DOLAR 33,0413 0.65%
EURO 36,0249 0.4%
ALTIN 2.559,200,41
BITCOIN 19191511,77%
İzmir
32°

AÇIK

üst menü altı
TİP İzmir Milletvekili Adayı Dr. Özlem Avcı: ‘Laiklik birlikte yaşamanın çimentosudur’

TİP İzmir Milletvekili Adayı Dr. Özlem Avcı: ‘Laiklik birlikte yaşamanın çimentosudur’

ABONE OL
18 Nisan 2023 11:24
TİP İzmir Milletvekili Adayı Dr. Özlem Avcı: ‘Laiklik birlikte yaşamanın çimentosudur’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) İzmir’den Milletvekili adayı gösterdiği, başörtüsüyle de dikkat çeken Doktor Özlem Avcı ile buluştuk. Neden TİP’te olduğunu, İslam ve sosyalizm arasındaki ortak noktaları, kadın haklarını ve gündemi konuştuğumuz TİP İzmir 2’inci Bölge 5’inci sıra Milletvekili Adayı Dr. Özlem Avcı, herkesin birbirine ve haklarına saygılı olduğu, birlikte yaşama kültürünün yeniden hayat bulduğu bir Türkiye için siyasete girdiğini anlattı. Avcı, “Halkın gerçek gündemi ekonomi. Adalet, özgürlük, eşitlik, vicdan, insan hakları, birlikte yaşama kültürünü savunuyoruz. Laik bir ülkede yaşayan Müslüman bir kadın siyasetçiyim. Biz herkesin hakkı için mücadele ediyoruz” dedi.

DEMOKRAT GÜNDEM-RÖPORTAJ HABER-YAYINA HAZIRLAYAN: EMİN ŞANLI-Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekilleri seçimi yaklaşırken partilerin milletvekili adayları da seçmenle buluşmak ve kendilerini tanıtmak için sahaya indi. Son dönemde gazeteci, sanatçılar başta olmak üzere toplumda karşılığı olan sevilen, tanınan çarpıcı adaylarıyla dikkat çeken Türkiye İşçi Partisi (TİP) İzmir’de adaylarıyla sahada. TİP’in Gazeteci İrfan Değirmenci ve baş örtüsüyle dikkat çeken Milletvekili Adayı Doktor Özlem Avcı da İzmir adayları olarak sahada halkla buluşmaya başladı.

""

Türkiye İşçi Partisi milletvekilleri aday tanıtım toplantısından sonra sahaya çıktı. Başörtüsü ile gündeme gelen İzmir 2’nci bölge 5’inci sıra milletvekili adayı Özlem Avcı, Türkiye İşçi Partisini insanları kimliklerine göre ayırmayan emek merkezli bir parti olduğu için seçtiğini belirtti.

Emek ve Özgürlük İttifakı bileşeni Türkiye İşçi Partisi 1’nci bölgede ittifak ortağı Yeşil Sol Parti lehine aday çıkarmadı. İzmir 2’nci bölgeden Özlem Avcı 5’nci sıra milletvekili adayı oldu.

TİP’İN ÇIKARLARI HALKIN ÇIKARLARI İLE ÖZDEŞTİR

Özlem Avcı, Türkiye İşçi Partisini seçmesinin ve İzmir milletvekili adayı olmasının nedenlerini Demokrat Gündem’e anlattı.

HALKIN GERÇEK GÜNDEMİ EKONOMİ

Halkın sesini meclise taşımayı hedeflediğini söyleyen TİP İzmir Milletvekili Adayı Dr. Özlem Avcı, “Halkın gündemi ekonomi ve bunu kesinlikle değinmemiz gerekiyor. Türkiye İşçi Partisi öncelikle emekçinin hakkını koruyan, patronlar saltanatına son vermek isteyen, adalet, özgürlük, eşitlik vicdan noktasında benim de hemfikir olduğum bir parti. ‘Neden TİP’le birliktesiniz?’ denince benim söylediğim hakkaniyetli, adaletli, vicdanlı, şeffaf, samimi ve halka yalan söylemeyen insanlarla bir arada olmak istediğim içindir. Bu yüzden TİP’in içerisindeyim.

