Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Tugay Meslek Fabrikası önünde sert konuştu: ‘Ne kadar yalancısınız, yalan söylüyorsunuz’

Fransa programını yarıda keserek İzmir’e dönen Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, tahliye baskısı altındaki tarihi Meslek Fabrikası önünde yüzlerce İzmirliye seslendi.

Tugay, yapılan işlemin “ahlak dışı ve gayri hukuki” olduğunu belirterek; valisinden kaymakamına, milletvekillerinden emniyet güçlerine kadar tüm sorumlulara sert mesajlar gönderdi.

Fransa programını yarıda keserek İzmir’e dönen Büyükşehir Belediye Başkanı Dr.

DEMOKRAT GÜNDEM-CANLI ANLATIM-Meslek Fabrikası (Eski DGM/Un Fabrikası) önünde toplanan kalabalığa hitap eden Başkan Cemil Tugay, binanın tarihsel sürecinden hukuki usulsüzlüklere, Ankara’nın engellemelerinden yerel siyasetteki kutuplaşmaya kadar pek çok konuda zehir zemberek açıklamalarda bulundu.

“TEBLİGAT YOK, BİLGİ YOK, BU AÇIKÇA ÇÖKMEDİR”

İzBB Başkanı Dr. Cemil Tugay Tugay, tahliye işleminin hiçbir idari etik kurala uymadığını söyledi.

Tugay Meslek Fabrikası önünde sert konuştu: 'Ne kadar yalancısınız, yalan söylüyorsunuz'

Tugay, Vakıflar’ın Meslek Fabrikası’nda emeği olmadığına vurgu yaparak, “Hukukçu arkadaşlarım ‘ben yokken bir şey olmaz, önce tebligat yapılır’ demişti. Ama kamu idaresinin etik kurallarını yerle bir ederek, gayri hukuki ve ahlak dışı yöntemlerle bu binayı elimizden almaya çalışıyorlar. Yeni çıkan bir kanuna sığınıyorlar. Kanun ‘vakıflar tarafından yapıldıysa’ diyor. Bu binayı İzmirli iki vatandaş yaptı, vakıf yapmadı! Vakıfların burada ne emeği ne de bir kuruş parası vardır” diye konuştu.

“ATATÜRK’ÜN İMZASINI SÖKEMEZSİNİZ”

Binanın 1926 yılında Atatürk tarafından kamulaştırılıp belediyeye verildiğini hatırlatan Cemil Tugay, belgelerin inkar edilemeyeceğini belirterek, “1926 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü heyeti burayı parasını vererek kamulaştırdı ve yerel yönetime verdi. 1937’de burada Halk Ekmek Fabrikası vardı. Tarih ve belgeler unutmaz. 2025 Ekim ayında bize sormadan tapuyu devretmişler. Bu İzmir halkının malına çökmektir!” ifadelerini kullandı.

Tugay Meslek Fabrikası önünde sert konuştu: 'Ne kadar yalancısınız, yalan söylüyorsunuz'

“VAKIFLARIN DEĞİL İZMİR’İN MİLLETVEKİLİ OLUN”

AK Parti İzmir Milletvekillerine yönelik eleştirilerini sertleştiren İzBB Başkanı Dr. Cemil Tugay, şu soruları yöneltti: “2007 yılında bu bina harabeyken neredeydiniz? Aziz Kocaoğlu döneminde 40 milyon lira harcanarak, 10 yıl emek verilerek restore edildi bu bina. Vakıflar mı yaptı bu işi? “Kendini İzmir milletvekili olarak tanıtanlar, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün temsilcisi gibi davranıyor. Eğer amacınız buysa, gidip orada görev alsaydınız. İzmir halkının hakkını harcatmaya nasıl razı oluyorsunuz?”

