Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya

Kılıçdaroğlu’ndan canlı yayında “Mutlak Butlan” savunması: “Kabul etmeseydim partiye kayyum atanırdı”

DEMOKRAT GÜNDEM-CANLI ANLATIM-Yargı tarafından verilen ‘mutlak butlan’ kararının ardından CHP Genel Başkanlığı görevini yeniden devralan Kemal Kılıçdaroğlu, yıllar sonra çıktığı ilk canlı yayında görevi kabul etme gerekçesini, “Ben kabul etmeseydim buraya valilik bir kaymakamı kayyum olarak atardı; benden partide arınma yapacağım diye korkuyorlar” sözleriyle açıkladı.

DEMOKRAT GÜNDEM-CANLI ANLATIM-Yargı tarafından verilen 'mutlak butlan' kararının ardından CHP

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 38’inci Olağan Kurultayı’na yönelik yargıdan çıkan “mutlak butlan” kararı ve ardından yaşanan yönetim değişimi sonrası siyaset arenasının gözü Ankara’ya çevrildi.

Mahkeme kararıyla yeniden genel başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü TV’de Senem Toluay Ilgaz’ın moderatörlüğünde, gazeteciler Aslı Kurtuluş Mutlu ve Barış Terkoğlu’nun sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu, göreve geri dönme sürecine yönelik eleştirilere sert yanıtlar verirken, partiyi şaibesiz bir kurultaya götürmekle yükümlü olduğunu vurguladı.

“BENDEN ARINMA YAPACAĞIM DİYE KORKUYORLAR”

Mahkemenin “mutlak butlan” hükmünü neden kabul ettiğine ve eski yönetimle birlikte göreve geri dönme sürecine açıklık getiren Kemal Kılıçdaroğlu, yasal zorunluluklara ve kayyum tehlikesine dikkat çekti.

Eleştirilerin arkasında bir “korku” olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı: “Mutlak butlan kararını kabul etmeseydim ne olurdu? Buraya valilik bir kaymakamı kayyum olarak atardı. Siz bunu ister miydiniz? Üstelik mutlak butlan kararında sadece ben gelmiyorum. Eski yönetim olduğu gibi geliyor. Benden neden korkuyorlar? Hangi gerekçe ile korkuyorlar. Çünkü ben arınmayı yapacağım diye korkuyorlar. Eğer partiye kayyum atanırsa ben buna itiraz ederim. Ancak mutlak butlan kararı verilirse ben mecburum gitmeye; çünkü partinin bütün yöneticileri, parti meclisi de göreve gelecek. Bana görev veriliyor ama onlara da görev veriliyor. Yargı bize, ‘Partiyi alın, hiç kimsenin şaibe iddia edemeyeceği bir kurultay yapın’ diyor. Olay bu kadar basit.”

YARGIYLA İLİŞKİ İDDİALARINA REST: ‘KANITLARSANIZ YARIN BIRAKIRIM”

Karardan bir gün önce yayımladığı “arınma” temalı video nedeniyle “Mahkeme kararından önceden haberdar mıydı?” sorusu yöneltilen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yargı çevreleriyle herhangi bir teması olmadığını belirterek çok sert bir rest çekti.

Kılıçdaroğlu, iddialara karşı pozisyonunu şöyle özetledi: “Ben kararın çıkacağını bilseydim bir gün önceden böyle video yayınlar mıyım? Ben zaten belli dönemlerde normal videolar çekiyorum. Bakın, eğer bir gün benim mahkemeye gittiğimi, bir gün bir yargıçla konuştuğumu ya da herhangi bir ilişkide bulunduğumu kanıtlarsanız ben yarın sabah CHP Genel Başkanlığını bırakıyorum. Böyle olaylar doğrudan doğruya yıpratma amacıyla ortaya atılıyor.”

“CHP ASLA KİRLİLİĞİ KABUL ETMEZ”

Konuşmasında CHP’nin tarihsel ahlaki mirasına ve parti içi kültüre vurgu yapan Kemal Kılıçdaroğlu, siyasi ahlak üzerinden mevcut yönetime ve parti içi muhalefete net mesajlar gönderdi.

CHP’nin en büyük gücünün temiz siyaset olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, kurumsal tespitle sözlerini tamamladı: “Videoda arınmaktan bahsediyorum; bunu daha önce de defalarca kez söyledim. Partinin kirlilikten arınması lazım, nokta. Bugün de aynı şeyi söylüyorum. Bu partide her türlü eleştiri, ciddi bir itiraz yapılır ancak hiçbir zaman kirli ilişkilere yer verilmemiştir. Kirli ilişkilere bulaşanları da bu parti bağrında barındırmamıştır. Tarihte bize komünist dendi, faşist dendi, dinsiz parti dendi. Ancak hiçbir zaman, hiçbir dönemde partinin ahlaki üstünlüğüne yönelik hiçbir söz söylenmedi. Partinin temel özelliği ahlaki kültürünün yüksek olmasıdır. Parti asla kirliliği kabul etmez.”

KONUŞMASININ SATIR BAŞLARI:

Soru: Mutlak butlan kararını kabul etmeseydim ne olurdu? 

Kemal Kılıçdaroğlu: Buraya valilik bir kaymakamı kayyum olarak atardı. Siz bunu ister miydiniz? Üstelik mutlak butlan kararında sadece ben gelmiyorum. Eski yönetim olduğu gibi geliyor. Benden neden korkuyorlar? Hangi gerekçe ile korkuyorlar. Çünkü ben arınmayı yapacağım diye korkuyorlar. Bu partide her türlü eleştiri yapılır. Bu partinin kültüründe ciddi bir itiraz vardır. İnsanlar itirazlarını yaparlar ancak hiçbir zaman bu partide kirli ilişkilere yer verilmemiştir. Kirli ilişkilere bulaşanları da bu parti bağrında barındırmamıştır. 

Eğer partiye kayyum atanırsa ben buna itiraz ederim. Ancak mutlak butlan kararı verilirse ben mecburum gitmeye çünkü partinin bütün yöneticileri, parti meclisi de göreve gelecek. Bana görev veriliyor ama onlara da görev veriliyor.

Partiyi alın, hiç kimsenin şaibe iddia edemeyeceği bir kurultay yapın deniliyor. Olay bu kadar basit.

‘KARARDAN ÖNCEDEN HABERİM YOKTU’

-(Butlan öncesi yayımladığı videonun hatırlatılması üzerine karardan daha önceden haberinin olup olmadığı sorusuna)

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben kararın çıkacağını bilseydim bir gün önceden böyle video yayınlar mıyım?

Ben zaten belli dönemlerde normal videolar çekiyorum. Bakın eğer bir gün benim mahkemeye gittiğimi, bir gün bir yargıçla konuştuğumu ya da herhangi bir ilişkide bulunduğumu kanıtlarsanız ben yarın sabah CHP Genel Başkanlığını bırakıyorum.



Böyle olaylar doğrudan doğruya yıpratma amacıyla ortaya atılıyor. Arınmaktan bahsediyorum videoda. Daha önce de söyledim, defalarca kez söyledim. Partinin kirlilikten arınması lazım nokta. Bugün de aynı şeyi söylüyorum. Bu parti kirliliği kabul etmez. 

Tarihte bize komünist dendi, faşist dendi, dinsiz parti dendi. Ancak hiçbir zaman, hiçbir dönemde partinin ahlaki üstünlüğüne yönelik hiçbir söz söylenmedi. Partinin temel özelliği ahlaki kültürünün yüksek olmasıdır. CHP’li birisi konuştuğunda herkes dikkatle dinler, çünkü bilirler ki bu kişinin ahlaki üstünlüğü vardır. Ahlak üzerinden bütün eleştiriler dikkate alınmalıdır. Parti asla kirliliği kabul etmez. 

“BELEDİYE BAŞKANI KİMSE BANA DOKUNMAZ DİYEMEZ; HESAP VERECEK”

Soru: Konuşmanızın başında belediye başkanlarına yönelik bazı uyarılarda bulunduğunuzu belirttiniz. Tam olarak ne dediniz ve bu konudaki eleştirileriniz nelerdir?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben çıkıp şunu söyledim, en son 1 saatlik süreden sonra. Derdim ki arkadaşlarım, koltuğa oturdunuz mu “Artık ben belediye başkanıyım, kimse bana dokunmaz” değil. Her kuruşun hesabını millete vereceksiniz. Harcadığınız para sizin değil, halkın parasıdır. Güçlü olmanızın tek yönü halka hesap veren pozisyonda olmanızdır. Ve 7 maddelik madde yayınlıyor. Niye bunlar yapılmadı son zamanlarda? Niye yapılmadı?

Soru: Bunları yapmayan bir parti, sizin deyiminizle “ahlaki üstünlüğünü kaybeden bir parti”, 47 yıl sonra yerel seçimlerden nasıl birinci parti olarak çıkar? Ve o yerel seçimlerden sonra bugüne kadar yapılan anketlerin %90’ında nasıl hâlâ birinci parti olma konumunu korur? Seçmen buna inanmıyor demek ki?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben birinci parti olmasına son derece memnunum. Bir sefer onu söyleyeyim. Ama bu bir süreç işidir. Peki kaç belediye başkanı kaldırdı? Kaç belediye başkanı istifa etti? Kaç AK Parti’ye geçti? Rakam verir misiniz?

(Gazeteci: Şu anda rakam benim aklımda değil. Diğer Gazeteci: Kırkın üstünde.)

Kemal Kılıçdaroğlu: Niye? Sizce niye? Çünkü şöyle bir iddia var: “Ya istifa edersin AK Parti’ye katılırsın ya da hakkında soruşturmalarla ben gereğini yaparım.” Bakınız, en çok soruşturmayı geçiren kişi benim siyasette. Hâlâ yüzlerce davam var. Ve o davaların yüzde 99,9’u da Erdoğan’la ilgilidir. Bazıları tazminat davası, mahkumiyet davası da çıktı. Hiç kimse benim ahlakımı tartışmaz. Tartışmaz. Bir belediye başkanının halka hesap verir pozisyondaysa, kimse o belediye başkanına bir şey yapamaz.

“BELEDİYELER SOSYAL KURULUŞLARDIR; DÖNEMİMİZDE DENETLENİYORDU”

Soru: Hükümetin belediyelerin kreş açması gibi hizmetlerine yönelik engellemelerine karşı ne düşünüyorsunuz? Soruşturmalardan korkulmalı mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bakın Sanem Ana, belediyeler sosyal kuruluşlardır. Milli Eğitim Bakanı ne diyor? “Belediyeler kreş açamaz.” Belediye başkanı diyor ki, CHP’li belediye başkanı, “Kreş açın dedik.” Özellikle yoksul mahallelerden başlayarak kreş açın dedik, kreş açtı. Hangi Milli Eğitim Bakanı gelip kreşi kapattı? Hiçbirisi. Soruşturma açtı mı? Hayır açmadı.