""

TİP HALKIN SESİDİR 

TİP’deki arkadaşların ikbal ve koltuk derdi yok. TİP’in çıkarları halkın çıkarlarıyla özdeştir. TİP halkın sesidir. Her türlü hak savunucusunun, emekçinin yanındadır” diyerek ilk hedeflerinin özgürlükler ve başkanlık sisteminin kaldırılması olduğunu ifade etti.

LAİK BİR ÜLKEDE YAŞAMAK İSTEYEN BAŞÖRTÜLÜ BİR KADINIM

Başörtülü olmasından dolayı kendisine gelen tepkileri nasıl karşıladığı sorumuzu yanıtlayan TİP İzmir 2’inci Bölge 5.’inci sıra Milletvekili Adayı Dr. Özlem Avcı, insanları etnik ve ideolojik olarak Kürt, Alevi, Sünni, başı açık-başı kapalı, dindar- dindar olmayan, inançlı ya da ateist diye toplumda ayrımcılık meselesi haline gelmemesi gerektiğini ve bunların kişisel konu olduğunu, kendisini laik bir ülkede yaşamak isteyen başörtülü Müslüman bir kadın olarak tanımladığını belirtti.

""

ÖNÜMÜZDE AFGANİSTAN, İRAN ÖRNEKLERİ VAR

Laikliği kaybetmenin tehlikelerinden bahseden Avcı, “Önümüzde Afganistan, İran gibi örnekler var. Kot pantolon giydim, saçım göründü diye ahlak polisleri tarafından coplanmak çok saçma sapan bir konu. İran’daki, Afganistan’daki kadınları biliyorsunuz. Çuval gibi burka giydiriliyorlar. Kız çocuklarının eğitim hakkı ellerinden alınmış, çalışma hayatında kadının adı yok. Ben önümüzdeki süreçte dinsel baskıların artmaması adına ve dinin bir siyaset aracı olarak menfaate, koltuk ve maddi çıkarlar için kullanılmasına kesinlikle karşıyım. Laiklik bu konuda çimentodur. Din siyasi menfaat aracına dönüştürüldüğünde adı din ticareti olur” diyerek laik bir ülkede yaşamanın önemini vurguladı.

SAMİMİYET YOK MUYDU?

Özlem Avcı, Yeniden Refah Partisi ve HÜDA-PAR’ın Cumhur İttifakına katılmasının ardından İstanbul Sözleşmesinin ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun gündeme gelmesini de değerlendirdi.

İstanbul Sözleşmesinin kadına karşı şiddeti karşısına alan bir sözleşme olduğunu vurgulayan TİP İzmir Milletvekili Adayı Özlem Avcı, “İstanbul Sözleşmesi 2011 yılında imzalanmış ve 2014 yılında da yürürlüğe girmiş. Buna ilk imza atan ve meclisinde onaylayan ülke Türkiye. Adı üstünde İstanbul'da yapılmıştır ve bundan ilk çıkan da Türkiye oldu. Yani neden, bu bir takiyye miydi, samimiyet yok muydu? Şimdi kadına karşı şiddeti, aile içi şiddeti karşısına alan bir sözleşme biliyorsunuz. Burada bizim için ülkemizde kadının ve ailenin korunması çok önemlidir” dedi.

""

BEN ONLARIN DİNİNDEN DEĞİLİM

İktidarın dini söylemlerini eleştiren Avcı, “Benim inancım Kur'an merkezli bir inanç. Ben herhangi bir mezhebin mensubu değilim. Bunların İslam kaynaklı, Kur'an kaynaklı olmadığını biliyorum. Ben onların dininden, Sünnilikten değilim. Tarikat, cemaatler İslam’da yok. Dini hurafelerin karıştırıldığı bir din ve dolayısıyla menfaat yolunda kullanıma çok açık. Cahillik ve bilim dışılık da var.

Komünizm ideolojisinde din olmayabilir ya da TİP’li arkadaşlar bu ideoloji de olabilir ama önemli olan dindar olduğum için bir dışlanma olmaması ve bunu hiç hissetmedim. Çünkü dediğim gibi eğer hak sömürüsü söz konusuysa bu dindarlık bunun engeli değil. Aslında İslam sosyalizme yakın bir din diyerek "dini baskı aracı olarak kullanıp siyasete alet olma" tehlikesinin altını çizdi.

