Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya

Derin yoksullukla yeni mücadele yöntemi: 'Gıda kurtarma operasyonu'

Gıda Kurtarma Derneği Başkanı Berat İnce ile Türkiye'de sıklıkla haberlere

Gıda Kurtarma Derneği Başkanı Berat İnce ile Türkiye'de sıklıkla haberlere de konu olan gıda israfının iklim krizi ve mevcut ekonomik koşullarda derin yoksullukla boğuşan büyük kitleler ile bu büyük kitlelere yönelik sosyal yardım bütçelerinin merkezde ve yerelde artması sonucuyla ilişkisini konuştuk. Dernek Başkanı İnce, 2017 yılından bu yana yürüttüğü çalışmalarla son kullanma ve tavsiye edilen tüketim tarihi yaklaşmış ürünlerin zincir market ve sayısı artık 165'e ulaşan gıda bankalarından alınarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için çalıştığını belirtti.

DEMOKRAT GÜNDEM-Türkiye'de yşaanan gıda israfının yüzde 65'inin insani tüketime uygun olduğu halde imha edildiğini kaydeden Gıda Kurtarma Derneği Başkanı Berat İnci, zincir market ve gıda bankaları aracılığıyla son kullanma tarihi yaklaşan ya da tavsiye edilen tüketim tarihi henüz bitmemiş olan ürünlerin yoksullukla mücadele edenlere ulaştırılması yönünde bir köprü görevi gören sivil toplum kurumu olarak hizmet veriyor.

KİŞİ BAŞINA DÜŞEN ORTALAMA İSRAF VE ATIK MİKTARI 93 KİLOGRAMI BULUYOR

Pandemi sürecinden itibaren sıklıkla duyar hale geldiğimiz gıda krizi, kuraklık, yoksulluk ve iklim krizi ile ilişkisinden hareketle çöpe giden ya da imha edilen tonlarca gıdanın değerlendirilmesi için çaba gösterdiklerini kaydeden Gıda Kurtarma Derneği Başkanı Berat İnci, “Türkiye’de gıda israfını önleme mücadelesinde birçok makro seviyede problem ve engeller var. Bu engelleri aşamadığımız sürece maalesef gıda israfı oluşmaya ve yine direkt sonuçlarından biri olan iklim değişikliğine katkıda bulunmaya devam ediyor. Toplam gıda israfının yüzde 50 ile 65'i insani tüketime uygun olduğu halde maalesef imha ediliyor.

Sadece evlerde çıkardığımız atık rakamı ve kişi başına düşen ortalamamız 93 kilogram. Ülke çapında attığımız atık 26 milyon ton diyoruz. Türkiye’de ortalama 4 kişilik bir çekirdek ailenin yıl bazında sadece evde attığı atığın cebinden çıkardığı değer, iki asgari ücret tutarında. Her yıl 4 kişilik bir aile, evde çıkardığı atıktan dolayı 2 asgari ücretini çöpe atıyor. O yüzden bu işin boyutu artık 'gelecek tehlike altında' denecek durumu çoktan geçti. Neden olduğu iklim eylemine bakıyoruz; seller, taşkınlar, gıda krizi, kuraklık, derinleşen yoksulluk, sağlıklı ve güvenli gıdaya ulaşmakta zorluk çeken milyonlar ve düzenli olarak çıkan yangınlar” dedi.

MARKET RAFLARINDAKİ ÜRÜNLER DE İMHA EDİLMEKTEN KURTARILIYOR VE..

Gıda israfının yüzde 50'sinin insan eliyle hanelerde ortaya çıktığını, kalan yüzde 50'nin de sofraya gelinceye kadar ortaya çıkan israf olduğunu vurgulayan Dernek Başkanı Berat İnci, yerel yönetimler ve diğer sivil toplum örgütleriyle işbirliğine giderek bu gıdaların gıda bankası ve market zincirler eşliğiyle ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını sağlamaya çalıştıklarını söyledi.

GIDA BANKASI SAYESİ 3-4'DEN 165'E ÇIKTI

İnci, market raflarında satılmayan son tüketim tarihi ya da tavsiye edilen tüketim tarihi yaklaşmış ürünlerin buralardan alınması operasyonu sayesinde şu ana kadar 62 kentte, 165 gıda bankasıyla yaptıkları işbirliği sayesinde bir milyon 250 bin ihtiyaç sahibine ulaştıklarını söyledi.

