Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yargı kararları ve kurultay tartışmalarıyla tırmanan tarihî “grup kürsüsü” krizi, seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’in TBMM’deki sert ve duygusal çıkışıyla yeni bir boyut kazandı.

Kemal Kılıçdaroğlu cephesinin alternatif hamlelerine ve “kürsü kimin olacak?” tartışmalarına Meclis grubundan yanıt veren Özel, “Biz demokrasi fikrinin insanlarıyız. Sandığa inanırız. Seçime, seçene ve seçilene saygılıyız. Bugün buradaki bu duruş vazgeçmemektir, teslim olmamaktır, direnmektir” diyerek meşruiyetin kendisinde olduğunu ilan etti.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin “mutlak butlan” kararı sonrası CHP Genel Merkezi’ni devralan Kemal Kılıçdaroğlu’nun meclis grubuna yönelik “paralel yapı” eleştirilerine, seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’den parlamento çatısı altında aynı sertlikte bir yanıt geldi.
Bugün saat 13.30’da milletvekillerinin blok desteğiyle kürsüye çıkan Özel, Çubuk’taki linç girişiminden Artvin Şavşat’taki suikast saldırısına kadar partinin yakın tarihindeki kırılma anlarını hatırlatarak, mevcut genel merkez yönetiminin arkasındaki yapıyı “karanlık ittifak” ve “FETÖ’cü dil” kullanmakla suçladı.

“CHP’Yİ ORTADAN KALDIRIP ERDOĞAN’I RAKİPSİZLEŞTİRME MESELESİ”
Yaşanan hukuki cenderenin arka planında yatan asıl siyasi motivasyonu ifşa eden Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu ve genel merkez hiyerarşisine yönelik operasyonların tek bir merkeze hizmet ettiğini iddia etti.
Özel, iddialı tespitlerini şu sözlerle aktardı: “Bize arkadan, ‘Kurultay iptal de, seni serbest bırakacağız’ dediler. Mesele asla bir parti içi mesele değildir. Mesele; olası tüm cumhurbaşkanı adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle ve seçilmiş lideriyle CHP’yi tamamen ortadan kaldırmaya çalışan, Recep Tayyip Erdoğan’ı bu ülkede rakipsizleştirme meselesinden başka bir şey değildir. Ali ile Veli bizim partide kavga edecek, ele güne karşı Meclis’in kapısı önünde o cılız ama gücünü haklılığından alan bedenini, oradan buradan toplanmış serseri güruhunun önüne koyacak; biz buna izin vermeyiz. Bu yıkıcı rezalete, bu rejime kasteden niyetlere karşı o zincirleri tutacağız. Bugün kopmayan halka bu halkadır; siz işte o kopmayan halkasınız.”

“O BİNADA KEMAL BEYİ CANI PAHASINA KORUYANLAR YOK”
Mahkeme kararıyla genel merkez yönetimini üstlenen kadroların meşruiyetini sert ifadelerle sorgulayan Özel, Kılıçdaroğlu’nun geçmişte uğradığı saldırılarda yanında duran tarihsel isimlerin bugün tasfiye edildiğini söyledi.
Genel merkez binasındaki yeni kompozisyona dair çok konuşulacak iddialar ortaya atan CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, kurumsal vefasızlığı şu sözlerle rapora döktü: “Partime yaşatılanları görünce ne diyeceğimi şaşırıyorum. O binada kimler var kimler, biliyor musunuz? Kemal Bey’e Çubuk’ta linç girişimi yaşatılırken, ölümü göze alarak onu koruyan, yanında duran Murat Emir yok orada. Kemal Bey Artvin Şavşat’ta saldırıya uğradığında, kirpinin içinde onunla beraber suikast girişimine maruz kalan Seyit Torun yok orada.
Çünkü Kemal Bey’e ateş açılırken, kirpinin içine girip onun üstüne eğilen Seyit Torun’u iki kolundan tutup aşağı attılar. Ya hapse atılacaksın ya AK Parti’ye katılacaksın dendiğinde dimdik duran belediye başkanlarımız, Adalet Yürüyüşü’nün isim babalarından Aykut Erdoğdu ile Bülent Tezcan yok orada. Ama Haluk Kırcı’nin ekibi genel merkezin 12. katından selam veriyor.
İBB operasyonlarında tutuklananları ziyaret edip, ‘2 milyon lira vereceksin, şu iftirayı atarsan çıkarsın’ diyen avukat, göstermelik ev hapsi kaldırılır kaldırılmaz o binada ‘arınma başladı’ diye paylaşımlar yapıyor. O binada AK Parti’yi yenen kadro yok. Yenilgiye itiraz edenler, direnenler, mücadele edenler yok. O binada CHP bu yolu yürüyemesin diye tarihin gördüğü en büyük kumpas, iftira ve karalama kampanyasını yapanlar, partinin aklı olmuşlar güya.”

