Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya

Özgür Özel Yeni Parti başkanı olarak ilk kez canlı yayında

DEMOKRAT GÜNDEM-CANLI ANLATIM-YENİ Parti’yi kurarak Türk siyasetinde yeni bir sayfa açan Özgür Özel, partileşme sürecinin ardından katıldığı ilk televizyon programında Halk TV’ye gündem yaratacak açıklamalarda bulundu. Yargıtay kararlarından belediye başkanlarının katılımlarına, ‘butlan’ tartışmalarından Mansur Yavaş ve Zeydan Karalar’ın durumuna kadar tüm merak edilenleri yanıtlayan Özel, “Gemileri yakmadan siyasette yol yürünmez. Yarından itibaren 200 belediye başkanı partimize katılacak” dedi.

DEMOKRAT GÜNDEM-CANLI ANLATIM-YENİ Parti’yi kurarak Türk siyasetinde yeni bir sayfa

CHP’den ayrılan 91 milletvekiliyle YENİ Parti’yi kurarak Meclis’te ana muhalefet konumuna yükselen Özgür Özel, Yargıtay süreci ve CHP yönetimiyle yaşanan gerilime ilişkin Halk TV canlı yayınında önemli mesajlar verdi.

Yargı kararlarıyla engellenmek istendiklerini ancak her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olduklarını belirten Özel, sokağın ve yerel yöneticilerin YENİ Parti’ye büyük bir teveccüh gösterdiğini vurguladı.

YARGITAY KARARI YENİ PARTİ’Yİ DURDURAMAZ

CHP’nin kurultay sürecine ilişkin Yargıtay’dan çıkması beklenen karara değinen Özgür Özel, geri adım atmayacaklarını ve alternatif planlarının hazır olduğunu söyledi.

Hukuki baskılara tepki gösteren Özel, şunları kaydetti: “Gemileri yakmadan ve kazanmaya mecbur olmadan siyasette yol yürünmez. Yargıtay’ın vereceği karar, kapsamı ve istinaf mahkemesi her türlü kötülüğe teşne olunduğunu gösterdi. Yargıtay denetimine bir gün kala dosyayı yolladılar, o kadar kötü bir talimat alınmış. Türkiye’de onları yetiştiren hukukçular ‘Bu karar alınamaz’ derken alındı. Ancak YENİ Parti aklı bir yere takılmış olarak kalmayacak. Yargıtay kararı YENİ Parti’yi kesinlikle durdurmaz. Mart sonundan itibaren yapılacak seçime girme yeterliliğini kazanmamız lazım. Şu anda seçime girme yeterliliği olan kardeş partiye ihtiyacımız var, hazırlığımız sürüyor.”

“BUTLAN ANLAYIŞINA PARTİYİ YAĞMALATMAYACAĞIZ”

CHP’deki mevcut kayyım/butlan yönetimine ve partinin geleceğine dair sert eleştiriler yönelten Özel, YENİ Parti’nin oylarının yükselişte olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “CHP’nin butlan anlayışı AK Parti’nin işine yarayacak, iktidar yürüyüşüne çelme takacak, biz de partinin imkanlarından yararlanacağız anlayışındalar. Buraya parti bırakılmaz. Mahkeme kararı ne olursa olsun, birilerinin butlan kararıyla partiyi yağmalamasına izin vermemek lazım. YENİ Parti’ye gösterilen teveccüh ortada. Yüzde 23’lerden, yüzde 38 oy aldığımız yerden 55-60’ları görünce bu vakitten sonra YENİ Parti yolunda kararlılıkla gidecek.”

“YARINDAN İTİBAREN 200 BELEDİYE BAŞKANI AYRILACAK”

Özellikle yerel yönetimlerden YENİ Parti’ye kitlesel katılımların başladığını ve kendilerinin özel bir davette bulunmadığı halde sokağın baskısıyla bu sürecin geliştiğini aktaran Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, il ve ilçe belediyelerindeki son durumu şöyle detaylandırdı: “Sokağın ve partililerin muazzam bir talebi var. Dün Bodrum ilçe başkanıyla görüştüm, yüzde 97’si partimize geliyor. Biz belediyelere çağrı yapmadığımız halde Bergama Belediye Başkanı ve tüm üyeler ayrıldılar, ‘İlk biz katılacağız’ diyorlar. Manisa zaten katıldı; Denizli, Burdur… O kadar çok ki. 20 il belediyesinin 19’u birlikte katılma kararı aldı. Yarından itibaren 200 belediye başkanı CHP’den ayrılacak. Öyle bir sel geliyor ki dur diyemiyorsun.”

KİMSE MANSUR YAVAŞ’A ‘SEN BUTLANCI MISIN?’ DEMESİN

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın durumuna da açıklık getiren Özgür Özel, belediye başkanları üzerindeki mahalle ve medya baskısına dikkat çekti: “Bir belediye başkanı veya meclis üyesi ‘Biz YENİ Parti ile beraber değiliz’ demedikçe yanımızdadır.

Örneğin Mansur Bey kendisi henüz YENİ Parti’ye gelmiş değil, çünkü biz onları davet etmedik. Kimse Mansur Bey’e ‘Sen butlancı mısın?’ diye baskı yapmasın. Zeydan Başkan ile de dün konuştum. Davası karar sürecinde olan, baskı gören arkadaşlarımız var. Butlan yönetiminin ve medyanın yaydığı haberler ortada. Zeydan Başkan’ı cezaevinde 11 kez ziyaret ettim; kimse arama giremez. Gelip de bir AK Parti milletvekilinin ‘YENİ Parti’ye geçerseniz başınız derde girer’ dediğini duymadım ama bunu butlan yönetiminden duydum. Gerçekse de yalansa da rezalettir.”

ÖZGÜR ÖZEL’İN KONUŞMASININ SATIR BAŞLARI

Genç muhabir arkadaşımızın hedef gösterilmesi kabul edilemez. Bu iktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni siyaset anlayışını hedefe almıştı. O yeni siyaset anlayışı 31 Mart zaferini getiren siyaset anlayışıdır. Siyasette eşit temsili hedefleyen, üç kademede kadınların Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki temsilini eşit temsil noktasına getirmeye çalışan siyaset anlayışıdır.

O siyaset anlayışı gençlere alan açan; yani sadece sözde “kapılar açık, gelin gençler” demeyen, işte İzmir’de kazandığı 29 belediyenin 14 tanesi gençlerden oluşuyor, 8 tanesi kadınlardan oluşuyor. Bu alanı gençlere açan, gençlere “gel ben siyaset yapıyorum yardımcı ol” demeyen, “gel siyaseti birlikte konuşalım, kurgulayalım, tasarlayalım, hayata birlikte gerçekleştirelim” diyen anlayıştır.

ANKETLER GÖSTERİYOR Kİ YENİ PARTİ GERÇEKLİĞİ VAR

Anketler gösteriyor ki Yeni Parti gerçekliği var. Türkiye siyaset tarihinde ana muhalefet olarak kurulmuş ilk parti. Bir direnişin, bir mücadelenin partisi. Bu çok önemli. Görünen o ki, yine de çok erken söylememek lazım, “Özgür Özel parti kursa oy verir misin?” denildiğinde, yüzde 50’yi geçiyor. Biz CHP’de yüzde 20’lerde sıkışıyorduk. CHP’nin bir özelliği var; kuruluştan sonra da göreceğiz, kurulduğunda birinci parti olan ilk parti olacak. Muhteşem bir şey.

GEMİLERİ YAKMADAN VE KAZANMAYA MECBUR OLMADAN SİYASETTE YOL YÜRÜNM EZ.

Gemileri yakmadan ve kazanmaya mecbur olmadan siyasette yol yürünmez. Yeni Parti aklı bir yere takılmış olarak kalmayacak. Erken bir Yargıtay kararı Yeni Parti kararını kesinlikle durdurmaz. Şu anda seçime girme yeterliliği olan kardeş partiye ihtiyacı var, hazırlığımız sürüyor. Yeni Parti’nin Mart sonundan itibaren yapılacak seçime girme yeterliliğini kazanması lazım.

Bizim aklımızı geride bırakacak durumumuz yok ama Yargıtay’ın vereceği karar, kapsamı, istinaf mahkemesi her türlü kötülüğe teşne olduğunu gösterdi. Yargıtay denetimine bir gün kala yolladı, o kadar kötü. O kadar fena bir talimat almış… Türkiye’de onları yetiştiren hukukçular “Bu karar alınamaz” derken, bu karar alındı.

BİRİLERİNİN BUTLAN KARARIYLA PARTİYİ YAĞMALAMASINA İZİN VERMEMEK LAZIM.

Yeni Parti oluşumu durmaz, her türlü ihtimalin hazırlığı var. Ama en nihayetinde CHP’nin butlan anlayışı; yani AK Parti’nin işine gelecek, CHP’nin iktidar yürüyüşüne çelme takılacak, biz de partinin imkanlarından yararlanacağız anlayışıdır. Buraya parti bırakılmaz. Mahkeme kararı ne olursa olsun, birilerinin butlan kararıyla partiyi yağmalamasına izin vermemek lazım. Bu konuda hazırlıklarımız var.

YENİ PARTİ’YE GÖSTERİLEN TEVECCÜH ÖNEMLİ

Yeni Parti’ye gösterilen teveccüh, her şey yerinde giderse, biz yüzde 23’lerden yüzde 38 oy aldığımız yerden 55-60’ları görünce bu vakitten sonra Yeni Parti yolunda gidecek.

SOKAĞIN TALEBİ BU YÖNDE

Anketler ve sahadaki durum şu: Dün Bodrum ilçe başkanıyla görüştüm, yüzde 97’si partiye geliyor. Biz belediyelere çağrı yapmadığımız halde sokağın talebi bu yönde. Mesela Bergama Belediye Başkanı ve tüm üyeler ayrılmışlar, “İlk biz katılacağız” diyorlar. Manisa katıldı zaten; Manisa, Denizli, Burdur… O kadar çok ki, 20 il belediyesinin 19’u birlikte katılma kararı aldı.

YARINDAN İTİBAREN 200 BELEDİYE BAŞKANI AYRILACAK

Meclis gruplarının durumunu düşünerek belediye başkanlarına çağrımız olmadı. Öyle bir gerçeklik yaşanıyor ki, belediye başkanı bizi arıyor: “Sokakta yürüyemiyoruz. Özel’i niye yalnız bırakıyorsun, sen butlancı mısın?” diyor. Her bir arkadaşımız evinden baskı görüyor. Yarından itibaren 200 belediye başkanı ayrılacak. Öyle bir sel geliyor ki, dur diyemiyorsun. Bunu engelleyemeyiz tabii.