DAYATMA HADSİZLİKTİR

Millet İttifakının Cumhurbaşkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun muhafazakar vatandaşlara verdiği “Helalleşme” sözünü değerlendiren Avcı, “Bu söylemi olumlu buluyorum. Toplumda karşılığı olup olmadığını göreceğiz. Çünkü bu kavramlara haksızlık yapıldı. Benim inancım ve inandığım din sömürülüp siyaset aleti haline getiriliyorsa bu haksızlıktır ya da seküler bir insanın görüşüne yapılan dayatmalar haksızlıktır.

Hiçbir ideoloji kimseye dayatma yapmamalı, bunun sınırlarının çizilmesi lazım. Benim dilimde dayatmanın karşılığı hadsizliktir. Herkesin bir hayatı var ve kimsenin haklarına haksızlık etmediği sürece herkes özgürce yaşam hakkına sahiptir” dedi.

TİP İZMİR MİLLETVEKİLİ ÖZLEM AVCI İLE YAPTIĞIMIZ SÖYLEŞİNİN TAMAMI:

DEMOKRAT GÜNDEM:  Saha çalışmalarınız nasıl olacak, seçmene neler söyleyeceksiniz, onlara neler anlatacaksınız?

Özlem AVCI:  İzmir'de saha çalışmalarına partimizin yaptığı program dahilinde başladık. Seçmenin özellikle gündeminde olan konu ekonomi. Ekonominin çok bozulmuş olması. İnsanlar et, süt, kuru soğan fiyatlarının bu kadar pahalı olduğu bir dönemde hiç yaşamadı. Malum üretimin ve besicilik alanında üreticilerin desteklenmemesi, mazot fiyatlarının çok pahalı olması, tarım alanlarının imara açılması, besicilikte süt ineklerinin dahi kesime gönderilmesi hep fiyatları uçurdu. Halk gerçekten yoksullaştı. En temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz duruma geldi. Çocuklarımız beslenemiyor. Maalesef bodur bir nesil gelişecek. Halk en temel gıdaları, et, süt, yumurta bunları alamıyor. Çocukların beslenme çantaları boş. Bunlar çok önemli.

""

D.G: Laiklik ülkemizde üzerinde en çok tartışma yapılan konulardan biri. Size göre laiklik nedir, neden önemlidir? Laiklik adına Türkiye’de bir zaman başı örtülü kızların eğitim hakkı bile kısıtlanmıştı. Özeleştiri yapmak gerekiyor mu?

LAİKLİK TÜM İNANÇLARIN GARANTİSİDİR

Ö.A: Bizim ülkemizde kavramlar insanlar eliyle çok kolay bir şekilde çekiştirilebiliyor. Bakın Atatürkçülük, laiklik adına yapılan hatalar da var geçmişte. Din adına yapılan hatalar da.  Bunlar ister istemez insanların kafasında bu kavramlara karşı bir şablon oluşturuyor. Ben şimdi laiklik dediğim zaman tabii ki bir zamanlar dindarlara yapılan baskılar gündeme gelecek. Oysa laiklik tüm inançtan insanların inançtan ya da inançtan olmayan tüm mezheplerden, insanların bir arada yaşamasının garantisidir.

D.G: İzmir'e seçmenin karşısına gideceksiniz ve İzmir halkı demokrasi, özgürlük, yaşam tarzına karışılmaması ve Atatürk konusunda hassas insanların ağırlıklı yaşadığı bir kent. Başörtünüz ve TİP’li oluşunuz ile ilgili gelebilecek eleştirilere karşı tutumunuz nasıl olacak?