Ben şu mahalledeki yoksul olan herkese aydan birer milyon lira para vereceğim. Hiçbir zaman hiç kimse soruşturma açamaz. Ama bir milyon dağıtacağım deyip de 500 binini cebe atarsa bu ayrı bir şey. Soruşturma yeri burada. Her belediye başkanı, CHP’li belediye başkanı başında kendisi hakkında her an soruşturma açılacak bir organ olduğunu bilmeli.

Soru: Bu belediye başkanlarının büyük bir bölümü sizin döneminizde de görev yapmış isimler. Kimisi milletvekili olarak belediye başkanı oldu sonradan, kimi bizzat belediye başkanıydı. Transfer olanlar da Antalya gibi halihazırda görevde olanlardı. Yani sizin kurultayı kaybetmenizden sonra mı yolsuzluk yapmaya ve ahlaki üstünlüğü kaybetmeye karar verdiler?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bir şey daha söyleyeyim. Aziz Kocaoğlu kaç yılla yargılandı? 397 yılla. Bir miting yaptık. Yılmaz Büyükerşen yargılandı mı? Yargılandı. Öyle yargılarla çok belediye başkanlarımız oldu. Ama belediye meselesini hiçbir zaman parti meselesi haline getirmedik. Şunu söyleyin: Olay, adliye ile belediye arasındaki olay.

“Bizden uzman isterseniz uzman gönderelim, bizden avukat isterseniz avukat gönderelim ama olayı bir parti meselesine dönüştürmeyiz” dedik. Harcama, belediyenin harcamalarıdır; gidip hesabını vereceksin. Beraat ettiği zaman da kimsenin haberi olmadı. Şimdi siz yapılan harcamaları denetleyeceksiniz. Belediyeler denetlenecek. Bizim, benim dönemde belediyeler denetleniyordu. Bilançoları isteniyor, gelir gider tabloları isteniyor, diğer bilgiler isteniyordu. Emekçi Sayıştay denetçileri gidip bakıyorlardı nedir, ne değildir, harcamalar nasıl gidiyor diye.

“BİR PARTİ BELEDİYEDEN PARA İSTEYEMEZ”

Soru: Kurultay sonrasına dair “ahlaki üstünlük” eleştirilerinizin temelinde ne var? Somut bir durum mu söz konusu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yapılan açıklamalar var. Kendilerinden para istendiğine dair itiraflar var. Bir parti bir belediyeden para isteyemez. Para isteyemez. Para istediğiniz andan itibaren belediye başkanına “Getir, rüşvet al” demektir bu. Nereden verecek parayı size? Nereden verecek? Bütçeden veremeyecek, resmi olarak aktaramayacak. Peki nereden verecek?

Şu çok önemli, bakın. Bunun üzerinde de gazeteci olarak durmuyorsunuz, gerçekten ben şaşırıyorum. Medyaya gelince geleceğim, medyaya da geleceğim. Şimdi bakın, bir araba yapılıyor. Açıklama şu: “Efendim belediyeden aldık, öbür taraftan da hazineden aldık. Bir cepten aldık, öbür cebe.” Ya ne demek ya? Ne demek bu ya?

Hazineden gelen parayla belediyeden gelen kıyak aynı şey mi olur mu ya? Akıl var, mantık var ya. Ya ilkokul mezunu bile bunun doğru olmadığını bilir. İlkokul mezunu bilir; garip anasını böyle şey olmaz der. Ama bu ifade ediliyor. Ama hiçbir gazeteci çıkıp, “Ya Sayın Özel sen bunu nasıl söylüyorsun? Böyle bir şey olmaz, bu yanlıştır” demiyorsunuz. Kimse kusura bakmasın, demiyor. Herkes orayı unutuyor. Herkes anladı, öyle şey olmaz.

“ADAM RÜŞVET VERDİM DİYOR; GENEL BAŞKAN YARDIMCILARI NEDEN DAVA AÇMIYOR?”

Soru: Bahsettiğiniz bu rüşvet ve para isteme iddialarına karşı tarafların savunması nedir? Bürokratlar bunu reddetmiyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Belediye diyor zaten, “Geldim şuna parayı verdim” diyor değil mi? “Genel başkan yardımcısına parayı verdim” diyor. Kim diyor? Parayı veren adam diyor. Bana söyler misiniz, o genel başkan yardımcılarından tazminat davası açan var mı? Niye açmıyorlar? Niye açmıyorlar? Bu mu? Ve siz niye sormuyorsunuz arkadaş? Sen, bu adam sana diyor ki, “Ben gittim rüşvet verdim. Şurada verdim, şu saatte verdim.” Telefonlar uyuştu, her şey tamam. Niye takip etmiyorsunuz? Niye edilmiyor?

(Gazeteci: Belediye başkanı dedi, bürokratları da diyor ki almadım. Nasıl olacak? İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasına ne kadar baktığınızı biliyorum…)

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır efendim. Kişi diyor “verdim”. Parayı veriyor, zamanı veriyor, her şeyi veriyor. Çakışan her şey var. Niye söylesin? Hayır, ben şimdi bir davaya girmek istemiyorum. Bir dava değil bu, bakın. Söyleyeyim, söylediğim kişi genel başkan yardımcısı. Size ben şundan para aldım desem, yalan söylesem siz benim hakkımda dava açmaz mısınız? Yalan söylüyordu yani. Niye dava açmıyor? Genel başkan yardımcısı niye dava açmaz? Hangi gerekçeyle dava açmaz?

“MECLİSTE UNUTULAN 250 BİN DOLAR SORGULANMADAN AHLAKİ ÜSTÜNLÜK SAĞLANAMAZ”

Soru: Meclis Başkanı bu konuda kendisine soru sorulduğunda “Böyle bir olay yok” diyerek iddiaları yalanlamıştı. Buna ne diyeceksiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bir şey daha söyleyeyim. Meclis’te 250 bin dolar poşet içinde unutulmuş. Olmadı bilmem ne… Haberi yazan hakkında dava açıldı mı? Açılmadı. Niye açılmıyor? Niye bunlar sorulmuyor? Ben mi sormak zorundayım?

Ben o Meclis Başkanı’nın da neler yaptığını gayet iyi biliyorum. Gayet iyi biliyorum. Ne demek ya, tutanak tutuldu ya! Tutanak tutuldu diyorum, tutanak tutuldu. Diyelim ki böyle bir şey yok, olmadı diyelim. Bu haberi yapan kişi hakkında dava açmaz mısınız? Meclis Başkanı’nı da gelen şeye şahit göstererek… Niye açmıyorsunuz? Hangi gerekçeyle açmıyorsunuz?

Bakın bunlar sorgulanmadan ahlaki üstünlüğü sağlayamazsınız. Ahlaki üstünlüğü sağlamak başka bir şeydir, ahlaklı olmak başka bir şeydir. Siyasi demeç verirsiniz, siyasi tutuklu olursunuz; bunların tamamına benim saygım vardır. Ama kişisel çıkara dönük, zenginleşmeye dönük bir kapıyı CHP açamaz. Tarihinde açmamıştır.

Soru: Erdoğan ve onun desteklediği savcılar hangi dosya olursa olsun, AK Parti dönemine bakmayın diyor. Siz de benim genel başkan olduğum döneme bakmayın diyorsunuz. İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı yardımcısı yapacağınızı taahhüt ettiniz. Baba oğul gibiyiz dediniz. O kurultay günü bile divan başkanı olarak oturrttuğunuz birisi. O güne kadar ona sahip çıkmak namus borcumuzdur dediğiniz isim nasıl oluyor da arınılması gereken Ekrem İmamolğu oluyor. 

Kemal Kılıçdarğlu: Ben sade E.E için demedim. Sadece o mu tutuklu? Arınma kavramını kişiye indirgerseniz en büyük hatayı yapmış olursunuz. Partinin pekçok belediye başkanı şu anda sorunlu, tutuklu. Biz onların içinden, komisyonu niye kurduk. Bunun için kurduk. Genel başkan yardımcısı, kendisine rüşvet verdim diyen adama dava açamaz ise başımın üstüne mi koyacağım. 

SORU: Ekrem İmamoğlu sizin için hangi konumda?

Kemal Kılıçdaroğlu: Tutuklandığında ziyarete gittim, basın açıklaması yaptım o gün. O gün ne dediysem aynısını düşünüyorum. 

YOLSUZLUKTA ÇİFTE STANDART KAMU VİCDANINI YARALAR

Soru: Yolsuzluk iddiaları karşısındaki temel ilkeleriniz ve tavrınız nedir?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yolsuzluğu kim yaparsa bize, yolsuzluğun parçası olmaz. Yani A, B, C falan filan yok öyle bir şey. Öyle bir şey yok yani. Çifte standart, yolsuzlukta çifte standart uygulaması doğru değil, yanlıştır diyorum. Kamu vicdanını rahatlar diyorum… Şey affedersiniz yaralar diyorum. O başka ne olacak yani?

BELEDİYE BAŞKANLARI TUTUKSUZ YARGILANMALIDIR

Soru: Soruşturma süreçlerinde belediye başkanlarına yönelik hukuki uygulamalar sizce nasıl olmalıdır?

Kemal Kılıçdaroğlu: Orada bir şey daha var. Yani belediye başkanlarının tutuksuz yargılanmalarını da orada söyledim. Tabii. Orada ifade ettim. Tutuklanması olmadığının, soruşturma açabilirsiniz. Orada ifade ettim ben.

SORUNLU BELEDİYE BAŞKANIYLA SUÇLU BELEDİYE BAŞKANI AYRIDIR: ÖZGÜR BEY’E 4 İSİM VERDİM

Soru: Sayın Kılıçdaroğlu, bu “arınma” vurgusu ve az önce cümle içinde de söylediniz; “sorunlu belediye başkanları var” dediniz. Şu ana kadar davalarda kesinleşen var mı belediye başkanlarıyla ilgili? Yok. Herkesin ortak sorusundan biri de yok. Masumiyet karinesi ne oldu? Siz neden isim vermediniz, suçlu ilan ediyorsunuz CHP belediye başkanlarını, bazılarını?

Kemal Kılıçdaroğlu: Suçlu ilan etmedim. Suçlu ilan etmedim. Sorunlu belediye başkanıyla suçlu belediye başkanı ayrı. Sorunlu belediye… Tabii ikisi farklı. Suçlamam için elde bir şey olmasıyla, mahkeme kararı olmasıyla; mahkeme kararı yoksa olmaz. Sorumlu bazı belediye başkanlarını, partinin arşivinde onlarla ilgili olumsuz rapor olduğu için… Hatta olumsuz raporları yazanlardan birisi de partimizin İstanbul Milletvekili idi. Onu göndermiştim git bir bak bakalım burada neler oluyor diye. Bu raporlar dolayısıyla da ben Özgür Bey’e bazı belediye başkanlarının ismini vererek bunları gösterme diye söylemiştim. Bunlara dikkat edin.