“BU MİLLET PARALELİN KİM OLDUĞUNU ÇOK İYİ BİLİR”
Yeni yönetimin meclis grubunu “paralel genel merkez” olarak tanımlamasına sert tepki gösteren ve bu terminolojiyi “FETÖ ağzı” olarak nitelendiren Özel, meşruiyet ve vesayet sınırlarını net bir biçimde çizdi:
“Şimdi çıkmışlar, ‘Efendim bir paralel CHP anlayışı varmış. Bizim Meclis’i paralel genel merkez yapmamız kabul edilemezmiş. O yüzden burası da zapt edilmeliymiş’ diyorlar. Biz genel merkezden yaptığımız yürüyüşte bu çirkin zihniyeti arkamızda bıraktık, onlara bıraktık. Bu millet paralelin kim olduğunu çok iyi bilir. Bu millet, emniyet müdürü varken emniyet imamının paralel olduğunu bilir. Seçilmişler varken atanmış paralelleri bilir bu millet. Seçilmişler onlara teslim olursa nasıl kukla gibi kaldıklarını, o paralele teslim olmayanlara ne kötülükler yapıldığını bu millet de bu grup da çok iyi bilir. Her şeyi yapın ama bu dille, bu FETÖ’den kalma dille, önüne geleni FETÖ’cü, hain ilan eden dille; demokrasinin tepki ve protesto rejimi olduğunu kabul etmeyenlerin, her direnişe ayaklanma diyen sığ anlayışın terminolojisini CHP’de görev yapmış kimseye yakıştırmam.”

“YANDAŞ DEĞİL BAĞIMSIZ MEDYA KURACAĞIZ”
Konuşmasının son bölümünde partinin iktidar yürüyüşündeki medya ve yargı vizyonunu da açıklayan Özgür Özel, adli alandaki kadrolaşmaya karşı kurumsal mücadele sözü verdi.
Hakkı yenen partililere helallik vermediğini belirten Özel, manifesto niteliğindeki hitabını şu sözlerle devam etti: “Hem Ferdi Zeyrek’in ölüm yıldönümünde o kararı aldıranlara, o karara uyanlara, genel merkezde o kara günü yaşatanlara, hem de bugün bu Meclis’in altında cüret edilen bu meseleye, o kötücül akla kim eğer alet olup yol veriyorsa, varsa şu kadarcık hakkım, helal etmiyorum.
Asla ve asla namuslu arkadaşlarımıza hırsız diyerek, iftiraları doğruymuş gibi anlatıp ‘arınacağız’ diyenlere teslim olmayacağız. Elbette hukuka güveneceğiz ama onun için önce bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız, yargı kollarını tasfiye edeceğiz. Bizim iktidar yürüyüşümüz; onların milletin bankasının parasıyla kendilerine yandaş yaptığı medyayı bu kez bizim tarafa aldığı bir düzen değil, bir daha hiç kimsenin yandaşlaştıramadığı, özgür ve bağımsız bir medya düzeni kurmak olacaktır.”

“TEK GÖREV HIZLA KURULTAYA GİTMEKTİR”
Hukukçuların ortak mütalaasına dayanarak, Kurultay takviminin kasıtlı olarak bir yılı aşkın bir süreye yayılmak istendiğini iddia eden Özel, yasal tehlikeleri sıraladı: “Türkiye’nin en önemli kamu hukukçuları, seçim hukukçuları aynı metinde birleşiyor. Diyorlar ki: ‘Bu yırtığı hızla dikmezsek kamu düzeni ortadan kalkacak. Kurultayın yapılmaması mümkündür denemez. Yapılması değil, yapılmaması mümkün değildir. Tek görev hızla kurultaya gitmektir.’ Günlerce ‘Seçim olamaz’ dediler. ‘Hocalardan konsey kuralım, hakemliğinde tartışalım, ikişer avukat görevlendirelim’ dedik, reddettiler. Konuşup konuşup ‘Biz bu kurultayı yapamayız’ dediler. Şimdi ise ‘Kurultay sürecini başlatacağız’ açıklamasını duyduk. Mademki kurultay yapılacağına, yapılabileceğine ikna oldunuz, o kurultayı yapacaksınız. Başka çaresi yoktur.

“EFENDİM BİRKAÇ AY SONRAYA SÖYLEYELİM, BİR TAKVİM İLAN EDELİM…”
‘Efendim birkaç ay sonraya söyleyelim, bir takvim ilan edelim, bir yıla yayalım, AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa o seçime o şekilde yakalanalım’ diyemezsiniz. Burada yapılacak iş, 111 milletvekilimizin imzayla çağrıda bulunduğu 26 Temmuz tarihini geçirmeden bir kurultay yapmaktır. Aksi takdirde parti altı yıldır kurultay yapmamış pozisyonda kalmaktadır. Seçime girmesi tehlikeye girmektedir. ‘Şimdi takvim başlatacağım, bir yıla, bir buçuk yıla yayacağım. Seçimlere bir yıl kala ertelenecek. Ben bu partinin başında seçime gideceğim’ derseniz, on milyonlarca kişinin hayallerini yerle bir etmekle kalmaz, onlara bir kabus yaşatırsınız.”