AÇIK KAPALI DİYE AYIRMIYORUZ

Ö.A: Ben öncelikli olarak hakkaniyet, vicdan, adalet gibi değerlere önem veriyorum. Benim birlikte olduğum insanlar da zaten bu noktada birleştiğim, bu noktada ortak olduğum insanlar. Benim içinde bulunduğum oluşum insanları açıp kapalı diye ayırmıyor. Biz böyle düşünmüyoruz diyeceğim. Biz açık kapalı diye ayırmıyoruz. Başörtülü kadınlar da emekçi değil mi? Yani fabrikalarda, temizlik işlerinde, hastanelerde çalışmıyorlar mı? Ya da evlerinde ev kadını olarak da emek veriyorlar.  Ben mesela bir doktorum. Doktorluk yaptım ama sağlık emekçisiydim. Sonuçta kapalı kadının da emeği var. Ve o emekçinin de hakkının savunulması gerekiyor. İşte Türkiye İşçi Partisi (TİP) bu ayrımı yapmıyor. Açık, kapalı, inançlı, inançsız hiç önemli değil. Herkesin yanında yer alıyoruz.

D.G: Sol-sosyalist düşünce ile nasıl tanıştınız? İslam öğretisi ile benzerlikleri neler?

İSLAM TOPLUMCU BİR DİN

Ö.A: Ne zaman ki sosyalistleri tanımaya başladım. Sosyalistlerin hayatlarını, kitaplarını okumaya başladım önce. Tabii Mahir Çayan, Deniz Gezmiş gibi Türkiye’deki devrimcilerin yaşamlarını, ne dediklerini-neyi savunduklarını da okudum. Baktım ki sosyalistlerin savunduğu hak, emek, özgürlük, insan hakları, kul hakkı yememek, eşitlik, adalet gibi birçok kavram İslam öğretisinde de zaten var. Aynı benim inancım gibi diye düşündüm.

Aynı İslam'ın bana öğrettiği gibi eşitlikten, özgürlükten, hak yememekten, insan haklarına saygıdan, senin dinin sana, benim dinim bana anlayışında. Zorlama yok. Yani işte bu kavramlarla ortak noktadayız. Benim bu oluşumun içinde yer almamda bu anlamda hiçbir sorun yok. İslam zaten toplumcu bir din. İslam da ezilenlerin yanında olan bir din.

D.G: İslami düşünceleri ya da ilkeleri merkeze aldığını söyleyen bir iktidar da başka siyasi partiler de var. Size bu partiler neden uygun gelmedi? Eleştirileriniz neler?

DİNCİLİK VE DİNDARLIK FARKLI

Ö.A: Çünkü bir suistimal söz konusu. Biliyorsunuz mezhepler Kur'an kaynaklı değil. Peygamberimiz ve Kur’an’dan sonra ortaya çıkmışlar. İnsanlar tarafından oluşturulmuş yani. Yine hadisler, hadis kitapları da peygamberimizin vefatından çok sonra yazıldı. Doğru yanlış birçok şey peygamberimiz adına bu kitaplarda var. Örneğin Buhari,peygamberimizin vefatından 220 yıl sonra hadis kitabı yazmış. Hadis kitapları öne çıkarılıp İslam’ın esas kaynağı olan Kur’an-ı Kerim hükümleri dikkate alınmıyor, öncelenmemeye çalışılıyor.

Örneğin Kur'an'daki en önemli ahlaki hükümler göz ardı ediliyor. İşte oradan kendilerine ruhsat çıkarıyorlar. ‘İşte bakın peygamber de böyle yapmış. Peygamber de şöyle söylemiş’ diyorlar. Şunu söyleyeyim ki dincilik ve dindarlık farklı. Ben bunu hep söylerdim. Dincilik din tüccarlığıdır ve bunun için kendisine her yolu mübah görür. Tarikatlar ve cemaatlerde bunu çok fazla gördük. Mesela Fethullahçı cemaatin yaptıkları var.

""

Benim için emek hırsızlığı en önemli hırsızlıktır. Bizler mesela çok çalışarak bir Tıp fakültesine girdik. Emek verdik, çalıştık ve girdik. Ama bu cemaatin etkin olduğu zamanlarda da hatta şimdi de kayırmacılıkla hak etmeyenler bir yerlere getiriliyor. Soru çalmak nedir? Öğrencilerin geleceğini çalmak nedir? Emeğini çalmak nedir? Bu günümüzde mülakatla yapılıyor. Açık açık yapılıyor. Pırıl pırıl gençler örneğin KPSS’de çok güzel notlar alıyor yazılı sınavdan ancak mülakatta eleniyor.  Mülakatı kaldıracağız dendi. O da yani tabii sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun açıklamasının ardından böyle bir açıklama yapıldı. . Şimdiye kadar olanlar ne olacak peki? Şimdiye kadar mesela 60 almış sınavda bir öğrenci mülakatla geçmiş ama 90 alan kalmış. Şimdiye kadar hakkı yenenlerin hakkı ne olacak?