Soru: Kaç belediye başkanıydı Sayın Kılıçdaroğlu? Şu an kaç belediye başkanı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Dört belediye başkanının adını vermiştim. Dört belediye başkanı. Elimizdeki rapor öyleydi.

BEN BELEDİYE BAŞKANLARIMIZI HAPİSHANEDE ZİYARET ETTİM

Soru: Peki ama şu Sayın Kılıçdaroğlu; ben davalara gittiğimde ailelerle konuşuyorum, hepsinin ortak şikayeti… Birçoğu sizinle yıllarca politik mücadele vermiş insanlar. Biraz önce dediniz ki “Ben hala o noktadayım” dediniz ama onlar sizi yanlarında görmediklerini düşünüyorlar. Bakın, biraz önce Aslı’nın okuduğu ifadede, özür dilerim, bir anne, Pınar Hanım’dan, Fatoş Pınar Türker, iki çocuğuyla tehdit ediliyor, çıplak aramaya maruz kalıyor. Birçok insan bu tür uygulamalara maruz kalıyor. İnsanlar etkin pişmancı olsun diye baskı altına alınıyorlar. Biricik Hanım’ın ifadeleri… Siz defalarca genel başkanken böyle davaları eleştirdiniz. Şimdi siz burada ama bu kısmı konuşmayı, bu ahlaki üstünlük kısmını konuştuğunuz zaman başka bir şey yapmış oldunuz mu? Ekrem İmamoğlu şu an sizin yanınızda olduğunu düşünüyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır, o arkadaşları ziyaret ettim ben. Kim dedi ziyaret etme dedi ya? Ben ziyaret ettim, hapishanede ziyaret ettim. Hayır, onu ben bilmem. Yani yanımda mı olur, karşımda mı olur, öbür tarafta mı olur, bu tarafta mı olur ben bilmem. Ama hepsini ziyaret ettim. Ziyaret etmedim diye bir şey yok. Hatta bir bayram günü tatildeydim. Tatilden sabah erken çıkıp belediye başkanlarının tümünü bayramın birinci gününde ziyaret edeyim diye de gittim, ziyaret ettim. Benim söylemek istediğim, bakın kişiye endekslerseniz bu olmaz. Kişiye endekslenmez bir olay.

SARIYER BELEDİYE BAŞKANI KAZAK GÖMLEK ALDI DİYE HAPSE Mİ ATILIR?

Soru: Kişiye endekslemeyelim ama Barış Terkoğlu’nun aslında sorunun cevabını almadığını düşünüyorum…

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben özür dilerim. Sarıyer Belediye Başkanımız içeride ve mahkumiyet kararı çıktı DHKP-C’den. Allah aşkına memlekette DHKP-C mi kaldı ya? Niye içeride? Niye bunu sorun etmiyorsunuz? Niye bunu konuşmuyorsunuz? Sorun da… Yıllar yılı hizmet verdi ya. Yıllar yılı verdi ya. Neymiş, gitmiş bir atölyeden, atölyeden kazak gömlek almış, işçilere dağıtmak için. Efendim, atölye bilmem DHKP-C’ye aitmiş. Ya… Bundan ötürü bir belediye başkanı hapse mi atılıyor? Üstelik kendisi tatilini kesip kesiyor…

ÇIKARA DÖNÜK BİR ŞEY YAPANIN BU PARTİDE YERİ YOKTUR

Soru: Sayın Kılıçdaroğlu, ben sonuçta size dedim ki insanlar sizi yanında hissetmiyor. Bunu, bu konuda ben hani gözlemlerimi söyledim ama bütün vatandaşlar şunu gözlüyor: Sadece bugün iki tane belediyeye operasyon oldu. Ve iki belediyeye operasyon olduğunda sözünüzün sosyal medyada yaptığı açıklama dışında partiniz oraya avukat gönderdi mi, gözaltından belediye başkanlarının yanında durdu mu, kapının önünde birikti mi? Bunların hiçbirisi olmadı. Nasıl yanındayım diyorsunuz? İstemeleri mi gerekiyor?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bakınız, belediye başkanı eğer gerçekten yanlış bir şey yapmamışsa, çıkara dönük bir şey yapmamışsa onun benim başımın üstünde yeri vardır. Çıkara dönük bir şey yapmamışsa… Eğer çıkara dönük bir şey yapmışsa, onun bu partide yeri yoktur. Kimse kusura bakmasın. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum. Bizden avukat isterlerse biz avukat göndeririz. Uzman isterlerse uzman göndeririz.

Hiç endişem yok, onların hepsini yaparız. Dediğim gibi Yılmaz Büyükerşen de yargılandı. Efendim? İsteyebilirler. İstemezlerse göndermeyin. İzmir Büyükşehir uzman istedi, biz emekli bir Sayıştay denetçisini oraya gönderdik. Uzmanın verdiği katkıyı kimse unutamaz. Ve o sonunda beraat etti, yanlış yaptırmadı. Şimdi bakınız, sorun şurada: Biz, biz kişisel çıkara dönük, az önce örnekler verdim, dönük bir şey olmadığı sürece hiçbir belediye başkanı mahkum olmaz, mahkum olamaz yani.

YARGININ BAĞIMSIZ OLMADIĞINI EN ÇOK SÖYLEYEN BENİM…

Soru: O zaman siz yargının bağımsız olduğunu düşünüyorsunuz? Sayın Kılıçdaroğlu, şu anda herhangi bir belediye başkanı yargılanan rüşvetten, irtikaptan, yolsuzluktan suçlu bulunur ve mahkumiyet kararı alırsa az önceki cümlenizden yola çıkarak söylüyorum; sizin için “Yoksa kesinlikle böyle bir ceza almaz” noktasındasınız. Onun için sordum sizce Türkiye’de yargı bağımsız mı diye? Yargı özellikle yolsuzluk meselelerini de siyasi olarak kullanamaz mı Kemal Bey? Bu sayın Kılıçdaroğlu, olur mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Nerede söyledim ben yargının bağımsız olduğundan? Yargının bağımsız olmadığını, yargının siyasallaştığını en çok söyleyen benim. Ben yargının bağımsız olduğuna inanmıyorum. Siyasi alanda yargı bağımsız değil. Can Atalay’ın hapiste olması yargı bağımsızlığı yüzünden mi? Hayır. Selahattin Demirtaş’ın hapiste olması yargı bağımsızlığı yüzünden mi? Osman Kavala’nın mahkum olması yargı bağımsızlığı yüzünden… Biz bunları biliyoruz. Biz bunları biliyoruz. Ama bakın onlar siyasi dava, bu dava siyasi dava değil. İkisinin arasında çok büyük farklar var.

Savcının iddianamesine bakmak lazım, neler var? İtirafçılar var. Adam diyor “verdim”, “benden para istedi, verdim” diyor. İtirafçılar kim? İş yaptıkları adamlar. “Verdim” diyor. Ne kadar verdin? “Şuradan verdim” diyor. Bakın ben örnek vereyim. Olay çıkıyor, itiraf ediyor. Banka havalesi geliyor, bir kişinin hesabına yatıyor. Neredeki? Seferihisar’daki olay. Hepsi tespit ediliyor. Ne diyeceğiz buna şimdi? Siyasi mi diyeceğiz buna? Belediye başkanı kalkıp siyasi bir söylemde bulunsa, hapse atılsa kıyameti koparırız. Peki bunun hesabını vermek zorunda belediye başkanı.

İFTİRAYA UĞRAYAN GENEL BAŞKAN YARDIMCILARI NİYE DAVA AÇMIYOR?

Soru: Tamam ama mesela siz burada bir örnek veriyorsunuz Sayın Kılıçdaroğlu. Baktık biz o iddianamelere. Bakın şimdi dediniz ya, mesela itirafçılar… Kaç tane itirafçı son İBB davasının son duruşmalarında baskıyla, tehditle bu ifadelerin alındığını söylediler ve “Ben etkin pişmanlıktan yararlanmadım, söylemediğim şeyler buraya yazılmış” dedi. Sonra bakıyoruz, diyorsunuz ya “para verdim” diyorlar; 969 kez hatırladığım kadarıyla, 774 kez “bilmiyorum, duydum, bildiğim kadarıyla olabilir, öğrendim, söylemişti, düşünüyorum, olabilir, söylendi…”

Ve yine deliller açısından baktığımızda şöyle bir sorun var iddianamede: Tanık beyanları, itirafçı beyanları, biz tanık beyanları ve HTS kayıtları… HTS kayıtları ve baz istasyonu meselesiyle ilgili bilirkişilerin raporları var, muhakkak biliyorsunuzdur, “Bu kesinlikle delil olamaz” deniyor. Hele hele bazı belediye başkanlarıyla ilgili delil olarak gösterilen o HTS kayıtlarında 10 saniye içinde neydi, Üsküdar’da, Fatih’te falan olması gerekiyor; öyle şeyler çıktı. Şimdi bütün bunlar ortadayken ortaya gelen anlamıyla bir “arınma” söylemiyle çıkarsanız ya da “Belediye başkanları yolsuzluktan tutuklandığında, ceza aldığında şimdi biz buna siyasi mi diyeceğiz?” dediğinizde bunun karşılığı olmuyor kamuoyunda. Peki rüşvet verdim diyen mi ispatlamak zorunda, rüşvet aldığı iddia edilen kişi mi ispatlamak zorunda?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bakın kamuoyunu yönlendiren sizsiniz, ben değilim. Bu konularda en az konuşan benim. En az konuşan benim. Bu konularda en az yorum yapan benim. Ama siz gazetecisiniz değil mi? Takipte bulunacaksınız. Az önce örnek verdim; “rüşvet verdim” diyor, dava açılmayan… Siz demeyecek misiniz ona: “Arkadaş bu adam sana rüşvet verdim diyor, sen neden bunun hakkında dava açmıyorsun?” Niye demiyorsunuz?

Hayır efendim iftira atılan kişi dava açmak zorunda ya. Ben size desem ki, Allah aşkına desem ki, “Sen şunu şunu yaptın.” Siz de öyle bir şeyin olmadığını… Siz bana, benim hakkımda dava açmaz mısınız? Açmaz mısınız? “Bu yalandır kardeşim, sen bunu nasıl söyledin?” demez misiniz? Olmaz efendim, olmaz.

