Solakoğlu’nun Türkiye’de yaptığı gezilerdeki konuşmalarına ait videoları dinledim. Bazı doğrular yanında yanlışlar da içeren bir dizi konuşma.
Örneğin birinde Türkiye’nin makarna ihracatında İtalya’nın fiyatının yarısına ihracat yaptığımızı söylüyor. Bu çok doğru. Arkasından İtalya’nın bizden makarna ithal edip dünyaya yüksek fiyatla sattığını söylüyor ki bu yanlış. Türkiye buğday da ithal edip, ekmeklik buğdaydan ürettiği kalitesiz makarnayı gelişmekte olan ülkelere ihraç ediyor. Bunun kaliteli imiş gibi olması mümkün değil. Bu konudaki kaynaklara “Başka Bir Tarım Politikası ve Agroekoloji” kitabımda bakılabilir. (www.tayfunozkaya.com)
Başka bir konuşmasında yerel tohumun (ata tohum diyor) yasak olmadığını ileri sürüyor. Tohumculuk Kanunu ile çiftçinin yerel tohum ve bunlardan üretilen fideleri satması yasak. Hibrit tohumun kısır olduğunu söylüyor. Bu da doğru değil.
Ancak hibrit tohumlar ikinci kez ekildiğinde sorunlar çıkıyor. Ayrıca hibrit tohumun sağlıksız olmadığını söylüyor. Mutlaka böyle bir kural yok ama, hibrit tohumlardan elde edilen sebzelerin besin değerlerinin düşük olduğuna dair net araştırmalar var. Hibrit tohumlar ıslah edilirken şirketler çoğu durumlarda bunların besin değerleri, lezzet, hastalık ve zararlılara dayanıklı olmaları için bir amaç gütmediklerinden ve daha çok yola dayanıklı olmaları, raf ömrünün uzun olması ve dekara veriminin yüksek olması gibi ölçütleri dikkate aldıklarından yoğun tarım kimyasalları ile üretilmeleri kaçınılmaz oluyor.
Tohum şirketlerinin aynı zamanda dünyanın önde gelen tarım ilaçları şirketleri olması bu durumun onlara bir sorun değil, kazanç getirmesi nedeniyle onlar açısından sakıncası olmuyor. Hatta bir şirketin beşeri ilaçlar da üretmekte olması bu konuda da yeterince duyarlı olmalarını önlüyor.
Bu konuda “Hibrit Tohumların Ne Sorunu var” başlıklı yazıma da bakılabilir: (https://tayfunozkaya.com/k%C3%B6%C5%9Fe-yaz%C4%B1lar%C4%B1/f/hi%CC%87bri%CC%87t-tohumlarin-ne-sorunu-var)
Solakoğlu tohumlar ile ilgili bir soruya Türkiye’de 1. ata tohumlar 2. hibrit tohumlar olduğunu söyleyerek ata tohumları doğada olduğu gibi şeklinde nitelendiriyor. Kurt örneğini vererek bundan ıslahla çoban köpeklerinin geliştirildiğini söylüyor.
Yani kurt ata tohum, çoban köpeği de hibrit tohum benzetmesi yapıyor. Yerel tohumların doğada olduğu gibi alınıp kullanıldığı doğru değil. Tarım tarihi boyunca 15 bin yıldır binlerce çiftçi kuşağı bunları doğadan alarak çok geliştirdi. Doğada bugünkü gibi buğday veya mısır yok. Çiftçiler ve daha çok kadınlar çok sayıda çeşit geliştirdiler. Hibrit olayı ise çok yenidir. 1930’lardan sonra tarımda yayıldılar. Şirket tohumlarının hepsinin de hibrit olduğu doğru değil.
Epeycesi standart çeşittir. Yerel çeşitlerin hepsinin verimsiz olduğu da doğru değil. Bazı yerel çeşitler şirketlerce de kullanılmaktadır. Verimi düşük bazı yerel çeşitler ise mineral madde, vitamin, fitokimyasal maddeler içeren özellikleri ile ve/veya en zor koşullarda verim vermesi nedenleri ile tercih edilebilirler. Solakoğlu aşırı genelleştirmeler yapmaktadır.