62 KENTTE 165 GIDA BANKASIYLA BUGÜNE DEĞİL BİR MİLYON 250 BİN İHTİYAÇ SAHİBİNE ULAŞTIK

Gıda Kurtarma Derneği Başkanı Berat İnci, “İşbirliği yaptığımız yerlerdeki bu fazla gıdanın önlenebilmesi için fazla gıdanın yüzde 65’inin insani tüketime uygun gıdalardan oluştuğunu fark etmemiz lazım. Son tüketim tarihi yaklaşmış, tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş ya da yaklaşmış, ambalajı hasarlanmış, yanlış etiket basılmış gibi birçok nedenle ürünler imha ediliyor, israf ediliyor. Özel sektörde oluşan bu fazla gıdanın alınarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması aşamasında görev alan sivil toplum örgütleri ve belediyeler aslında gıda bankası dediğimiz noktalar. Bu 3-4 gıda bankası dediğimiz oluşum bugün itibariyle Gıda Kurtarma Derneği’nin tüm Türkiye genelinde verdiği danışmanlık hizmetleri kapsamında 165’e kadar çıktı. Şu an 62 şehirde 165 Gıda bankasıyla beraber her gün o bölgede anlaşmalı olduğumuz özel sektörün noktasında ayrıştırılan ürünler israf edilmek yerine ihtiyaç sahipleriyle buluşuyor. 1.25 milyon ihtiyaç sahibi düzenli olarak bu kurtarılmış gıdalara ulaşabiliyor” şeklinde bilgi verdi.

""

YEREL YÖNETİMLER GIDA BANKACILIĞI İLE EN AZ 7 KAT DAHA FAZLA BAĞIŞ ALABİLİR

Yerel yönetimler ve diğer sivil toplum örgütleriyle işbirliğinin önemine dikkat çeken Berat İnci, yerel yönetimlerin kurduğu sosyal market ya da gıda marketlerine de bu ürünleri ulaştırarak, ayrılan bütçelerin çok daha üzerinde hizmet verilmesini ve ihtiyaç sahibi ulaşılmasına aracılık yaptığını kaydetti.

BELEDİYELERİN YÜZDE 2'Sİ GIDA BANKACILIĞI ÇALIŞMASI YÜRÜTÜYOR

Dernek Başkanı Türkiye'de belediyelerin yalnızca yüzde 2'sinin gıda bankacılığı faaliyeti yürüttüğüne dikkat çekerek, şu bilgileri verdi: “Burada belediyeler ve sivil toplum örgütleri önemli bir rol oynuyor. Türkiye’deki belediyelerin yaklaşık yüzde 2'si sadece gıda bankacılığı faaliyeti yürütüyor. Daha almamız gereken çok yol var. Biz yürüttüğümüz her faaliyeti şu an bebek adım olarak tanımlıyoruz. Avrupa ülkelerinde tek bir oluşumun altında bin 300-bin 400 tane şubeleşme var. Gıda bankacılığında, Gıda Kurtarma Derneği aracılığıyla son 5 yılda 30 kattan fazla büyüttüğümüz bir kapasite söz konusu. Ama hala eksik olunan bir nokta bu. Ana problem ise belediyeler ya da diğer sivil toplum örgütleri mevcut bütçeleriyle ihtiyaç sahiplerine yardım etmeye çalışıyor. Bu bütçeleri- bu bağışları aramak ya da bu bağışları almak yerine satın alıp ihtiyaç sahiplerine vermeyi tercih ettiklerinde yardım edebildikleri kişi sayısıyla Gıda Bankacılığı kapsamında bu ücretsiz olarak verilen bağışları toplamak için mevut bütçelerine kapasite geliştirseler, ortalama 7 kat daha fazla bağış yapabilirler.”

GIDA KURTARMA DERNEĞİ GENEL BAŞKANI BERAT İNCİ'NİN AÇIKLAMALARININ SATIR BAŞLARI:

DEMOKRAT GÜNDEM: Öncelikle kendinizi ve derneğinizi biraz tanıtır mısınız?