Bakın, bakın şimdi: Savcı iddia makamıdır. Savcının verdiği bir iddianame o karara dönüşmez. İddia makamıdır savcı. Savcının karşılığı avukattır, karar verecek olan yargıçtır. Avukatı davayı çürütür. Keşke hepsini çürütseler. Hiçbir şeyimiz yok ki, şikayetimiz yok ki. Çürütseler, aklansa hepimiz bunu isteriz. Niye istemeyelim?

BÖCEK’İN OĞLU HAKKINDA ESKİ GENEL BAŞKAN YARDIMCILARI DAVA AÇMALI

Soru: Bu arada demin verdiğiniz örnekte, bana gelen bilgiye göre Gökhan Böcek’i kastettiniz, Muhittin Böcek’i. Muhittin Böcek’in oğlu Gökhan Böcek’i kastettiniz “verdim” diyen. Onun hakkında suç duyurusunda bulunmuş eski Genel Başkan Yardımcıları. Suç duyurusu değil bakın, savcılar şikayet böyle olur. Feliha Baba’yla ilgili söyledi, o da suç duyurusunda bulunduğunu açıklamıştı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben Genel Başkan Yardımcıları dedim. Genel Başkan Yardımcıları. “Verdim” dedi, “para verdim” dedi. Yani verdim diyor adam, dava açın kardeşim ya. Sadece biri değil, isim vermiyor bildiğim kadarıyla. Oradaki bütün genel başkan yardımcılarının dava açması lazım. Hepsinin ortak dava açması lazım.

Açmıyorsa kabuldür bu ya. Bu kadar basit. Ve siz de bunu sorgulamak zorundasınız gazeteci olarak; “Niye dava açmıyorsun arkadaş?” diye sormak zorundasınız. Sormuyorsunuz. Enteresan bir şey ya. Bir tarafta A Haber var, bir tarafta başka haberler var. Yani ikisi ayrı dünyalarda, ayrı dünyalarda. Herkes birbirini atlamaya çalışıyor. Yok öyle bir dünya. Medya işi sorgular; yanlış mıdır, doğru mudur, gerçekleri ortaya… Benim bildiğim bu medya, benim bildiğim bu. Bu ne olması lazım?

MERDAN YANARDAĞ’IN İDDİANAMESİNİ YENİ ÖĞRENİYORUM, DOSYALARA BAKIYORUZ

Soru: Sayın Kılıçdaroğlu, bu arada sözünü ettiğiniz isimle röportaj yaptık ve bu iddiaları da sorduk. Aynen size sorduğumuz gibi sorduk, yani tek tek. Hatta daha fazlasını da sorduk, bunu söyleyeyim ama ben başka bir şey söyleyeceğim, örnek vereceğim. Merdan Yanardağ şu an hapiste biliyorsunuz. Ben de çarşamba günü Silivri’deydim ve kendisine bu röportajı yapacağımı söyledim. Bu röportajın önemli bir özelliği var:

Merdan Yanardağ şu anda cezaevinde, suçlandığı nedenlerden biri –baktınız mı bilmiyorum– sizinle yaptığı röportaj. O sırada böyle telefonla gelen mesajlardan ötürü tutuklu. “Karşınızda Kemal Kılıçdaroğlu olsaydı ne sorardınız?” diye sordum ben. Onun sorusunu size okuyorum, lütfen cevaplar mısınız: “Niyetiniz ne olursa olsun iktidarla paralel bir görüntü sergiliyorsunuz. Öyle ki benim iddianamemde sizinle yaptığım röportaj tutuklanmama sebep olarak gösterilirken bu konuda tek bir yorum yapmadınız. İddianamemi okudunuz mu? Sizinle yaptığım 22 Haziran 2023 tarihli programda sizce suç işledim mi? Bir gazetecinin sizinle yaptığı röportajın iddianamede yer alması…” Peki neden bu konuda konuşmadınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır, suç işlediğini sanmıyorum. Doğrusunu isterseniz yeni öğreniyorum. Bakın samimi olarak söyleyeyim. İddianamelerin tamamını okumadığımı az önce söyledim, hukukçu olmadığımı söyledim. Bana iddianameler şimdi komisyon tarafından okunuyor, bakılıyor, ediliyor. Haklılık var mı, haksızlık var mı nedir, ona göre biz parti olarak bütün belediye başkanlarına –tutuklu olan az önceki eski belediye başkanları da dahil– onların dosyalarına bakıyoruz. Bakmıyor değiliz. Kimseyi peşinen suçlamıyoruz.

TÜRKİYE’DE YOLSUZLUK YOKTUR DEYİP BU İŞİ KAPATALIM MI?

Soru: Ama şöyle bir durum var Sayın Kılıçdaroğlu, bakın. Bir yargı, aynı adliye… Bir belediye başkanına başlıyor; önce yaptığı bir konuşmaya dava açıyor biliyorsunuz, “kamu görevlisine hakaret”. Sonra yaptığı başka bir açıklamaya dava açıyor, “kamu görevlisine hakaret”ten. Sonra diplomasına dava açıyor, 31 yıl önceki diplomasına dava açıyor. Sonra başka bir şeyine dava açıyor; evine dava açıyor, her şeyine dava açıyor. 18 Mart’ta diplomasını iptal ediyor, 19 Mart’ta da operasyon yapıyor yolsuzluktan. Siz diyorsunuz ki “Diğerlerinin tamamı siyasi meseledir, biz o zaman sahip çıkarız konuşmalarına.

19 Mart’taki mesele yolsuzluk olduğu için biz onu değerlendiririz.” Sizce bu yargı… Bu arada biz gazeteciler olarak hangi parti olursa olsun… Biz gazeteciler olarak hangi parti yolsuzluk yaparsa yapsın, ister Cumhuriyet Halk Partisi ister Adalet ve Kalkınma Partisi, bununla mücadele edilmesi gerektiğini bütün arkadaşlarım zaten söylerler. Ama burada sizce siyasallaşmış bir yargı yolsuzluk davalarını da kullanamaz mı? İktidar neden sadece CHP’li belediyelere yönelik operasyon yapıyor sizce? AKP’li belediyelere yönelik hiç dava ve soruşturma görmüyoruz, sizce burada bir gariplik yok mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Diplomasının iptal edilmesini doğru bulmadığımı söyledim zaten. Bu davaları tamamen kapatalım, Türkiye’de hiç yolsuzluk yoktur diyelim. Bütün hakimler taraflı olduğu için “Sadece CHP’ye yönelik bir operasyondur” diyelim, bu işi bitirelim. Efendim ben az önce söyledim. AK Partili belediyelerle ilgili dilimde tüy bitti, söyledim. Melih Gökçek’i de söyledim, İstanbul’u da söyledim, başka yerleri de söyledim.

(Gazeteci: Neden sadece CHP’li belediyelere yönelik operasyon yapıyor sizce?)

Kemal Kılıçdaroğlu: AK Parti mi? İşi garantilemek için. Cumhurbaşkanlığını garantilemek için. Bunu söylüyoruz zaten.

KİRLİ İLİŞKİLERİN İÇİNE GİRENLERİ PARTİDEN AYIRMAK ZORUNDAYIZ

Soru: O zaman o iddianamelerde yazılanlara, o iddianamede ortaya koyulanlara niçin inanarak arınmadan bahsediyorsunuz? Burada özellikle Muhittin Böcek vakası üzerinde mi duruyorsunuz? Rüşvetçi belediye başkanları var, kirli ilişkiler içinde olan partililer var… Şimdi siz burada eğer gerçekten kimi kastettiğinizi söylemiyorsanız eğer, herkesi töhmet altında bıraktınız. Dediniz ki “Rüşvetçi belediye başkanlarını bu partiden uzaklaştıramadığım için özür dilerim.” Demek ki rüşvetçi olduklarına eminsiniz, kesinsiniz. Niye açıklamıyorsunuz? O dört belediye başkanı sizin döneminizden mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben az önce söyledim. Benim iddiam, arınmayla ilgili iddiam; kirli ilişkilerin içine girenleri partiden ayırmaktır. Efendim, ben isim vermiyorum. Bakın, isim vermiyorum. İsim vermiyorum, daha önce de isim vermedim. Ama siz olayı getiriyorsunuz bir davaya bağlıyorsunuz, iki davaya bağlıyordunuz. Biz buraya niye oturduk Allah aşkına?

Ben size ne söylemiştim? Özgür Bey’e devir teslim sırasında bazı isimleri verdim değil mi? Bu partide uzun süre genel başkanlık yaptım, bu partinin yıpranmasını istemem. Ve konuşurken de son derece dikkatli konuşuyorum. Dolayısıyla partinin arınmasından kastederken bu. Siz gazeteci olarak sorgulamak zorundasınız bunları. Siz onları değil, beni sorguluyorsunuz; “Neden bunları söylüyorsunuz” diye. Az önce size ne söyledim? Bir partinin bir yetkilisi belediye başkanından para isteyemez dedim değil mi? Para isterse ne olur?

SOMUT BELGE OLSAYDI TOPLARDIM, BEN BU DAVANIN TARAFI DEĞİLİM

Soru: Aynısından başka milletvekillerinin var. Ben Ali Mahir Başarır’ınkini koydum buraya, okudum. Mağdur kısmında siz yazıyorsunuz ve 25 kez “duydum” yazıyor, ben saydım. 4 kez duyum, 15 kez söyledi, 8 kez iddia kelimesi geçiyor. Size açık ve net olarak soruyorum; çünkü mağdur kısmında siz yazıyorsunuz.

Sizin milletvekiliniz, bu fezlekeli milletvekiliniz belki dokunulmazlık alacak. Bu arada reklam arasında ben telefonla görüştüm, onu da söyleyeceğim. Ama size açık ve net olarak şunu soruyorum: Elinizde bir para verme görüntüsü, bir dekont, bir tapu –çünkü bunlardan konuşulduğu için– somut, siz devlet görevinden geliyorsunuz, somut olarak bir belge var mı bu fezlekenin doğru olduğunu söyleyen? Çünkü Ali Mahir Başarır da diyor ki; “Eğer Kemal Kılıçdaroğlu somut bir belge bugün karşınıza açıklarsa ben hiç durmadan istifa edeceğim, söz veriyorum” diyor. Lütfen buna cevap verin.

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben bu davanın tarafı değilim ki? Davanın tarafı olsaydım bütün belgeler, dökümanlar neyse toplardım. Davanın tarafı değilim ben. Davayla ilgim yok benim.

PARAYI DAĞITTIM DİYENLER DE İFADE VERENLER DE DEĞİŞİMCİLERDİR

Soru: Ama bunun burada, kurultayda yolsuzluk yapıldığı iddia ediliyor.

