DEMOKRAT GÜNDEM-Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Müslim Sarı, MYK toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında iktidarın 2027 yılı enflasyon hedeflerinin gerçekçi olmadığını vurguladı.
Açlık sınırının 38 bin liraya dayandığını belirten Sarı, “40 bin liranın altında bir aylık maaş o kişiyi açlık sınırının altında tutacaktır. Bir Ocak’ta emekliye yapılacak zammın en az yüzde yetmiş seviyesinde olması gerekir” dedi.
CHP Parti Sözcüsü Müslim Sarı, genel merkezde gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından kameraların karşısına geçerek ekonomi, fon soruşturması ve dış politika başlıklarında kritik değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasının merkezine son açıklanan ekim ayı enflasyon verilerini ve eriyen alım gücünü koyan Sarı, hükümetin orta vadeli program tahminlerinin şimdiden kağıt üstünde kaldığını belirtti.
Yılın ilk on ayındaki kümülatif enflasyonun yüzde 27,5 seviyesine ulaştığını hatırlatan Parti Sözcüsü Müslim Sarı, “Daha iki ay önce açıklanan OVP’de ve daha 15-20 gün önce açıklanan bütçe büyüklüklerinde 2027 yılı için yüzde 21 hedefin olduğunu, tahminin olduğunu görüyoruz. 15 gün önce yapılmış olan tahminin 15 gün sonra tutmayacağı neredeyse kesin. Zaten 27 buçuk olmuş enflasyon. Kimse 21 enflasyon rakamına hedefine 2027 yılı için inanmıyor. Piyasa beklentilerine baktığımız zaman piyasa ajanları dediğimiz, piyasa yapıcıları bile 24-25 enflasyon beklerken hane halkının beklentisi kırkın üzerinde” diye konuştu.
“ASGARİ ÜCRET EN AZ 50-52 BİN OLMALIDIR”
Yılbaşından bu yana asgari ücretlinin ve emeklilerin enflasyon karşısında büyük bir kıyım yaşadığını ifade eden Sarı, bütçe olanaklarının dar gelirlilere değil faiz rantiyesine aktarıldığını savundu.
Açlık sınırının Ekim ayında 38 bin liraya ulaştığını, yılbaşında yapılacak düzenlemelerde bu rakamın 40 bin lirayı bulacağını belirten Sarı, emekli maaşları ve asgari ücret için şu net rakamları paylaştı: “Açlık sınırı Ekim’de 38 bin liraya gelmiş. En düşük emekli maaşı 23 bin lira, asgari ücret 28 bin lira. İki ay sonra bir Ocak’ta emekliye zam yapacağınız zaman bu zammın en az yüzde yetmiş seviyesinde olması gerekir. Bizim CHP olarak önerimiz 23lira olan en düşük emekli maaşının yüzde 70 oranında zamlandırılmasıdır. En az 40 bin lira seviyesine çıkartılmasıdır. Hiç kimsenin açlık sınırı altında bırakılmamasıdır. Asgari ücret de buna paralel biçimde arttırılmalıdır; yani asgari ücret en düşük emekli maaşının en az yüzde 30 üzerinde olmalıdır. Bizim teklifimiz bunun 50-52 iki bin lira seviyesinde olmasıdır.”
“2027 YILINDA 4 TRİLYON LİRA FAİZ ÖDENECEK”
Hükümetin 2027 bütçesinde rekor düzeyde faiz ödemesi öngördüğünü belirten Sarı, “2027 yılında tam 4 trilyon lira faiz ödemesi var bütçede. Bu tüm zamanların en yüksek faiz ödemesidir. Bu bütçede hükümet aslında emekliyi, dar gelirliyi değil, faiz rantiyesini korumaktadır” dedi.
Türkiye ekonomisindeki yapısal kırılganlıklara ve Merkez Bankası rezervlerindeki erimeye dikkat çeken CHP Parti Sözcüsü Müslim Sarı, swap hariç net rezervlerin 24,2 milyar dolara gerilediğini vurguladı.
“BU ÖRGÜTÜN ARKASINDAKİ SİYASİ MOTİVASYONU ÇIKARTACAKSINIZ”
Son fon vurgunu sürecinde sadece 45 günlük sürede 21 milyar dolar rezerv yakıldığını belirten Parti Sözcüsü Müslim Sarı, fon soruşturmasında asıl sorumluların üzerine gidilmediğini söyledi.
Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı şüpheli ve tutuklu rakamlarının tek başına yeterli olmadığını belirten Sarı, “Bütün denetleyici kurumların yöneticilerini görevden alsanız da, hepsini hapse atsanız da onların denetim görevlerini yerine getirmesini engelleyen siyasetçilere dönük bir işlem yapmadığınız sürece bu meseleyi çözmüş olmuyorsunuz. Buradan Sayın Bakan’a sesleniyorum: Bu siyasi ayağın üzerine gitmediği sürece görevini yerine getirmiş olmaz. Bu örgütün arkasındaki siyasi motivasyonu çıkartacaksınız; bunu yapmadığınız sürece görevinizi yerine getirmiş olmazsınız” ifadelerini kullandı.
MÜSLİM SARI’NIN TOPLANTISINDAN SATIR BAŞLARI
“KİMSE 21 ENFLASYON RAKAMINA VE HEDEFİNE 2027 YILI İÇİN İNANMIYOR”
Yılında yirmi bir olan enflasyon hedefini tutmayacağını, bunun yakınına bile gelemeyeceğimizi aslında çok net olarak görüyoruz. Nitekim yıllık bazda otuzun az altında yirmi dokuz, yetmiş yedi olarak gerçekleşmiş olan enflasyona son on aylık kümülatif rakamına baktığımız zaman yirmi yedi buçuk olduğunu görüyoruz. Yani Ocak ayından Ekim ayının sonuna kadar yirmi yedi buçuğa ulaşmış bir enflasyon var kümülatif olarak.
Daha iki ay önce açıklanan OVP’de ve daha 15-20 gün önce açıklanan bütçe büyüklüklerinde 2027 yılı için, 26 yılı için 28 hedefin olduğunu, tahminin olduğunu görüyoruz. 15 Gün önce yapılmış olan tahminin 15 gün sonra tutmayacağı neredeyse kesin. Zaten 27 buçuk olmuş enflasyon. Tahmine sadece yarım puan kalmış ve daha iki tane daha enflasyon rakamı açıklanacak. Yani bu aslında hükümetin hiçbir biçimde enflasyon hedefleri konusunda, iktisadi büyüklükler konusunda tahminlerinin, beklentilerinin, bakış açılarının ne kadar doğru olmadığını bize açık bir biçimde göstermektedir.
Daha bugünden söyleyebiliriz ki, 2027 yılı enflasyonunun da 21 olan tahminin yakınına bile uğramayacak. Bunu bugünden söylememiz mümkündür. Kimse 21 enflasyon rakamına hedefine 2027 yılı için inanmıyor. Piyasa beklentilerine baktığımız zaman piyasa ajanları dediğimiz yani piyasa yapıcıları, piyasa uzmanları bile 24-25 enflasyon beklerken hane halkının enflasyonu kırkın üzerinde, beklentisi kırkın üzerinde. Dolayısıyla bu enflasyon rakamları, Ekim ayı enflasyon rakamları hem ekonomide enflasyonda yapısal bir sorun olduğunu işaret ediyor hem de orta ve uzun vadede enflasyon eleştirilerinin asla tutmayacağını bize şimdiden söylüyor.
“KIRK BİN LİRANIN ALTINDA BİR AYLIK MAAŞ O KİŞİYİ AÇLIK SINIRININ ALTINDA TUTACAKTIR”
Şimdi enflasyonun kümülatif rakamına baktığımız zaman, az önce söyledim, %27 buçuğa ulaşmış olan 10 aylık enflasyon var. Yılbaşından bu yana asgari ücretlinin yedi bin yedi yüz yirmi altı lirası eridi. Yani bu enflasyon rakamlarını biz doğru, rasyonel kabul etsek bile yılbaşından bu yana asgari ücretlinin yedi bin yedi yüz yirmi altı lirasını uçurdunuz. Haziran ayından bu yana da en düşük emekli maaşı için bin beş yüz beş liralık bir kayıptır.
Dolayısıyla açlık sınırı Ekim’de otuz sekiz bin liraya gelmiş. En düşük emekli maaşı yirmi üç bin lira, asgari ücret yirmi sekiz bin lira. Geçmiş yıl asgari ücretlerine açlık sınırı ile ilgili bir karşılaştırma yaptığınız zaman hiç bu kadar farkın açılmadığını da göreceksiniz. Dolayısıyla zam bekleyen geniş kitleler bakımından, geniş toplumsal kesimler bakımından 2027 yılı bütçesi için öngördüğünüz rakamların hiçbir anlam ifade etmediğini bugünden söyleyelim.