BERAT İNCİ: Berat İnci, 1990, Bursa doğumlu. Sosyal problemler üzerine küçüklüğünden beri merakı olduğundan dolayı, aldığı mühendislik eğitimi sonrasında etrafında da bazı problemleri fark ediyor. İlk olarak 2017 Şubat ayı itibariyle Metalurji ve Malzeme Mühendisliği hayatına son verip, sosyal girişim olan fazla gıda ile bu problemleri çözmek üzerine aksiyon almaya karar veriyor. Gıda Kurtarma Derneği 2017 yılında bu kapsamda kurduğumuz ve bu problemi dert edinen insanların bir araya gelmesiyle oluşan bir sivil toplum örgütü.

PROBLEMİN VE ÇÖZÜMÜN FARKINDA DEĞİLİZ

Türkiye’de gıda israfını önleme mücadelesinde birçok makro seviyede problem ve engeller var. Bu engelleri aşamadığımız sürece maalesef gıda israfı oluşmaya ve yine direkt sonuçlarından biri olan iklim değişikliğine katkıda bulunmaya devam ediyor. Bu problemler nedir dersek; birincisi bu problemin ve çözümlerinin farkında bile değiliz. Gıda Kurtarma Derneği farkındalık problemini çözmek için faaliyet gösteriyor.

KANUNLAR ŞEKİLLENDİRİLMEYE MUHTAÇ

İkincisi, konuyla alakalı Türkiye’deki regülasyonların ve kanunların şekillendirilmeye ve iyileştirilmeye muhtaç olduğu tespitimiz var. Bu yüzden savunuculuk konu başlığı altında lobicilik faaliyetleri yani kamu ilişkileri yönetimi ve sahada gördüğümüz problemleri ilgili kamu birimlerine aktardığımız, önerdiğimiz faaliyet alanlarımız var.

ÜÇ ANA FAALİYETTE ÇALIŞAN BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜYÜZ

Üçüncüsü, konuyla ilgili Türkiye genelindeki sivil toplum örgütlerinin kapasite geliştirme misyonlarını bizler üstleniyoruz. Çünkü, doğru sivil toplum kuruluşları ile doğru kapasiteler geliştirilmediğinde bölgesel ve ulusal çaplı bir gıda israfı önleme mücadelesi çok gerçekçi olmuyor. Bu üç problemin çözüm haritasını da yurtdışındaki örnek modelleri inceleyerek Türkiye’deki kültüre ve dinamiklere uygun şekilde daha iyisini nasıl kurgularız, diye çalıştık. Gıda Kurtarma Derneği bu üç ana faaliyetle çalışan bir sivil toplum örgütü olarak doğdu ve bugüne kadar geldi.

 D.G: Gıda Kurtarma Derneği’nin 2030 vizyonu; 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında, gıda atığı kaynaklı sorunlara yönelik pratik çözümlerin sağlanması, konu hakkında toplum ve özel sektörde farkındalık oluşturulması ve sorunun çözümüne yönelik yasal düzenlemeler boyutunda savunuculuk yapma misyonu ile Türkiye’de gıda atığının 2030 yılına kadar ev dışı ve ev içi, bütünsel olarak yüzde 50 oranında azaltılması olarak belirlenmiş.Bu amaca giden yol, üretim sürecine müdahale etmekten mi yoksa tüketilen üzerinden çözüm üretmekten mi geçiyor? Tüketim sonrasında ev içi ve ev dışı gıda atıkları diğer atıklarla birlikte çöp toplama alanlarına götürülüyor. Değerlendirilebilecek gıdalar kullanılamaz duruma geliyor. Bu noktada çözüm nereden başlamalı, ne düşünüyorsunuz?

B.İ.: Konuyu aslında makroda ikiye ayırabiliriz. Çok kabaca toplamda oluşan gıda israfının yüzde 50'sini biz hanelerde çıkarıyoruz. Toplumsal olarak evlerde çıkardığımız gıda, israfa neden oluyor. Diğer yüzde 50'si ise bizim tabağımıza gelene kadar zaten oluşmuş oluyor. Evlerde atığın azaltılabilmesi için farkındalık konu başlığı çok ön plana çıkarken diğer tarafta tabağımıza gelene kadar oluşan atığın aslında birçok nedeni; tedarik zincirindeki eksiklikler, teknoloji alt yapısı, network yönetimi, paydaş haritası gibi aslında birçok probleme dokunuyor.