“BİZ YENİ PARTİ İLE BERABER DEĞİLİZ, KARŞISINDAYIZ” DEMEDİKÇE YANIMIZDALAR

Bir belediye başkanı, meclis üyesi çıkıp da “Biz Yeni Parti ile beraber değiliz, karşısındayız” demedikçe yanımızdadır. Ama onların içinde birçok arkadaşımız, bizim de telkinimizle, örneğin Mansur Bey, kendileri Yeni Parti’ye gelmiş değiller. Çünkü biz onları davet etmedik. Ama kimse Mansur Bey’e “Sen butlancı mısın?” demesin.

ZEYDAN BAŞKANI EN AZ 11 KEZ ZİYARET ETTİM.

Zeydan başkan dün aradı; çok yönlü, farklı farklı, çok katmanlı şeyler var. Davası karar sürecinde. Bir yandan birçok belediyemizde “Geçerseniz…” diyen bir medya var. Butlan yönetiminin ona buna yolladığı haberler var. Benim işim yol arkadaşlarımı korumak; cezaevine düşmüş Zeydan Başkanı en az 11 kez ziyaret ettim. Zeydan Başkan ile arama giremeyecekler, hadsiz hadsiz ıvır zıvır konuşuyorlar.

Gelip de bir AK Parti milletvekilinin “Yeni Parti’ye geçerseniz başınız derde girer” diyenini duymadım ama butlan yönetiminden duydum. Operasyona uğrayan başkanlara “Gerekirse şurayla burayla konuşuruz” diyorlar. Gerçekse de yalansa da rezalet.

BİZ İKTİDARA YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ.

Atanmışla işimiz olmaz, seçilmişlerin tamamına saygımız sonsuz. Partimizi yargı yoluyla elimizden alıp yarıştan kaçanlar, “2 milyon CHP’li karar versin” deyince bundan kaçıp halen butlancılık yapanlar orada kalacaklar. Biz iktidara yürümeye devam edeceğiz.

BİZ CHP’Yİ GEÇMİŞTE BIRAKTIK, İKTİDARA YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ

O yüzden şey değil, biz CHP’yi geçmişte bıraktığımız yani butlan yönetimi, butlan CHP’sini zaten muhatap kabul etmiyoruz. Atanmışlar, seçilmemişler. Atanmışlar, işimiz olmaz; seçilmiş tamamına saygımız sonsuz. Bizim partimizi yargı eliyle elimizden alıp seçimden kaçıp “Hangi delegeyle diyorsanız gelin yarışalım” deyince yarıştan kaçıp, “Gelin kardeşim bütün CHP’lilere soralım, iki milyon CHP’li kararı versin” deyince o yarıştan kaçıp, “%90’ı bana oy vermezse ben yokum” deyip o iddiayı koyduğumuz noktada halen butlancılık yapanlar orada kalacaklar. Biz iktidara yürümeye devam edeceğiz.

MİLLET BU BAKIŞ AÇISINI ŞAMAR OĞLANI YAPTI, BİR ŞAMAR DAHA YERLER

Millet bu bakış açısını şamar oğlanı yaptı. Bir şamar daha yerler. Yani ben buna ne tedbir alacağım? Şimdi polemiğe girmek istemem. Dokuz tane milletvekili bu partinin evladını ihraç edip basın toplantısı kürsüsüne çıkıp “Yakında yargılanacaklar” falan… Düşünsenize. Sonra işte bu tip laflar falan… Bunların hepsi yeni partiye geçişi durdurma çabası. Türkiye gazetesi butlan adına operasyon gazetesi.

Şimdi ben partiden kimin… Hatta şöyle duyumlar geliyor: “İşte şöyle şöyle olacakmış.” Partinin yöneticisi önce “Yok” diyor, sonra TGRT’ye de çıkıyor birisi isimleri açıklıyor, sekiz gün sonra TGRT’deki açıklanan isimlerin doğru olduğu ortaya çıkıyor. Şimdi bu noktada TGRT televizyonu Butlan CHP’sinin operasyon aracı haline geldikten sonra bunların mektubu okunur mu? Ben bunların çektiği çukura düşersem çıkarken vurgun yerim, o dibe inmemem lazım.

BİZ 91-92 ARKADAŞIMIZLA GRUBU KURDUK

Bunu yapmalarındaki maksat milleti korkutmaktı. Amaçları neydi? “Özgür Özel 40’a kadar düştü, 40 milletvekiliyle ancak grup kurar” diye yemin ediyorlardı o ekranlarda. Biz de 80’in altına düşmeyeceğini biliyorduk. İşte 91-92 arkadaşımızla grubu kurduk. Uğraşsak 95-96 milletvekili olacaktı. 3 milletvekili son dönem istifa etti hep bu butlan kavgasından. Yani bizim oldukça önemli bir gücümüzün olduğu görülüyor.

Bunun dışında orada kalan arkadaşlarımın yarısı, “Ben Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılmayacağım, burada mücadele edeceğim, başaramazsam geleceğim” diyen arkadaşlarımız. Zaten dünkü rakamlar da ortaya çıkardı her şeyi. O yapılan işlerin tamamı bir milletvekili geçişini azaltmak için. Bundan üç beş milletvekilinde muvaffak oldular kendilerince; belediye başkanlarını, meclis üyelerini ve milleti korkutmak için.

DEMİRDEN KORKAN TRENE BİNMEZ

Birkaç arkadaşı ailesinin işleri, çoluğu çocuğu diye kimi istifa etti bıraktı, kimi “Ben kurucu olmayayım, birkaç hafta sonra geleyim” dedi. Siyaset söylenenle değil, gerçekleşenle yapılır. Ama bu büyük uğraşılarının sonucunda bizi 40 vekile düşüreceklerdi, bir tane belediye geçmeyecekti… “Gelme” diyorsun iki yüz belediye geliyor, “Aman durun” diyorsun iki yüz belediye meclisi geliyor.

Bunun karşısında sahadaki yeni parti rüzgarı; yeni siyaset anlayışını kaybetmeyen, 47 yıl sonra birinci olmuş, 23 yıl sonra AK Parti’yi ilk kez yenmiş CHP’nin yeni yönetim anlayışı ve ona yapılan darbeden sonra artık bunun adı Yeni Parti. Ben hep söylüyorum: Demirden korkan trene binmez. Beni dokunulmazlıkla bugüne kadar kim korkutmuş ki butlan korkutacak? Gitsinler işlerine. Böyle işlere kalktıklarında millet bir sonraki şamarı daha fena vuruyor. Kötülük yaptıkça anketler yükseliyor.

SOKAKTAKİ ÖFKE AK PARTİ’Yİ KURAN KADROLARA YAPILAN KÖTÜLÜĞÜN ON KATIDIR

Biz gömlek değiştirmedik, ateşten gömlek giydik. 2002 sürecinde bir tepki vardı ama böyle bir tepki, böyle bir öfke yoktu. O süreçte de devletin AK Parti’nin kurucu kadrolarına yönelik bir takım yaptığı işler vardı ama böylesi yoktu. Tayyip Erdoğan 3 ay hapis yattı çıktı, yanında yatacak kişiyi kendi belirledi, hapiste şiir kaseti çekti, 30 bin ziyaretçi geldi diye övünüyordu.

Bizim Cumhurbaşkanı adayımız bir hücrede tecritte 1 yıl 5 aydır içeride yatıyor. Kırkın üzerinde belediye başkanımıza operasyon yapıldı, 34 belediye başkanımız içeride yatıyor. Belediye meclis üyelerimiz, bürokratlarımız… Her bir arkadaşımızın en yakınına operasyonlar yapılarak bir yıldırma çabası var. Partinin kurumsal kimliği elimizden alınmaya çalışılıyor, partinin genel başkanına darbe yaptılar. Dünün mağdurları bugünün zalimi olmuş, millet bunu görüyor.

TÜRKİYE’DE SOSYAL PATLAMALAR SANDIKTA OLUR

Buradaki sosyoloji bambaşka. Yapılan kötülük çok fazla, buna karşı gösterilen direnç çok fazla, bu dirence bağlanan umut çok fazla. Türkiye siyasi tarihi travmalar tarihidir. Askerin getirdiğine, askerin zorladığına, darbenin yaptığına karşı millet hep demokrasinin yanında durdu.

Korkut Hoca’nın çok sevdiğim bir sözü vardır: “Türkiye’de sosyal patlamalar sandıkta olur.” Anadolu’nun, Trakya’nın bir sandık sabrı vardır; o sandık gelince cezasını keser. Vatandaş sokakta arkana düşüyor ama demokratik sınırlar içinde kalmak istiyor; “Kur partiyi, arkandayız” diyor. Bu, “Ben cevabı sandıkta vereceğim” demektir.

BİNALİ YILDIRIM ARAYIP TEBRİK ETTİ, ERDOĞAN’DAN TELEFON GELMEDİ

Erdoğan’dan tebrik telefonu almadım. Dün Binali Bey aradı. AK Parti’de geçmişte birlikte siyaset yaptığımız arkadaşlar, yöneticiler arıyorlar. Binali Bey’le bizim geçmişten gelen bir diyaloğumuz var; darbe gecesinden sonra, trafik kazası geçirdiğinde ararım, bayramda ararım. Ben bu tip ilişkilere çok önem veririm, Binali Bey de eksik bırakmaz. Ama Sayın Erdoğan’dan öyle bir telefon gelmedi.

AK PARTİ BİZE SALDIRDIKÇA SİYASİ GÜCÜMÜZ ARTIYOR

Ömer Çelik “Biz yokuz” diyorsa Mehmet Uçum’a bakacak. Mehmet Uçum, CHP’ye yapılan darbenin teorisyeni olarak konuşuyor. Geçmişte de CHP içindeki butlan yapısıyla yakın diyalog halinde olduğunu biliyoruz. Mehmet Uçum’un nerede durduğuna bakarsanız Ömer Çelik’in nasıl bir tutarsızlık içinde olduğunu görürsünüz.

Siyaset okuması kuvvetli AK Partililer bu işin kendilerine yaramadığını görmeye başladı. Onları dinlerlerse AK Parti daha az zarar görür. AK Parti’nin bize karşı saldırılarının sürüyor olması gündelik hayatımızı zorlaştırmakla birlikte siyasi gücümüzü arttırıyor.

