Yankı Odalarında Tahkim Edilen Söylenceler ve Mutlu Daralma

Önce kavramı netleştirmek gerekir: Yankı odası, kişinin yalnızca kendi görüşlerini doğrulayan fikirlerle karşılaştığı; farklı düşüncelerin ise ya hiç içeri alınmadığı ya da girer girmez etkisizleştirildiği zihinsel ve sosyal bir düzendir. Bu bir eksiklik değil, bilinçli bir mimaridir. İnsan artık sadece düşünmez; düşünceyi seçer, budar ve sterilize eder. Sonunda geriye kalan şey hakikat değil, yankıdır. Modern […]

Yankı Odalarında Tahkim Edilen Söylenceler ve Mutlu Daralma

Önce kavramı netleştirmek gerekir: Yankı odası, kişinin yalnızca kendi görüşlerini doğrulayan fikirlerle karşılaştığı; farklı düşüncelerin ise ya hiç içeri alınmadığı ya da girer girmez etkisizleştirildiği zihinsel ve sosyal bir düzendir. Bu bir eksiklik değil, bilinçli bir mimaridir. İnsan artık sadece düşünmez; düşünceyi seçer, budar ve sterilize eder. Sonunda geriye kalan şey hakikat değil, yankıdır.

Modern zamanın en rafine yanılsamalarından biri burada doğar. İnsanlar artık yalnızca yanlış bilgilere inanmaz; kendi kurdukları doğrulama düzenine iman eder. Sosyal medya bu düzenin en verimli toprağıdır. “Takip et”, “beğen”, “sessize al” gibi masum görünen tercihler, aslında bir tür zihinsel karantina rejimine dönüşür. Algoritmalar ise bu karantinayı görünmez duvarlarla tahkim eder. Kişi kendini özgür sanır; oysa sadece kendine benzer olanın dolaştığı dar bir koridorda yürümektedir.

Bu durum basit bir bilgi sorunu değildir; bir konfor ideolojisidir. İnsan hakikati değil, uyumu arar. İnandığı şeyin doğru olmasından çok, kendisiyle çelişmemesini ister. Böylece düşünce, keşif olmaktan çıkar; kimliğin bekçisine dönüşür. Zihni okşayan tekrarlar, birer ninni gibi işlev görür. İnsan bu ninniyle sakinleşir, ama aynı zamanda küçülür.

Yankı odasında fikirler çarpışmaz; hizaya girer. Her cümle bir öncekini doğrular, her tekrar bir sonrakini meşrulaştırır. Bu yüzden söylenceler eleştiri görmedikleri için değil, eleştiriye ihtiyaç duymadıkları için güçlenir. Çünkü burada dolaşan şey bilgi değil, aidiyettir. Bir anlatıya itiraz etmek, yalnızca bir düşünceyi değil, bir topluluğa ait olma hissini hedef alır. Bu yüzden eleştiri, yanlışın düzeltilmesi olarak değil; ihanet olarak algılanır.

En çarpıcı sonuç şudur: İnsanlar farklı düşünceleri yanlış oldukları için değil, yabancı oldukları için reddeder. Hakikat ile söylence arasındaki ayrım epistemolojik olmaktan çıkar, psikolojik bir eşiğe indirgenir. Alışılmamış olan, tehdit gibi hissedilir. Böylece cehalet, bilgisizlikten değil; seçilmiş bir körlükten beslenir.

Bu noktada “mutlu daralma” devreye girer. İnsan, daraldığını fark etmeden huzur bulur. Daha az çelişki, daha az gerilim, daha az sorgu… Ama aynı zamanda daha az düşünce. Zihin, konfor uğruna kapasitesinden feragat eder. Tıpkı kullanılmayan bir kas gibi, düşünme yetisi de itirazsızlık içinde zayıflar.

Oysa düşünce yankıdan değil, sürtünmeden doğar. Fikirler karşılaşmadan keskinleşmez, itiraz görmeden derinleşmez. Hakikat, konforun değil, rahatsızlığın ürünüdür. Bu yüzden çoğu zaman en kalabalık yerde değil, en çok itirazın bulunduğu yerde ortaya çıkar.

Söylence yankıyla büyür; hakikat ise riskle. Ve insan, ancak o konforlu daralmayı terk etmeye razı olduğunda düşünmeye başlar.

Yankı Odalarında Tahkim Edilen Söylenceler ve Mutlu Daralma
Müjdat Çalış

Exit mobile version