D.G: İzmirli seçmenin bir kısmı merkezde değil kentin çeperlerinde-sırtlarında yaşıyor. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük bölgelere de gideceksiniz, göreceksiniz. Muhafazakâr, mütedeyyin insanlar var. Onlara kendinizi ve partinizi anlatacaksınız. Ne söyleyeceksiniz o insanlara, nasıl ikna edeceksiniz?

HARUN GİBİ GELDİLER KARUN OLDULAR DİYEN DE ONLARIN YANINDA

Ö.A: Şunu söylemek isterim. Gerçek İslam ahlaktır. Her şeyden önce ahlaktır. Bakın bu çok önemlidir. Hak yememektir. Vicdandır. Şimdi bakıyoruz biz dindarız diye söylemleriyle yönetime gelenlere bakıyoruz. Çok zengin oldular. Hatta biliyorsunuz işte Harun gibi geldiler, Karun oldular diyen de artık onların yanında. Bu zenginlik nereden geliyor? Maaşlarıyla mı? Kaldı ki orada da maaş konusunda bir dengesizlik var.

‘Müslümanım diyen, Allah'tan korkarım’ diyen yöneticiler asla ve asla kesinlikle bu kadar zengin olmamalı. Kaynağı belirsiz şekilde zengin olmamalı demek istiyorum. Bunun hesabı sorulur. Mesela bana AKP'yi savunan Urla'da konuştuğum bir kadın şöyle dedi: “O saray milletin sarayı kendine kalmayacak, millete kalacak”. Ona dedim ki; ama o binbir odalı sarayın her ay milyonlarca liralık elektrik faturasını biz ödüyoruz, sen ödüyorsun-ben ödüyorum. Bu israftır. İsraf, en çok hassas olduğum konudur.

D.G: Sonra Urla’daki o kadın ne dedi, ikna oldu mu?

Ö.A: ‘Kendi günahı’ dedi. ‘Günahı varsa hesabını verir’ dedi. Bakın bu o kadar yanlış bir şey ki ona söyledim. Bu kişisel bir günah değil. Kişisel günahın olur. Allah'la senin arandadır. Allah'la halledersin. Af dilersin o ayrı. Ama bütün bir halkın hakkını ilgilendiren bir konu.

Sen çocuğunun beslenme çantasına bir şey koyamazken ya da soğana 30 lira vermek zorunda kalıyorsun. Vergilerimiz israf için harcanıyor. Vergilerimiz ne kadar yerinde kullanılıyor? Diye anlattım. Sonra düşündü ve haklısınız dedi.

D.G: İzmirliler az önce bahsettiğim gibi yaşam tarzına karışılmaması, laiklik, Atatürk, Cumhuriyet ve ilkeleri konusunda hassastır. Mevcut iktidara da bu hassasiyetleri nedeniyle yakın durmaz, sandıkta tercihini CHP’den yana kullanır genelde. Başörtünüz nedeniyle bir tepkiyle karşılaşırsanız ne yapacaksınız?

KARŞI TARAF DAHA ÇOK DESTEK VERİYOR

Ö.A: Ben öyle bir tepkiyle şimdiye kadar karşılaşmadım. Twitter'ı da aktif kullanıyorum. Sekiz senedir Twitter kullanıcısıyım. Sosyal medyadan bana daha çok bu kesimden değil laik kesimden, Atatürkçü kesimden daha çok destek geliyor. Bana hani tabiri caizse saldıran ya da tepki gösteren kesim, onlardan görünüp de onlar gibi düşünmediğim için gösteriyor.

“Karşı taraf” daha çok destek veriyor. Bana mesela bir trol ya da bir AKP'li bir saldırıda bulunduğunda inanın bir Atatürkçü, bir ateist, bir seküler hemen beni korumaya alıyor. Bunu görmek çok güzel. Ben bunu sokağa yansıtacağımı da düşünüyorum. Yani şimdilik sokakta ben hiçbir tepkiyle karşılaşmadım. Birlikte yaşamı savunuyoruz.

