Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

ING’den korkutan rapor: Merkez Bankası 28 Milyar Dolar harcadı!

ING Global tarafından yayımlanan son analiz, Batı Asya’da tırmanan enerji krizinin en büyük faturasını Türkiye’nin ödeyebileceğine dikkat çekti.

Yabancı çıkışları ve artan döviz talebiyle baskılanan TL için Merkez Bankası’nın (TCMB) altın rezervlerini kullanmak, faiz artırmak veya devalüasyona izin vermek arasında bir seçim yapması bekleniyor.

ING Global tarafından yayımlanan son analiz, Batı Asya’da tırmanan enerji

Küresel piyasalar İran-İsrail savaşının ekonomik artçı şoklarını fiyatlarken, ING Türkiye Başekonomisti Muhammet Mercan’ın değerlendirmeleri Türk Lirası üzerindeki baskının boyutunu ortaya koydu.

Yabancı yatırımcının tahvil ve hisse senedinden kaçışı, yerleşiklerin artan döviz talebiyle birleşince “Kapalıçarşı makası” yeniden açıldı.

ALTIN VARLIKLARININ DÖVİZ LİKİDİTİSİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ PLANLANIYOR

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), döviz piyasasındaki hareketliliği kontrol altına almak ve finansal istikrarı yeniden tesis etmek amacıyla stratejik bir yol ayrımına gelmiş bulunuyor.

Raporda analiz edilen senaryolar, bankanın elindeki likidite imkanlarından para politikası araçlarına kadar geniş bir yelpazede şu şekilde değerlendiriliyor:

TCMB’nin döviz talebini karşılamak adına masadaki en güçlü kozlarından biri, yaklaşık 90 milyar dolar değerindeki kullanılabilir altın rezervlerini likiditeye dönüştürmek olarak görülüyor.

Bu senaryoda, bankanın altın varlıklarını kademeli olarak dövize çevirerek piyasaya doğrudan müdahale kapasitesini artırması ve bu yolla döviz arzını destekleyerek yangını söndürmesi hedefleniyor. Ancak bu hamlenin rezerv kompozisyonu üzerindeki uzun vadeli etkileri ve altın fiyatlarındaki küresel dalgalanmaların yaratabileceği riskler stratejik bir hassasiyetle takip ediliyor.

Piyasadaki baskıyı yumuşatmak için bir diğer seçenek olarak sunulan kontrollü devalüasyon stratejisi, Türk Lirası’ndaki değer kaybının belirli bir bant dahilinde hızlanmasına izin verilmesini öngörüyor.

Kurun serbest piyasa koşullarına daha yakın bir seviyeye dengelenmesiyle yapay talebin kırılması ve ihracatçının rekabet gücünün korunması amaçlanırken, bu sürecin enflasyonist etkilerinin yönetilmesi kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor.

Son olarak, TL’nin cazibesini artırmak ve yerel paraya dönüşü teşvik etmek amacıyla yeni bir faiz artışı senaryosu gündemdeki yerini koruyor.

Krizin başlangıcında gerçekleştirilen 300 baz puanlık artışın ardından, enflasyon beklentilerini çıpalamak ve spekülatif döviz talebini dizginlemek için politika faizinin yeniden yukarı yönlü revize edilmesi, geleneksel sıkılaşma adımlarının bir devamı olarak masada duruyor.

MART AYININ İLK YARISINDA REZERV BASKISI ARTTI

Türkiye ekonomisinde Mart ayının ilk yarısı, yabancı sermaye çıkışlarının ve rezerv baskısının damga vurduğu kritik bir süreci geride bırakıyor. Piyasada yaşanan oynaklık, hem portföy yatırımlarında hem de kısa vadeli arbitraj stratejilerinde sert bir geri çekilmeyi beraberinde getirirken, veriler finansal istikrarın korunması adına zorlu bir tabloya işaret ediyor.

Mart ayının ilk 15 günlük periyodunda yabancı yatırımcıların yaklaşık 6 milyar dolarlık tahvil ve hisse senedi satışı gerçekleştirmesi, piyasadaki satış baskısını tetikleyen ana unsurlardan biri oldu. Bu çıkışa ek olarak, yüksek faiz farkından yararlanmayı hedefleyen carry trade pozisyonlarında da 12 milyar dolarlık devasa bir kapanma dalgası yaşandı. Toplamda 18 milyar dolara ulaşan bu sermaye çıkışı, döviz arz-talep dengesini sarsarak kur üzerindeki yukarı yönlü baskıyı artırdı.

Sermaye çıkışlarını dengelemek ve piyasadaki likidite ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan müdahaleler, Merkez Bankası rezervleri üzerinde de belirgin bir iz bıraktı.

Son haftalarda net döviz rezervlerinde yaklaşık 28 milyar dolarlık bir erime yaşandığı tahmin ediliyor. Bu durum, “rezerv yakma” hızının arttığına dair piyasa endişelerini beslerken, TCMB’nin likidite yönetimindeki manevra alanını da yakından izlenen bir konu haline getirdi.

Bu gelişmelerin sonucunda para piyasalarındaki sıkışıklık, faiz oranlarına dikey bir artış olarak yansıdı. Bir aylık Türk Lirası borçlanma faizi %45 seviyesine tırmanarak Haziran 2025’ten bu yana en yüksek noktasına ulaştı. Faizlerdeki bu sert yükseliş, piyasadaki nakit sıkışıklığının ve artan risk priminin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Analistler, bu tablonun sürdürülebilirliği için TCMB’nin nisan ayı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında alacağı kararların, yabancı yatırımcının güvenini yeniden tesis etme noktasında hayati önem taşıdığını vurguluyor.

İlginizi çekebilir: Altın ve gümüşte rekor tahminler: 6.300 Dolar seviyesi görülecek mi?

ING'den korkutan rapor: Merkez Bankası 28 Milyar Dolar harcadı!
Demokrat Gündem