DEVLET BEY BİZİ DEĞİL, DEMOKRATİK SİYASET HAKKINI SAVUNUYOR

Devlet Bey Cumhur İttifakı’nın bir bileşeni; Özgür Özel’in veya Yeni Parti’nin yanında durmuyor, demokratik siyaset hakkının yanında duruyor. “91 milletvekili bir tercih koymuştur, bu parti siyaset yapmalıdır” diyor.

Ayrıca hazine yardımı konusunda da bir tespitte bulundu. 130 milletvekilinin 90’ı bir tarafa gitmişse hazine yardımının tamamının diğer tarafta kalması konusunun yasal düzenlemeye muhtaç olduğunu söyledi. Bizim CHP’den geçmişe dönük bir hazine yardımı talebimiz yok ama gelecek için bir yasal düzenleme ihtiyacı açık. Cumhur İttifakı ve AK Parti de Devlet Bey’in bu demokratik yaklaşım düzeyine gelse ne güzel rekabet ederiz.

BEN YATILI OKULDA DAYAKTAN YILMAMAYI ÖĞRENDİM

23 senedir siyasi rekabet ediyorduk, o bizi yeniyordu; son sene biz yendik. Biz yenince Sayın Erdoğan masanın altından baltayı çıkardı, kafamıza vurdu. Partimizi elimizden aldı, başkasına verdi; biz de Yeni Parti olduk. Yeni bir saldırı olur mu? Olmayacağının güvencesi yok.

Ama bir tek şeyi bilmeleri lazım: Ben 10 yaşında yatılı okula gittim. Çok kavganın içinde oldum. Ben adam dövmeyi öğrenmedim ama dayaktan yılmamayı öğrendim. Birinin iyi kavga edip etmediğine bakmayın; bugün döver, yarın dövülür. Dayaktan yılmıyorsa ondan korkun. Ben dayaktan yılmam, haksızlığa karşı mücadele azmimi kaybetmem. Yatılı okulda en zor baş edilecek kişi çok döven değil, dayak yese de yılmayan, doğru bildiğinden dönmeyen kişidir.

BAĞIŞ KAMPANYAMIZ YOKTUR, KİMSEYE DOLANDIRILMAYIN

Açılmış bir bağış kampanyamız yoktur. Resmi hesaplarımızdan ve bizim ağzımızdan yapılacak çağrıyla olabilir. Onun dışında tabii yardımcı olmak isteyenlerin ilçelerde, illerde kuruluş aşamasındaki örgütlerimize yardımcı olmaları çok çok kıymetlidir; maddi, manevi ya da ayni inakti. Ama bunların hepsini usulüne uygun bir şekilde yapacağız. Bir yerde bir ilçe binası kuruluyorsa onun çayını almak, şekerini almak, masasını, sandalyesini almak da çok kıymetli bir şey; onları da elbette bekliyoruz.

LOGO VE İSİM KONUSUNDA DİNAMİK BİR SÜREÇ YÜRÜTECEĞİZ

Bu bir logo değil aslında, dünyada da bizim gibi logo kullanımı artık kalmadı. Yurt dışındaki siyasi partiler de isimlerini logo olarak kullanıyorlar. Ufuk çizgisinden doğan bir yenilik hissi… Hani bir logo gibi yorumlanacak olsa altında da bir partinin adı yazıyor zaten: “Yeni Parti”.

Logoyla ilgili çeşitli öneriler var. Siyasi teknik kurulumu yaptık, siyasi kurulumu yapıyoruz. Bunun logo olarak kalıp kalmaması veya ilave bir logonun olup olmamasını anketlerle, odak grup çalışmalarıyla, yapacağımız il ve ilçe kongreleriyle, kuruluşa katkı verenlerle sosyal medya üzerinden dijital olarak ölçceğiz. Şu an için “Yeni Parti” ismi logolaşabilir ya da yeni bir logo tasarımını yapıp oya sunabiliriz; çok katılımcı yöntemler izleyebiliriz.

DİNAMİK VE AKIŞKAN BİR ÖRGÜTLENME MODELİ GELİYOR

Yeni Parti’nin örgütlenme modeli katı değil. “Efendim ilçe kongremizi yaptık, hay Allah sen iki buçuk sene bekle” ya da “El ele oyu ver gerisine karışma” gibi bir anlayış yok. Dinamik, akışkan bir örgütlenme modelimiz olacak; gençlerin çok seveceği, kendilerini dahil hissedeceği, insanların gelip katkı verebileceği bir yapıyla ilerleyeceğiz. Zaten basit bir iş yapıyoruz; ne olacak şunun şurasında, iktidarı değiştireceğiz hep beraber. Ucundan tutacak herkese bir yer var.

DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN E-İMECE TEKLİFLERİ ALIYORUZ

Siyasi tarihin görülmemiş bir imece teklifiyle ve dünyanın dört bir yanından e-imece teklifleriyle karşı karşıyayız. Dünyanın en önemli teknoloji şirketlerinde çalışan isimler, saati binlerce dolar olan emeklerini karşılıksız sunuyor: “Haftada 7 saatimi size verebilirim” diye mail atıyorlar. Bu uzaktan ve e-imece tekliflerini çok değerli görüyoruz. Tüm bu taleplere eski, katı, klasik siyasal örgütlenme yerine akışkan ve katılımcı bir modelle cevap vereceğiz. Alt tarafı 25 yıllık iktidarı değiştireceğiz hep beraber.

MİLLETİN BENİMSENMESİ VE ORGANİK BAĞ SİYASETİN EN BÜYÜK TERAPİSİDİR

Maddi imkânsızlıklar ve organik bağ sorusuna gelince; Kırıkkale’ye gidiyorsun, “Buğdayı biçtim bir ömrü size vereceğim” diyor. Kırşehir’de Hüseyin Can’ı ve Emre’yi ziyaret ettik, çıkışta biri “Mahsulün bir tonunu vereceğim” dedi. Bunlar çok kıymetli. Bankın üzerinden, portakal kasasını ters çevirip konuşmak, köy kahvesinde çorapla sandalyeye çıkıp dertleşmek bize de çok iyi hissettiriyor, hepimize terapi oluyor.

İZMİR VE ANKARA’DAKİ AKSAKLIKLAR BİZE İNANÇ KATTI

İzmir mitingindeki ses düzeni sorunu şöyle gelişti: İlk başta İzmir İl Başkanlığı’nın önüne gitmek istedik ancak orada tedbir alınmıştı. Kalabalık Gündoğdu Meydanı’na yönelince hiç beklemediğimiz bir anda yüz binlere konuşma ihtiyacı doğdu. Ankara’daki bayramlaşmada da kablosuz mikrofon yoktu. Bu tip yoklukları görmek ve insanların bu eksiklikleri gidermek için elini taşın altına koyması yürüyüşümüze değer katıyor. Kürsü yoksa sandalyenin üstüne çıkılır.

TARİHİN KIRILMA ANINDAYIZ: İHANET EDENLERLE DOĞRU YERDE DURANLARI AYIRACAĞIZ

Süreç boyunca en ağır yeminleri edip butlan davasına yalancı şahit taşıyanlar dâhil neler yaşandığını biliyoruz. Tarihin bir kırılma anındayız. Doğru yerde duranlarla ihanet içinde olanları, partinin iktidar yürüyüşünü durdurup Erdoğan’a bir kez daha iktidar kapısını aralamak isteyenleri asla birbirine karıştırmayacağız.

BU SEFER AFFETMEYECEĞİM

Normalde Özgür Özel geçmişe takılmaz, kin tutmaz, çok kolay affeder. Yakınlarım bile bu huyuma kızar. Ama baktım ki insanlarda “Yine mi affedecek?” endişesi var; BU SEFER AFFETMEYECEĞİM.

Bu durum, iktidar olunca onlarla uğraşacağım demek değil; ne halleri varsa görsünler. Ancak benim nezdimde eski itibarlarını göremezler. Parti içinde defalarca bütün haksızlıklar adına özür dileyip kucaklaşmayı seçtim. Ama onlar son gün gelip partinin iktidar umudunu sakatlamak üzere zehrini akıttılar.

BUTLAN ÇETESİNİN TARİHTEKİ YERİ DENİZ GEZMİŞ’İN İDAMINA OY VERENLERLE AYNI OLACAKTIR

Biz iktidar olacağız, millet iktidar olacak, Yeni Parti iktidar olacak. Emekliyle, gençle, çiftçiyle iktidara yürürken çelme takanlarla o çelmeyi yiyip düşmeyenleri bir tutmayacağım. Butlan çetesinin affı yok.

Onların çocukları ve torunları bugün yapılanları savunamayacak. Nasıl ki Deniz Gezmiş’in idamına oy verenlerin çocukları bugün utanıyorsa, bu yapılan iş de Deniz Gezmiş’in idamına oy vermek kadar berbat bir iştir. Benden kötülük beklemesinler ama hiçbir iyilik de beklemesinler.

YAPILAN İŞ AK PARTİ’YLE BİRLİKTE YAPILMIŞ BİR SİYASİ DARBEDİR

Butlan yönetimindekiler sahadaki kopuşu okuyamıyorlar. 14-28 Mayıs sonrası duygusal kopuşu da okuyamamışlardı. Yerel seçimlerde inisiyatif almasaydık tarihsel bir hezimet yaşanacaktı. Yapılan iş, AK Parti’yle birlikte yapılmış bir siyasi darbedir; 28 Şubat’tan, 12 Eylül’den geri kalır yanı yoktur. Seçilmiş bir genel başkanı iktidar partisinin yargı eliyle değiştirmesi kabul edilemez.

CHP’den ayrılırken benim dahi rozeti çıkarırken gırtlağım düğümlendi. Kurucu genel başkanı olduğum yapıdan ayrılmaktan başka çare kalmadığını hissettim. Hepimiz ağlaya ağlaya geldik.

CHP’de mecburen kalan, ağlaya ağlaya orada duran, içinde kötülük veya fırsatçılık olmayan arkadaşlarımız var. Oradaki 18-19 kişilik çekirdek mutlak butlancı yapı dışındaki arkadaşlarımızı aynı kefeye koymayacağız.

YENİ PARTİNİN ADINI BİR SÜRE ÖĞRENEMEYECEKSİNİZ

Yeni Parti’nin adını bir süre öğrenemeyeceksiniz. saldırı görmemesi lazım. O başka birşey ama bir zaman sonra görünür olur tabi. Onun dışında keşke olsa baskın seçim. Bugün yapılan seçimde Yeni Parti’nin desteklediği cumhurbaşkanı adayının seçimi kazanacağına eminim. Erdoğan’ın şu anda seçim kazanma imkanı yoktur. O yüzden de baskın seçimi çok yakında görmüyorum. Erdoğan’ı değiştiririz diyorum. Yeni Parti’nin desteklediği, milletimizle birlikte göstereceğimiz aday kazanır. 