Açık bir tablo olarak şunu söylemeliyiz ki kırk bin liranın altında bir aylık bir maaş o kişiyi açlık sınırının altında tutacaktır. Otuz sekiz bin liraya gelmiş açlık sınırı iki ay sonra kırk bin lira olacaktır. İki ay sonra bir Ocak’ta emekliye zam yapacağınız zaman bu zammın en az yüzde yetmiş seviyesinde olması gerekir.
Bizim CHP olarak önerimiz yirmi üç bin lira olan en düşük emekli maaşının yüzde yetmiş oranında zamlandırılmasıdır. En az kırk bin lira seviyesine çıkartılmasıdır. Hiç kimsenin açlık sınırı altında bırakılmamasıdır. Buna paralel bir biçimde diğer emekli aylıkları da arttırılmalıdır, en az yüzde yetmiş oranında. Ve asgari ücret de buna paralel biçimde arttırılmalıdır. Yani asgari ücret en düşük emekli maaşının en az yüzde otuz üzerinde olmalıdır. Bizim teklifimiz bunun elli elli iki bin lira seviyesinde olmasıdır. Bunlar gerçekleşmediği sürece, bunlar verilmediği sürece bu enflasyon oranları karşısında geniş kitlelerin, geniş toplumsal kesimlerin, işçinin, memurun, emeklinin korunması mümkün değildir.
“BU BÜTÇEDE HÜKÜMET EMEKLİYİ DEĞİL, FAİZ RANTİYESİNİ KORUMAKTADIR”
Cevdet Yılmaz Cumhurbaşkanı yardımcısı iki bin yirmi yedi yılında bütçe olanaklarının çok çok üstünde, enflasyonun çok çok üstünde, beklenen enflasyonun çok çok üstünde emekli maaşı artışları yapacağını söylüyor. Biz de buradan geçen haftada söylemiştik; bütçe olanaklarına baktığımız zaman, iki bin yirmi yedi yılı bütçe harcamalarındaki artış oranlarına baktığımız zaman bunun hedef enflasyonun on puan üzerinden fazla olmasına olanak yoktur. Yani emeklinin bir Ocak’ta alacağı zam, bütün yıl boyunca alacağı zam mevcut bütçe olanakları içinde yüzde kırkı geçmeyecektir.
Hedef enflasyon %21, emekliye veriyorum %40. “Aa ne güzel, reel olarak bunların gelirini arttırıyorum” diyemezsiniz. Çünkü yapmış olduğunuz %40 zam bile geniş emekli kesimlerini açlık sınırının altında tutacaktır. Açlık sınırının üstüne çıkaracak, altından kurtaracak olan zam miktarı yüzde yetmiştir. En düşük emekli maaşının en az kırk bin lira olması gerekir bir Ocak’ta. Ve Haziran’da bu yeniden arttırılacak. Dolayısıyla kimse kimseyi kandırmasın. Kimse emekliyi kandırmasın, kimse asgari ücretliyi kandırmasın.
Bu bütçe olanakları bir siyasal tercihi gösterir. Her bütçe bir hükümet için tercihtir. Bu bütçede de hükümet aslında emekliyi, dar gelirliyi değil, faiz rantiyesini korumaktadır. Faizle ilgili rakamları geçen hafta burada anlatmıştık. 2027 yılında tam 4 trilyon lira faiz ödemesi var bütçede. Bu tüm zamanların en yüksek faiz ödemesidir. Milyar dolar cinsinden baksanız da, yani bunu dolara çevirseniz de 2027 yılında yapılacak faiz ödemeleri tüm zamanların en yüksek faiz ödemesi olacaktır. Milli gelir açısından da bu böyle. Dolayısıyla bunu buradan açıklıkla ifade etmek isterim.
“SWAP HARİÇ NET REZERVLERE BAKTIĞIMIZDA BU RAKAMIN SADECE 24.2 MİLYAR DOLARA İNDİĞİNİ GÖRÜYORUZ”
Öte yandan önemli bir problemimiz daha var. Her ne kadar temel iktisadi meseleleri konuşurken bu bir teknik mesele gibi görünüyorsa da orta ve uzun vadede baktığımız zaman Türkiye ekonomisi açısından tehlike çanlarının çaldığını gösteren bir gösterge. Ne o? Merkez Bankası rezervleri.
