HABER MERKEZİ-TÜİK’in açıkladığı son veriler, Türkiye’nin nüfus yapısındaki yaşlanma krizini ve aile yapısındaki radikal değişimi tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
Geçen yıl Türkiye’de canlı doğan bebek sayısı 895 bin 374’e kadar geriledi. Eğitim düzeyi, kariyer planlaması, yoğun kentleşme ve ekonomik buhranın birleşimi, özellikle İzmir gibi metropollerde çocuk sahibi olma fikrini arka plana itti.
İZMİR’DE DOĞUM ORANINDA BÜYÜK DÜŞÜŞ
İller bazında yapılan analizlerde, İzmir nüfusunun geleceğini tehdit eden bir durağanlık dalgası netleşti. Bir kadının doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade eden toplam doğurganlık hızında İzmir, binde 1,1 çocuk ortalamasıyla adeta dibe vurdu.
Türkiye’de doğurganlık hızının en trajik seviyede olduğu kent binde 1,09 ile Bartın olurken, İzmir binde 1,1 ile ikinci sırayı aldı. Ege’nin incisini binde 1,11’er çocukla Eskişehir, Ankara ve Zonguldak takip etti.
İzmir’deki bu sert çekilmeye karşılık, Türkiye’de doğurganlık hızının 3 çocuk ve üzerinde kalabildiği tek il binde 3,15 çocukla Şanlıurfa oldu. Şanlıurfa’yı binde 2,53 ile Şırnak ve binde 2,23 ile Mardin izledi.
KARİYER VE GEÇİM SIKINTISI ANNE OLMA YAŞINI ERTELETİYOR
Raporda dikkat çeken bir diğer hayati veri ise kadınların anne olma yaşındaki dramatik yükseliş oldu.
Sosyo-ekonomik şartların ağırlaşması ve kadınların iş hayatındaki varlığı, evlilik ve doğum planlarını ileri yaşlara öteledi.
TÜİK’in resmi verilerine göre, Türkiye’de 2001 yılında doğum yapan annelerin ortalama yaşı 26,7 iken, bu rakam 2025 yılında 29,4’e kadar yükselerek 30 yaş sınırına dayandı. İlk doğumunu yapan annelerin ortalama yaşı ise 27,5 olarak hesaplandı. İlk doğumda en yüksek anne yaşı binde 29 ile Artvin ve binde 28,9 ile İstanbul’da kayıtlara geçerken, en düşük yaş binde 24,4 ile Şanlıurfa oldu.”
EĞİTİM VE KENTLEŞME ARTTIKÇA ÇOCUK SAHİBİ OLMA SIKLIĞI AZALIYOR
TÜİK uzmanları, eğitim seviyesi ve yaşanılan coğrafi yoğunluk ile çocuk sahibi olma sıklığı arasındaki ters orantıyı çarpıcı verilerle raporlaştırdı. Rapordaki verilere göre, ilkokul mezunu annelerde toplam doğurganlık hızı binde 2,51 çocuk seviyesindeyken, yükseköğretim (üniversite) mezunu kadınlarda bu oran binde 1,24’e kadar düşüyor.
Kırsal alanlarda doğurganlık hızı binde 1,75 çocuk seviyesindeyken, nüfusun ve geçim maliyetlerinin en yoğun olduğu büyük kentlerde bu oran binde 1,33 olarak ölçüldü. Doğurganlık hızının kritik sınır olan 1,5’in altında kaldığı il sayısı 2017’de sadece 4 iken, 2025’te adeta patlama yaşayarak 59’a yükseldi.
TÜRKİYE AVRUPA LİGİNDE GERİYE DÜŞTÜ
Nüfusun kendini yenileyebilmesi için gerekli olan 2,1’lik kritik eşiği tam 9 yıldır aşamayan Türkiye, bu gerilemeyle birlikte Avrupa standartlarına yaklaştı.
Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin ortalama doğurganlık hızı binde 1,34 çocuk olarak kaydedildi. AB içinde en yüksek hız binde 1,72 ile Bulgaristan’da, en düşük hız ise binde 1,01 ile Malta’da görüldü.
Türkiye, sahip olduğu binde 1,42’lik doğum hızıyla AB üyesi ülkeler arasında ancak 11.’inci sırada yer alabildi.
Demografi uzmanları bu gidişatın yakın gelecekte işgücü piyasasında ve sosyal güvenlik sisteminde ciddi kırılmalar yaratacağı uyarısında bulunuyor.
İlginizi çekebilir: Merkez Bankası duyurdu: Finansal Hizmetler Güven Endeksi’nde sert düşüş