Yüz bin imza ile olur. Partinin adayı olur. Aday kendisi 10 milyon 20 milyon imzayla toplayabilir. EkREM Başkana bir günde 15.5 milyon imza toplandı. Bizim desteklediğimiz Cumhurbaşkanı adayı kazanır ve demokrasi yoluna girer. 

BİZİM AÇILMIŞ BİR BAĞIŞ KAMPANYAMIZ YOKTUR

Maaşların ödenmesi lazım. Araç, gereç, otobüs falan filan… Tabii teyzemler söylüyor; ‘Hiç merak etme evladım, hepsini alacağız sana.’ Ama bu sırada onların dolandırılmaması için bir kez daha söylüyorum: Açılmış bir bağış kampanyamız yoktur. Resmi hesaplarımızdan ve bizim ağzımızdan yapılacak çağrıyla olabilir.”

Onun dışında tabii yardımcı olmak isteyenlerin ilçelerde, illerde kuruluş aşamasındaki örgütlerimize yardımcı olmaları çok çok kıymetlidir. Maddi, manevi ya da ayni, nakdi… Ama bunların hepsini usulüne uygun bir şekilde yapacağız. Bir yerde bir ilçe binası kuruluyorsa onun çayını almak, şekerini almak, masasını, sandalyesini almak da çok kıymetli bir şey. Onları da elbette bekliyoruz.

DİNAMİK VE AKIŞKAN BİR ÖRGÜTLENME MODELİ

Bu aslında bir logo değil. Zaten dünyada da bizim gibi logo kullanımı artık kalmadı. Yurt dışındaki siyasi partiler de isimlerini logo olarak kullanıyorlar. Bu, belli bir harfle ufuk çizgisinden doğan yeni bir güneş. Hani bir logo gibi yorumlanacak olsa, altında da bir partinin adı yazıyor zaten ‘Yeni Parti’ diye. Logoyla ilgili çeşitli öneriler var.

Önümüzde dediğim gibi siyasi teknik kurulumu yaptık, siyasi kurulumu yapıyoruz. Bunun logo olarak kalıp kalmaması veya ilave bir logonun olup olmamasını anketlerle, odak grup çalışmalarıyla, yapacağımız il ve ilçe kongreleriyle, kuruluşa katkı verenlerle sosyal medya üzerinden dijital olarak yapacağımız bazı çalışmalarla ölçeceğiz. Şu an için ‘Yeni Parti’ ismi logolaşabilir ya da yeni bir logo tasarımını yapıp oya sunabiliriz. Çok katılımcı yöntemler izleyebiliriz.

İKTİDARI DEĞİŞTİRECEĞİZ, HERKESE YER VAR

Yeni Parti’nin örgütlenme modeli katı değil. ‘Efendim, ilçe kongremizi yaptık, hay Allah sen bak ondan sonra geldin, iki buçuk sene bekle’… Böyle bir şey yok. ‘El ele oyu ver, gerisine karışma’… Böyle bir şey yok. Dinamik, akışkan bir örgütlenme modelimiz olacak. Gençlerin çok seveceği, kendilerini dahil hissedeceği, insanların gelip katkı verebileceği, bir işin ucundan tutabileceği bir model…

Zaten basit bir iş yapıyoruz; ne olacak şunun şurasında, iktidarı değiştireceğiz hep beraber. Ucundan tutacak herkese bir yer var yani. O yüzden bu katkılara açık bir iş yapmak istiyoruz.

DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN E-İMECE

Herhalde siyasi tarihte görülmemiş bir imece teklifiyle ve dünyanın dört bir yanından e-imece teklifleriyle karşı karşıyayız. Diyor ki: ‘Amerika’nın filanca yerindeyim, şu büyük şirkette çalışıyorum. Haftada 7 saatimi size verebilirim’ diye mail atmış. Emeklerini veriyorlar. Parmağını veriyor ama onun o 7 saatini satın almaya kalksan… Yani dünyanın en önemli teknoloji şirketinde çalışıyor, saati bilmem kaç yüz, bilmem kaç bin dolarlık. ‘Ben bu Yeni Parti’ye haftada 7 saat katkı verebilirim, günleri konuşabilir miyiz?’ falan diyor.

Böyle e-imece veya uzaktan imece tekliflerini çok değerli görüyoruz. ‘Efendim, geçen sefer bizim kaldığımız yerde yeterince taşınmadı, o konuda organizasyon yapacağız’ deniyor. Çok yönlü bir talep, çok yönlü bir heyecan var. Bunlara çok akışkan, çok dinamik, çok katılımcı bir örgütlenme modeliyle cevap vermek istiyoruz. Eski, katı, klasik siyasal örgütlenme yerine… Çok da bir işimiz yok, alt tarafı 25 yıllık iktidarı değiştireceğiz hep beraber. Bunu yapabilecek büyük bir örgütlenme modeli gelecek.

BİR PORTAKAL KASASININ ÜZERİNDE KONUŞMAK

Paranızın olmaması bir avantaj olabilir. Yani gidip bir seçmenin çayını içmek, ona çay ısmarlamaktansa çayını içmek daha avantajlı. Kırıkkale’ye gidiyorsun, ‘Buğdayı biçtim, bir ömrünü size vereceğim’ diyor. Biraz önce şurada yine birisi… Neredeydik? Kırşehir’e gittik bugün. Resmi programımızı ilan etmedik ama Kırşehir’e gittik, Hüseyin Can’ı ve Emre’yi ziyaret ettik. Orada çıkışta birisi geldi, ‘Mahsulün bir tonunu vereceğim’ dedi mesela. Bunlar kıymetli zaten.

Yani şu duygudaşlık önemli: Bankın üzerinden konuşmak, bir portakal kasasını ters çevirip konuşmak, köy kahvesinde ayakkabıyı çıkarıp çorapla sandalyenin üzerinden konuşmak… Organik kılan, dahil hissettiren, bizi de çok iyi hissettiren şeyler. Hepimize terapi oldu onlar.

YOKLUĞU GÖRMEK VE MÜCADELE ETMEK İYİDİR

İzmir’de ilk başta şöyle bir şey oldu: İzmir İl Başkanlığı’nın önüne gitmek istedik, oraya tedbir almışlar. Öyle olunca dediler ki: ‘Gündoğdu Meydanı’na doğru yürüyelim, orası daha geniş falan.’ Öyle bir kalabalık geldi, öyle bir şey oldu ki… Normal şartlarda hiç beklemediğimiz bir yerde yüz binlere konuşma ihtiyacı doğdu.

Tabii oradaki aksaklıklar veya Ankara’daki bayramlaşmada kablosuz mikrofonun olmaması gibi aksaklıklar başka bir motivasyon yaratıyor, destek de getiriyor. Ama yokluğu görmek iyi bir şey. İnsanların bu yokluğu, bu eksikliği gidermek için elini taşın altına koyması; vereceği paranın katbekat mislinde bir değer katıyor yürüyüşünüze, kuruluşunuza.

Kürsü yoksa sandalye üstüne çıkılır. O kısmı çok kıymetli. Hem bizim için büyük bir terapi oldu, insanlar aldılar bizi bağırlarına bastılar. O çok önemli.

TARIHIN BIR KIRILMA ANINDAYIZ

İlk günden beri en ağır yeminleri edip mutlan davasına yalancı şahit taşıyanından tutun da neler neler var… Hepsini biliyoruz da şundan herkes emin olsun: Tarihin bir kırılma anındayız. O tarihin kırılma anında doğru yerde duranlarla ihanet içinde olanları, ilerleyen zamanda iktidar olduğumuzda birbirine karıştırmayacağız. Tarihin doğru yerinde duranlar ile ihanet tarafında duranları, partinin iktidar yürüyüşünü durdurmak, Erdoğan’a bir kez daha iktidar kapısını aralamak için ihanet edenleri birbirine karıştırmayacağız. Herkes bunu bilsin.

BU SEFER AFFETMEYECEĞİM

Çünkü şöyle bir risk var: Herkes bilir ki Özgür Özel geçmişe takılmaz, kinci değildir. Hatta buna yakınlarımdan çok kızanlar vardır, ben çok kolay affederim. Baktım ki insanlarda bu konuda bir endişe var: ‘Ya, bu sefer de affedecek mi?’ Bu sefer affetmeyeceğim.

İşin o tarafı ayrı. Bu şu demek değil: ‘Soyunu sopunu kurutacağım, iktidar olalım onlarla uğraşacağım…’ Yok, ne halleri varsa görsünler. Biz öyle kindarlık ve kötülük peşinde değiliz, bizim işimiz değil. Ama benim nezdimde eski itibarlarını göremezler.

Ben bu partide kapalı grup toplantılarında defalarca anlatmışımdır. Şimdi butlancıların hepsi telefon açıyorlar milletvekillerine ‘Gitmeyin’ diye. ‘Genel başkan çok iyi’ diyorlar, tutup da Özgür Özel’e kötü diyen yok içlerinde. Çünkü biliyorlar ki ben bu süreçte defalarca şunu demişimdir: ‘Bu salonda haklı olanlar vardır, haksız olanlar vardır. Bütün haklılardan, bütün haksızlar adına genel başkanınız olarak ben özür diliyorum arkadaşlar, affedin’ demişimdir. Daha bunun ötesinde ne yapayım?

Bir kişiye kin gütmemişiz, bir kişiye kötülük yapmamışız. Her kötülük yapanı gördüğümüz yerde sarmışız, sarmalamışız, öpmüşüz, koklamışız. Adam gelmiş son gün yine AKP gibi gelmiş, sokmuş. Ama bu sefer ne yaptı? Partinin iktidar umudunu sakatlamak üzere zehrini akıttı. Bunu affetmeyeceğim artık.

YENİ PARTİ İKTİDAR OLACAK

Biz iktidar olduğumuzda sağımızda solumuzda kimse gelip yılışamayacak bu ihanet çetesinden. Biz iktidar olacağız, millet iktidar olacak, Yeni Parti iktidar olacak. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yenilgiye alışmayanları iktidar olacak. Yolundan sapmayanlar iktidar olacak.

Emekliyle, emekçiyle, çiftçiyle, gençlerle, engellilerle, kadınlarla, onların yarın umutlarıyla birlikte iktidara yürürken çelme çakanlarla o çelmeyi yiyip düşmeyenleri bir tutmayacağım tabii. Bu kadar net. Bir baktım çevremizdeki arkadaşlar diyor ki: ‘Yarın sen gelirsin, her şey olur, bu butlancılar yine gelir, sen bunları yine affedersin.’ Yok, onların affı yok. O butlan çetesinin affı yok. Onlar tarihte hak ettikleri yeri alacaklar.”