""

ÜRÜNLER BİRÇOK NEDENLE İMHA EDİLİYOR

Gıda Kurtarma Derneği de burada bir sosyal girişim olan fazla gıdalı iş birliği sayesinde perakende market zincirleri veya üretici firmalar, distribütör firmalar gibi yine atığın, fazla gıdanın oluştuğu noktalarla da iş birliği kuruyor. İşbirliği yaptığımız yerlerdeki bu fazla gıdanın önlenebilmesi için kabaca oranda oluşan fazla gıdanın yüzde 65’inin insani tüketime uygun gıdalardan oluştuğunu fark etmemiz lazım. Son tüketim tarihi yaklaşmış, tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş ya da yaklaşmış, ambalajı hasarlanmış, yanlış etiket basılmış gibi birçok nedenle ürünler imha ediliyor, israf ediliyor.

DEVLET FİRMALARA VERGİ TEŞVİĞİ SUNUYOR

Bu bakış açısıyla baktığımızda toplam gıda israfının yüzde 50'si, yüzde 65'i insani tüketime uygun olduğu halde maalesef imha ediliyor. Bunların da hem dijital hem teknoloji hem operasyonel olarak altyapılarını geliştirmek üzerine faaliyetler gösteriyoruz. Gıda bankacılığı faaliyetleri burada devreye giriyor. Kamusal olarak da regülasyonda baktığınız zaman fazla gıdasını ihtiyaç sahibine bağışlamak üzerine aksiyon alan firmalara devlet bir vergi teşviği sunuyor.

BÜYÜK BİR NETWORK AĞINA ULAŞTIK

Biz de bu altyapıyı hem özel sektörde geliştirmek için hem de bu ürünlerin alınarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması aşamasında kapasiteler geliştirilmesi konusunda aracı kurum oluyoruz. Bu anlamda büyük bir network ağına ulaştık. Türkiye’de 2017 yılında ilk gıda bankacılığı operasyonları, iklim değişikliğinin de gıda israfının da temel çözümlerinden biridir, dediğimiz zaman Türkiye’de üç,dört gıda bankası vardı.

62 ŞEHİRDE 165 GIDA BANKASI

Özel sektörde oluşan bu fazla gıdanın alınarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması aşamasında görev alan sivil toplum örgütleri ve belediyeler aslında gıda bankası dediğimiz noktalar. Bu 3-4 gıda bankası dediğimiz oluşum bugün itibariyle Gıda Kurtarma Derneği’nin tüm Türkiye genelinde verdiği danışmanlık hizmetleri kapsamında 165’e kadar çıktı. Şu an 62 şehirde 165 Gıda bankasıyla beraber her gün o bölgede anlaşmalı olduğumuz özel sektörün noktasında ayrıştırılan ürünler israf edilmek yerine ihtiyaç sahipleriyle buluşuyor. 1.25 milyon ihtiyaç sahibi düzenli olarak bu kurtarılmış gıdalara ulaşabiliyor.

DÜNYANIN EN BÜYÜK PROBLEMİ BİRBİRİNİN ÇÖZÜMÜ NİTELİĞİNDE

Konuyla ilgili farkındalıklarına artırılması için de özel sektör iş birliği ile çalışıyoruz. Örneğin, Fairry ile yaptığımız boşa harcama kampanyası 3,5 yılda 100 milyon görüntülemeyi geçti. Neredeyse Türkiye’deki her haneye boşa harcamamamız gerektiği mottomuzu ulaştırdık. Türkiye’de hali hazırda bu alt yapı, network haritası geliştikçe hem iklim değişikliğinin sürdürülebilir kalkınma amaçlarını çözebiliyorsunuz hem Açlığa Son eylemine hitap edebiliyorsunuz. Dünya’nın en büyük iki problemi birbirinin çözüm niteliğinde diyebiliriz.

D.G. : Belediyelerin farkındalığı ne durumda?

B.İ. : Burada belediyeler ve sivil toplum örgütleri önemli bir rol oynuyor. Türkiye’deki belediyelerin yaklaşık yüzde 2'si sadece gıda bankacılığı faaliyeti yürütüyor. Daha almamız gereken çok yol var. Biz yürüttüğümüz her faaliyeti şu an bebek adım olarak tanımlıyoruz. Avrupa ülkelerinde tek bir oluşumun altında bin 300-bin 400 tane şubeleşme var. Gıda bankacılığında, Gıda Kurtarma Derneği aracılığıyla son beş yılda 30 kattan fazla büyüttüğümüz bir kapasite söz konusu. Ama hala eksik olunan bir nokta bu.