Kemal Kılıçdaroğlu: İddia ediliyor, iddia ediliyor. Mahkeme kararı çıktı. Üç hakim onayladı. Öyle diyorlar. Ben gidip de kim para verdi, kim para verdi… Ben onu nereden bileceğim ya? Ben gidip bu işlerle mi uğraşacağım? Bunu ifade verenler değişimciler, yani daha önce değişimci olarak kendisini tanımlayanlar.

Söyleyenler onlar, konuşanlar onlar, parayı dağıttım diyenler onlar. Gezenler onlar, ifade verenler onlar. Hakim de diyor ki; “Burada olursa, bu parayla pulla bu kurultay satın alındıysa ben de bunu iptal ediyorum” diyor. Beni sadece, beni ve eski parti meclisini –sadece beni değil, parti meclisini– göreve davet etmesinin nedeni o. Başka bir şey değil.

KENDİMLE İLGİLİ BİR İDDİA OLSA DOKUNULMAZLIĞIMIN KALDIRILMASINI İSTERİM

Soru: Çok basit bir şey söyleyeceğim. Bu fezleke meclise geldi, genel kurula geldi; çünkü biliyorsunuz milletvekillerinizin içinde Özgür Özel’in de dahil olduğunu biliyorum… (K.Kılıçdaroğlu: Ceza davası değil mi?) Bu evet, ceza davası. Hakkında fezleke… Onu da bilmiyorum bakın. (K.Kılıçdaroğlu: Kurultay davası ayrı, ceza davası ayrı.) Evet ama Sayın Kılıçdaroğlu birbiriyle bağlantılı. Çünkü her ikisi de Kurultay’da para verildiği iddiasına dayanıyor. Bir ceza davası var, iki ayrı dava ama ikisi de aynı delillere dayanıyor, ben ikisinin de iddianamesini okudum. Şimdi buradan baktığınızda bu fezleke meclise geldiğinde siz milletvekillerinize hangi yönde el kaldırmalarını söyleyeceksiniz? Dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben şahsen benimle ilgili böyle bir iddia olursa ben dokunulmazlığımın kaldırılmasını ve gidip aklanmamı isterim. Aynı zamanda bizim partinin zaten temel ilkelerinden birisidir dokunulmazlıkların kaldırılması.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ SİYASİ TUTUKLUDUR, YANLIŞTIR

Soru: Bunu son kez yaptığınızda Selahattin Demirtaş tutuklandı biliyorsunuz. Ve siyasi buldunuz, üstelik hakkındaki suçlamaların ve cezaların… Ama anayasaya siz bütün dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde oy kullandınız. Pişman mısınız? Pişman mısınız o oyu verdiğiniz için?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Değilim. Efendim şimdi siz bakın; sizin kendi partiniz ve kurultayınız dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili temel bir hüküm koymuş. Ben kurultayın sözünü dinlemiyorum ve bunu yapmıyorum derseniz bu doğru değil. Doğru değil. Selahattin Bey tutuklandı mı? Evet. Siyasi tutuklu mu? Evet. Yanlış mı? Evet. Ziyaret ettim mi? Defalarca ziyaret ettim mi? Evet. Bunu her yerde de söyledim. Siyaseten, siyaseten, siyaseten…

Siyasi düşünceleri dolayısıyla… Düşüncesine katılırsınız veya katılmazsınız ama düşünceleri dolayısıyla bir insanın tutuklanmasına her zaman karşı çıktım. Kim olursa olsun, her zaman karşı çıktım. Hele demokrasiyi savunacaksınız, siyaseten insanı tutuklayacaksınız… Benim de şu anda dokunulmazlığım yok, baktım da oldum, dokunulmazlığım yok. Şimdi, bir suçlamadan ötürü evet… Haksızlık yapıldığını biliyorum. Hatay milletvekiline de haksızlık yapıldığını biliyorum. Anayasa Mahkemesi kararı var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var; biliyorum ben onları.

BİR KURULTAYI PARAYLA SATIN ALIYORSANIZ BU BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNUDUR

Soru: Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu biraz şey kısmını netleştirelim. Bir iki sorum kaldı eğer arkadaşların ekstra sorusu yoksa… Şimdi bakın şu hani beyan, suçlama, suçlanan kişi; orada kamuoyu algısı, adalete güven yerlerde biliyorsunuz. Size şu soruyu sormak isterim: Muharrem İnce, Ahmet Hakan’a konuştu dokuz gün önce. Kendisinin de aday olduğu 2018 kurultayına dair bir şey anlattı. Dedi ki; “Bir delege beni aradı ve bana dedi ki, ben senin için imza verdim. Bana beş bin lira verdiler, imzamı çektim. İstersen bunu kamuoyuna açıklarım.” Muharrem İnce’nin anlattığı olay, 2018 Kurultayı. Rakibi sizsiniz, aynı zamanda genel başkansınız. Böyle bir iddia var, böyle bir beyan var. Yorumunuz nedir?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi olayın tanığı değilim. Bakın en baştan beri aynı tutarlılığı gösteriyorum. Olayın tanığı değilim. Olayın tanığı olan Muharrem Bey. Para alıp verdim diyen, kendisinin duyumu, kimlerle konuştu ben onu da bilmiyorum.

Soru: “Bir delege demiş” mi efendim? Bir delege…

Kemal Kılıçdaroğlu: Ama sadece o demiyor ki, bir sürü delege söylüyor bunu zaten. Para aldığını söylüyor, diğerlerini söylüyor. Yani burada kullanmak istemediğim bazı cümleler kullanılıyor. Bunların hepsi söyleniyor zaten, var bunlar. Tutanaklar da var, ifadeler var, söylenenler var.

Soru: 2018 Kurultayından bahsediyorum efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu: Söyleniyor yani, bilmiyorum. Şimdi o zaman… Bakın bu son 38. Kurultay; yani paranın dağıtıldığı ve iradenin satın alındığı söylenen kurultay. O kurultayla ilgili de benim hiçbir şeyim yok, ben gidip şikayet etmedim ki. Herkes –çok özür dilerim– herkes sanki bu mutlak butlan davasını ben açmışım gibi kamuoyuna deklare ediyor. Yok öyle bir şey, öyle bir şey yok. Evet, evet.

Soru: Onu biliyoruz. Şimdi o mutlak butlan iddianamesini gözünüzün önüne getirin. Orada da delege diyor ki; “Bana para verdiler, bu nedenle Özgür Özel’i destekledim.” 2018’deki kurultayda da Muharrem İnce’ye destek veren delege imzasını çekmiş ve diyor ki; “Bana para verdiler, bu yüzden imzamı çektim.” Arasında nasıl bir fark var?

Kemal Kılıçdaroğlu: Paranın döndüğü bir yerde, iradenin satıldığı bir yerde hiçbir fark yoktur. Ne farkı olacak? Ben delegeyi parayla satın alıyorsam bunun farkı mı olur? Kurultayı, bir kurultayı mı olur? Hayır. Burada sorun, benim anladığım kadarıyla dengeyi değiştirecek boyutta bir para hareketinin olmuş olmasıdır. Ve ben bunu sadece CHP için değil, siyasal tarihimiz açısından da ciddi bir olay olarak görüyorum. Eğer bir kurultayı parayla satın alıyorsanız bu aynı zamanda bir milli güvenlik sorunudur.

Yarın bir başka ülke gelip, başka adamları bulup, kurultayı satın alıp bunları yaparsa ne yapacaksınız siz Allah aşkına? Ahlaki üstünlüğü, arınmayı bunun için söylüyorum. Bizim bakın kurultaylarımızda kavga çıkar, sert tartışmalar olur ama para pul işleri olmazdı. Niye şimdi para pul işi girdi? Hangi gerekçeyle girdi?

Bunu sorgulamanız gerekir. Ya bu parayı kim dağıttı? Kimler dağıttı? Kimler arabalara bindi? Hangi arabalarla nerelere gitti? Delegeler nasıl satın alındı? Ben söylemiyorum ki, bunu anlatıyorlar. Onlar anlatıyor. Parayı alan diyor ki “aldım”. Parayı alan “aldım” diyorsa ne diyeceksiniz? “Faysal para almadı” mı diyeceksiniz?

Soru: O zaman 2018’deki de “aldım” diyorsa sizin cephenizden biri kendisine para verdi demektir, buradan hareket edersek. Doğru mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Eğer öyleyse… Bilmiyorum ben. (Gazeteci: Dediniz az önce, para aldım diyorsa almıştır dediniz.) Kime vermiş? Zaten kurultayda iki aday vardı değil mi? Muharrem Bey’lere… Muharrem Bey’in delege sayısı yetersizse genel başkan adayı olmak için, onları tamamlattık bile. Tamamlattık bile.

Soru: Ben size teknik bir soru sordum aslında, ikisinin arasındaki fark nedir, bunu anlamamıza yardımcı olun diye sordum?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hiçbir fark yok. Hiçbir fark yok.

AĞBABA İFTİRA ATAN KİŞİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMUŞSA TEŞEKKÜR EDERİM

Soru: Biraz önce kastettiğiniz Veli Ağbaba’ydı; “Suç duyurusunda niye bulunmuyor” dediğiniz meselede Veli Ağbaba cevap olarak yazmış, biz söylüyoruz burada gazeteci olarak. Kendisinin fezlekesiyle ilgili, kendisine iftira attığını söylediği kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Ayrıca bana böyle fezlekede ev aldığı yazıyormuş, hakkında fezleke hazırlanmış; o fezlekede kendisine iftira atan kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuş.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bu olaysa teşekkür ederim.

Soru: Ayrıca şöyle bir iddiada da bulunuyor: “Biraz önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği butlan davasının açılmasına neden olan kişilerin tamamı şu an Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında” diyor. Doğru mu bu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Genel başkanlığım süreci içinde, daha önceki dönemlerde de hiçbir delegeye telefon açıp “bana oy verin” demedim. Hiçbir delegeye ya! Yapmaz bunu bir genel başkan. Bunu söylediğiniz andan itibaren siz genel başkanlık yapamazsınız. Bakın bu kadar açık ve net söylüyorum. Bütün kurultaylarda hiçbir zaman delegeye gidip “bana oy verin” demedim, diyemem. Dediğiniz andan itibaren genel başkanlık yapamazsınız. Delege özgür iradesiyle oy kullanır; oy verir veya vermez.

CHP GENEL MERKEZİ’NE MİLLETVEKİLLERİ NİYE ALINMADI VE KİM ALDIRMADI?