YAPILAN ŞEY SİYASİ BİR DARBEDİR

Bugün yaptıklarını savunamadıkları için çocukları, evlatları ve torunları adına üzülüyorum. Yoksa benden hiçbir kötülük beklemesinler ama hiçbir iyilik de beklemesinler. Nasıl Deniz Gezmiş’in idamına oy verenlerin evlatları, torunları onları savunamıyorsa Meclis’te, o gün Deniz Gezmiş’in idamına oy verenlerin çocukları utanıyorsa onlardan; bu iş de Deniz Gezmiş’in idamına oy vermek kadar berbat bir iştir yani. Bunu bilirim.

Adam siyasetten, siyasetin gerçekliğinden ve sahiciliğinden o kadar bihaber ki… O yüzden bu hale düşmüşler. Hâlâ okuyamıyor. 14-28 Mayıs’tan sonra da sokaktaki duygusal kopuşu okuyamıyorlardı. ‘Yerel seçimlere gidelim, sonra gemiyi bir yere çekelim’ diyorlardı. Yerel seçimlerde gemiyi batıracaktınız! Eğer biz inisiyatifi almasaydık, tarihin en düşük katılım oranıyla CHP tarihinin en berbat sonucunu alacaktık. Yaptığımız kurultayı öz eleştiriye saydı da millet bu noktaya geldik.

O yüzden sanıyor ki butlanı kabul edeceğim, üç gün tepki sürecek, dördüncü gün devam edeceğiz. Ne var ya, nereye gidiyoruz birlikte partide duran falan… Yaptığının AK Parti’yle birlikte bir siyasi darbe olduğunun, bunun 28 Şubat’tan, 12 Eylül’den geri kalır bir tarafı olmadığının farkında değil. Bir partinin seçilmiş genel başkanını, iktidarını değiştirmek, belli yönleriyle geçmişteki darbelerden çok daha berbat bir şey. Düşünün, bir partiyi seçiyor; bütün bir siyasal sistem ortadan kalkıp da sonra yeniden kurulmuyor. Bir partinin başını iktidar partisi değiştiriyor. Oh, ne âlâ sistem! Bundan sonra böyle demokrasiye ne var?

AĞLAYA AĞLAYA YOLA ÇIKTIK

Ben arkadaşlarıma tek bir şey söyledim: Gerçek butlancı hislerle hareket edenlerle, bugünlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde mecburen ama ağlaya ağlaya kalanları bir tutmayacağız. Ağlaya ağlaya gelenler var. Neden? Doğrusu bu olduğu için geliyor ama CHP’yi bırakıyor.

Benim dahi rozeti çıkarırken gırtlağım düğümlendi. Ben partinin kurucu genel başkanıyım, bundan başka bir çare kalmadığını iliğine kemiğine kadar hisseden kişi benim. Ben rozeti çıkarırken gırtlağım düğümlendi. Arkadaşlar, hepimiz ağlaya ağlaya geldik.

Ağlaya ağlaya kalanların içinde kötülük olmayan, butlandan yana olmayan ya da fırsatçı olmayan bir grup arkadaşımız var. O arkadaşları aynı kefeye koymayacağız gerçek butlancı yapıyla. Yani orada işte 18-19 kişinin dışında geri kalan arkadaşların tamamına böyle bir muamele yapmak mümkün değil. İçlerinde belki birkaç tane başka hesabı olanlar da vardır.

YENİ PARTİDE HERKES YENİ, ESKİMİZ VE KIDEMLİMİZ YOK

Yeni parti eğer kendini doğru anlatır, milletin beklentilerini doğru karşılar ve bundan sonraki süreçte halk bu sahiplenmesini sürdürürse yüzde kırkların üzerine çıkabilir. Çıkacağını görüyorum ve buna inanıyorum. Ama şu kadarını söyleyeyim: Bu konuda böyle oturduğumuz yerden bu iş olmayacak. Yeni partililerin hem çok çalışmaları hem de gönüllerini ve kapılarını çok açık tutmaları lazım. Yeni partinin bir özelliği var; o da şu ki partide herkes yeni. Eskimiz yok bizim, kıdemlimiz yok, partinin tek bir sahibi yok. Partinin sahibi hepimiziz ve hepimiz yeniyiz.

KATI BİR HİYERARŞİMİZ YOK, HER FİKRE VE HER SEÇMENE AÇIĞIZ

Katı bir hiyerarşimiz yok. Elbette bir örgüt disiplini olmak durumunda ama herkes yeni; her fikre, her seçmene, her görüşe açık. Standartları belli yani. Bu ülkenin bayrağıyla, Misak-ı Milli sınırlarıyla, kurucusu ve kurucu kadrolarıyla derdi veya sorunu olmayan herkese bizim kapımız açık. Yoksulluktan, yasaklardan kurtulmak isteyen, eşit ve ortak bir gelecek hayali kuran, dünyanın en adaletsiz vergi sisteminden kurtulmak isteyen herkese kapımız açık. Yani yeni parti kapıyı kapatan veya kendine sınırlar çizen bir parti değil.

AK PARTİ ÇOK YORULDU VE ÇOK BÜROKRATİKLEŞTİ

Yeni parti bir iktidarı değiştirme hedefinde olan, bunu da kavgayla dövüşle değil demokratik yollardan yapmak isteyen, kendini millete doğru anlatan bir parti. Zaten artık bir iktidar değişiminin zamanı geldi. Aynı iktidarın nasıl durgunlaştığı, nasıl sertleştiği, geçmişte kendisine umut bağlamış ve oy vermiş kitlelere karşı bile hem hukuken hem ekonomik olarak nasıl zorbalaşabildiği ortada. Artık dönüp yüzünü seçmene bakmadığı ortada.

Geçen sene veya bu sene, bir ara ‘metal yorgunluğu var, yenileneceğim’ diyorlardı. Mesela bir gençleşme veya yenileşme hamlesini yapamadıkları ortada. AK Parti iktidarı birincisi çok yoruldu, ikincisi çok bürokratikleşti. Siyasetçilere yer yok; AK Parti’de siyasetçiler değil, bürokratlar belirleyici.

Erdoğan’ı kim ikna ediyorsa onun dediği oluyor. Bir takım odakların, Erdoğan sonrası hedeflerin bürokratik oligarşi ile sarmalanmış hali var. AK Parti’de ‘ben siyaset yapacağım’ diyene alan açık değil ama yeni partide siyaset yapmak isteyen herkese alan açık.

ESAS YENİLEŞME ÖRGÜTLER DÜZEYİNDE OLACAK

Yeni parti yönetimine dair teknik kuruluş aşamasını geçiyoruz; MKYK’mız da yeni, örgütten sorumlu yapımız da. Bu yapı süreci kurultaya götürecek. Kurultayda yeniliğin muhafaza edildiği, çok yeni isimlerin yapımıza katıldığı bir yenileşme sürecini yine yaşayacağız. Ama esas yenileşme örgütler düzeyinde olacak. Kurucu il ve ilçe başkanlıklarından sonra esas hedefimiz, yapacağımız kurultay ve öncesindeki kongrelerle örgütler düzeyinde yenilenmek.

YETMİŞ YIL ÖNCESİNİN ÖRGÜTLENME MODELLERİYLE BU SIKIŞMIŞLIKTAN ÇIKAMAYIZ

Esnek örgütlenme modelleriyle, normalde ‘siyaset yapamam, zamanım yok’ diyen herkese siyasetin bir ucundan tutabileceği alanlar açacağız. Yetmiş yıl öncesinin siyasi parti yapılanmalarıyla bugünün Türkiye’sinde devam edemeyiz. Siparişlerin online verildiği, 1,3 milyon motokuryenin olduğu, uzaktan çalışmaların yapıldığı bir çağdayız. Temassız bankacılığın olduğu yerde temassız sendikacılığın, yani fiziki bariyerlerin aşıldığı örgütlenme modellerinin önü açılmalı.

İnsanların hak aramasının, paylaşımının ve siyasi katkısının önündeki mekansal ve fiziksel bariyerlerin kaldırıldığı esnek bir yapılanmadan bahsediyoruz. Türkiye bir önceki yüzyılın örgütlenme kodlarıyla sıkıştı; bu sıkışmışlıktan ancak böyle yeni bir bakış açısıyla çıkabiliriz.

GÖNLÜYLE VERDİĞİ ÜÇ KURUŞ PARA ÜÇ YÜZ LİRALIK HAZİNE YARDIMINDAN FAZLA İŞ GÖRÜR

Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki en büyük derdimiz aidat tahsilatıydı; yeni partide ise para verecek insanlar sabırsızlanıyor. Bir tarafta umut kesilmiş bir siyaset var, diğer tarafta yeniden umut olmuş bir grup var. Para elbette önemlidir; billboardlar, filmler için gereklidir ama çok para sizi seçmenin gönlüne sokmaz.

Seçmen samimiyeti ve sahiciliği fark eder. Beş kuruş paramız olmadan çıktığımız bu yolda gördüğümüz teveccüh bunun kanıtıdır. Aidat ödemek en kuvvetli aidiyeti yaratır; bir yerde aidat aksıyorsa aidiyet ortadan kalkıyor demektir. İnsanın gönlüyle verdiği üç kuruş para, alınan üç yüz liralık hazine yardımından fazla iş görür. Çünkü kişi ait hissettiği için o aidatın düzgün harcanıp harcanmadığının peşine düşer.

SİYASETTE FİNANSMANIN ŞEFFAF OLMASINI SAVUNUYORUZ

Aidat ödediğinde vatandaş ait hisseder ve harcamaları görmek ister. Yeni partinin en önemli farklılığı, hem topladığı parayı hem yaptığı harcamaları anbean şeffaf olarak gösterecek olmasıdır. Siyasi tarihimizde görülmemiş düzeyde, imkanların elverdiği her şekilde şeffaf bir kurumsal yapı göreceksiniz.

Biz siyasi ahlak yasası ve siyasi etik yasası fikrinin sahibiyiz. Siyasette finansmanın şeffaf olmasını savunuyoruz. Bütün zorluklara rağmen yeni partinin siyasetteki şeffaflık, hesap verilebilirlik ve temiz siyaset noktasında eline kimse su dökemeyecek. Vatandaşın o kıt kanaat arttırıp yaptığı yardım hem onu işin içinde tutacak hem de bize büyük bir sorumluluk yükleyecek.