Solakoğlu Amerika kıtasından gelen domates, patates vb. türlerin yerel çeşit olamayacağını ileri sürüyor. Bu tam olarak doğru değil. Evet, bu türlerin bazı yurt dışından yeni gelmiş çeşitleri ülkemize has yerel tohum sanılabilir, hatta bazıları böyle göstermek isteyebilir. Ancak 100 yılı aşkın gelen bu türlerin evrim geçirerek ülkemize has bazı yerel çeşitler geliştirdiği de bir gerçektir.
Yerel tohumun ve bunlardan üretilen çeşitlerin çiftçilerce satılmaması için 2006 yılında tohumculuk Kanunu çıkarılmıştır. Bunların satılmamasını savunanlar (Solakoğlu da bunlar içinde) çiftçilerce adına doğru ve saf tohumluk (başka tür veya çeşitlerle karışık olmayan) satılmayacağı gerekçesini ileri sürmektedirler.
Böyle bir problem hiç yoktur diyemeyiz. Doğan sorunlar yerel tohumların satışının yasaklanması nedeniyle de meydana gelmektedir. Ancak kanunun bu yasaklama nedeni, şirketlere avantaj sağlamaktır. Yerel tohum yasa dışına itilmiştir. Yanlış anlaşılmaması için yerel tohumların ekilmesinin, ürünlerinin satılmasının, tohum veya fidelerinin hediye edilmesinin, takas edilmesinin yasak olmadığını da ekleyelim.
Yerel tohumların çiftçilerce satışının yasaklanması ile ilgili başka bir gerekçe de bunların hastalık yaydığıdır. Aslında şirket tohumları ile de benzer sorunlar olmaktadır. Örneğin ayrıca kuraklığa dayanıklı bir şirket çeşidi uygulamada dayanıksız çıkmıştır. Türkiye devletinin de imza koyduğu uluslararası biyoçeşitlilik anlaşmaları çiftçilerin tohumluklarını satma ve geliştirmelerine engel getirilmemesini şart koşmaktadır. Ancak ülkemizde bu maddeler uygulanmamaktadır.
Var olan tohumculuk kanunu sadece çeşitlerin (varyete) sertifikalanması ve satışını öngörmektedir. Çok kısıtlayıcıdır. Yerel çeşitlerin yanında biyoçeşitlilik açısından zengin popülasyonların, evrimsel popülasyonların satışını şirket bile geliştirmiş olsa yasaklamaktadır. Katılımcı bitki ıslahı ile var olan yerel çeşitler daha da geliştirilerek yeni çeşitler veya popülasyonlar üretilebilir. Var olan kanun ise şirket hegemonyasını öngörmektedir.
Bu konuda “Katılımcı Bitki Islahı Üzerine adlı yazıma ve bu konuda başarılı Filipin kuruluşu Masipag’a (masipag.org) bakılabilir. (https://tayfunozkaya.com/k%C3%B6%C5%9Fe-yaz%C4%B1lar%C4%B1/f/katilimci-bi%CC%87tki%CC%87-islahi-%C3%BCzeri%CC%87ne)
Yerel tohumların adına doğru olması, başka tür ve çeşitlerle karışık olmaması için Tarım ve orman Bakanlığının öncelikle yetenekli yerel tohumluk üreticisi çiftçilere yardımcı olması, laboratuvar desteği vermesi gerekmektedir. Tohumculuk Kanunu değiştirilerek çiftçilerin yerel tohumluk ve fide satmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Bu konuda yeterli olan çiftçiler için çok basit, engelleyici olmayan (kayıt ücreti, üyelik ödentisi, aşırı teknik istekler gibi koşullar ileri sürmeyen) bir sertifikasyon sistemi kurulabilir. İmza koyduğumuz uluslararası anlaşmalar bunları öngörmekte, ancak uygulanmamaktadır. Prof.DR.Tayfun Özkaya