Ana problem de belediyeler ya da diğer sivil toplum örgütleri mevcut bütçeleriyle ihtiyaç sahiplerine yardım etmeye çalışıyor. Bu bütçeleri bu bağışları aramak ya da bu bağışları almak yerine satın alıp ihtiyaç sahiplerine vermeyi tercih ettiklerinde yardım edebildikleri kişi sayısıyla Gıda Bankacılığı kapsamında bu ücretsiz olarak verilen bağışları toplamak için mevut bütçelerine kapasite geliştirseler, ortalama 7 kat daha fazla bağış yapabilirler.
Özel sektörde gıda ürünleri imha ediliyor. Biz de bu farkındalığı artırmaya çalışıyoruz. Hem belediyelerin, hem sivil toplum örgütlerinin bu ürünleri almak için araç kapasiteleri, soğuk- donuk hava alt yapıları, depolamak ve dağıtım mekanizmaları kurmak için lokasyon alt yapıları ve daha sık bu ürünleri toplayıp dağıtabilmek için de dağıtım mekanizmaları kurgulayabiliyor olmaları gerekiyor.

BELEDİYELERİN FARKINDALIĞI DÜŞÜK

Gıda Kurtarma Derneği yasal ve operasyonel zeminde kurumların daha iyi gıda bankacılığı faaliyetleri yürütebilmeleri için bu ürünlere ulaşabilmeleri için, bu şekilde gerçekleştirilen operasyon sayesinde çok daha fazla gıda israfı önlenebiliyor. O yüzden belediyelerin bu konudaki farkındalığı oldukça düşük. Belediyecilik kanununda da gıda bankacılığı yapılabilir maddesiyle bu yetkilendirilme belediyelere tanımlanmış durumda.

D.G. : Bu belediyeler için yüklü bir miktar mı? Bunu kurduklarında aslında bir kerelik bir masraf yapacaklar ve sonrasında akış başlamış olacak değil mi?

B.İ. : Evet, buradaki kapasite kurulumundan kastımız aslında bir tarafta oluşan fazla gıdayı gidip alıp ihtiyaç sahibine ulaştırma aşamasındaki kapasite ihtiyacı. Biz buna göre aslında bağışçı firmaların noktalarını ve bağış alacak gıda bankalarının eşleştirmelerini gerçekleştiriyoruz. Eğer kapasitesi çok iyiyse yani bu şu demek, biz üç şeye bakıyoruz; Toplama kapasitesi nedir? Depolama kapasitesi nedir? Dağıtım kapasitesi nedir? Bu üç parametreye göre çok daha fazla noktadan bağış toplayabilir demektir. Bu kapasitelerin geliştirilmesini istiyoruz.

Örnek vermek gerekirse, kendi kurduğumuz sosyal etki merkezinde, Dil Ovası'nda bir gıda bankası modeli var. Bunu örnek model olarak kurguladık. Bu yaklaşık 3,5 yıl önce 350 bin lira maliyetle kurduğumuz bir sosyal market modeli. Bu 3,5 yılda toplamda ürünü kurtarıp ihtiyaç sahibine ulaştırdığı rakam 10 milyon lirayı geçti. On binlerce ihtiyaç sahibine ürün ulaştırılıyor düzenli olarak. Bunlar sosyal etkisi çok yüksek olan işler. Şöyle bir sosyal metriğimiz de var, bu gıdayı kurtarıp ihtiyaç sahibine ulaştırmak için harcadığımız her bir litre yakıtın bizim için değeri bin 250 lirayı geçmiş durumda. Çünkü, bin 250 lira değerinden fazla ürünü kurtarıp ihtiyaç sahibine ulaştırabiliyor. Bizim için bir litre yakıtın değeri 30 TL değil, bin 250 TL.