Ben partinin içinde biraz daha zorlamak, mücadele etmek istiyorum diyen olabilir. Atadıkları il başkanlarını nasıl aradıklarını da gördük. Delegeyi evde yazacak, köşede yazacak, kendilerine göre tasarım yapacak, öyle olmayacak işler var ki, benim orda ümidim kalmadığı için, millet de hadi artık dediği için biz Yeni Partiliyiz. Arkadaşların kararlarına saygı duyuyorum. Sonuç almadıklarında yollarımızın birleşeceğine inanıyorum. 

Derhal kurultay isteyen arkadaşın, AK Parti’ye bir kez daha kazandırmama kararlılığı var. Ben o niyetle özdeşim. ama ben orda bir yol bulamadığım için ayrıldım. Başarılı olurlarsa sıkıntı yok. Başarılı olamazlarsa, yani butlancı olmayan ama biraz daha CHP’de zorlayalım arkadaşlara kapımız açık. Eninde sonunda Yeni Parti’nin iktidar yolculuğunda buluşacağız demektir. Her birisiyle konuştum. Her birisinin zorlukları, umutları var. 

Metin, anlamsal bütünlük ve konu geçişleri dikkate alınarak paragraflara ayrılmış, her bölümün başına büyük harflerle kısa ara başlıklar eklenmiş ve yazım/imla hataları düzeltilerek düzenlenmiştir:

BİZ KAZANACAK BİR ADAY GÖSTERECEĞİZ

Sonuçtan bahsedersek, benim kafamdaki sistem şu: Belli kriterleri sağlamak şartıyla —ki bunu söylemem lazım— biz kazanacak bir aday göstereceğiz. Kaybedecek adayla işimiz yok, bu aday genel başkan olsa bile. Anlatabiliyor muyum? Biz, bir genel başkanın ve çevresinin kazanacak adaylar varken kendisinin adaylaşması ya da adaylaştırılması; “Olsun %25 ama biz %51’i buluruz” deyip bulamaması sonucunda kazanacağımız bir seçimi kaybettik. O seçimde Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş aday olsaydı şu an Türkiye bu durumda değildi. Biz bunu görelim.

Biz halen o hatada ısrar edildiği için —ki ben o seçimden sonra kendime bir genel başkanlık değil— “Biz parti yönetimini bırakmalıyız, partinin önüne yeni bir yol açmalıyız ve bu partiyi gururla geleceğe götürmeliyiz. Ben de aday değilim” demişken… “Güvenli liman” falan derken önce bir değişim diyen, sonra da değişim ekibi içinden adaylık kendisine düşmüş birisiyim ben. Ben Kemal Bey 28 Mayıs günü siyaseti, partiyi, cumhurbaşkanı adaylarını, genel başkan adaylarını bıraksaydı, ben de ondan önce bırakmaya hazırdım. Ama bu yapılmadı. Parti bir süreç işletmedi. İşletmediği için sorumluluk bize düştü ve bugünlere geldik.

EKREM İMAMOĞLU BENİM ADAYIM DEĞİLDİ

Şimdi bu geldiğimiz noktada, kendi adaylığım da dahil olmak üzere Türkiye’nin önünü asla kapatmam. Yani kazanacak adayı desteklemek doğrusudur. Benim kararlılığım bu; benim talip olduğum yer bu iktidarı değiştiren partinin genel başkanı olmak. Partinin içinde adı değişti, yeni parti oldu.

Şimdi sizin sorunuza gelince, şu doğru hatırlatmayı yaparak gelmem lazım: Ekrem İmamoğlu benim adayım değildi. Biz hem “Erken seçimin adayı erken belirlenir” mantığıyla, hem de üzerimize doğru gelen yargı baskısı ve kuşatması noktasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayını belirlemesiyle ilgili tüm istişari mekanizmaları çalıştırmıştık. Bütün kurulları topladık, her türlü çalışmayı yaptık ki öndeki cumhurbaşkanı adayımızı belirleyelim. Bunu da ön seçimle belirleyelim dedik.

Ön seçimle belirleme noktasında 1.500.000 üyeye ulaşmıştık biz. 1.250.000’den 1.500.000’e çıkmıştı bizim dönemimizde parti. Benim kişisel bir fikrimi ortaya atmam ve buna rıza oluşması üzerine Şubat ayını “üye kayıt ayı” olarak ilan ettik. “Gelin partiye kayıt olun ve Mart ayında yapacağımız ön seçimde oy kullanın” dedik. 500.000 yeni üye geldi kısa sürede, Şubat’ta. 2 milyona yakın üyemizle Ekrem İmamoğlu’nun da aday adayı olduğu bir süreci işletiyorduk ve 23 Mart tarihinde ön seçim yapacaktık.

Mansur Başkanımız, ön seçime girmeyi kendi açısından doğru bulmadığını ama sonuçlarına saygılı olacağını söyledi. Zaten ön seçim oylaması bitti, oy da kullandı. Ama kendisinin ön seçim adaylığı yoktu.

Ancak Ekrem İmamoğlu Başkanımız ve Mansur Başkan ile kendimizin yaptığı bir toplantıda Ekrem Başkan şunu demişti: “Ön seçimde adayım, seçilirsem, aday olursam eyvallah. Ama dünyanın bin türlü hali var. O durumda emaneti genel başkana teslim ederim.” O “bin türlü hal” içinde diplomayı da tarif ediyordu, hukuki süreci de tarif ediyordu. “Adaylık tutmayabilir, aday olduk seçim yaklaşıyor ama kazanamıyorsun, emaneti genel başkana iade ederim” demişti. Bizim oradaki mutabakatımız geleceğe dönük olarak birlikte hareket etme noktasındaydı.

15.5 MİLYON KİŞİ OY KULLANDI

Şu anda da 23’ündeki ön seçimden önce… Tutukluluk süresi 4 gün, 19’unda Ekrem İmamoğlu’nu aldılar. Niyet belli; o ön seçimi yaptırmamalıydı. Herkes de yapmayacağımızı düşünüyordu. Dedim ki: “Yapacağız.” Ekrem Başkan, “Hani tutuklanırsa ne olacak, serbest kalırsa bak bu şartlarla…” dedi. Dedim ki: “Yapacağız.” Bütün üyelerle ön seçime karar verdik. Üyelerimize de çağrımız şuydu: “Gel, seç, tarihe geç.”

Burada çok mütevazı olmalıyım. O 19 Mart’tan sonraki Saraçhane’deki 7 gün ve o arada Saraçhane’de kalınan, yoğun olarak “Ne yapacağız şimdi?” diye düşündüğümüz günlerde yine yaratıcı bir fikir aklıma geldi. Dedim ki: “Sandığın yanına bir de dayanışma sandığı koyalım.” Çok uzun süredir hep konuştuğumuz seçmen yoklaması meselesi… “Üye olmasa da gelsin Halk Partililer” dendi. “Ya gelsin, bence gelmez ama gelsin. Bakalım o sandıktan ne sonuç çıkacak?” dediler. Arkadaşlar hatta dediler ki: “Bizim sandık bu kadar olur, dayanışma sandığı bu kadar olur.” Dedim ki: “Bak, ben bu işi biraz biliyorsam, bizim sandık bu kadar olur doğru ama 5-6 milyon kişi gelir oy kullanır.” “Hadi canım” dediler; 15.5 milyon kişi oy kullandı.

İMAMOĞLU MİLLETİN ADAYIDIR

O günden sonra Ekrem İmamoğlu ne benim, ne kurulların, ne partinin adayıdır; milletin adayıdır. Ekrem İmamoğlu şu anda 15.5 milyon kişinin adayıdır. Bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Diplomasını iptal ettiler. Birinci kademe, ikinci kademe, istinaf aşaması falan derken bu işin Danıştay aşaması da var. Ama orada zorluklarımız var. Çoklu davalarla, 20-21 davayla uğraşıyorlar. Bunlardan her türünü açıyorlar; birini istinafta kesinleştirip önünü keselim falan diye… Zorluklar var. Kendisinin tutuklu olma gibi bir zorluğu var.

Ama tüm zorluklara rağmen şu anda milletin adayı Ekrem İmamoğlu’dur. Bunu görelim. Ekrem İmamoğlu ne CHP’nin adayıdır ne Yeni Parti’nin adayıdır; milletin adayıdır. Bunu görmek lazım. Ancak kendisinin ve şartların getirdiği üzere Türkiye’nin geleceğiyle ilgili durumları hem kendisiyle yaptığımız görüşmelerde ortaya koyduk. Geçmişte de “Başıma bir hal gelirse genel başkanım…” demişti. Çaresiz bir mevkide değiliz, bu mevkideyiz; ama öyle ümitsiz, umutsuz bir mevkide de değiliz.

Bilinen noktada, Ekrem İmamoğlu’nun aday yapılmaması için yapılan her şeyin bedeli Tayyip Erdoğan ve AK Parti tarafından ödeniyor olmalıdır. Yani bunu bir görelim. Tayyip Erdoğan rakibinden korkan, onun diplomasını iptal ettiren, kendi diplomasını ispat edemediği halde rakibinin diplomasını iptal ettiren ve rakibi aday olmasın diye onu hapse attıran birisidir ve bunu göze almıştır. Bunun siyasi bedelini ödemelidir. Bunun görünür olmasını kimse engellemesin.

“Yeni parti oldu Ekrem İmamoğlu…” Hayır! Milletin adayına karşı Cumhurbaşkanı, kendinden sonraki cumhurbaşkanına darbe yapmıştır. Kendinden sonraki Cumhuriyet Halk Partisi’ne darbe yapmıştır. Bir partinin cumhurbaşkanı adayını, genel başkanını ve kurumsal kimliğini hedef almıştır. Bizi adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma ve lidersizleştirme kumpasını kurmuştur. Bunu yapan Recep Tayyip Erdoğan ve onun saray düzenidir. Onun etrafındaki bir grup bürokrattır, bir grup bürokratik oligarktır.

EKREM BAŞKANIN ADAY OLAMAMASI DURUMUNDA

Bu vakitten sonra bir aday gösterilecekse bu adayı millet gösterdi, millet değiştirebilir. Bu konuda Ekrem İmamoğlu’nun ne düşüneceği önemlidir. Önümüzdeki süreçte atacağımız adımlar önemlidir. Benim temel yaklaşımım, Ekrem Başkan’ın aday olamaması durumunda Ekrem Başkan kadar güçlü bir adayın millet tarafından adaylaştırılmasıdır.