Tugay Meslek Fabrikası önünde sert konuştu: 'Ne kadar yalancısınız, yalan söylüyorsunuz'

“İZMİRLİLERİN TEMSİLCİSİYİM; EMİR KULU DEĞİL, TELEFONA ÇIKMAYAN VALİ VAR”

Devlet protokolündeki saygısızlığa dikkat çeken Tugay, mülki amirlere sitem etti ve “Telefona çıkmayan vali, telefona çıkmayan kaymakam var. Kapının önünde amirle görüşmek istiyorum, gidip geri gelmiyor. Ben İzmir halkının temsilcisiyim, kimsenin emir kulu değilim. Bizden korkmamızı beklemesinler. Birçok belediye başkanını hapse attınız, bana da aynısını yapabilirsiniz; ama İzmir yıkılmaz bir cumhuriyet şehridir!” diye konuştu.

“HANİ SİZİN NAS ANLAYIŞINIZ? KENDİ BELEDİYELERİNİZİN BORÇLARINI NEDEN AÇIKLAMIYORSUNUZ?”

Cemil Tugay, belediyelerin borçları ve kaynakların kesilmesi üzerinden iktidarın ekonomi politikasını eleştiren Tugay, sağlık sistemine de değinerek, “Hani sizin ‘nas’ anlayışınız? Neden enflasyonun yükünü belediyelere yıkıyorsunuz? Kendi belediyelerinizin borçlarını neden açıklamıyorsunuz?” diye sordu.

KONUŞMASININ SATIR BAŞLARI:

“Bugün sabahleyin bir toplantı için gitmiştim. Gitmeden önce hukukçu arkadaşlarımızla konuşmuştum. “Ben burada yokken acaba böyle bir olay olabilir mi?” demiştim. Bana demişlerdi ki olmaz. Neden? Çünkü bir yerde bir tahliye gerçekleşecekse önce onunla ilgili tebligat yapılır, bir süre verilir, ondan sonra o sürenin sonunda orası tahliye edilir diye.

“BAKIN BİR KANUN VAR, BU ARADA YENİ ÇIKTI BU KANUN”

Ama başından beri ne yazık ki kamu idaresinin bütün etik kurallarını yerle bir edecek şekilde, gayri hukuki ve bence de ahlak dışı yöntemlerle elimizden bu güne alınmaya çalışılıyor. Basında, sosyal medyada bunları defalarca açıkladım ama duymayanlar vardır. Bugün basın mensuplarımız aracılığıyla tekrar anlatmak istiyorum burayı.

Bakın bir kanun var. Bu arada yeni çıktı bu kanun. Diyor ki herhangi bir bina vakıflar tarafından yapılmışsa ve tapuda bundan dolayı da bu binayla ilgili bir şeyler varsa o binayı vakıflar alabilir diyor. Vakıf buna dayanarak Meslek Fabrikamızı şu anda almaya çalışıyor.

“HİÇBİR VAKIF BURANIN YAPIMINDA NE PARA HARCAMIŞTIR NE EMEK”

Yanlış olan çok şey var. Kanun diyor ki eğer bina vakıflar tarafından yapıldıysa, herhangi bir vakıf tarafından yapıldıysa diyor. Bu gördüğünüz binanın yapımı tamamen İzmirli iki vatandaşın un fabrikası olarak yaptığı bir binadır. Hiçbir vakıf buranın yapımında ne para harcamıştır, ne emek harcamıştır, ne de bir hakkı vardır.

Bu nedenle zaten bu kanun maddesinin dışına çıkıyoruz. Çünkü kanun “herhangi bir vakıf tarafından yapılmışsa” diye başlıyor.

Hikayesine baktığınız zaman yine bunu defalarca anlattık ama tekrar söylüyorum. 1926 yılında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olduğu ve o dönemin Bakanlar Kurulu, Başbakan İsmet İnönü’nün olduğu bir heyet bu binayı da Türkiye’deki pek çok binayı da kamulaştırıyor. Parasını vererek kamulaştırıyor.

“EGEMENLİK BİNASINA DA AYNI ŞEKİLDE BUNU KOYDULAR”

Burada şunu da hatırlatayım. Egemenlik binasına da aynı şekilde bunu koydular. Henüz orayla ilgili tahliye girişimi yok ama ileride olabileceğini biliyoruz. Egemenlik binasını vakıflar yapmadı. İzmir halkı yaptı. İzmir halkı kendi arasında para toplayıp belediye binası olarak yaptı.