ÖZGÜR ÖZEL’İN KONUŞMASININ SATIR BAŞLARI:
“BİZ DEMOKRASİ FİKRİNİN İNSANLARIYIZ: VAZGEÇMEMEKTİR, TESLİM OLMAMAKTIR, DİRENMEKTİR!”
Biz demokrasi fikrinin insanlarıyız. Biz sandığa inanırız. Seçime, seçene ve seçilene saygılıyız. Onun için bugün buradaki bu duruş, bu başlangıç ve hep birlikte sürdürdüğümüz bu yürüyüş çok anlamlıdır. Bir gün değildir. Bir mevzi değildir. Bir zafer değildir. Bir bütünün, diğerleri kadar kıymetli bir parçasıdır. Vazgeçmemektir. Teslim olmamaktır. Direnmektir ve bir duyguyla değil, bütün ülkenin geleceğini düşünen bir duyguyla davrananların birlikteliğinin zaferidir. Hepinizi kutluyorum.
“FERDİ GELDİ BENİ ALDI, AKŞAM UYUMAYA YAKIN O FECİ KAZA HABERİNİ ALDIK”
Bugün 9 Haziran. Kardeşim, arkadaşım, yoldaşım, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız Ferdi Zeyrek’in vefatının seneidevriyesindeyiz. Geçen yıl Kurban Bayramı’ydı. Her Kurban Bayramı olduğu gibi sabah beş gibi kalktık. Birimizden biri öbürünü alırdı. Ferdi geldi beni aldı. Genel başkan değildim, Büyükşehir Belediye Başkanımızdı. Hatuniye Camii’ne gittik. Bayram vaazını dinledik. Namazımızı kıldık.
“MANİSA’DA İLK KEZ CUMHURİYET MEYDANI’NDA YAPILAN BİR CENAZEYLE KARDEŞİMİZİ UĞURLADIK”
Kabristana gittik. Manisa Tarzanı’ndan başladık. Her zaman ve her sene yaptığımız gibi aile büyüklerine, seçilmiş her partiden belediye başkanlarının kabirlerine, partimizin ve diğer partilerin, Milliyetçi Hareket Partisi’nin, seksen öncesinde hayatını yitirmiş il başkanlarına ayırmadan ziyaretlerde bulunduk. Şehitliğe gittik. Polis şehitliği, her sene olduğu gibi askerî şehitlik… Sonra kurban kesim alanına gittik. Kurbanlarımızı kestik. Birer but aldık. Ferdi Gülden teyzeye götürdü, ben anneme kavurma için götürdüm. Öğlen 12.00 gibi ayrıldık birbirimizden. Ve akşam, uyumaya yakın, o yorgun günün sonunda o feci haberi aldık. O feci kaza haberini… Hep birlikte Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nin bahçesine koştuk. Hepiniz vardınız. Bütün Manisa vardı. Neredeyse bütün Türkiye’den insan vardı. Bütün partiler vardı. Üç gün direndi. Üç gün dua ettik. Üç gün bir mucizeyi kovaladık. Olmadı, kaybettik. Sonra yine herkes vardı. Hep beraber… Manisa’da ilk kez Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan bir cenaze töreniyle, meydanlara ve Manisa’ya sığmadığı tarihin en unutulmaz törenlerinden biri gerçekleşti. Herkesin gördüğüne şaşırdığı, ama Ferdi’yi bilenlerin şaşırmadı bir liderdi. “Ancak bu Ferdi’ye nasip olurdu” denilen bir törenle kardeşimizi uğurladık.
“ÖZGÜR BEY MANİSA’YA GİDECEK DEYİNCE BUGÜNÜ BURADA GRUP TOPLANTISI YAPMAK İÇİN FIRSAT GÖRDÜLER”
Bugün de birinci seneidevriyesi. Orada olmak hepimizin istediği şeydi. Hepimiz orada olacaktık. Geçen hafta bir basın mensubu arkadaş sordu. “Bir dahaki grup toplantısı?” deyince ben dedim ki, “O hafta olmaz. Ferdi’nin vefatının yıl dönümü, orada oluruz. Herkes orada olur.” Bu soruya verdiğim cevap yayımlandıktan bir süre sonra olmayacak bir şey oldu. Gözlerime inanamadım. Sonra da araya girip, “Yapmazsanız, etmeseniz…” diyenlere, “Özgür Bey Manisa’ya gideceğim deyince biz yapalım dedik” diyerek bugün bizim orada olmamızı, burada grup toplantısı yapmak için bir fırsat olarak gördüler.