EVDEN ÇIKAN ATIKTAN DOLAYI İKİ ASGARİ ÜCRETİ ÇÖPE ATIYORUZ

Sadece evlerde çıkardığımız atık rakamı ve kişi başına düşen ortalamamız 93 kilogram. Ülke çapında attığımız atık 26 milyon ton diyoruz. Ama böyle söylenince gözümüzde canlanmıyor. Biz de şunu hesapladık, benim Berat olarak cebimden ne çıkıyor, ülkedeki hane atıklarından dolayı. Ve şu rakam çıktı; Türkiye’de ortalama dört kişilik bir çekirdek ailenin yıl bazında sadece evde attığı atığın cebinden çıkardığı değer, iki asgari ücret. Her yıl dört kişilik bir aile evde çıkardığı atıktan dolayı iki asgari ücretini çöpe atıyor. O yüzden bu işin boyutu artık gelecek tehlike altında denecek durumu çoktan geçti. Neden olduğu iklim eylemine bakıyoruz; sel taşkınları, düzenli olarak çıkan yangınlar…

D.G. : Market raflarındaki ürün çeşitliliği ve ürünü eksilen rafların hızlıca doldurulması "sonsuz gıda ve tüketim" algısı yaratıyor. Bu algının doğru olmadığını tüketiciye göstermek için ne yapmalı? Son kullanma tarihi geçen ürünler gerçekten kullanılamaz hale mi geliyor, yoksa bu bir satış stratejisi mi, bu ürünlerin tespit edilip ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?

B.İ. : Son tüketim tarihi geçen ürünler Gıda Kurtarma Derneği kapsamında yapılan bağış operasyonlarında hiçbir şekilde bağışlanmıyor. Bizim de baz aldığımız tarih son tüketim tarihi. Çünkü bunların hepsi aslında üretici firmalar tarafından gerekli araştırmalar yapılarak vurulan tarihler. Eğer son tüketim tarihi geçtiyse bizim için de bu ürünler tüketilemez demek. Bu işin teknik bilgisini bilmeden, son tüketim tarihi geçmiş ürünü tüketmek her türlü risk etmelidir. Tavsiye edilen tüketim tarihi diye ayrı bir tarih daha var. Son tüketim tarihi gıda ürünleri için gerçekten son tüketilmesi gereken tarihi ifade ederken, tavsiye edilen tüketim tarihi (TETT) gıda ürünleri için tamamen performansını belirten bir tarihtir. Bu tarih geçtikten sonra da tüketilebilir demek. Duyusal kontrolle beraber bu ürünler tüketilebilir. Bu ürünler piyasada bile satılabilir. Halk olarak bu bilince sahip değiliz. Farkındalık çalışmasını bu yüzden de yürütüyoruz.

""

ÇOK KÜÇÜK AKSİYONLARLA ÇOK BÜYÜK GIDA İSRAFLARINI ÖNLEMEK MÜMKÜN

Eve ürün alırken bile ihtiyacımız kadarını değil stoklamak için alıyoruz. Atmayı normalleştirdik. Özel sektörde de bu farklı değil ve bunlar alkışlanıyor. Planlı alışveriş yapmamız lazım, haftalık olarak bir alışveriş yapıyorsak mutlaka ne alacağımızı, ne yemek yapacağımızı planlayarak markete gitmemiz lazım. Daha sık, az az alışveriş yapmamız lazım ki ihtiyacımızı alalım. Çok küçük aksiyonlarla çok büyük gıda israfları önlemek mümkün. Perakende ve üretici sektörü için de ne attığını biliyor olması lazım ki, bunu aksiyon almaya başlayabilsin. Bu yüzden özel sektörde paydaş sistemine ihtiyaç var. Bunu hızlıca kurgulayabilecek teknoloji altyapıları Türkiye’de var, onlarla iş birliği kurmaları lazım. İlk adım her zaman kabul etmekten ve aksiyon almak için ne yapacağım diye düşünmekten geçiyor.