Soru: Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi 21 Mayıs’ta mutlak butlan kararı çıktı. 24 Mayıs’ı takvim gösterdiğinde burada, genel merkezde hiç hoş olmayan görüntüler kayda geçti. Polisin girmesi, biber gazı, işte “sabah sözleşildi” denildi, daha sonra öyle… O gün bu görüntüler, yani uzun bir süre genel başkanlık yaptığınız Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezindeki bu görüntüler sizin vicdanınızı sızlatmadı mı? Bundan kendinizi sorumlu tuttunuz mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır; sızlattı, sızlattı, üzüldüm. “Bir CHP genel merkezi böyle olmamalıydı” dedim. Hatta şunu bile söyledim: “Ya milletvekillerini bari içeri alsalardı, bu tartışmalar olmazdı.” Şu soruyu niye sormuyorsunuz: CHP Genel Merkezi’ne milletvekilleri niye alınmadı? Ve kim aldırmadı?

Ben size soru soruyorum. Hangisi, hangi güç milletvekillerini, CHP milletvekillerini CHP genel merkezine almadı?

Soru: Sayın Kılıçdaroğlu, saat 12’de hem sizin hem Özgür Özel’in milletvekilleri düzeyinde bir görüşmesinin olacağı biz basın mensuplarına da duyuruldu. Pek çok gazeteci arkadaşım da izliyorsa bu konuda bunu anlayacaktır. Fakat sabahın 7’sinde burada –belki arkadaşlarımın da soruları arasındadır ama– Genel merkeze zorla girilmesi, polisin…

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben onu kabul etmiyorum, bakın. Genel merkeze zorla girilmesi, polisin… Ben onu asla savunmadım.

POLİSİN GİRMESİNİ, ŞİDDET UYGULANMASINI ASLA DOĞRU BULMAM

Soru: Polisin girmesini siz mi istediniz? Mesela Celal Çelik’in yazısı, evet, avukatın yazısı. Buradaki ifadeyi okuduğumuzda –ben müsaade edeyim, okuyayım, belki bilmeyenler vardır–: “Parti Genel Merkezi’nin tarafımıza teslimi konusunda gerekli işlemlerin yapılmasını talep ederiz.” Şimdi o zaman buna yol açan siz olmuyor musunuz? Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne yazılan yazı… Emniyet müdürlüğüne “tarafımıza teslim edin” dediğinizde emniyet müdürlüğü sizce nasıl yapacak bunu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır efendim. Bakın şimdi, hukuk şöyledir: Bana aktarılır, ben de sordum niye siz istediniz diye. İcra memurunun gelip kararı tebliğ etmesi lazım. Sizin icra memurunun gelip kararı, mutlak butlanla ilgili kararı tebliğ etmesini istemediğinizden daha doğal ne olabilir? Polis mi gelsin diyor o yazıda? Şimdi, icra memurunun oraya girmesi lazım, tebliğ etmesi lazım kararı. Kararı tebliğ ediniz. Polisin girmesini asla doğru bulmam.

Şiddet uygulanmasını asla doğru bulmam. Genel merkezden dışarıya taş atılmasını asla doğru bulmam. Milletvekili arkadaşlar; “Bari biz girelim içeriye, bizimle konuşun, biz tartışma yapmak istemiyoruz” dediler. Adnan Beker’in orada ne işi var? Ne işi var otobüsüyle gelmiş oraya? Ki bu adam, cumhurbaşkanlığı seçiminde bana oy vermediğini açıklayan kişi. Bu adamın CHP’de ne işi var? Bu adamın orada ne işi var? Ne işi var orada? İçeride bir sürü partili olmayan insanlar var. Bakın binanın içiyle ilgili, onu videoya aldırdım; binanın içini ne hale getirdiklerini. Olmaz, yazıktır, günahtır.

Soru: Kimin ne hale getirdiğini Kemal Bey?

Kemal Kılıçdaroğlu: İçeridekilerin. Bir sürü insan var, partili olmayan insanlar bunlar. Partiyle ilgisi olmayan insanlar bunlar. Siz partinin kapısına nasıl bir sürü barajlar koyarsınız, masalar, sandalyeler koyarsınız? Bunlar olur mu ya? Olur mu Allah aşkına ya?

BOLU BELEDİYE BAŞKANI KOLTUK FIRLATTI, BEN “ÇAY ISMARLAYIN” DEDİM

Bakın, CHP… Bakın ben size şu örneği vereyim: Bolu Belediye Başkanı, Bolu’dan yürüyüş yaptı genel merkeze kadar. Otobüsün üstüne çıktı, koltuk fırlattı ve beni eleştirdi. Arkadaşlara şu talimatı verdim: “Davet edin, çay kahve istiyorsa çay kahve ısmarlayalım.” Kim kazandı? Biz orada pekala kavga çıkarabilirdik değil mi? Asla çıkarmadık. Düşünün; bana en ağır eleştirileri yapan, Bolu’dan yürüyüp gelen, otobüsün üstüne çıkıp koltuğu fırlatan insanı ben genel merkeze davet ediyorum, “Buyur gel çay kahve içebilirsin” diye.

Soru: Bu onunla bir değil ama. Bu Cumhuriyet Halk Partisi…

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben öbürünü doğru bulmadığımı söyledim, daha ne söyleyeyim? Doğru bulmadım, içim azıcık ezildi. Ya bir CHP genel merkezinde bunlar olur mu? Olamaması lazım, olamaması lazım. Niye polisin zorla girmesine ortam hazırlıyorsunuz? Hangi gerekçeyle bu ortamı hazırlıyorsunuz? İcra memuru girer, milletvekilleri girer. Ya siz milletvekillerini içeri almıyorsunuz. Yani zorla polisin girmesi için, zorla polisin girmesi için her koşulu yapıyorsunuz. Ve oradakilerin çoğu da CHP’li değil. Başka partilerden.

ADNAN BEKER CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNDE OY VERMEDİM DEDİĞİ İÇİN İTİRAZ ETTİM

Soru: Haluk Kırcı’nın fotoğraflı pozları çok konuşuldu. On ikinci katta kim var Allah aşkına?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yok öyle bir şey. Bu daha sonra CHP’li geldi zaten. CHP’liydi, CHP üyesiydi. Yani eskiden oradaydı, yani MHP’liydi. Sonra geldi CHP’li oldu. Siz bir MHP’li Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelirse siz der misiniz; “Bir dakika sen gelme, sen MHP’lisin”? Hayır.

Soru: Adnan Beker’e itiraz ettiğiniz için de söylüyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu: Adnan Beker’e şunun için itiraz ettim: “Ben Cumhurbaşkanlığı seçiminde oy vermedim” dediği için. Oraya bir CHP milletvekili gelseydi başımın üstünde yeri vardı. Kim oluyor o? Otobüsüyle geliyor, bir sürü inşaat işçisini getiriyor. Bunlar olmaz, bunlar doğru değil. CHP Genel Merkezi’ne, genel merkezinin kapıları asla kapatılamaz. Bir daha söylüyorum; günün 24 saati CHP’nin genel merkezinin kapıları açıktır. Halktan, bize eleştiri yapanlar, kim gelirse gelsin herkese kapımızı açarız. Hiç kimseye kapımızı kapatmayız. CHP Genel Merkezi’nin özelliği budur, tarihinde de kapatmamıştır, tarihinde de.

YÜZYILLIK BİR PARTİ KAYYUMLA YÖNETİLMEZ; MUTLAK BUTLAN ÇIKARSA YENİDEN KURULTAY YAPACAĞIZ

Soru: Şimdi şunu da ifade edeyim. Murat Emir’in ismini verdiğiniz için; “Genel başkanla ikna etmekle ilgili bir durum söz konusu olmadı” diyor, yani Özgür Özel’le ilgili. Orhan Sarıbal’la görüştüklerini ifade etmiştiniz ya, onu da bir cümle olarak ben aktarmış olayım.

Kemal Kılıçdaroğlu: Artık yeter ya, başka bir konuya geçelim, dış politikaya geçelim diyenlerin…

Soru: Şunu hakikaten merak ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu. O gün bu yaşananlardan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ni destekleyen pek soul seçmen şunu söyledi bu görüntülerden sonra: “Kılıçdaroğlu’nun kayyumdan ne farkı var?” dedi. Bunu bir kamuoyu sorusu gibi düşünün lütfen.

Kemal Kılıçdaroğlu: Sosyal medyada bunu… Kılıçdaroğlu bunun talimatını verseydi bu eleştiri doğruydu. Ben öyle bir talimat vermedim ki.

Soru: Talimat olarak da değil, bu görevi kabul etmeniz anlamında…

Kemal Kılıçdaroğlu: Görevi kabul et… Peki, ben size şu soruyu sorayım: Ben mutlak butlanı kabul etmedim ve bu görevi de kabul etmedim; buraya bir kaymakamın kayyum olarak atanmasını siz kabul eder misiniz? Veya bir başka kişinin buraya partiyi yönetmek üzere kayyum atanmasını kabul eder misiniz? Benden niye korkuyorlar?

Şimdi bakın, iki şey var. Kayyum ayrı… Kayyumu kabul etmediğimi ben iki belediye başkanı ve eski bir milletvekiline söyledim, daha alt mahkemede görüşülürken. “Beni kayyum olarak yazarlarsa asla kabul etmem” dedim. Nedeni; 100 yıllık bir parti kayyumla yönetilmez, nokta. Ama dedim, “Mutlak butlan çıkarsa sadece ben değil, eski parti meclisinin tamamı gelecek, tamamı yeniden bir kurultay yapacağız.” Çünkü mahkeme diyor ki; “Bu kurultay şaibeli.”

Bakın orada da şunu söyleyeyim: Şaibe lafını ilk kim kullandı? Erdoğan kullandı, sonra Bahçeli kullandı.

Gazeteciler… Sonra siz kullandınız.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bir video çektim evimde. Bir video çektim, dedim ki; “Asıl sizin kurultaylarınız şaibelidir, CHP kurultayına şaibeli diyemezsiniz.” Onlar tekrar ettiler. Sonra bir televizyon programına katıldım. Televizyon programında bana sordular bunu. Ben de çıkıp şunu söyledim: “Ya arkadaşlar Allah rızası için ya, biriniz çıkın ‘Bizim kurultayda şaibe yoktur’ deyin” dedim. Hiç kimse demedi. Niye demiyorlar? Niye demiyorlar? Ben ısrar ediyorum, ben söylüyorum ama hiç kimse ses çıkarmıyor.