“KAPALI YERE GİRİYOR ADAM, ATMAZSA ATMAZ; BUGÜN DELEGE GELSE ZATEN ÖZGÜR OLSA DA GEREK YOK”
Bir açıklama yapıldı. Günlerce düşündüm. Günlerce… Aklına güvendiğim herkese danıştım. Grubumuza, arkadaşlarımıza, çocukluk arkadaşlarıma… Hep şunu söyledim: “Gidelim, gelsinler.” Kim gelecekti? Kim gelecekti? O zaman partiye sabah yedide kim geldiyse onlar gelecekti. Biraz önce Dikmen Kapısı’nda onları gördüm zaten. Kim gelecekti? Son dört kurultayda seçilmiş genel başkanı olmayacak. Seçilmiş yöneticiler olmayacak. Son üçünde geçerli oyların hepsini alan genel başkanı olmayacak. İlk günden bu yana ilk kez, nasip alan ki kendime saygımdan dolayı söyledim, bir genel başkanın son üç kurultayda delinmeyen anahtar listesi… Bu liste iyi yapıldı, güçlü yapıldı demek değil. Bu delegenin, hem son seçilen delegenin hem ilk delegenin, bugünkü delegenin idraki, partiyi sevmesi, sahiplenmesi demek. Kapalı yere giriyor adam. Kimse görmüyor. Atmazsa atmaz. Üç sene önce vermemiş altı yüz küsur tanesi. Şimdi hepsi veriyor. Diyor ki: “Birlikte olalım.” Bugün dayanışma günü. O delege gelse, o ruh gelse, o bilinç gelse, o idrak gelse zaten Özgür olsa da burada gerek yok. Oraya kimin oturduğunun hiç önemi yok. Ama kim gelecekti? Kimin geleceğini gördük. Nasıl gelmeyi planladıklarını gördük. Ve bunun ne olduğunu gördük.
“MESELE PARTİ İÇİ DEĞİL; CHP’Yİ ORTADAN KALDIRMAYA ÇALIŞAN ERDOĞAN’I RAKİPSİZLEŞTİRME MESELESİDİR”
Burası millî iradenin tecelli ettiği yerdir. Millet karar verir, o karar burada tecelli eder. Kurultay iptal de, seni serbest bırakacağız dediler. Mesele parti içi mesele değil. Mesele, olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle CHP’yi ortadan kaldırmaya çalışan, Erdoğan’ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir şey değil. Ali ile Veli bizim partide kavga edecek, ele güne karşı Meclis’in kapısı önünde o cılız ama gücünü haklılığından alan bedenini, oradan buradan toplanmış serseri güruhunun önüne koyacak. Eskisi gibi Osmanlı’nın son dönemi gibi bir sistem lazım. Bir Kürt, bir Türk, bir Alevi lazım devletin başına. Bu yıkıcı rezalete, bu rejime kast eden niyetlere karşı o zincirleri tutacağız. Bugün kopmayan halka bu halkadır. Siz işte o kopmayan halkasınız.
“O KARARA UYANLARA, O KÖTÜCÜL AKLA KİM ALET OLUP YOL VERİYORSA HAKKIMI HELAL ETMİYORUM!”
Hem Ferdi’nin ölüm yıldönümünde o kararı aldıranlara, o karara uyanlara, genel merkezde o kara günü yaşatanlara, hem de bugün bu Meclis’in altında cüret edilen bu meseleye, o kötücül akla, kim eğer alet olup yol veriyorsa, varsa şu kadarcık hakkım, helal etmiyorum. Partime yaşatılanları görünce ne diyeceğimi şaşırıyorum. O binada kimler var kimler, biliyor musunuz? O gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz de seçmenlerimiz de aynı duyguda, aynı kararlılıkta, o zinciri koparmamak için oradaydı. O binada, Kemal Bey’e Çubuk’ta linç girişimi yaşatılırken, ölümü göze alarak onu koruyan, yanında duran mesela Murat Emir yok orada.