D.G: AK Parti, Yeniden Refah gibi parti seçmenlerinin de İslam'ı anlama ya da yaşama çabası var. Bu noktada AK Parti sizin inancınızı temsil etmiyor mu?

BENİM İSLAM ANLAYIŞIMI TEMSİL ETMİYOR

Ö.A: Benim İslam anlayışımı temsil etmiyor. Bu kadar varlık, bu kadar zenginlik nereden geliyor? İhtişam, israf had safhada. Verdiğimiz vergilerin nereye gittiğini bilmiyoruz. Çok büyük bütçeler sözkonusu.  O bakımdan ben yani Müslümanlığın sade bir yaşam, israftan uzak bir yaşam, başkasının hakkına hukukuna saygılı bir yaşam tarzı ve aynı zamanda kendi hakkını da yedirmeyen bir anlayış olduğunu inanıyorum. Ben o konuda çok hassasımdır. Kendi hakkımı yedirmem ve başkasının hakkına da asla girmek istemem.

Mesela benim internette yaptığım bir alışverişi anlatayım. Bir köpeğim var. Köpekleri çok severim. Kuru mama aldım. Ambalajın içinden o mama çıkmadı. Adi bir mama çıktı ama ambalajı orijinal. Ben buna itiraz ettim ve kabul etmediler. Ben bunu Twitter'da yazdım. İsimlerini de söyledim. Şuradan şu firmadan ve şu alışveriş merkezinden kuru mama almayın diye yazdım. Böyle bir şey yaşadım ve kabul etmediler dedim. Ben bunu yazdıktan sonra bana hemen o alışveriş sitesinden bir telefon geldi.

Özlem Hanım, biz sizin ücret paranızı geri ödeyeceğiz dediler. Önce kabul etmemişlerdi. Geri ödeyeceğiz ve istediğiniz bir barınağa mama bağışında bulunacağız dediler. Demek ki neymiş o zaman? Hak, hukuk, adalet kişisel anlamda da önemli. Ben hep böyleyim. Yani kendi hakkımı da yedirmem başkalarının hakkını yedirme konusunda da hassasiyetim yüksektir. Firma dedi ki, istediğiniz bir barınağa biz mama yardımında bulunmak istiyoruz. Ben de köpek beslemesi yapan bir arkadaşımın adresini verdim ve ona gönderdiler.

D.G: Cumhur İttifakı’na destek veren Hüda-Par, Yeniden Refah Partisi yetkililerinin kadın haklarına dair açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz. 6284 Sayılı Kanun üzerinde de tartışmalar sürüyor biliyorsunuz. Muhafazakar kadınlar da dahil olmak üzere kadınların haklarının elinden gitmesi tehlikesi var mı size göre, varsa bu tehlikeler neler?

Ö.A: Kadın haklarını koruyan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Yasayı salt LGBT haklarına indirgemeye çalışıyorlar. Bu söylemler böyle giderse tehlikeli. Türkiye İşçi Partisi kadın ağırlıklı bir parti. Çok sayıda kadın adayımız var ve kadın hakları savunucumuz var. Kadına şiddetin kesinlikle hem fiziksel hem psikolojik olarak şiddetin karşısında durmamız gerekiyor. Bizim toplumumuzda maalesef şiddete uğrayan, görünür olan kısmın yanında bence görünmeyen kısım çok daha fazla. Kadınlar bunları sinelerine çekiyorlar. Maalesef ya dillendirmiyorlar ya da görünsün bilinsin istemiyorlar.

D.G: Haklarını arama noktasında da bir hakları olmayacak, öyle mi?