Ve bu noktada Yeni Parti de üstüne düşen sorumluluğu yerine getirir. Çünkü biz de milletin gözünün içine baktığı bir yeni partiyiz. Yeniyiz biz. Bu noktadan sonra temel yaklaşım milletin dediğidir. Yani Özgür Özel’in dediği olmaz, Yeni Parti’nin zorladığı bir şey de olmaz.

Ama Yeni Parti’nin özelliği şu: Bu partinin genel başkanı; bir önceki genel başkanı, son dört kez kazandığı genel başkan seçiminin ilkinde “Sokak böyle demiyor beyler” diyerek itiraz etmiş, “değişim” demiş birisidir. Değişim umudunda gençlerle, kadınlarla, Ekrem İmamoğlu’yla, örgütle, milletle bir araya gelmiş; sokağın sesini dinleyen ve onu dinledikçe de doğru işler yapan, bugün de sokaktaki desteği buna bağlı olan bir genel başkan.

HEDEFİMİZ TÜRKİYE’Yİ BİR KEZ DAHA DEMOKRASİ RAYINA SOKMAK

Yeni Parti’nin iyi tarafı, bütün kadroları şu anda bizimle birlikte adeta sokağa inanan, sokağa güvenen, sokağın sesine güvenen, birbiriyle didişen değil dayanışan ve yeni bir siyasi anlayışa %100 mutabık olan arkadaşlar. O yüzden bugün yola çıktığımız 91 milletvekilimizle, örgütlerimizle, sokaktaki bakış açısının da nereye kilitlendiğini bilen ve ne yapmaya çalıştığını bilen insanlarız.

Hedefimiz Türkiye’yi bir kez daha demokrasi rayına sokmak, o sayede ekonomiyi rayına sokmak, o sayede Türkiye’nin başlattığı batılılaşma ve muasır medeniyetleri yakalama, onu aşma, zenginleşme hedefine ulaşmaktır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının —yani “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünün anlamıyla— herkesin bunu hissettiği, “İyi ki bu ülkenin vatandaşıyım” dediği bir düzen kurmak istiyoruz. “Lanet olsun, böyle pasaport hiçbir yerde geçmiyor” dedirtmeyen; başıma bela itibarsızlığından kurtarıp Avrupa’nın tamamının vizesiz olacağı, dünyada da vize sorunu olmayan bir pasaporta sahip ülke yaratmaktır derdimiz.

Herkesin karnının tok olması, işinin olması, Avrupa’nın vizesiz olması, dünyada pasaportun kıymetli ve değerli olması… İsteyenin yurt dışına gitmesi ama bu ülkenin evlatlarının yurt dışında değil, dünyanın bütün yetişmiş beyinlerinin bu ülkede hayal kurması… Biz böyle bir hedefteyiz.

ÖBÜR TARAFTA NE OLMUŞ, AMAN, HİÇ İLGİLENMİYORUZ

O yüzden biz aday belirleme işine hiç takılmıyoruz. Öbür tarafta ne olmuş; aman, hiç ilgilenmiyoruz. Biz o işlerden kurtulduk, geldik burada huzurlu bir ortamımız var. Orada yine o yanlış işler olmuş. Ben artık Yeni Partiliyim; CHP’li olsam insan delirir orada olanlara. Hem çıkan adayını yine seçtireme hem bilmem ne yap… Çünkü organik değil, sahici değil siyaset.

Vaktiyle bizim yerimize grup başkanı atama sürecinde “CHP güçsüzleşecek, Özgür Özel’i yine grup başkanı seçeceğiz” diyorlardı. 105 ile seçildik, 91 ile parti kurduk. Acayip de bir huzur bulduk. Oradaki o işi artık bıraktık biz. Hani soruyu değersiz bulduğum için değil ama orada yaşananlar, karşı adaylıklar, mücadeleler falan önemlidir. Oradaki öbür kuru inat gibi yıllardır bir şey olunmaya çalışılmış, olunmuş. Nitekim bir önceki yayınımızda Faik Öztrak ile ilgili de konuşmuştuk…

EŞİT ŞARTLARDA OLMAYAN BİR SİYASİ ORTAM

Yılbaşı gecesi kendisinden bir yıl boyunca dalga geçenlerle yeni yıla giriyordu yani. Yani ülkenin başbakanı hakkında bu kadar fıkra kitabı vardı. Adam kendi fıkra kitabında, birazcık abartmışlar falan diyordu yazık ya. Yani bir sayfasına Erdoğan’a söyle, Yıldırım Hakkınıza yapılanların bir sayfasına Erdoğan’a söyle. Vallahi seçime kadar güneş yüzü göstermezler adama yani.

CEMİL TUGAY İLE YAŞANAN ZAMANLAMA VE YÖNTEM FARKI

Cemil Bey’in durumu şöyle… CHP’den bir an önce parti kurmalıyız diye istifa etti ve hatta benden yaptığı görüşmede hatta ben dedim ki ya böyle böyle demişsiniz benim rızam yok bu işe dediğimde bana dedi ki ya sizin sırtınızdan birilerinin de yük alması lazım hep biz size yük oluyoruz diyerek böyle son görüşmelerimiz falan böyleydi. “Yeni parti kurulacak oraya gideceğim. Yeni parti kurulmalıdır” dedi.

İZMİR’İ TUTAMIYORUZ

Biz yeni partiyi kurduk. Bilmiyorum Cemil Bey’in durumuyla ilgili ama İzmir’de İzmir’i tutamıyoruz. Bütün belediye başkanı, belediye meclis üyeleri geldiler; “Yeni partiye gelmek istiyoruz” dediler. Cemil Bey’i de tahmin ediyorum. Hani o günkü yaklaşımı belediye meclis üyelerine ve başkanlara “Bir an önce gitmeliyiz” diyordu ama onlar da “Genel başkanla birlikte hareket edeceğiz” diyorlardı.

Şimdi bu tarafından bakarsan biz Cemil Bey’in dediğine geldik veya diğer arkadaşlar. Öbür taraftan bakarsan Cemil Bey biraz acele etti. Biz bir disiplin içinde bir süreç getirdik. Ama yani biz bizimle yolunu kesiştirmek isteyen, bizimle meselesi olmayan herkesle bir arada oluruz. Hani Cemil Bey’le benim kişisel olarak hiçbir sorunum yok ama Cemil Bey’le bizim zamanlama sorunlarımız var.

HALK TV’NİN TUTUMU MESLEKİ VE TARİHİDİR

Halk TV’nin takındığı tutum bir kere ticari bir tutum değil. Halk TV’nin takındığı tutum mesleki bir tutum ama tarihi bir tutum. Çünkü herkesi korkuttular, sindirdiler. Şimdi Halk TV… Mesleğini yapan gazeteciler işini yapıyorlar falan. Halk TV’yi bir hedefe böyle süreçlerde koyuyorlar.

HALK TV’Yİ YIKMAYAN HER RÜZGÂR GÜÇLENDİRİR

Ama ben bir şey söyleyeyim: Özgür Özel hedef, Ekrem İmamoğlu hedef, o hedef, bu hedef… Millet öyle bir sahip çıkıyor ki; şimdi yeni parti çıktı ve yoluna devam ediyor. Halk TV’yi yıkmayan her rüzgâr, her darbe bence güçlendirir. Milletin gönlünde çok başka bir yerle anılıyor. Yani işte patronuna yapılanlar ortada, çalışanlarına yapılanlar ortada.

Zaman zaman neler yaşadığınız… Hani teker teker hep birlikte Halk TV’nin uğradığı her şeyi hep beraber yaşadığımız için; kısa zamanda tekrar bilmiyorum ama gözaltılar, tutuklamalar, işte yurt dışı yasakları, onlar bunlar… Bir takım iftiracıların konuyla alakası olan bir adam, bir kelime yakalayıp oradan kriminalize etmeler falan…

MİLLET HALK TV’YE YAPILANI KENDİNE YAPILMIŞ SAYAR

Ama bu işleri biraz biliyorsam ve AK Parti ve Cumhur İttifakı’nda birazcık bu işlerden anlayan birileri varsa, halk da böyle sahipsiz bir yer değil. Bu milletin gönlünde bambaşka bir yeri var. Halk TV’ye yapılanı ve yapılacak olanı millet direkt kendine yapılmış sayar.

Ve bunu yapan adam… Yani gençlerin iktidar karşısındaki en büyük sorunu ne? Dinlemek istediğini dinlettirmeyen, kampüsüne gelmesini istemediği sanatçıya yasak koyan, dinlediği sanatçının giyimine kuşamına, sözüne sazına bilmem nesine karışanlara gençler gönül bağını koparmış. Şimdi uğraşıyorlar “O gönül bağını kuracağız” diye. Çok suni kalıyor, o gönül bağı kopmuş bir kere.

NEFES ALMAK İÇİN BAKIŞILAN KANAL

Şimdi bugün AK Parti’nin muhalefeti de aşan bir izleyici kitlesi var. Çünkü o AK Parti’nin yarattığı yankı odalarında milletin nefes almak için açıp baktığı bir iki kanaldan birisi de bu. AK Parti seçmeni bile Halk TV’nin kapatılmasını veya Halk TV’ye bir kötülük yapılmasını meşru görmez. “Biz ne ara buraya geldik” der.

BÜTÜN CEZALAR MUHALİF MEDYAYA KESİLİYOR

Bir tarafta 30 tane kanal iktidarın borazanını çalacak. Bu da devletin televizyonu, devletin ajansları bilmem nesi de dahil… Gerçekleri çarpıtacak, bilmem ne yapacak. Bütün cezalar zaten muhalif medyaya kesilecek falan. Bir yandan da hala Halk TV ile uğraşacaksın ve tutacaksın, Halk TV’ye bir kötülük yapacaksın. Millet o kötülüğü kendine yapılmış sayar ve bunun da çok ağır bedelleri olur. Bunu görüyor olmaları lazım.

BASKI ARTARSA SOSYAL PATLAMA SANDIKTA OLUR

Bir gözü dönmüşlükle işte bir takım yargı kollarının faaliyetleriyle “Biz onu yaptık, bunu yaptık, Halk TV’yi de susturalım” derseniz; Halk TV diye sesini kesersin, başka bir yerde o sesler duyulur. Hiçbir şey olmasa milletin o sosyal patlamayı sandıkta yapacak olan, beş yapacaksa on yapar. O yüzden bunun görülüyor, biliniyor olması lazım. Halk TV gibi bir kanalın yayında olması aslında iktidara güç verir.