“KEMAL BEY’E ATEŞ AÇILIRKEN ONUN ÜSTÜNE EĞİLEN SEYİT TORUN’U İKİ KOLUNDAN TUTUP AŞAĞI ATTILAR”
Ama Haluk Kırcı’nın ekibi 12. kattan selam veriyor. Kemal Bey Artvin Şavşat’ta saldırıya uğradığında, kirpinin içinde onunla beraber suikast girişimine maruz kalan Seyit Torun yok orada. Çünkü Kemal Bey’e ateş açılırken, kirpinin içine girip onun üstüne eğilen Seyit Torun’u iki kolundan tutup aşağı attılar. Ya hapse atılacaksın ya AK Parti’ye katılacaksın dendiğinde dimdik duran belediye başkanlarımız yok orada. Adalet Yürüyüşü’nün isim babalarından Aykut Erdoğdu ile Bülent Tezcan yok orada. İBB operasyonlarında tutuklananları ziyaret edip, “2 milyon lira vereceksin, şu iftirayı atarsan çıkarsın” diyen avukat, göstermelik ev hapsi kaldırılan avukat, o binada “arınma başladı” diye paylaşım yapıyor. O binada AK Parti’yi yenen kadro yok. Yenilgiye itiraz edenler, direnenler, mücadele edenler yok. O binada CHP bu yolu yürüyemesin diye tarihin gördüğü en büyük kumpas, iftira ve karalama kampanyasını yapanlar, partinin aklı olmuşlar güya.
“BİZ BU ÇİRKİN ZİHNİYETİ GERİDE BIRAKTIK; CHP BİR BİNADAN DEĞİL BİR İNANÇTAN İBARETTİR”
Şimdi çıkmışlar, “Efendim bir paralel CHP anlayışı varmış. Bizim Meclis’i paralel genel merkez yapmamız kabul edilemezmiş. O yüzden burası da zapt edilmeliymiş” diyorlar. Biz genel merkezden yaptığımız yürüyüşte bu zihniyeti arkamızda bıraktık. Bu çirkin zihniyeti geride bıraktık, onlara bıraktık. CHP’nin bir binadan değil, bir inançtan, bir anlayıştan, bir inattan ibaret olduğunu; bu ülkenin son umudu olduğunu; son kalenin bir bina çatısı değil, Cumhuriyet’e inananların yüreğindeki korkusuzluk ve mücadele azmi olduğunu söyledim.
“BU MİLLET EMNİYET MÜDÜRÜ VARKEN EMNİYET İMAMININ, SEÇİLMİŞLER VARKEN ATANMIŞ PARALELLERİN KİM OLDUĞUNU BİLİR!”
Bu millet paralelin kim olduğunu bilir. Bu millet, emniyet müdürü varken emniyet imamının paralel olduğunu bilir. Seçilmişler varken atanmış paralelleri bilir bu millet. Seçilmişler onlara teslim olursa nasıl kukla gibi kaldıklarını, o paralele teslim olmayanlara ne kötülükler yapıldığını bu millet de bu grup da bilir. Her şeyi yapın ama bu dille, bu FETÖ’den kalma dille, önüne geleni FETÖ’cü, hain ilan eden dille; demokrasinin tepki ve protesto regenimi olduğunu kabul etmeyenlerin, her direnişe ayaklanma, her meydana sokak çağrısı, her mitinge sokakları karıştırmak diyen sığ anlayışın terminolojisini CHP’de görev yapmış kimseye yakıştırmam. Asla ve asla CHP’ye paralel yapı, FETÖ; namuslu arkadaşlarımıza hırsız diyerek, iftiraları doğruymuş gibi anlatıp “arınacağız”, “satacağız”, “atacağız” diyerek yaklaşılmasına teslim olmayacağız.
“İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜMÜZ; HİÇ KİMSENİN YANDAŞLAŞTIRAMADIĞI BİR MEDYA DÜZENİ KURMAK OLACAKTIR”
Elbette hukuka güveneceğiz. Bağımsız yargının her şey olduğunu bileceğiz. Ama onun için bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız. Yargı kollarını dağıtacağız. İktidar yürüyüşümüz; oların milletin bankasının parasıyla kendilerine yandaş yaptığı medyayı bu kez bizim tarafa aldığı bir düzen değil, bir daha hiç kimsenin yandaşlaştıramadığı bir medya düzeni kurmak olacaktır.
“O BİNDİRİLMİŞ VE GEZDİRİLMİŞ KITAYLA NE KURULTAY YAPABİLİRSİNİZ NE BAYRAMLAŞMA NE GRUP TOPLANTI”
Bir aklı selim hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez şekilde aşılmaz. 2 milyon üyemiz var. 2 bin tane kurultay istemeyen seçilmişi bulamazsınız. O bin tane de bayramlaşmayı yapalım, grup yapalım, çıkar CHP kimliğini desen gösteremez, o bin tane bindirilmiş ve gezdirilmiş kıtayla ne Kurultay yapabilirsiniz ne bayramlaşma ne grup toplantısı ne başka birşey. Herkesin artık nasıl bir eşikte oludğumu görmesi lazım. Bütün muhalefet partileri Kurultay yapılsın diyor. Demokrasi ortadan kalkacağı için söylüyorlar. Barolar, meslek örgütleri, STK’lar, TBMM başkanı, MHP Genel Başkanı belli bir evreye kadar söylediği değerlendirmeler, AK Parti7de geçmişte önemli görevler yapmış ya da uçak kalktıktan sonra aklı selim herkes, ‘ya biz ne yapıyoruz, CHP kurultayını yapmalı ve seçilmiş yönetimi olmalıdır ‘ diyor.