D.G.: Gıda Atığı kaynaklı oluşan karbon salımı iklim değişikliğine sebep olan karbon salımının yüzde 8’ini oluşturmaktadır. Bir yandan da gıdaya erişimin iklim kriziyle birlikte zorlaşacağı, bazı tarımsal ürünlerin üretilemeyeceği vurgulanıyor. Bu doğrultuda gıda adaletsizliğini konuşalım mı biraz da…

B.İ.: Dediğiniz rakamlar doğru. Bugün Birleşmiş Milletler sürdürülebilir kalkınma amaçlarına da baktığımız zaman, dünya olarak atık kaynaklı karbon salımını minimum yüzde 50 oranında azaltmak diye bir hedefimiz var . Bunu nasıl yapabilirim diye baktığınız zaman da zaten gıda atığının tek başına iklim değişikliğine neden olan karbon salımının yüzde 8'ini hatta bazı rakamlara göre yüzde 10'unu oluşturduğunu görüyoruz. Bu yüzden gıda israfını önlediğimiz zaman iklim değişikliğinin büyük oranda önüne geçmiş oluyoruz.

DEĞİŞEN İKLİM KOŞULLARI NEDENİYLE BAZI ÜRÜNLER ÜRETİLEMEYECEK

Hali hazırdaki ürettiğimiz ürün mevcut durumdaki tüm insana yetecek kadar üretimimiz var. Bu anlamda çok büyük problem yaşamıyoruz. Ama 2030 hedeflerinin konmasının nedeni de bu. Bugün 2030 ya da 2050’yi düşündüğümüz zaman değişen iklim koşulları, mevcut durumdaki insan sayısının artması, şehirleşmenin artması nedeniyle artık bu rakam yetersiz gelmeye başlayacak. Değişen iklim koşulları nedeniyle bazı ürünler üretilemiyor olacak. O yüzden ürün çeşitliliğini koruyabilmek için bile bu konuda aksiyon almak gerekiyor.

Rakamlar giderek artıyor. Küresel ısınmanın 1.5-2 dereceye düşürülmesi için 2015 yılında hedefler kondu, 2030 hedeflendi. 15 yıllık süre tanımlandı. 2022’yi bitiriyoruz. Son 7 yılımız kaldı. İkinci hedef açlığa son hedefi, dünyada açlıkla mücadele eden insan sayısı Covid döneminden bugüne 150 milyon arttı. 828 milyonu geçti. Dünyadaki oluşturduğumuz gıda israfı mevcut durumdaki açlıkla savaşan insanları doyurmak için 4 katı yeterli. Bugün gıda israfının yüzde 25’ini önlesek, ikinci madde bir hedefimiz kalmayacak. Dünyada açlıkla mücadele eden insan kalmayacak. O yüzden bu sorumsuzluk denilebilecek farkındalığı çok hızlı almamız ve aksiyona çevirmemiz gerekiyor.

ÜRETİLEN ÜRÜNÜN DEĞERİNİ BİLMİYORUZ

Tüm ilgili iş birlikçi kurumlar, network haritası, paydaş haritası bir araya geldiğinde bu problemler çözülebilecek. Bu yüzden Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 17. hedefi tek başına diğer 16 maddenin çözümü niteliğinde. Diğer taraftan gıdanın adil dağıtımı da böyle mümkün olacak. Bir tarafta çok üretiyoruz. Tarıma baktığımız zaman toplama maliyetleri artık ürünün satış maliyetinin üzerinde çıktığında dalında bırakılan ürün görüyoruz. Üretiyoruz, üretmiyor değiliz. Ürün var, yok değil. Ama bunu değerini bilmiyoruz. Bu yüzden bunların farklı mekanizmalarda toplanıp ekonomiye kazandırılması için altyapıların kurgulanması gerekiyor. Çünkü, bir tarafta ihtiyaç sahibi kişi sayısı giderek artıyor. Bu Türkiye devletinin eleştirisi değil, bu dünyada artan enerji maliyetlerinden kaynaklı da bir sonuç. Türkiye’de bunu ağır yaşıyor. Bu yüzden artan bu rakamlar hem israf tarafında, hem umursamazlık tarafında hem açlık tarafında gördüğümüz zaman, neden aksiyon almıyoruza geliyor konu.

D.G.: Bu farkındalığının hükümetler ve toplum nezdinde oluşturulması da çok önemli. Türkiye’deki belediyelerle nasıl iletişim kuruyorsunuz? Kamu kurumlarına ulaşmak için ne yapmalı? Yaptığınız örneklerin artırılması için neler yapılmalı, siz neler yapıyorsunuz?