“SİYASET DEĞİL, ÇEKİLMİŞ ÇOK FAZLA ACI VE YÜKLENEN BİR SORUMLULUK VAR”

Bir bütün olarak sokakta duyduğum her şey, yani çok fazla dua duydum. “Sabahlara kadar ağladım” diyen teyzeleri duydum. Bunlar sizlerin ekranlarına da yansıdı zaten. “Sabahlara kadar ağladım” diyenler, dua edenler, Ayetel Kürsi okuyanlar, her sabah namaza kalkıp okuyanlar… O kısıtlı emekli maaşıyla yardım etmek isteyenler var. Tespitler de çok anlamlı: “Sana otobüs alacağız” diyen teyze de, “Buğdayı biçtim, bir küçük römork var, satacağım parayı partiye vereceğim” diyen amca da çok anlamlı.

Biz konuşurken ağlayanlar oluyordu. İlk günlerde, örneğin İzmir’de o kötü ses sistemli otobüsün köşelerinden tırmanmaya çalışıyordu insanlar. Acayip bir öfke vardı. Bastıramadığımız bu öfkeyi hep, “Lütfen bu öfkeyi bir enerjiye dönüştürelim, kötü söze dönüştürmeyelim” diye yalvararak yatıştırmaya çalıştım.

PARMAĞIM KIRILACAK GİBİ SIKIP ‘MÜCADELEYİ BIRAKMA’ DİYORLAR

Çıkıyorsunuz, hiçbir organizasyon yok. Yani hiçbir şehirde bir başka şehirden gelen bir kitle olmadan doğrudan halkla buluşuyorsunuz. Bunu çok konuşmak ve anlatmak istedim: Mesela biri gelip parmağımı tutuyor, acıtacak şekilde kıvırıyor. Duyduğu öfkeyi bana yansıtıp ne kadar sinirli olduğunu hissettirmeye çalışıyor. Hâlâ ellerimde şişlikler var; en az 10-15 kez parmağım kırılacak gibi oldu.

Birbirinden alakasız, habersiz insanlar… Gümüşhane’de bir teknede, Ordu’da, Denizli’de, Diyarbakır’da… Parmağımı çevirip, “Mücadeleyi bırakma” diyor. Yani beni seviyor, kızgınlığı başkasına, canımı acıtmak derdinde değil. Şuradan tutuyor —hatta bir grup toplantısında anlattım, millet biraz güldü— tırnaklarını geçirip sıkıyor. “Partiyi bunlara bırakma” diyordu başta. Sonra “Hadi artık kur partiyi, seninleyiz” demeye başladılar. Sözün yetmeyeceğini hissedip fiziki bir temasla mutlaka dokunmak istiyorlar.

O izdihamı, dalgalanmayı, üzerinize gelip temas etme çabasını görürsünüz. Bunları unutamayacağım, çok etkileyici. İlk başlarda birkaç kez yaşayınca “Ne yapıyor?” diyorsunuz ama sonradan bunun genel toplumsal bir reflekse dönüştüğünü görüyorsunuz. Öfkesini hissetmeni, duyduğu acıyı senin de çekmeni ve bunun kulağına küpe olmasını istiyor. Parmağıma, vücuduma o acıyı vererek “Unutma bunu” demeye çalışıyorlar.

Bu siyaset falan değil. Bu, çekilmiş çok fazla acı, duyulan büyük bir kaygı ve üzerinizde somutlaşan —sevgi gibi görünen ama aslında devasa bir sorumluluk yükleyen— bir tutumdur. Biri duasıyla, biri küçücük parasıyla, biri başka bir şeyiyle sürekli aynı kararlılığı vurguluyor. Bu açıdan yaşananları unutmam mümkün değil.

İNSANLAR BİR KURTARICI, BİR ÇIKIŞ YOLU ARIYOR

Tüm bunları kesinlikle şahsıma alıyor değilim. Ben 1333 oy aldığımda da demiştim ki: “Üçünü kendime saymam.” Neden? Çünkü insanlar partinin birliğine, bütünlüğüne oy veriyor. Yoksa bütün oyları almak ne demek? Dönemin ruhuna uygun bir duruş sergiliyor millet; “Birlikte olmak lazım” mesajı veriyor.

Sokaktaki bu ilgi karakaşımıza, karagözümüze gösterilen bir teveccüh değil. İnsanlar bir kurtarıcı arıyor ya da öne çıkmış birini görünce “Mecburuz, bunun arkasında duracağız; çünkü bunu da kaybedersek toptan kaybedeceğiz” diye düşünüyor. Bize gösterilen sahiplenmenin temel nedeni budur.

GÖREV BİZE DÜŞTÜ AMA OYUNU KURAN MİLLETİN TA KENDİSİDİR

Bir bütün olarak yaşadığımız her şey çok tarihsel. Bu görev bugün bana düştü ama oyunu kuran, görevleri dağıtan, sonuca doğru yürüyen ve yürüten ne benim ne de bir ekip… Milletin ta kendisidir! O yüzden bu hareket çok organik, çok güçlü ve çok gerçekçi. Bu kadar aşırı bir sahiplenme olmasının sebebi de budur. Zaten bizi kurtarırsa yine bu birliktelik kurtaracak.

AĞUSTOS’UN 15’İNDEN SONRA MİLLETLE BİRLİKTE BİR KURULUŞ SÜRECİ BAŞLATACAĞIZ

Mitinglerin ne zaman başlayacağını soruyorlar. Teyzem otobüsü alınca mitinglere tam anlamıyla başlayacağız! Ama 22 ilde yol sorduk, bizi buraya yönlendirdiler. “Nereye gidelim?” dedik, en son yol buraya çıktı. Şimdi altyapıyı kurduk ama sahaya inip insanları sürece dahil etmemiz lazım.

Tahmin ediyorum, Ağustos’un 15’ine kadar olan kısmı tamamlayıp Ağustos’un 15’inden sonra milletle birlikte 1-2 ay sürecek bir kuruluş süreci gerçekleştireceğiz. O sırada il ve ilçe başkanlıkları kurulacak.

ÜÇ BİN NÜFUSLU İLÇENİN KONGRESİNE SÜRPRİZ ZİYARET YAPACAĞIM

Bazı sürprizlerimiz olacak. Örneğin üç bin nüfuslu bir ilçede ilçe kongresi yapılırken bir bakacaklar ben gelmişim. Böyle şeyler yapmak istiyorum. Küçücük ilçelerin kongresine de gideceğim, İstanbul’un kongresine de…

Çok hızlı bir takvim işleyecek, süreci fazla zamana yayamayacağız. Ancak bu sürpriz ziyaretlerle gidip oturacağız; “Bu parti geçmişte burada yüzde 1,5 oy almış, biz bunu nasıl büyütürüz?” diye soracağımız, dinleyeceğimiz, öneriler alacağımız, bazen fedakarlıklar isteyeceğimiz buluşmalar gerçekleştireceğiz.

Milletvekili arkadaşlarımla, eski ve yeni partili yol arkadaşlarımla yaklaşık 60 günlük bir Anadolu ve Trakya saha çalışması yürüteceğiz. Ardından kongrelerimizi tamamlayıp iktidar yürüyüşü mitinglerimize devam edeceğiz.

GÖZ HİZASINDA VE DOKUNARAK SİYASET YAPMANIN TADINA VARDIK

Otobüsün üstü başka bir şey, göz hizasından siyaset yapmak başka bir şey… Biz de, millet de göz hizasında dokunarak siyaset yapmanın tadına vardık.

19 Mart’tan bugüne kadar otobüs üstünde verilen mücadelenin toplum tarafından sahiplenilmesi çok kıymetli. Orada biz bir yargı darbesini o kadar doğru anlatmışız ki, sıra bize gelince toplum dönüp bize de sahip çıkıyor. Biz Ekrem Başkan’a sahip çıkarken şahsına değil, milletin seçtiği bir evladına sahip çıkıyorduk. Millet bunu o kadar doğru anlamış ki, günü gelince kendisi de bize sahip çıkıyor. Allah razı olsun.

3 YILDA NE SAÇ BIRAKTILAR NE SİYAH… DEĞİŞİM FOTOĞRAFLARA DA YANSIDI

Çekimler öncesinde yeni parti rozetleriyle yeni fotoğraflar çektirdik. Eski fotoğraflara bakıyorum, oldukça gençmişiz. Allah razı olsun, 3 yılda ne saç bıraktılar ne siyah… Bazen sosyal medyada yapay zekayla biraz fazla yaşlandırıyorlar ama hakikaten 3 yıl önceki fotoğraflarla bugünküler arasında ciddi fark var. Kimi “İyi oldu, olgunlaştı, lider oldu” diyor, kimi “Eskiden gençlik kolları başkanı gibiydi” diyor.

Ekranlarda giydiğim bu takımı ve kravatı da yeni fotoğraflar için seçmiştik. Arkadaşımız Mehmet Bey yardımcı oldu sağ olsun, en uygun takım buydu.

ŞU ARALAR EN ÇOK ‘YORGUN DEMOKRAT’ KARŞIMA ÇIKIYOR

Lise yıllarımdan beri müzik dinlemeyi severim. Gençler Sertab Erener’in “Yeni Bir Ben Lazım” şarkısını Yeni Parti için çok güzel cover yapmışlar, çok hoşuma gitti. TikTok kaydırırken geceleri yatmadan önce Anadolu’dan paylaşımlar karşıma çıkıyor. Şu aralar en çok “Yorgun Demokrat” denk geliyor. Ahmet Kaya’nın kendi harçlığımla aldığım ilk kasetidir. Hatta değerli bir dostum jelatindir açılmamış orijinal bir kasettir hediye getirdi, saklıyorum.

Normalde miting dönüşlerinde klasik müzik dinleyerek dinlenmeyi severdim ama bu aralar ondan biraz mahrum kaldık.

YORGUN FALAN DEĞİLİM, YORULMAYA HAKKIM YOK

“Yorgun musunuz?” diye soruyorsunuz… Eski Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımıza sorardım, o da “Kötü olmaya hakkımız yok” derdi. Benim de yorulmaya hakkım yok. Yorgun falan değilim.

Hatta hafif tempoda geçen günlerde suçluluk psikolojisine giriyorum. Tıpkı üniversite sınavına hazırlanan çocukların “Bu sene çalışmazsam bir daha çalışamam” stresi gibi… Test çözmediği her dakikayı kayıp gören öğrenci gibi, ben de sahada olmadığım her dakikayı boşa geçmiş zaman gibi hissediyorum. Ama yorgun değilim, seçime kadar da yorulmaya hiç niyetim yok.

Demokrat Gündem