Hep beraber ayağa kaldıracağız. İki kere iki nasıl dört ediyorsa, bugünkü yargının yazdığına çizdiğine, bugünkü basının köpürttüğüne, yönettiğine teslim olarak bir adım geri atarsak ülkeyi teslim alacaklar. Yarın bu ülkenin ne demokrasisi, ne bağımsız yargısı, ne bağımsız basını, ne de gençlerin ve hiçbirimizin bir ümidi kalacak. Bunun için bütün bu kurulan kumpasa, anlatılan hikâyeye ve basın eliyle desteklenen tüm bu söylemlere karşı Kuvayı Milliye ruhuyla, yüz yıl önce olduğu gibi sadece ve sadece milletin azim ve kararlılığına inanacağız. Sadece ve sadece millete.

“TARİHİ BİR EŞİKTEYİZ VE BU EŞİK ARTIK GERİ DÖNÜLEMEZ BİR NOKTAYA GELMİŞTİR”
Tarihi bir eşikteyiz. Tarihi bir eşikteyiz. Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik artık geri dönülmez bir noktaya gelmiştir. Ümit ediyorum butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan ve bugün burada cüret edilen meseleden sonra bir aklıselim hâkim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez bir şekilde aşılmaz. İki milyon üyemiz var. İki bin tane kurultay istemeyen, seçilmiş yönetsin demeyen bulamazsınız. O bin taneyle de bayramlaşmayı yapalım. O bin taneyi getirelim grup yapalım. O bin taneyi getirelim ki, “Çıkar CHP kimliğini” desen iki yüz tane kimlik çıkmaz. Binaya girip, “Tam bir CHP’li oldum ha” diye yanındakine şaka yapanlarla, o bin tane bindirilmiş ve gezdirilmiş kıtayla kurultay yapabilirsiniz. Ne bayramlaşma, ne grup toplantısı, ne başka bir şey. O yüzden herkesin artık nasıl bir eşikte olduğumuzu görmesi lazım.
“MUHALEFET PARTİLERİ CHP’Yİ KAYIRMAK İÇİN DEĞİL, DEMOKRASİ ORTADAN KALKMASIN DİYE KURULTAY DİYOR”
Bütün muhalefet partileri “Derhal kurultay yapılmalıdır” diyor. CHP’yi kayırmak için demiyorlar bunu. Kendilerinin de tabi olduğu bu sistem ortadan kalkarsa demokrasi ortadan kalkacağı için söylüyorlar bunu. Bütün siyasi partiler, barolar, Barolar Birliği, meslek örgütleri, STK’lar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı’nın belli bir evreye kadar bu konuyla ilgili yaptığı değerlendirmeler… AK Parti’de geçmişte önemli görevler yapmış ya da şimdi uçak kalktıktan sonra arkadaşlarımızla konuşan aklıselim herkes, “Ne yapıyoruz biz?” diyor. “Ne yapıyoruz?” “CHP kurultayını yapmalıdır ve CHP seçilmiş bir yönetimle yoluna devam etmelidir” diyorlar. “Ne yapıyoruz biz?” diyorlar.
“DİYALOG OLSA VALLAHİ HİÇ UZAK DURMADIK; HUKUKÇULAR ‘BU YIRTIĞI HIZLA DİKMEZSEK KAMU DÜZENİ ORTADAN KALKACAK’ DİYOR”
Bunun için efendim, diyalog olsa vallahi hiç uzak durmadık. Çok net söyleyeyim. “Kurultay yapılamaz” iddiaları… “Efendim tedbir var, kurultay yapılamaz.” Türkiye’nin en önemli kamu hukukçuları aynı metinde birleşiyorlar, aynı anlayışta birleşiyorlar. Diyorlar ki: “Bu yırtığı hızla dikmezsek kamu düzeni ortadan kalkacak.” Türkiye’nin en önemli kamu hukukçuları, seçim hukukçuları diyorlar ki: “Kurultayın yapılmaması mümkündür denemez. Yapılması değil, yapılmaması mümkün değildir. Tek görev hızla kurultaya gitmektir. Görev budur, başka görev yoktur.” Genel başkanlık, Parti Meclisi üyeliği bu kararla oynanamaz. Yapılacak ilk iş yeniden bir seçime gitmektir. Günlerce söylediler: “Seçim olamaz, seçim olamaz.” Dedik ki hocalardan bir konsey kuralım. Reddettiler. “Hocaların hakemliğinde tartışalım” dedik. Reddettiler. “İkişer avukat görevlendirelim, alanında Türkiye’nin en iyilerini götürelim” dedik. Reddettiler. Konuşup konuşup, “Biz bu kurultayı yapamayız” dediler. Şimdi bu yaşananlarla birlikte, “Tedbir var, kurultay yapamayız” diyenlerin, “Kurultay sürecini başlatacağız” açıklamasını duyduk.
