma sergilerim oldu. Öğrencilerime dönük tiyatro ve oyun yazarlığı çalışmalarım var. Yazdığım oyunları kendimce oluşturduğum koreografiler eşliğinde öğrencilerimle buluşturuyorum. Her yıl sene sonu tiyatro gösterileri hazırlıyorum. Yaratıcı dramayla da ilgiliyim. Kendimi çok çeşitli şekilde beslemeyi ve öğrenmeyi seviyorum" diyor.

""

DOLUNAY: YARATICI VE ÜRETKEN KADINLARDAN BİRİ OLMAK KEYİFLİYDİ

Yazma sürecinin bir arkadaşının referansıyla başladığını söyleyen Hülya Dolunay, yazma sürecinin nasıl başladığını, Tuhaf Kadınlar arasına nasıl katıldığını ise şöyle anlatıyor: "Ben yıllardır masalla ilgileniyorum, masal anlatıcılığı yapıyorum. Daha önce deneme yazılarım olmuştu, yayımlanmıştı. Öykü yazma sürecini bu yıl ilk kez deneyimledim. Tuhaf Kadınlar grubuna dahil oldum, o grupta da ayrıca bir yazarlar grubu oluşturuldu. Burada öykü yazmaya dair altyapı verildi, sonra sürece tabi oldum. Yaratıcı ve üreten kadınlardan biri olmak keyif vericiydi. Hayatımdaki ilk deneyimleri yaşadığım bir süreç oldu. Yazmak çok keyifli, kendimden çok şey bulduğum bir ortamda bulundum. Öykü yazamam diye kendimi çok fazla ketlemişim, hakikaten isteyince olmaz diye bir şey yokmuş" diyor.

DOLUNAY: EDEBİYAT İNSANIN EN ZOR ANLARINDA HAYATA TUTUNABİLMESİNİ SAĞLIYOR

Hülya Dolunay'a, edebiyatla iç içe geçen bu sürecin ve yazma deneyiminin nasıl hissettirdiğini soruyorum, söyle yanıtlıyor, "Gerçekten sanatla edebiyatla iç içe olması insanın en zor anlarında hayata tutunabilmesini sağlıyor. Hayata üreten yanınla dahil olabilmek muhteşem bir duygu. Bütün kadınlara, yazmaya ufaktan da olsa meyilli olanlara yazmayı deneyimlemelerini canı gönülden tavsiye ederim" diyerek kadınlara edebiyatta üretkenlik çağrısında da bulunuyor.

NURGÜL YILMAZ: TUHAF KADINLAR FASULYE PARTİSİNDE BİR ARAYA GELMEMİZLE BAŞLADI

Kitapta öyküsü yer alan bir başka kadınla sohbet etmeye başlıyoruz. Nurgül Yılmaz, kendini şu sözlerle tanıtıyor: "57yaşında iki çocuk annesiyim.30-35 yıl ticaret hayatındaydım. Şimdi emekliyim" diyor ve Tuhaf Kadınlar grubunun oluşma sürecine getiriyor sözlerini, "Kitap grubumuzun yolculuğu arkadaşlarımızla bir kuru fasulye partisinde bir araya gelmemizle başladı. Orada hepimiz kitaplar üzerine sohbet etmeye başladık, hepimiz kitap okumayı çok sevdiğimizden bahsettik. Sonra hep beraber aynı kitabı okuyalım fikrini ortaya attık. Hangi kitabı okuyacağımıza karar verdik. Leyla Erbil'in Tuhaf bir Kadın isimli kitabını okumak için karar kıldık. Grubumuzun adını da bu kitaptan esinlenerek koyduk. Tuhaf Kadınlar'ın yolculuğu böyle başladı. İlk olarak beş altı kişiydik, çok güzel paylaşımlarımız oldu. Önce evlerimizde toplandık, sonra dışarıda buluştuk derken kitlemiz denize atılan taşın dalgası gibi yayılmaya başladı. Sonra instagram üzerinden paylaşım yaptık ve kitap grubunu kurduk. Okursever arkadaşlarımız bize dahil oldu. Kar tanesinin çığa dönüşmesi gibi bir şey oldu bizim için. Yolculuk çok keyifliydi. Pandemide online platformlar üzerinden grup toplantılarımızı sürdürdük. Yazarları da bu buluşmalara davet etmeye başladık. Sonra kadınların hayatına dair öykülerimizi bir kitapta toplama fikrini ortaya attık. Ancak ortaya attığımız bu proje süreci çok sancılı oldu. Kalemi alıp yazmak, duygularımızı kağıda dökmek çok farklı hissettirdi. Kazandırdığı şeyler çok fazla. Tabii ki bütün kadınların öyküsü veya erkeklerin öyküsü fark etmez, önemli olan yazmak onu hayata geçirmek. Bundan sonra yazmaya devam edeceğiz, umarım hepimiz ayrı ayrı birer kitap çıkarırız. Diyorum ki, yazmak okumak hiçbir zaman vazgeçmeyeceğimiz bir şey olsun, yazmaya devam edeceğim."