Bu binalar, o eski tarihlerde kamulaştırıldıktan sonra 1926 yılında yine Bakanlar Kurulu’nun ve Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasıyla yerel yönetime verilmiş. Ve o tarihten beri İzmir yerel yönetimi tarafından kullanılıyor.

Az önce bir gazeteci arkadaşım bir belge gönderdi. 1937 yılında burada Halk Ekmek Fabrikası kurulmuş. Yıllar geçtikçe bunlar unutuluyor ama tarih unutmaz, belgeler unutmaz. Bu söylediklerimin hepsinin belgesi var.

“BİZE SORULMADAN VAKIFLARIN MÜLKİYETİNE GEÇİRİLDİĞİNİ ÖĞRENDİK”

2025 yılı Ekim ayında bu binaların bize sorulmadan Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetine geçirildiğini öğrendik. Arkadaşlarımız tüm belgeleri araştırdı ve hepsini ortaya çıkardı. Biz de detaylarıyla gerçeği öğrenmiş olduk.

2007 yılında dönemin belediye başkanı Aziz Kocaoğlu zamanında buranın tapusunda bir “mukataa şerhi” olduğu görülüyor. Bu şerh mülkiyetle ilgili değildir. Eğer buradan gelir elde edilirse vakıflara pay verilmesini öngören bir şerhtir.

“O DÖNEM BİR MİLYON 600 BİN LİRA ÖDENEREK BU ŞERH KALDIRILMIŞTIR”

O dönemde yaklaşık 1 milyon 600 bin lira ödenerek bu şerh kaldırılmıştır. Dolayısıyla ne yapımında vakıflar vardır ne de tapusunda vakıflara ait bir hak vardır.

Ayrıca bu bina 2007-2017 yılları arasında büyük emeklerle ve yaklaşık 40 milyon lira harcanarak restore edilmiştir.

Bu bina bir dönem Devlet Güvenlik Mahkemesi olarak kullanıldı. DGM’yi buraya getiren belediye değil, İzmir halkı da değil. 12 Eylül 1980 darbesini yapanlar, seçilmiş belediye başkanını görevden alıp yerine atadıkları yönetim aracılığıyla burayı DGM’ye vermiştir.

Ama o darbeciler bile bu binanın mülkiyetini vakıflara devretmeyi düşünmemiştir. Böyle bir girişimde bulunmamışlardır.

Tam tarihini biliyorum. Bir süre teknik mahkeme olarak kullanıldıktan sonra kapatıldı ve ardından terk edilmiş bir binaya dönüştü.

“BÜYÜKŞEHİR PARA HARCAYARAK, EMEK VEREREK KULLANILABİLİR HALE GETİRDİ”

Sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi bu binayı para harcayarak, emek vererek, zaman ayırarak ve sabırla kendi imkânlarıyla yeniden kullanılabilir hale getirdi. 2017 yılında Aziz Kocaoğlu döneminde burası Meslek Fabrikası olarak hizmete açıldı.

“MESLEK FABRİKASINDA İNSANLARA MESLEK EĞİTİMİ VERİLİYOR; BAŞKA FAALİYET YOK”

O tarihten bu yana bu binalar Meslek Fabrikası olarak İzmir halkına hizmet veriyor. Meslek Fabrikası’nda ne yapıldığı da biliniyor. İnsanlara iş sahibi olmaları için meslek eğitimi veriliyor. Bunun dışında başka bir faaliyet yok.

“BU DURUM AÇIKÇA BÜYÜKŞEHİRİN MALINA ÇÖKMEKTİR”

Böyle bir geçmişi olan yapının, hiçbir idari ve hukuki temeli olmadan, Büyükşehir Belediyesi’ne ya da ilgili kurumlara bilgi verilmeden tapu dairesinde vakıflar adına geçirilmesi bizim gözümüzde kabul edilemez bir hukuksuzluktur. Bu durum, açıkça İzmir halkının ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin malına çökmektir.

“MAHKEMEYİ KAYBETTİNİZ DİYENLER VAR; BU DOĞRU DEĞİL; DAVALAR SÜRÜYOR”

“Mahkemeyi kaybettiniz” diyenler var. Bu doğru değildir. Ne kadar yanlış, ne kadar yanıltıcı söylemler bunlar. Halkı kandırmaya yönelik ifadelerle gerçekler çarpıtılıyor. Oysa davalar devam ediyor.

Biz Ocak ayında bu tapu devrini, haberimiz olmadan yapıldığını öğrendik. O günden itibaren hukuk mücadelesi başlattık. Davalar açıldı. Açılan davaların hemen ardından mahkemeler yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu karar, yapılan işlemin ne kadar açık bir şekilde hukuka aykırı olduğunu gösteriyordu.

“DAHA SONRA BU YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARLARI KALDIRILDI”

Ancak daha sonra bu yürütmeyi durdurma kararları kaldırıldı. Bugünün Türkiye’sinde yaşananlar ortada. Buna rağmen davalar sonuçlanmış değil. “Mahkemeden ret aldınız” denilen şey, aslında kaldırılan yürütmeyi durdurma kararlarından ibarettir.

“BU BİNA UN FABRİKASI, VAKIFLARLA HİÇBİR İLGİSİ YOK”

Şimdi soruyoruz: Bu mu anlatılmak isteniyor? Bu binayı vakıflar yapmadı. Bu bina bir un fabrikasıdır. Vakıflarla hiçbir ilgisi yoktur.

Tapuda yer aldığı söylenen Bayezid Baba Vakfı ise geçmişte, 1800’lü yıllarda kapatılmış ve tüm mülkleri devlete devredilmiş bir vakıftır. Bugün fiilen var olmayan bir yapıdan söz ediliyor. Geçmişten bir isim bulunup bunun üzerinden işlem yapılmaktadır.

“BU İŞLEMİN HUKUKSUZ OLDUĞU AÇIKTIR, MAHKEME ADİL KARAR VERECEĞİNE İNANIYORUZ”

Bu işlemin hukuksuz olduğu açıktır. Mahkemeler adil karar verdiğinde, sonucun İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir halkı lehine olacağına inanıyoruz. Bu konuda hiçbir şüphemiz yok. Ancak bu süreç zaman gerektiriyor.

“MAHKEME SONUCU BELLİ OLANA KADAR BEKLEYİN”

Ve biz diyoruz ki mahkeme sonucu belli olana kadar bekleyin. Bizi buradan çıkarmayın. Alelacele, aceleyle bu tahliyeyi gerçekleştirmeyin.

Ama güç gösterisi yapma meraklısı olanlar var. Kendilerini İzmir milletvekili olarak tanıtan bu kişiler, gördüğüm kadarıyla daha çok Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün temsilcisi gibi davranıyor. Eğer amacınız Vakıflar Genel Müdürlüğü ile çalışmaksa, İzmir milletvekili adayı olmak yerine gidip orada görev alabilirdiniz.

Oyunu aldığınız İzmir halkının hakkını bu şekilde harcatmaya nasıl razı oluyorsunuz? Buna itiraz ediyoruz. Açıkça itiraz ediyoruz.

Burada bir Büyükşehir Belediye Başkanı var. İlçe belediye başkanları burada. Çok saygın sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri burada. Meclis üyelerimiz, halkımız, siyasi parti temsilcileri… Herkes burada. Ve herkesin ortak bir itirazı var.

“BU BİR BAŞLANGIÇ; BEN BURADAYIM; BUNDAN SONRA DA BURADA OLACAĞIM”

Şunu açıkça söyleyeyim: Bu bir başlangıçtır. Gerçekten bir başlangıçtır. Ben buradayım. Bundan sonra da burada olacağım. Tam burada olacağım.

“TELEFONA ÇIKMAYAN VALİ, KAYMAKAM VAR”

Polis arkadaşlarımız görevli memurlar. Onları buraya getirenler, talimat verenler sorumludur. Kapının önünde görüşmek istediğimi söyledim. Görüşmek istediğim halde buraya gelmeyenler var. Yukarıdan emir verenler var. Telefona çıkmayan vali, telefona çıkmayan kaymakam var.

“KİMSENİN EMİR KULU DEĞİLİZ, KİMSE KORKMAMIZI BEKLEMESİN”

Cemil Tugay ve diğer belediye başkanları, belediye meclis üyeleri olarak bizler İzmir halkının temsilcileriyiz. Kimsenin emir kulu değiliz. Bizden korkmamızı kimse beklemesin.

Günlerdir söylüyorum. Birçok belediye başkanını hapse attınız. Bana da aynısını yapabilirsiniz. Ama şunu bilin ki arkamızda Cumhuriyet Halk Partisi var, güçlü bir dayanışma var. İzmir, yıkılmaz bir cumhuriyet şehridir.

“BU ŞEHRİN SABRINI ZORLAMAYA DEVAM EDERSENİZ…”

Bu şehir, haksızlığa boyun eğmemiş bir şehirdir. İddia ediyorum: Bu şehrin sabrını zorlamaya devam ederseniz, hiç beklemediğiniz bir karşılık alabilirsiniz.

Şunu da söylemek zorundayım. Biz siyasetçiyiz ve bunları dile getirmek zorundayız. Göreve başladığımızdan beri kaynaklarımızı kısarak, elimizi kolumuzu bağlamak için yapılmayan kalmadı.

“ÇÖZÜM ÜRETMEKYERİNE ENGELLERLE KARŞILAŞIYORUZ”

Bakanlıklardan randevu alıyoruz. Görüşmeler yapıyoruz. Bize makul, aklı başında cevaplar veriliyor. Yol gösteriliyor. Biz de o yolları izleyerek sorunları çözmeye çalışıyoruz.

Ancak gelinen noktada, çözüm üretmek yerine engellerle karşılaşıyoruz.

Bize gayet makul, aklı başında cevaplar veriyorlar. Yol gösteriyorlar. “Şöyle olursa böyle olur, böyle olursa şöyle olur” diye yönlendiriyorlar. Biz de dönüp arkadaşlarımızla çalışıyor, onların gösterdiği yolu izleyerek sorunları çözmeye çalışıyoruz.

“ONAY BEKLEYEN KARARLARIMIZ, KREDİLERİMİZ VAR”

Kararlarımız var, onay bekleyen kararlarımız var; onların onaylanmasını istiyoruz. Kredilerimiz var, onların onaylanmasını istiyoruz. Kendi yarattıkları enflasyon ve faiz nedeniyle birikmiş borçlar var. Bunların yapılandırılarak ödenmesini talep ediyoruz.

“BU BORÇ AKP’Lİ BELEDİYELER DAHİL TÜM BELEDİYELERİN ORTAK SORUNU”

Bu borç benim kişisel borcum değil. Bu borç İzmir’in borcu. Aynı zamanda diğer belediyelerin de borcu. Aslında Türkiye’de, AKP’li belediyeler dahil tüm belediyelerin ortak sorunu bu. Herkesin borcu var. Ama bir liralık borç, enflasyon ve faiz nedeniyle on liraya çıkmış durumda. Biz de bu nedenle faiz ödüyoruz.

Sormak istiyorum: Hani sizin “nas” anlayışınız? Bu faiz nasıl oluyor da belediyelerin borçlarına uygulanıyor? Bu nasıl bir çelişki?

“KİMİN BORCU VARSA AÇIKLANMASI GEREKİYOR; AMA AÇIKLAMIYORSUNUZ”

Şunu da bilin: Bu borçlar sadece belediyelerin borcu mu? SGK’ya, vergi dairesine olan diğer borçları neden açıklamıyorsunuz? Kanun var. Bu ülkede kimin borcu varsa açıklanması gerekiyor. Ama açıklamıyorsunuz.

Sürekli televizyonlara çıkıp “CHP’li belediyelerin borcu var” diyorsunuz. Peki diğerlerini neden açıklamıyorsunuz? Kanunu uygulamak zorundasınız. Yok eğer “Biz kanunu tanımıyoruz, kafamıza göre davranıyoruz” diyorsanız, o zaman açıkça söyleyin: Bu ülkede artık kanun işlemiyor mu?

“NİYE AÇIKLAMIYORSUNUZ O BORÇLARI?”

Niye açıklamıyorsunuz o borçları? Neden enflasyonun yükünü halka hizmet eden belediyelere ve belediye çalışanlarına yıkıyorsunuz?

Bu anlattıklarımın daha pek çoğu var. Geçtiğimiz gün İl Danışma Kurulu’nda bunları dile getirdim. Kimsenin sesi çıkmadı. Tek bir kişi çıkıp itiraz etmedi.

“Şehir hastanesi yaptık” diyorsunuz. Hayır, siz yapmadınız. Bir müteahhite yaptırdınız. O müteahhitin de burada, hemen yakınımızda bir gökdeleni var. Ve o müteahhite 25 yıl kira ödeme sözü verdiniz. Üstelik yüzde 70 doluluk garantisi verdiniz.

Bu nedenle Karşıyaka’da hastane yapmıyorsunuz, başka yerlerde hastane yapmıyorsunuz. Bozyaka Hastanesi’ni kapattınız. Karabağlar ve Bozyaka’daki insanlar şimdi uzaklardaki şehir hastanesine gitmek zorunda kalıyor. Ulaşım sorunu yaşıyorlar, randevu bulamıyorlar.

Şehir hastanesi sistemi bu haliyle ciddi sorunlar yaratıyor.

Şehir hastanesi bu ülkeye atılmış en büyük kazıklardan biridir. Yirmi bir yeni doğan bir çocuk, 25 yaşına gelene kadar o hastaneye büyük miktarda ödeme yapmak zorunda kalacak. Bu ödemeler, halkın cebinden çıkan vergilerle karşılanıyor. Hiçbiriniz cebinizden bir kuruş vermiyorsunuz.

“BU KANUNSUZLUKTAN BIKTIK”

Sevgili AK Partili siyasetçiler, bu ülkede sadece belirli kesimleri zengin ettiniz. Kendi çevrenizi büyüttünüz, kendinizi zenginleştirdiniz. Bu düzenden bıktık. Bu kanunsuzluktan, bu düzen anlayışından bıktık.

Değerli kardeşlerim, ben bir öğretmen çocuğuyum. Pazarlarda çalışarak, işportacılık yaparak büyüdüm. Aileme katkı sağlayarak yetiştim. Bundan onur ve gurur duyuyorum. Ben bu halkın içinden geldim.

“BİRİLERİNİN KAPIINI ÇALDIYSAM, BU HALKA HİZMET ETMEK İÇİNDİ”

Ben buraya geldiğimde konuşmaktan mı korkacağım? Başına bir şey gelir diye susacak mıyım? Korkmayacağım. Bugüne kadar duruşumu korudum. Bunun nedenini İzmir halkı bilsin: Eğer birilerinin kapısını çaldıysam, sorunları konuşarak çözmeye çalıştıysam, bu sadece halka hizmet etmek içindi.

“HİÇBİR ZAMAN KENDİM İÇİN BİR MENFAAT İSTEMEDİM”

Hiçbir zaman kişisel bir çıkar talep etmedim. Bir gün çıkıp “kendim için bir menfaat istedim” diyebilir misiniz? Diyemezsiniz.

Bugün burada olmayanlara da bir şey söylemek istiyorum. Burada çok farklı yaş gruplarından insanlar var. Gençler de var, yaşlılar da var. Bugün yaşanan görüntüler hepimizi üzdü. İnsanlar itildi, zorlandı, müdahaleye maruz kaldı.

Evinde oturanlar şunu bilsin: Bu insanlar temiz insanlardır. Yurtseverdirler. Mücadele eden insanlardır. Eğer korkuyorsanız bilin ki o korku sizi kurtarmayacak.

Eğer geçmişte bu ülke işgal edildiğinde insanlar korkup evlerinde otursaydı, bugün bu topraklarda bambaşka bayraklar olurdu. Belki konuştuğumuz dil bile farklı olurdu.

“CESUR İNSANLAR BİR KEZ ÖLÜR; KORKAKLAR BİN KEZ”

Bir söz vardır: Cesur insanlar bir kez ölür, korkaklar bin kez. Bu unutulmamalıdır.

Değerli kardeşlerim, ülkemizde çok fazla yolsuzluk, hırsızlık, yalan ve hukuksuzluk var. Hukuk ayaklar altına alınmış durumda. Adalet artık işlemiyor.

İnsanlar yoksullaştırılıyor, çaresiz bırakılıyor ve sonra yardımlarla yönetilmeye çalışılıyor. Bu düzen nereye gidecek? Biz nereye gidiyoruz? Bu sorunlar nasıl çözülecek?

“SUSARSAK, BOYUN EĞERSEK, BU İŞLER BİTMEYECEK”

Bak ben size isyanımın nedenini anlatıyorum, isyanımın nedenini. Artık anladım ki susarsak, boyun eğersek, buradan çok özür dilerim, kuyruğumuzu kıstırıp gidersek bu işler bitmeyecek. Böyle sürüler şeklinde aldıkları sarı öküzlerin yanına başka renk insanlarla koşacaktır. Yapmayalım, o yüzden yapmayalım. Bu ülkeye sahip çıkalım. Bu ülkeye sahip çıkmak gerekiyor.

Diyorsanız ki Cemil Tugay sen yanlışsın, bu söylediklerin yanlış; ben istifa edeyim, gideyim kardeşim. Ben istifa edeyim, gideyim. Ama şunu unutmayın: Halkın sesi olan siyasetçiler olmazsa halkın hakkını, hukukunu savunacak kimse de olmayacak.

O yüzden ne burada konuşan siyasetçilere ne de onları destek olan bu insanlara, gözünüzü seveyim, hiçbir şekilde kötü gözle bakmayın. Bakın bu sözlerime kulak verin. Kardeşlerim, arkadaşlarım, yurttaşlarım; ne olur başınızı kuma gömmeyin.

Ülkenin gençlerinin bu ülkeden umudunu kesmesine izin vermeyin. Yoksulların bir başına çaresiz kalmasına izin vermeyin. İnsanların daha fazla ezilmesine izin vermeyin. Burası olur, başka haksızlığa uğranılan noktalar olur.

“BU YANLIŞLARIN HESABINI NASIL VERECEKSİNİZ?”

İsteyene hemen burada il başkanımın yanında söylüyorum: Önümüzdeki dönem aday olmayacağımın sözünü verip, yemin edip o dilekçeyi verebilirim. Ben kimim ki siyasi ikbal peşinde koşacağım?

Anlatıyorum ben, diyorum ki kardeşim, sizin iktidarınız mutlaka bir gün bitecek. Kimin iktidarı bitmedi ki sizinkiler bitmeyecek? Sadece vakit meselesi değil mi?

Bir gün olur, bir Türkiye’ye uyanırsınız, işiniz bitmiş olur. O gün nereye kaçacaksınız? Bu yaptığınız yanlışların hesabını nasıl vereceksiniz?

Ben diyorum ki; hani o padişahlar, hani o krallar, imparatorlar, büyük liderler, dünya liderleri… Hepsi mezarın altında çürüyüp gitmedi mi? Toprak olmadılar mı?

Siz de olacaksınız. Siz de eceliniz dolacak, gününüz gelecek.

Bir gün toprağın altına insan olarak gireceksiniz. Eğer Allah’a inancınız varsa, Yüce Yaradan’a inanıyorsanız; gariban insanları ezmeyeceksiniz, insanlara haksızlık yapmayacaksınız, yalan söylemeyeceksiniz. Ve sanki ölümsüzmüş gibi, sonsuza kadar yaşayacakmış gibi bizlere zulüm etmeyeceksiniz. Yapmayacaksınız.

“SEVGİLİ İZMİRLİLER KİMSENİN ÖNÜNDE EĞİLMEYİN”

O nedenle, sevgili halkım, sevgili İzmirliler… Kimsenin önünde eğilmeyin, kimsenin önünde umutsuzluğa kapılmayın. Daha önce kaç kez söyledim: Bak kardeşim, burası İzmir. Burası İzmir.

Burası vatanını seven, insanı seven, demokrasiyi seven; hakkın, hukukun yanında her zaman mücadele etmiş, Cumhuriyet değerlerine sonuna kadar sahip çıkmış ve bugün de sahip çıkan İzmir’dir. Burası Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şehridir.

“ATATÜRK’ÜN ARKASINA SIĞINIYORSUNUZ; TABİ Kİ ONUN ARKASINA SIĞINACAĞIZ”

Atatürk’ten bahsedince “onun arkasına sığınıyorsunuz” diyorlar. Tabii ki onun arkasına sığınacağız. Başka kim var?

O, insanları tebaa olmaktan çıkarıp vatandaş yapan değil mi? Medeni hakları kazandıran değil mi? Seçme ve seçilme hakkını veren değil mi? Bu ülkede demokrasiyi kuran o değil mi? Bu ülkenin yarısını oluşturan kadınlara haklarını veren o değil mi?

Onun döneminde Türkiye’nin itibarı neydi? Kimsenin önünde eğilmeyen, kimseye boyun eğmeyen bir ülke değil miydi? Siz ne yaptınız?

Buralardan oturup konuşuyorsunuz, oralarda şovlar yapıyorsunuz. “İsrail” diyorsunuz. Atatürk olsaydı, bu zulüm yaşanır mıydı? Yapabilirler miydi?

Devam edelim… Türkiye nasıl bir ülke olurdu, değil mi? Peki ben size soruyorum: Almanya’dan daha güçlü bir ülke olmaz mıydı?

O gün o büyük liderin milleti nerede? O gün o büyük liderin güvendiği, sırtını dayadığı insanlar nerede? İzmir’de. Nerede onlar? İzmir’de. Nerede onlar? İzmir’de. Nerede onlar arkadaşlar? Neredesiniz?

“TABİKİ ATATÜRK’ÜN ADINI ANACAĞIZ, ONDAN GÜÇ ALACAĞIZ”

Onun için biz tabii ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anacağız. Tabii ki ondan güç alacağız. Onun ilkelerinden güç alacağız. Hepimiz onun kadar vatanını seven, onun kadar insanına saygı duyan, onun gibi malda, mülkte, parada gözü olmayan bir anlayışla bu ülkeyi seveceğiz. Onu örnek alarak siyaset yapacağız, onu örnek alarak mücadele edeceğiz.

Sevgili arkadaşlarım… Bakın, şurada polis kardeşlerimiz var. “Polis kardeşlerimiz” diyorum, çünkü onlar da bu ülkenin vatandaşları. Az önce amirleriyle görüşmek istediğimi söyledim. Kendileri bir şey diyemediler. Amirlerini çağırmak için uğraştılar.

Sonra avukat arkadaşlarımız devreye girdi, telefonla ulaştılar. Bir amir geldi. Kendisine dedim ki: “Amirim, bu binada benim arkadaşlarım var. Bu binada İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin malı var. İçeri girmek, bir bakmak istiyorum. Müsaade edin.” Çünkü ben burada yoktum.

Siz sabah saatlerinde buraya geldiniz, burayı çevirdiniz, insanların içeri girmesine izin vermediniz. İçeride ne yapıldığını tam bilmiyorum. Ben görmek istiyorum. Çünkü bu halk beni bu görevi yapayım diye seçti. Belediyenin malına, halkın hakkına, hukukuna sahip çıkayım diye seçti.

Bunu yapmaya hakkım yok mu? Var.

Amir bana “Gidip görüşeyim, size cevap vereyim” dedi. Gitti ama geri gelmedi. Şimdi ortada yok.

Bakın, İzmir’de bir protokol vardır. Vali, diğer yetkililer ve belediye başkanı… Bu sıralama bellidir. Halkın seçtiği en üst makam belediye başkanıdır. Biz milyonlarca insanın oyuyla buraya geldik.

Bu saygısızlığı hak ediyor muyuz? Siz neye dayanarak bunu yapıyorsunuz? Neden telefonlara çıkmıyorsunuz? Neden Büyükşehir Belediye Başkanı’nı muhatap almıyorsunuz?”

İlginizi çekebilir: Cemil Tugay Meslek Fabrikası’na koştu: Slogan ve alkışlarla karşılandı

Tugay Meslek Fabrikası önünde sert konuştu: 'Ne kadar yalancısınız, yalan söylüyorsunuz'
Demokrat Gündem