“MADEM Kİ KURULTAY YAPILABİLECEĞİNE İKNA OLDUNUZ, O KURULTAYI YAPMALISINIZ VE YAPACAKSINIZ!”
Burada tarihi fırsat ve eşik şuradadır: Madem ki kurultay yapılacağına, yapılabileceğine ikna oldunuz; ki başka yolu yoktur… Madem ki mahalle, ilçe ve il seçimleri tamamlanmış, bir tek kurultayı ortadan kaldırmış istinafın kararı… O kurultayı yapmalısınız. Yapacaksınız. Başka çaresi yoktur. “Efendim birkaç ay sonraya söyleyeyim, bir takvim ilan edelim, bir yıla yayalım, AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa o seçime o şekilde yakalanalım.” Burada yapılacak iş, daha önce milletvekillerimizin, 111 milletvekilimizin imzayla çağrıda bulunduğu 26 Temmuz tarihini geçirmeden bir kurultay yapmaktır. Aksi takdirde parti altı yıldır kurultay yapmamış pozisyonda kalmaktadır. Seçime girmesi tehlikeye girmektedir.
“SEÇİME BİR YIL KALA ERTELENECEK, BAŞINDA SEÇİME GİDECEĞİM DERSENİZ ON MİLYONLARCA KİŞİNİN HAYALLERİNİ YERLE BİR EDERSİNİZ”
Kurultay yapabileceğinizi gördünüz. “Şimdi takvim başlatacağım, bir yıla, bir buçuk yıla yayacağım. Seçimlere bir yıl kala ertelenecek. Ben bu partinin başında seçime gideceğim” derseniz… Bu memlekette tek umudu Cumhuriyet Halk Partisi olan, tek umudu önümüzdeki seçim olan on milyonlarca kişinin hayallerini yerle bir etmekle kalmazsınız. Onlara bir kâbus yaşatırsınız. Onların umutlarını kırarsınız. Onları geri dönülmez bir şekilde kaybedersiniz, kaybettirirsiniz.
“ANKETLER GÖSTERİYOR Kİ MİLLET BU YAPILANLARA KÖKÜNDEN KARŞI ÇIKTI; SAÇ TANESİ KOPMADI PARTİDEN”
Şunu görün: Bu süreçte yapılan anketler gösteriyor ki millet bu yapılanlara kökünden karşı çıktı. Parti tarihin en önemli, en güçlü noktalarından bir tanesinde ve bu demokratik mücadelesiyle yani birileri demokrasiyi askıya almışken öyle bir parça marça değil saç tanesi kopmadı partiden. Binadakiler dışında kimse yok ki bu partiye bu yapılanlar doğrudur desin. Böyle bir fırsatta kurultay kararının yirmi altı Temmuz’u geçirmeden verilecek olması partiye tarihi bir şahlanış, kimsenin bir daha geri döndüremeyeceği büyük bir demokratik yürüyüş imkanıdır. Bunun heba edilmemesi son derece önemlidir.
“255 MİTİNG YAPTIM, BİR KİŞİNİN BURNU KANAMADI, CÜZDANI ÇALINMADI, TACİZ İDDİASI OLMADI”
Diğer yandan, yok halkı ayaklanmaya çağırmak, sokağa dökmeye çalışmak… 255 Miting yaptım ben. Hep savunduğum şeydi. Hep savunduğum şey. Sen çık sokağa, milletin derdiyle dertlen, yap mitingini, yap eylemini. Bak bakalım o sessiz çoğunluk, o meydana gelmese de yandan dönüp de bakıp senin söylediğine hak verince nasıl değişecek her şey? 255 Miting yaptık genel başkan olarak. Bir kişinin burnu kanamadı, evet. Bir kişinin cüzdanı çalınmadı. Bir kişi bir taciz iddiası olmadı o sıkışık kalabalıklarda.
“ÖZGÜR ÖZEL’İ DESTEKLEYENLERİN BİLİNÇ DÜZEYİNİ, NİÇİN BURAYA GELDİKLERİNİ O KADAR İYİ BİLİYORLAR Kİ”
O meydanları dolduranlar ya da bugün bir vatandaş Dikmen kapı önüne gittim diyor; oradaki Özgür Özel’i destekleyenlerin bilinç düzeyine, niçin buraya geldiklerini o kadar iyi biliyorlar ve anlatıyorlar ki diyor. Diğer tarafta karşıdan sigara içenlere karşı böyle bir kitlemiz var. Böyle bir beklentisi var. Böyle bir şekilde yol yürümek, böyle bir şekilde ilerlemek ve hep birlikte başarmak istiyorlar. Bu insanların umutlarını kırmamak, bu ülkeye bu kötülüğü yapmamak lazım.