B.İ. : Bunu kamu kurumlarını bakanlıklar ve yerel yönetimler olarak ikiye ayırarak anlatayım. Birincisi yerel yönetimlerin kendi bölgesindeki halkı tanıması gerektiği için, mevcut bütçeleriyle de sosyal yardım alanında faaliyet gösterdikleri için üstüne de belediyecilik kanununda gıda bankacılığı yapabilir ibaresi yer aldığı için, gıda bankacılığı yapmak belediyeler için sürdürülebilirliği sağlamak, ihtiyaç sahiplerine daha çok dokunabilmek, sosyal politika olarak bunu benimseyip kendi bölgesi için bu hizmetleri yapabilmek aslında müthiş bir olay. Çünkü belediyelerin mevut bütçeleri artık kendi bölgesindeki ihtiyaç sahiplerine yetecek boyutta değil. Bu yüzden yetişemiyorlar.

HER BÖLGEDE BİR BAĞIŞ POTANSİYELİ VAR

Sivil toplum Örgütleri’nin de kendi maliyetleri arttığı için yetişmekte zorlanıyorlar. Gaziemir de bu anlamda güzel bir örnek. Bizim de belediyelerden en büyük beklentimiz bu. Gıda Kurtarma Derneği olarak ulusal market zincirlerinin neredeyse tamamıyla çalışıyoruz. Her bölgede bir bağış potansiyeli var. Daha fazla gıda israfının olduğu bölgeleri öncelendiriyoruz. Oradaki belediyelere ya da sivil toplum örgütlerine ulaşıyoruz veya onlar bize ulaşıyorlar. Ve ücretsiz bir danışmanlık sürecimiz oluyor. Bu sayede o kurum artık ben de bunu yapabilirim dediği noktada bizimle protokol yaparak anlaşmalı olduğumuz noktalardan bu ürünleri toplamaya başlıyor. Mevcut kapasitelerini geliştirerek, daha fazla bağış alabiliyor.

BELEDİYELER SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN İŞ ORTAKLIĞI KURMUYOR

Bu zamana kadar 4 bin 700 çeşidin üzerinde gıda bankacılığı kapsamında bağış yapmışız. Farklı çeşitli ürünlerin ihtiyaç sahiplerine ulaşması için müthiş bir fırsat. Türkiye Belediyeler Birliği, FAO, Tarım Orman Bakanlığı iş birliğiyle beraber tüm Türkiye’deki belediyelere bir farkındalık çalıştayı da düzenledik. Bu anlamda alınması gereken çok yol var. Belediyelere düşen farklı görevler de var. Kendi bölgesindeki işletmeleri teşvik ettirmek, daha fazla aksiyon alarak kapasite geliştirmek, halkın farkındalığını artırmak için, Billboarda çalışmalar ya da daha farklı çalışmalara ihtiyaçları var. En çok takıldığımız nokta; belediyelerin bölgelerindeki problemleri çözmek için çok fazla iş ortaklığı kurmadığını görüyoruz. Benim bütçem bu kadar diyorlar. Amaçlar için iş ortaklığı kurmak gerekiyor. Belediyelerdeki bakış açısının değişmesi gerekiyor.

D.G. : Toplumda bunun son kullanma tarihi geçmiş, bozuk gibi tepkilerle karşılaşıyor musunuz?

B.İ. : Biz direkt olarak karşılaşmasak da kurumlarımız bu tepkilerle karşılaşabiliyor. Bir ürünü verirken ben senin ihtiyacını karşılıyorum diye değil, bunlar kurtarılmış ürün, bağış ürünü, hep beraber bu ürünleri kazandıralım diyerek farkındalık yaratıldığında işin kıymeti çok daha farklı oluyor. Bu problem çözüldüğünde ülkedeki farkındalık problemini de çözmüş oluyoruz.

D.G. : Kısa spot çalışmalar da yapılabilir değil mi?

B.İ.: Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Sıfır Atık kampanyası, Tarım Orman Bakanlığı’nın FAO ile iş ortaklığı yürüttüğü Gıdanı Koru Kampanyası bu anlamda ülke genelinde farkındalık artmasına neden oldu. Bakanlıklar tarafından yürütülen iki büyük kampanya var. İlgili yetkililer tarafından bu konunun sahiplenilmesi çok önemli. Bu kampanyaların olması bizi çok mutlu ediyor.

Derin yoksullukla yeni mücadele yöntemi: 'Gıda kurtarma operasyonu'
Demokrat Gündem