""

MİNE COŞKUN: KADINLAR YAZARAK DA DUYGULARINI DİLE GETİRSİN

Serbest çalışan bir mimarla, Mine Coşkun ile sohbetimize devam ediyoruz. Tuhaf Kadınlar'a dahil olmadan önce mesleğinin matematik ağırlıklı olması nedeniyle edebiyatla çokça ilgisi olmadığını düşünerek yaşadığını söyleyerek söze başlayan Mine Coşkun, Tuhaf Kadınlar grubuyla yolunun nasıl kesiştiğini anlatıyor:

"Arkadaşım Fatma Özkan'ın beni cesaretlendirmesiyle yazmaya başladım. Böylece kendimi bu grubun içinde buldum. Pandemi ile birlikte biz altmış beş yaş üzerindeki kişilerin eve hapsolmasıyla ne dahil olduğum grupta ne üretebilirim diye düşündüm. İlk günler temizlik ve yemek yapmak ile geçerken aklıma annemin anlattığı öyküler geldi. Annem Kızılçullu Köy Enstitüsünden mezun bir öğretmendi. Onun bana anlattığı köy hikayeleri vardı. Köyde yaşanmışlıklarla ilgili bize ulaştırdığı, anlattığı hikayelerden yola çıkarak anılarımı yazmaya başladım. Anılarım torunlarıma kalsın istedim. Bir iki arkadaşıma yazdıklarımı okudum, beğendiler ve beni yazmaya teşvik ettiler. Balkan Yazarları Derneği'nin yönetim kurulundaydım, onlar bir kitap çıkaracaklardı, bu anılarımı o kitabın içine dahil ettik. Böylece o kitapta anılarımla yer aldım. Tuhaf Kadınlar'da da öykü yazmaya başladım. Öykü atölyelerine girip diksiyon dersleri aldım. Böylece Tuhaf Kadınlar Tuhaf Öyküler kitabımızın içine dört öykümle birlikte dahil oldum. Öykülerimi yazmaya devam edeceğim, süreç çok hoşuma gitti. Kadınlar yazarak da duygularını dile getirsinler, yazmak insanı rahatlatıyor."

ŞULE BECER: AİLE FERTLERİNDEN ÖNCE KALKIP HEP ÇALIŞTIM

Şule Becer sohbet etmeye başlıyoruz, kendini kısaca tanıtmasını ve süreçle ilgili duygularını dinlemek istediğimi söylüyorum. Şule Hanım ses tonunda hissettirdiği heyecanla süreci anlatmaya başlıyor, "43 yaşında, iki çocuk annesi bir ressamım. Amatörlükle başladım şu an profesyonel olarak devam ediyorum. Karma sergilere katıldım. Çocukluğumdan beri yazmayı seviyorum. Boş alanda bir şeyler ortaya koymayı seviyorum, resimdeki boş tuval gibi. Yazma sürecim pandemide başladı. Resim dersimde bir hocam okumamız için bir kitap vermişti, okurken zorlanmıştım, ağır bir kitaptı. Onu anlayabilmek için ben hep yazarak o kitabı okudum. Pandemi çok sıkıcı bir dönemdi, sabahları erkenden kalktım ve yazdım. Yazmak beni çok rahatlatıyordu, duygularımı hislerimi kağıda dökerek akıl yürütmek beni çok tatmin etti. Pandemide her gün aile fertlerinden önce kalkıp hep çalıştım. Anthony Robbins'in İçindeki Devi Uyandır isimli kitabını almıştım, o kitapta 365 beş günün her bir günü için sorular vardı. Her gün yazmak amacıyla o kitabı okudum. O kitap üzerinden çalıştım, orada okuduklarımın ana fikrini, kendi görüşlerimle birlikte kağıda döktüm. Bu süreçte kendimi yazarak keşfettim, kendimi bambaşka bir noktaya götürdüm. Farkında olmadan öykü yazmaya başladığımı anladım.

ŞULE BECER: YARATICILIK BİZİM KODLARIMIZDA VAR

İlk kez bir kitapta öyküsünün yayımlandığını, ne hissettiğini soruyorum, "İlk fırsatta kendi öykü kitabımı da yazacağım. Kendime bunu hedef olarak koydum. Yaratıcılık bizim kodlarımızda var. Ben insanlarda genel anlamda bir yaratıcılık olduğunu düşünüyorum. Ben yaratıcılığımı yazma ve resim yapma süreciyle ortaya koydum. Psikolojik anlamda da çok rahatladım. Bir cümleden başlayarak bir karakter yaratmak, o karakterin yaşadığı sorunlara çözüm üretmek çok güzel, keyifli bir şey" diyerek sürecin kendisine kazandırdıklarını aktarıyor.

""

DİLEK HINÇAL: ETKİNLİĞİM ÜRETKENLİĞİM SINIRLANDI

Dilek Hınçal ile standın yanındaki bir banka oturuyor ve sohbet etmeye başlıyoruz. Kendisini kısaca tanıtmasını rica etmemle söze başlıyor, eğitim hayatında ilerlemek için verdiği mücadeleyi şöyle anlatıyor, "51 yaşındayım. Beş çocuk annesiyim. Çok erken yaşta evlenip beş çocuk yaptım. On beş yaşında evlenip on altı yaşında anne oldum. Otuz yaşıma kadar sürekli doğum yaptım. Etkinliğim, üretkenliğim sınırlandı, kısıtlandı öyle söyleyeyim. En büyük çocuğumun üniversiteye başladığı sene onun sayesinde bir bilinçsel sıçrama yaşadım. Emine Supçin'in de dediği gibi, "Kadından korkarlar çünkü kadın öğrenirse çocuklarına öğretir. Cehaletin en büyük korkusu kadındır." Ben çocuğumdan çok şey öğrendim. Ondan sonra bıraktığım ortaokulu tamamladım. Liseyi dışarıdan tamamladım. Ege Üniversitesi sanat tarihi bölümüne devam ederek, 4 yıllık lisans eğitimi aldım. Edebiyata ve şiire erken yaştan beri ilgim vardı, hala  çok seviyorum. Sonra aldığım eğitimler sırasında karşılaştığım tanıştığım insanların kurdukları Tuhaf Kadınlar  edebiyat grubuna dahil oldum."

DİLEK HINÇAL: OKUMAK ÖZGÜRLÜKTÜR VE YAŞASIN KIZ KARDEŞLİK

Tuhaf Kadınlara dahil olduktan sonra neler yaşadınız, duygularınızı aktarır mısınız, "Çok güzel paylaşımlarda bulunduk, güzel kitaplar okuduk. Sonra üretmeye karar verdik. Okuduktan sonra yazalım dedik, birikimimiz boşa gitmesin istedik.  Böylece ortaya Tuhaf Kadınlar Tuhaf Öyküler adında  kolektif bir kitap çıktı.  Aslında tuhaf mıyız bilmiyorum, bakış açısına göre değişir. O kadar tatlı, güzel, doğal, neşeli ve hayat dolu insanlarla bir araya geldik ki…Bu kadar eğitimli kültürlü insanın yaşamın içinde kaybolduğunu düşünüyorum. Yaşamın içinde çok fazla potansiyel kaybediliyor, onu görüyorum ve  bu çok üzücü bir şey. Bizim yaş ortalamamız elliydi ve kadınların neler başarabileceğini gösterdik. Kadınların, özgür bırakıldıklarında  kendi yaşamlarını yapılandırmalarına izin verildiğinde neler başarabileceklerini gördüm.  Çok gururluyum, çok mutluyum.  Okumak özgürlüktür ve yaşasın kız kardeşlik diyorum" şeklinde konuşarak noktalıyor sözlerini.

FATMA ÖZKAN: BENİ EN ÇOK GURURLANDIRAN KİTAPLIK PROJESİ OLDU

Tuhaf Kadınlar grubunu bir araya getiren Fatma Özkan,  bin dokuz yüz doksan üç  yılında emekli olmuş, okuma alışkanlığının kazandırılması için birçok projeye de emek vermiş bir  öğretmen. Kadınların bir araya gelmesine öncülük eden Özkan, üretkenliğini şu sözlerle ifade ediyor, "Emekli olduktan sonra şiir yazdım. Ortanca Sanat Dergisi'nde şiirlerim çıktı, çeşitli yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptım. Daha sonra sosyal sorumluluk projeleri yapmaya başladım.  Beni en çok gururlandıran  9 Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne yaptığımız kitaplık projesi oldu. Gezen arabayla kitap servisi yaptık. Okuyucu sayımız on bin kişiyi aştı, hasta ve hasta yakınları da bağışlar yaptılar. Böylece projemiz kitaplıktan da öte kütüphaneye dönüştü. Türkiye'nin her yanından öğrencilerimden kitaplar geldi, bunu tek başıma başarmadım" diyor.

ÖZKAN: PANDEMİDE ONLİNE GÖRÜŞMELERDE BİR ARAYA GELDİK

Okumayı, yazmayı kolektif bir çalışmaya dönüştürme sürecini ise şöyle anlatıyor, "Yazma serüvenim çok eskiye dayanmıyor. 2004 yılından beri olan notlarımla  Anemon Çiçeği kitabımı çıkardım. Bu kitabı çıkarmama vesile olan bizim Tuhaf Kadınlar kitap kulübümüz oldu. Tuhaf Kadınlar kitap kulübümüz ise şöyle ortaya çıktı,  bir akşam arkadaşlarımı fasulye partisine davet ettim. Ancak evde kuru fasulye yokmuş, Ayvalık'tan aldığım büyük piyazlık fasulyelerden varmış.  O akşam çok keyifliydi, okuduğumuz kitaplar üzerine sohbet ettik. O akşam beş arkadaş bir karar verdik, bir kitap kulübü kuralım, dedik. Önce beş kişi başladık sonra on kişi olduk. Yazarları sohbetlerimize davet etmeye başladık. İlk yazarımız Handan Gökçek oldu. Daha sonra araya pandemi girdi biz bir süre bir araya gelemeyince online görüşme yapmaya karar verdik. Mahir Ünsar Eriş, Osman Balcıgil, Sevim Korkmaz Dinç, Aydın Şimşek gibi birçok ismi konuk ettik. Bu arada geçen yıl bir araya geldiğimiz Burcu Özkan tarafından kitap yazalım fikri ortaya atıldı. Hepimiz birer öykü yazıp  kitap oluşturmaya karar verdik.  Ben ön hazırlık olsun diye yıl boyunca 2 yazı atölyesi açtım. Birinde yazar Semra Yeşil önderlik yaptı, diğer atölyeyi de Aylin Koç'la birlikte ben organize ettim.  Bir arkadaşımız da madem yazar olacağız konuşmamız da çok düzgün olsun teklifiyle geldi ve eski gazeteci televizyoncu Fevziye Meletli'den diksiyon dersleri aldık.  Katılım çok fazlalaştı şu anda 49 üyemiz var ama biz etkileşimimizi güçlendirmek adına daha fazla büyümeyi düşünmüyoruz" diyor.

ÖZKAN: HER BİRİMİZ EN AZ BİR 49 KADINA DAHA DOKUNMUŞUZDUR

Kitabın yayımlanma sürecinde pek çok zorluk yaşamalarına rağmen bir o kadar maddi manevi destek de  gördüklerini belirten Fatma Özkan, kitapta emeği geçen Devrim Akın ve Seçil Siz isimli kadınlara teşekkür ederek kitabın kolektif bir çalışma olduğunu vurguluyor. Kitap çıktıktan sonra hissedilen duyguları ise şöyle tarif ediyor, "Öncelikle her birimiz yazar olma tadını tattık. Bu süreçte yaptığımız okumalar çok yönlü bakabilmemizi sağladı. Okumak dışa açılmamızı, yalnızlıktan kurtulmamızı sağladı.  Yani buna aynı zamanda sosyalleşme süreci olarak bakıyoruz. Beş kadınken kırk dokuz kadın olduk.  Her birimiz deneyimlerimizle mutlaka en az bir kırk dokuz kadına daha dokunmuşuzdur."

ÖZKAN: UMARIM DERNEKLEŞİRİZ

Gelecekte yapmak istedikleri planları grup üyeleri adına şu sözlerle aktarıyor, "Şimdilik grubumuz çok iyi gidiyor. Umarım etkileşimimizi artırmak daha büyük projelerde bir araya gelmek adına dernekleşiriz ve daha güzel işler için adım atarız. Kolektif bir kitap ortaya koyduk, kitap okumaya da devam ediyoruz. Okumak istediğimiz kitabı demokratik bir şekilde seçiyoruz. Yazmayı, okumayı isteyen kadınlarla bir araya gelmek heyecanımızı büyütmek istiyoruz" diyerek umudumuzu büyütüyor.  İzmir'in birbirinden değerli kadınlarına yaptıkları güzel işler için teşekkür ediyor ve benim için imzaladıkları kitabımı da alıp yanlarından ayrılırken Dilek Hınçal'ın şu sözleri düşüyor aklıma ve ben de onun gibi inanarak, içimdeki heyecanı hissederek söylüyorum:  "Kadınların, özgür bırakıldıklarında, kendi yaşamlarını yapılandırmalarına izin verildiğinde neler başarabileceklerini gördüm."

Demokrat Gündem