Niye ses çıkarmıyorlar? Ya partinin yöneticisi, partinin genel başkanı, örgütlerden sorumlu olan arkadaş; ya çıkın deyin ki “Bizim kurultaylarımızda şaibe olmaz, asıl senin kurultaylarında şaibe olur” de. Ben de başka ne diyeyim? Bunları söyledim, video çektim evimde, bunları söyledim. Şimdi siz bana diyorsunuz ki “Kayyumu niye kabul ettin?” Allah Allah, ortada…

Soru: Ama bakın, ben şu anda seçmenin, partililerin sorusunu yöneltiyorum size. Burada yaşanılanlar, bundan sonra sizin bu kararı kabul ediyor olmanızdı. Diyorlar ki; “Kılıçdaroğlu’nun kayyumdan ne farkı kaldı bizim gözümüzde?” Ben de diyorum ki size, sizin kayyumdan farkınız nedir?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bakınız, kayyum uygulamasını asla kabul etmedim. Ne farkı var? Kayyum bir kaymakam geldiğinde istediğini yapar. Ama biz bir karar aldığımızda normal bir genel başkan olarak… Çok özür dilerim bilmediğim için söylüyorum, kaymakam mı gelir?

Gazeteci: Belediyelerde kaymakam gelir diye biliyorum ben ama… Hayır, bu ayrı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bakın, bu mutlak butlan ayrı. Parti meclisi var, parti meclisinden şeyi… Merkez Yönetim Kurulu’nu biz oluşturuyoruz. Disiplin Kurulu var. Bakın, Disiplin Kurulu; Merkez Yönetim Kurulu’nun yaptığı bir uygulamayı Disiplin Kurulu bozdu. CHP’nin tarihinde ve CHP’nin kendi hukuk metinlerinde disiplin kuruluna müdahale yoktur, bağımsız karar alır. Bakın biz bir karar aldık, kararı bozdu; “Hayır bu olmaz” dedi, biz itiraz edemeyiz ona.

GENEL BAŞKANLARIN GENİŞ YETKİLERİ VARDIR AMA BEN TÜM YETKİLERİ KULLANMIYORUM

Soru: Ama orada şöyle bir sorun var, şununla suçlanıyorsunuz: “Merkez, MYK bu kararı alamaz. Bu kararı parti meclisi alır.” Sizin tüzüğünüz böyle söylüyor.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Geçmişte de uygulamalar var, geçmişte de uygulamalar var. Bakın ben size Siyasi Partiler Yasası’nın –yanlış hatırlamıyorsam– 17. maddesi var; bütün yetkiler genel başkana bırakılmış vaziyette. Siyasi partilerde böyle, geniş yetkileri vardır genel başkanların ama ben bütün o yetkileri kullanmak gibi bir şeyim yok. Yine partinin geçmişte olduğu gibi kurallarını koyuyoruz. Parti meclisimiz var, merkez yönetim kurulumuz var, disiplin kurulumuz var.

Kayyum gelse bunların hiçbirisi olmayacak, hiçbirisi olmayacak. O nedenle kayyum… Şimdi vatandaşa kayyum olarak şey diyorlar, lanse ediyorlar. Hayır, öyle bir şey yok. Normal parti eskiden neyse; Merkez yönetimi var, partinin disiplin kurulu var, partinin parti meclisi var, partinin il başkanları var, partinin ilçe başkanları var, partinin belediye başkanları var. Geçmişte nasıl varsa, kurallar çalışıyorsa aynı kurallar yine çalışıyor. Yönetmeliği, tüzüğü hepsi uygulanıyor, hepsi uygulanıyor.

Kaymakam atanmasın da bir iş adamı atanır, ne olacak yani? Veya bir partili atanır kayyum olarak. Bakın bir şey daha ifade edeyim; kayyuma karşı çıkanlar, daha sonra mutlak butlana karşı çıkanlar, sonra partiye kayyum atansın diye girişim şey ettiler ya… Dillendirdiler bunu ya, partililer ya! Şu anda milletvekili. Akıl tutulması var, gerçekten akıl tutulması var. Neden biliyor musunuz? Arınmadan korkuyorlar, arınmadan. Kirlileri arındıracağım.

Bak burada bu millete söz verdim; bu partinin ahlaki üstünlüğünü koruyacağım. Öyle para pul işine girenlerin bu partide yeri yoktur, çıkar sağlayanların bu partide yeri yoktur. Bunu gayet açık, gayet net söylüyorum; gayet açık, gayet net söylüyorum. Görevine son verilenlerin gerekçelerini olduğu gibi yazıyoruz, niçin bunları yaptığımızı da yazıyorum. Bakın en son mutlak butlan kararında adı geçenler, para dağıtanlar, şunlar bunlar… Hepsi bir şekilde yazılıyor. Hepsini verdik disiplin kuruluna; “Kusura bakmayın” dedi, “Gidin aklanın gelin, başımızın üstünde yeriniz var. Aklanın gelin.”

BİZ CEZA KESMİYORUZ, TÜZÜĞÜMÜZDEKİ UYGULAMAYI YAPIYORUZ

Gazeteciler.. Masumiyet karinesi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Efendim, masumiyet karinesine kimse itiraz etmiyor ki. Aklama nerede olur? Ben mi aklayacağım?

Gazeteciler.. Hayır, aklanmayı neden beklemediniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kimin aklanmasına?

Gazeteciler.. İşte “aklanın gelin” diyorsunuz ya. Aklanıp aklanmayacaklarını, yargı kararını neden beklemeden, masumiyet karinesi diye bir ilke varken cezayı kestiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır efendim ceza kesmiyoruz. Biz tüzüğümüzdeki uygulamayı yapıyoruz. Gidecek mahkemeye, yargıya başvurabilir. Yargı “Burada bir şey yoktur”…

Soru: Yargı aşamasına gelen… Yani şu mu var tüzükte: “Yargılanan her bir parti meclisi üyesi eğer mahkemede yargılama aşamasına geldiyse ihraç için tedbiren uzaklaştırılır.” Böyle bir şey mi var tüzükte?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yani olur tabii, niye olmasın? Tedbiren uzaklaştırılır. Bizim tüzüğümüzde var, tüzüğümüzde var arkadaşlar. Yani siz bir hukuk normunu işletirseniz, hukuk normu yanlışsa gider mahkemeye, beraat eder gelir.

MUTLAK BUTLAN OLAYI SİYASİDİR AMA OLAY ADİ BİR OLAYDIR, PARA HAREKETİ VARDIR

Soru: Sayın Kılıçdaroğlu, biraz önce dediniz ki; “Yolsuzluk davalarına başka bakıyorum, siyasi davalara başka bakıyorum” dediniz. Şimdi Akın Gürlek’i biz 2023 sonrasında tanımıyoruz sadece, bugünkü Adalet Bakanı’nı… Sizin görev yaptığınız dönemde de tanıyoruz. Ben sizin ifadelerinizi okuyacağım: “Akın Gürlek bizim yeni Zekeriya Öz’ümüzdür.” Bu sizin ifadeniz. “Eğer adaleti katleden adam kimdir diye soruyorsanız o kişi Akın Gürlek’tir.” Bu sizin ifadeniz. Diyorsunuz ki; “Bana sadece bir göz kırpın ben gerekeni yaparım zihniyetiyle hareket ediyor.” Bu sizin ifadeniz Akın Gürlek’le ilgili. Kastettiği, gözünü kırpan herhalde Recep Tayyip Erdoğan’ı kastediyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Herhalde.

Gazeteci.. Onu kastediyorsunuz, isim vermemiş olsanız da.

Diğer Gazeteci: Evet.

Soru: Butlan kararından birkaç dakika sonra Akın Gürlek çıktı, açıkçası kararı sahiplenen bir açıklama yaptı. Sizin ifadelerinizle söylüyorum; siz diyorsunuz ki “Akın Gürlek mahkeme kararlarını yönlendiriyor.” Çok net soruyorum: Erdoğan’ın göz kırpmasıyla Akın Gürlek butlan kararına etki etmiş midir? Sizin göreve getirmenize etki etmiş midir? Sizin bu konuda var mı onunla kapı arkası…?

Kemal Kılıçdaroğlu: Az önce söyledim; arka kapı diplomasisini dillendirenler başkaları, benim öyle arka kapı diplomasisi falan filan değil. Benim ne düşüncem neyse, görüşüm neyse hepsini söyledim. Bu davayla benim hiçbir ilgim yok; davayı açan değilim, tanığı değilim, bilmem neyi değilim. Değilim yani.

Soru: Bu kararı sizce Akın Gürlek, Erdoğan’ın etkisiyle mi verdi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Onu hakime sormak lazım, Adalet Bakanı’na değil. Üç yargıca sormak lazım.

Soru:Ama siz bu siyasi davaların etki altında…?

Kemal Kılıçdaroğlu: Sadece onu değil, sadece onu değil; ben Milli Eğitim Bakanı’nın da eleştiriyorum, diğer bakanları da eleştiriyorum, memleketi bu hale getiren Maliye Bakanı’nı da eleştiriyorum.

Soru: Sayın Kılıçdaroğlu, ben size Milli Eğitim kitaplarını sormuyorum, mutlak butlan kararını soruyorum. Yani siyasi bir karar soruyorum ve siz diyorsunuz ki…

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben de aynı şeyi söylüyorum. Adalet Bakanı’nı eleştiriyorum. Doğru, yazıyorsunuz, söylüyorsunuz. Erdoğan’ı eleştiriyorum. Ne söyleyeyim?

Soru: Diyorsunuz ki; “O siyasi mahkeme kararları Erdoğan’ın göz kırpmasıyla Akın Gürlek’in yönlendirmesinden dolayı.” Sizin mutlak karar da böyle mi oldu diyorum?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ne söyleyeyim? Söylemişim zaten.

Soru:”Mutlak butlan kararı siyasi bir karardır” cümlesini kuruyor musunuz, kurmuyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Mutlak butlan kararı… Olay siyasidir.

Soru: Karar?

Kemal Kılıçdaroğlu: Olay siyasidir, karar farklıdır. Yani bir düşünceden ötürü değil, para hareketi var orada. Bir siyasi partiyle ilgili bir olay bu ama olay adi bir olay.

Soru: Siyasi karardan kastımız; iktidarın yargıya müdahalesiyle alınan bir karar mı, değil mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Onu bilmiyorum. Nereden bileceğim ben şimdi? Nereden bileceğim? Şimdi alt mahkeme karar verdi değil mi? Alt mahkeme dedi ki; “Ben bakmıyorum buna, geçmiştir.” Ne oldu? Ben buna itiraz mı ettim? Alt mahkeme karar verirken Erdoğan üç hakim yerine bir hakime daha rahat şey derdi, demin nüfuz ederdi, hemen şunu şöyle yaz derdi.

BÜYÜK SERMAYE HAREKETLERİNİ, OPERASYONLARI ARAŞTIRIYORUZ

Soru: Peki şimdi dediniz ya “Nereden bileyim ben bu kararın siyasi bir karar olup olmadığını.” Ama kimi kararları da siyasi karar olarak tanımladınız yani.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet, evet.

Soru: Farkı nasıl koydunuz? Nereden anlıyorsunuz siyasi bir karar olup olmadığını?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben hala şunu da soruyorum mesela bakın; en son bazı sermaye çevrelerine büyük operasyonlar yaptılar.

Soru: Beyaz et operasyonunu mu söylüyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır hayır, Operasyonlar yaptılar yani. Şimdi bu operasyonları… En son kanatlı beyaz et operasyonları yaptılar. Ertesi gün mü aldılar, üç gün sonra mı kararları geri aldılar? Şimdi biz bunları eleştireceğiz. Şimdi bu kararları kim alıyor, hangi gerekçeyle alıyor? Orada büyük sermaye hareketleri var mı? Yani sermaye aktarmaları var mı? Birileri buradan nasipleniyor mu, nasiplenmiyor mu? Bunu araştırıyoruz.

Bütün yargıçlar Erdoğan’ın talimatıyla hareket ediyor dersek bu çok büyük bir hatadır. Bu yargı ve yargıcı töhmet altında tutmaktır. Bazı yargıçlar olabilir. Ama bazı yargıçların onuru vardır. Bu karar, mutlak butlan kararı, sıradan bir karar değildir. Bütün ders kitaplarına girecek. Çünkü bizim tarihimizde bir ilk. Bir siyasal partinin kurultayının yok sayılması. Gerekçeleri. Bunlar ders kitaplarına girecek. 

Yargıtay’a gidecek, ne yaparlar bilmiyoruz yani. İtiraz edildi. 

SORU: Partiyi arındırma görevini size kim verdi? 

Kemal Kılıçdaroğlu: CHP7nin tarihi. CHP’nin tarihinde böyle bir şey yoktur. CHP’nin ahlaki üstünlüğü tartışılmazdır ve CHP bunu korumak zorundadır. Benim görevim bu. Parti kuruluşundaki ahlaki kodlara dönmek zorundadır. 

Soru: Veysel uyanık’ın durumu. Babası itirafçı olan…

Kemal Kılıçdaroğlu: Babadan ötürü çocuğu niye yargılıyorsunuz? Beş, 10, 17 yaşında olsa tamam. Bu çocuk iyi bir eğitim almış ve PM üyesi. 38 öncesi PM üyesiydi. Mahkeme karar veriyor, PM aynen geliyor. Onu özel olarak dışarıdan alıp getirip MYK üyesi yapmadık. Amerikada eğitim almış, birkaç yabancı dil biliyor. PM’ye seçilmiş. Bizim siyasetçi yetiştirmemiz lazım, genç bir arkadaş. Çocuk çalışkandır. Bilseydim keşke onu da getirseydik. Dikkatli, güzel konuşur. Ekonomi konusunda son derece yetkin. Babası yüzünden oğlunu suçluyorsunuz, bu gazetecilik değil. 

Önümüzdeki dönemde ön seçim zorunluluğu getireceğim. 

SORU: Sizin arınma konusundaki bu kadar yoğun şekildeki anlatımınızdan diye sordum. Babayı ihraç ettiniz mi? 

Kemal Kılıçdaroğlu: İtirafçı. Herşeyi söyledi. Söyledi yani. Gerçeği söyleyen bir insanı nasıl partiden atarsınız? Para alanla vereni aynı kefeye koymamak gerekiyor. Para alıyorsa ve oyunu kullanıyorsa o olmaz. Ama para aldığını görüyor bunun tanıklığını yapıyor. Tanığı atmak olmaz, olmaz efendim. 

PARA PUL İŞİNE GİRENLERİ BU PARTİDE TUTMAYACAĞIM

Soru : Türkiye kamuoyunun sorduğu soruları size… Güzel, bunlar hep sorulduğu için soruyoruz. Neden? Çünkü bakın, “Arınmayla ilgili söyleminizi inandırıcı buluyor mu?” diye soruluyor çeşitli anketlerde; bulmadıklarını söylüyorlar. Neden sizce? Mesela bu tür tercihler etkili olmuş olabilir mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bilmiyorum. Samimi söylüyorum, bilmiyorum. Ama ben yaptığım bir şeyi çok iyi biliyorum; yani para pul işine girenleri bu partide tutmayacağım. Tutmayacağım yani. Gerekçelerini de yazıyoruz. Yani disiplin kuruluna sevk ederken hangi gerekçelerle bunun partiyle ilişkisinin kesildiğini yazıyoruz. Onun şu hakkı var ki; gidiyor yargıya başvuruyor, yargıda kazanırsa zaten geri geliyor.

Soru: Seçmen niye inanmıyor sizce? CHP seçmeni neden inanmıyor?

Kemal Kılıçdaroğlu: Televizyonların tek taraflı, tek boyutlu yayın yapması nedeniyle.

BİZİM DÖNEMİMİZDE SOSYAL MEDYAYA DEĞİL SADECE TELEVİZYONLARA ÖDEME VARDI

Soru: O zaman tam da bu noktada gelelim şeye… Şimdi iki gündür yine önemli ölçüde Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in bir açıklaması gündemde biliyorsunuz. Özgür Özel yönetiminin bazı televizyon kanallarına, gazetelere ve sosyal medyadaki kimi hesaplara toplam 755 milyon liralık ödeme yaptığını iddia etti. Bu parayla size kumpas kurulduğunu ileri sürdü. Yani bu paralar verildi sırf sizin aleyhinizde yayınlar yapılsın diye. İsim isim açıklar mısınız Sayın Kılıçdaroğlu, kime gitmiş bu paralar?

Kemal Kılıçdaroğlu: Televizyon kanallarını bilmiyorum. Doğrusunu isterseniz ben hani partinin muhasebesine gideyim bakayım ne oldu, neler oldu… Geçmişte da Cumhuriyet Halk Partisi’nin bazı televizyon kanallarıyla protokolü vardı, biz onlara belli bir bedel öderdik. Bu protokolü Sayıştay denetlerdi, kabul ederdi; Anayasa Mahkemesi denetlerdi, kabul ederdi. Bunlar resmi, meşru şeyler. Ama sosyal medyayla ilgili bir harcamamız yoktu. Bu sefer sosyal medyaya büyük paralar ödenmiş, doğru.

Soru: O zaman niye… Bir dakika, bir dakika, bir dakika, bu iddia ilk defa gündeme gelmiyor, aylardan beri konuşuluyor ve belirli televizyon kanallarının ismi gündeme geliyor. Şimdi dolayısıyla siz eğer “Televizyonları bilmiyorum ama sosyal medyada…” derseniz…

Kemal Kılıçdaroğlu: Televizyonları biliyorum. Biliyorum derken, zaten sözleşme yapmışız.

Soru : Milletvekili Öztürkmen televizyonları da içine katarak bu parayla Kılıçdaroğlu’na kumpas kurulduğunu ileri sürüyor. Herkes töhmet altında kalıyorsa?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır, sürebilir yani, olur mu böyle şey? Sözcü Televizyonu’nun ismi geçti. Dediğim gibi kimlerle, hangi televizyon kanallarıyla protokol yapıldığı zaten partinin arşivinde var yani. Tabii Sayıştay denetiminden geçiyor. Sosyal medya hesapları, tabii sosyal medya için ödenen paralar da onlar da var yani partinin kayıtlarında. Sanki bunlar gizli paralar falan değil yani.

Soru: Sizin döneminizde de oldu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Benim dönemde sosyal medya yok, sadece televizyon kanalları… Evet, televizyon kanalları vardı. Televizyon kanallarıyla sözleşme yapardık, onun bedelini sözleşmeye göre öderdik. Sayıştay gelir denetlerdi, Anayasa Mahkemesi’nin denetiminden geçerdi. Meşru, yasal bir şey yani. Ama sosyal medyaya tabii büyük paralar ödenmiş ama ödenir tabii yani, niye ödendi diyemeyiz yani.

GAZETECİLERE YÖNELİK İTHAMLARI KABUL ETMEDİK VE O KİŞİYİ PARTİDEN UZAKLAŞTIRDIK

Yok hayır, öyle bir… Yani bir sefer bir kişi bunu dillendirdi. MYK üyemizin yanında çalışan birisi bunu dillendirdi; bir toplantı sırasında dillendirdi derken, böyle merdivenden çıkarken gazetecilere bir şeyler söyledi, onu hemen partiden uzaklaştırdık. Yok ya, öyle bir şey yok. Yani biz bu tür ithamlara, gazetecilere, televizyonlara yönelik bir ithamda bulunduk… Ama eleştiri, eleştiri hakkımızı…

Sosyal medyaya, o da kayıtlı, o da kayıtlı. Gazetecileri bilmiyorum yani, şimdi siz söylüyorsunuz ben… Ödeme yapılırsa bu ödemelerin de meşru zeminde yapılması lazım, eğer ödeme varsa yani.

ERSON BEY KAYYUM MU İSTİYOR? PARTİYİ EN KISA SÜREDE KURULTAYA GÖTÜRECEĞİM

Soru: Kurultay… Şimdi mesele şu; bu arada çok sayıda mesaj geliyor, tahmin ediyorsunuz şu an Türk televizyon tarihinin en çok izlenen programından biri oluyor. Bir şeye itiraz var hukukçulardan: Rüşvet alan da veren de suçludur hukuken. Yani siz dediniz ya… Çift taraflı bir suç. Onu düzeltmiş olayım; bir tarafı almış, bir tarafı vermiş, onları ayırmıyor hukuk. Bunu söylemiş olayım, siz zaten kabul görevlisi olarak biliyorsunuz.

İkincisi, milletvekillerinizden itiraz geliyor. İhraç ettiğiniz milletvekillerinin çoğu yazmış; “İşte bir şey çıkıyor, ben para aldım para verdim diyor, itirafçı oluyor, suçsuz ilan ediliyor; biz hiç almadık diyoruz, biz aranacak bir şey olmuyor” diyor. Ama bunları sadece not düşmüş olun, cevap hakkı olduğu için not düşüyorum.

Ama mesela Ersan Şen yazmış, hukukçu; diyor ki; “Kayyum gelseydi kurultaya götürmek zorundaydı partiyi.” Hepimizin gözünün önünde yaşandı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hukukçular otursun, eleştirsinler. Bilmiyorum ama şunu söyleyeyim: Kesinlikle partiyi en kısa sürede kurultaya götüreceğim. En kısa sürede.

Soru: Siz götürmek istemediğiniz için mi götürmüyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır, hayır, hayır. Şimdi götüreceğiz ama şimdi… Şeyler geldi, bakın ne kadar iyi niyetliyiz. Dilekçeler geldi değil mi?

Soru: Yargıtay’a başvurup temyiz ve tedbir kararının kaldırılması temyiz dilekçesini geri çekmek ister misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Karşı taraf zaten, ilk itirazı yapan Özgür Beyler.

AYRINTILAR GELMEYE DEVAM EDECEK…

Demokrat Gündem