“PİJAMASININ ÜSTÜNE PALTOYU ÇEKİP DE FIRLAYIP BURAYA GELEN O AMCAM GRUBU BU ŞEKİLDE YAPTIRANA KADAR REDDEDİLDİK”
Bugünkü durum için dün defalarca söyledik. Sağ olsunlar belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz… Dedim ki çağırdıkları kitleyi genel merkeze götürsünler. Ben grubu yapmayayım, gideyim Ferdi’ye. Son ana kadar millet gelip de meseleye el koyana kadar normalde Dikmen’de, Mamak’ta ya da bir başka tarafta bu grubu televizyondan izlemek varken öyle pijamasının üstüne paltoyu çekip de fırlayıp buraya gelen o amcam grubu bu şekilde yaptırana kadar ne önerdiysek reddedildik, ne önerdiysek reddedildik.
“YORULAN, YAŞLANAN, TÜKENEN BİR SİYASETİ GERİDE BIRAKTIK; YENİ NESİL BİR SİYASETİ KURUYORUZ!”
Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı derler ya, bu dünya hiçbirimize kalmayacak, bu parti hiçbirimize kalmayacak ama biz doğruyu yaparsak bu parti emanet edildiği cumhuriyetle birlikte emanet edildiği gençlerin yarınlarının umudu olacak. Biz Türkiye’de yeni bir siyasetin önünü açıyoruz. Yorulan, yaşlanan, tükenen bir siyaseti geride bıraktık. Eski nesil köhneleşen siyaseti geride bıraktık. Yeni nesil bir siyaseti kuruyoruz. Ama bunu yeni nesille kurmuyoruz; 10. Yıl Marşı’ndaki gibi her yaştan gençlerle birlikte kuruyoruz.
“34 YAŞINDA ÖRÜMCEK KAFA BUKLANCI DA VAR, 74 YAŞINDA EVDEN TERLİKLE FIRLAMIŞ GELMİŞ GENÇLER DE VAR”
Buklancı var orada 34 yaşında… Demokratik olarak örümcek kafa… Nasıl vaktiyle yapılmış olan darbelerden medet umanlar “Aman paşam” diyenler varsa, 30-34 yaşında örümcek kafa buklancı da var; 74 yaşında evden terlikle fırlamış gelmiş, burada Cumhuriyet Halk Partisi’ni korumaya gelen gençler de var. O yüzden, o yüzden hep beraber yürüyeceğiz. Arkamıza bakmadan, dönüp de bakarsak arkada dostlarımızın yürüdünden, yiğit insanların yürüdüğünden emin olarak dönüp de bakarsak kimse geride kalmasın. TOMA’nın arkasında kimseyi bırakmamak için bakarak değişime doğru, yeniye doğru, iyiye, güzele doğru yürüyeceğiz.
“DEVLETİ MİLLETİN KARŞISINA KOYARSANIZ, MİLLET O DEVLETİ ÖNCE YENER SONRA YENİDEN DEMOKRATİK DEVLETİNİ İNŞA EDER”
Herkes gitsin ki vakti gelmiş bir değişimin üstünde kimse duramaz. Milletin yürüyüşünün önüne kimse set çekemez. Milletin önüne çıkmak isteyenler bilsin ki önümüzde duran bu milletin ayaklarının altında kalır. Ne yapılırsa yapılsın bu millet önünde kimseyi istemez. Devletini sever, vergisini verir, askere çağrılır gider, evlat yollar, şehidi gelir “Vatan sağ olsun” der; ama devleti milletin karşısına koyarsanız, millet o devleti önce yener sonra yeniden demokratik devletini inşa eder. Bunun için milletin verdiği karara kimse mani olmaya çalışmasın. Milletle savaşa girmeye kimse kalkışmasın. Birlerinin milletle girdiği savaşın kimse maşası olmasın, ona alet olmasın.
“MANSUR BAŞKANIMIZLA BİRLİKTE BULDUĞUMUZ BİR UÇAKLA MANİSA’YA GİDECEĞİM”
Çalışacağız. Acı çektik, çekiyoruz, çekeceğiz. Bedeller ödeyeceğiz. Ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Koşup kapıya gelenlere, bu grubu yaptıranlara, burada olanlara, dimdik arkamızda duranlara bir teşekkürüm var. O da şudur: Buradan kürsüden belki de en kısa konuşmalardan biri oldu, bu konuşmayı tamamlayacağım. Sonra Mansur Başkanımızla birlikte bulduğumuz bir uçakla Manisa’ya gideceğim. Sizin sevginizi, duanızı Ferdi kardeşime ileteceğim. Beni Ferdi’den, Manisa’dan koparamadılar; çünkü arkamda dağ gibi siz vardınız. Hepinizi seviyorum. Hep beraber.