TİP KADIN HAKLARI KONUSUNDA ÖN SIRADA BİR PARTİ

Ö.A: Maalesef kadına şiddet çok önemli. Bakın hani kişisel bir örnek vermek istemem ama bunu özellikle söylemek istiyorum. 30 yıl olacak bu sene benim eşimle evliliğim. 53 yaşındayım. Yaşım gelince emekliliğimi istedim. Resmi olarak emekli oldum. Çok naif bir erkekle evliyim. Bir kere kalbimi kırmamış, bir kere bana sesini yükseltmemiş, bir kere incitmemiş bir erkekle evliyim ve bu benim için o kadar önemli ki, o kadar değerli, o kadar kıymetli ki isterim tüm kadınlar bunu hayatında yaşasın. Karşılıklı saygı, sevgi olsun.  Bazen erkekler ses yükseltiyoruz diye biz de sözlü şiddete maruz kalıyoruz, psikolojik baskıya maruz kalıyoruz diyorlar. Bunlar da olmasın, karşılıklı bir sevgi saygı ortamı olsun ve asla kadın istedikleri zaman dövdükleri, istedikleri zaman sevdikleri haklarının yok sayıldığı bir varlık haline getirilmesin. Türkiye İşçi Partisi kadın hakları konusunda da ön safhada, ön sırada bir parti. Bu çok önemli.

D.G: Bugün Cengiz Çandar’ın bir açıklaması var, görmüşsünüzdür. İslam ve demokrasi bir arada olmaz dedi. Size göre İslam ve demokrasi bir arada olur mu olmaz mı?

Ö.A: Demokrasinin tanımı çok değişti. Bakın İslam'da şura, yani Kur'an'da şura olayı var. Şura yani bir araya gelerek yani tek kişinin sözüyle hareket etmek yok. Bunun Kur'an'da örneği var. Bir araya gelerekten şura- istişare mekanizması var. O bakımdan eğer ki demokrasiyi bir araya gelip şura sistemi kurarak, istişare sistemi kurarak ortak akılla hareket etme durumunda tanımlarsak İslam'a ters bir tarafı yok.

D.G: Son olarak eklemek istediğiniz İzmirli seçmenlere mesajınız nedir?

Ö.A: Ben bir hekimim. Şiddet maalesef sağlık çalışanlarına ayrım yapmaksızın çok tırmandı. Son yıllarda özellikle yani evet bu çok büyük bir sorun. Çok daha uygun çalışma koşullarında uygun insani insanca ücretlerle ve insani çalışma şartlarında ve saatlerinde çalışması gerektiğini düşünüyorum. Bakın hekim göçü en fazla dönemdeyiz.

GENÇLER ÜLKEYİ TERK ETMEMELİ

Gençler ülkeyi terk etmemeli. Gençler kesinlikle emeklerinin karşılığını almalı. Okulu okuyanlar istedikleri alanlarda, işlerde çalışabilmeli. İşsizlik had safhada. Yazık gençlerimize yazık. Bir üniversite okumak bin bir emek bin bir masraf. Aileler sorunu var. Pahalı olduğu için İstanbul'u yazmayan gençlerimiz var çok sayıda.

Bakın 2023 Mart ayında sadece Türk Tabipler Birliği (TTB) verisi 235 hekim yurt dışına gitmiş. 235 hekim. Ve 2022’de 2 bin 685 hekim yurtdışına gitmiş. Son veri. 2 bin 500 yüzün üzerinde hekim çok büyük bir sayı. Cumhuriyet döneminde görülmemiş bir oran bu. Yurt dışına gitmişler. Çünkü Türkiye'deki çalışma şartları malum. Bunun yani sadece hekim demeyelim. Beyin göçü veriyoruz, gençler bu ülkede gelecek görmüyor ve gitmenin yollarını arıyor.

Sağlık çalışanları da tabii ki gidiyor. Sağlık çalışanlarının çalıştığı şartlar malum. Bundan kurtulmak için yurt dışına gidiyor. Çareyi orada görüyor. Gitmesinler istiyoruz. Türkiye'yi yaşanabilir bir ülke haline getirelim. Yaşanabilir ülke, sosyal devlet toplumcu devlet, bu anlayışı hâkim kılalım istiyoruz ve eğitimin, sağlığın ücretsiz olması çok önemli. Sağlıklı eğitimin ücretsiz olması. Bu konular zaten Türkiye İşçi Partisi'nin biliyorsunuz seçim bildirisinin en başlarında yer alıyor. Ben de bir hekim olarak yurttaşlar eşit bir şekilde sağlık ve eğitim hizmetine ulaşmalı. Kız çocuklarımız okuldan geri kalmamalı diye düşünüyorum.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP