DEMOKRAT GÜNDEM- Swissotel Büyük Efes’te gerçekleştirilen İzmir Ticaret Odası 2027-2030 Dönemi Bilgilendirme Toplantısı, küresel ölçekte yaşanan tarihi bir dönüm noktasının tespitiyle başladı.
Dünyanın yeniden bloklara ayrıldığı, ticaretin, teknolojinin ve enerjinin jeopolitik rekabetin odağına yerleştiği bir dönemden geçildiğini belirten İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “İki bin yirmi beş yılında devletlerin taraf olduğu silahlı çatışmaların sayısı altmış beşe çıktı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı maalesef. Kutuplaşmanın etkisiyle ittifakların, üretim zincirlerinin ve yatırım kararlarının yeniden kanıtlandığı bir çağın içerisindeyiz. Şirketler artık sadece mali hesabıyla yatırım yapmıyor; tedarik güvenliğini, siyasi riski, iklim krizinin etkilerini, enerjiye erişimi ve teknolojik bağımsızlığı da hesaba katıyor” diyerek tablonun vahametini ortaya koydu.
Bu büyük rekabetin artık sadece ülkeler arasında değil, doğrudan kentler arasında yaşandığına dikkat çeken Özgener, İzmir’in bu küresel fırtınada varlık gösterebilmesinin yolunun değişimi uzaktan izlemekten değil, bizzat yönünü belirlemekten geçtiğini vurguladı.

YAPAY ZEKA DEVRİMİ: İNSANIN YERİNİ Mİ ALACAK, GÜCÜNÜ MÜ BÜYÜTECEK?
Küresel kırılmaya eşlik eden en büyük teknolojik dönüştürücünün yapay zeka olduğunu kaydeden Özgener, sağlığtan eğitime kadar muazzam fırsatlar sunan bu gücün masadaki en kritik tercihlerinden birini doğurduğuna işaret etti.
2025 yılında dünyadaki özel yapay zeka yatırımlarının 345 milyar dolara ulaştığını, bunun 286 milyar dolarının yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştiğini hatırlatan Özgener, kritik bir soru yönelterek, “Mesele, yalnızca daha güçlü makineler geliştirmek değil; yapay zekâyı, insanın yerine geçen bir otomasyon aracı mı, yoksa insanın bilgisini, yeteneğini ve üretkenliğini büyüten bir araç haline mi getireceğiz? Yanlış bir yönelim, daha fazla eşitsizlik, ücretler üzerinde baskı, nitelikli işlerin daralması ve ekonomik gücün daha az sayıda şirketin elinde toplanması anlamına gelebilir. Teknoloji tek başına ne bir fırsat ne de bir tehlikedir; onu nasıl kullandığımız, nasıl yönettiğimiz ve toplumsal faydaya nasıl dönüştürdüğümüz geleceğimizi belirleyecek” dedi.
İKLİM KRİZİNİN FATURASI AĞIRLAŞIYOR: KARBON SERTİFİKALARI KAPIDA
Gezegenin karşı karşıya olduğu iklim krizinin artık teorik bir tartışma değil, kaçınılmaz bir ekonomik gerçeklik olduğunu vurgulayan Özgener, Dünya Meteoroloji Örgütü verilerine atıfta bulundu.
Son 50 yılda hava koşulları kaynaklı afetlerin sayısında 5 katlık artış yaşandığını ve faturanın yaklaşık 3,5 trilyon dolara ulaştığını belirten Özgener, iş dünyasını bekleyen en acil eşiğe dikkat çekti, “Özellikle Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı kapsamında 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması uyarınca karbon sertifika satışları Şubat 2027’de başlayacak. Dış ticaretinin yarıya yakın kısmını Avrupa Birliği ülkeleriyle yapan ülkemizde, işletmelerimizin bu sürece uyum sağlamaları çok kritik bir öneme sahip. Kasım ayında ev sahipliği yapacağımız COP31 zirvesi, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadeleye verdiği önemi açıkça ortaya koyuyor” diye konuştu.