Şimdi Merkez Bankası rezervleri arkadaşlar otuz Ekim tarihi itibariyle bürütten yüz elli sekiz milyara geriledi. Yüz elli sekiz milyar dolar. Ancak bu yüz elli sekiz milyar dolar brüt rezervler. Bunların nete dönüşmüş hali daha kıymetli. Çünkü net rezervlerin iktisadi olarak daha fazla anlam ifade ettiğini biliyoruz. Aslında net rezervler piyasaya müdahale edilebilir, Merkez Bankası’nın gerçek hareket alanını gösteriyor. Bu ne kadar biliyor musunuz arkadaşlar? Net uluslararası rezervler 37.9 milyar dolar.
Bunların içinde swap’lar da var. Yani Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın başka ülkelerin Merkez Bankalarıyla yapmış olduğu swap anlaşmaları, yani para değiş tokuşu anlaşmaları da var. Aslında onlar da Merkez Bankası’nın hareket alanı içinde değil. Onları da çıkarttığımız zaman bu rakamın sadece 24.2 milyar dolara indiğini görüyoruz.
Bakınız 1.7 trilyon dolarlık bir ekonominin Merkez Bankası’nın swap hariç net uluslararası rezervleri sadece ve sadece 24 milyar dolar. Bu inanılmaz derecede kötü bir rakam. Ve Merkez Bankası rezervlerinin bu seviyeye gerilemiş olması Türkiye’yi takip eden, Türkiye’ye yatırım yapan, Türkiye’ye ilişkin fikri olan bütün yabancı yatırımcılar açısından özenle izlenen, takip edilen ve bu gelmiş olduğu seviye açısından da alarm zilleri çalan bir veridir bu.
Bu 24 milyar dolar ne ifade eder biliyor musunuz arkadaşlar? Size bir tek örnek vereyim. Bu örnek üzerinden bir karşılaştırma yapın. Bakın 15 Eylül’de bir fon vurgunu başladı biliyorsunuz. Aslında bunun tarihini biraz daha geriye çekebiliriz ama 15 Eylül’de başlatalım. 15 Eylül’den 30 Ekim’e kadar yani kabaca 45 günde Merkez Bankası rezervlerindeki azalma 21 milyar dolar. Yani biz 45 günde 21 milyar dolar rezervi yaktık Merkez Bankası’nda. Merkez Bankası’nın net rezervi kaç? 24 Milyar dolar. Dolayısıyla bu 24 milyar doların ne kadar devede kulak olduğunu, Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarını tamir etme açısından ne kadar anlamsız, ne kadar küçük kaldığını gösteren en iyi göstergelerden biri.
“BU İŞİN SİYASİ AYAĞININ ÜZERİNE GİTMEDİĞİNİZ SÜRECE GÖREVİNİZİ YERİNE GETİRMİŞ OLMAZSINIZ”
Yine bizim bu hafta ve her hafta takip ettiğimiz konulardan biri bildiğiniz üzere fon vurgunu. Fon vurgununun boyutları, geldiği yer. Bununla ilgili hem bir koordinasyon kurulumuz var, çalışıyor, hem uzmanlardan sürekli görüş alıyoruz, hem de kendimiz takip ediyoruz bu süreci.
Biz başından beri şunu söyledik. Dedik ki: Bu fon vurgununun üç tane ayağı var arkadaşlar. Bu üç ayak çıkartılmadığı sürece, bu üç ayağın üzerine gidilmediği sürece bu iş eksik kalır. Bir bunu söyledik, bu ayaklar neler?
- Manipülatörler. Yani manipülatörlere dönük kovuşturmalar, cezai hükümler, cezai süreçler.
- Kurumsal sorumluluk. Yani denetim yapması gereken firmaların, birimlerin, daha doğrusu kurumların sorumluluğu.
- Siyasi sorumluluk. Bu işin siyasi ayağı.
Bu üç ayak eş zamanlı bir biçimde üzerine gidilmesi gereken ayaklardır. Bunlar olmadığı sürece bu iş eksik bırakılır. Bir de dedik ki bu işin iki tane temel zemini var. Birincisi bu fonlar tasfiye edilirken kamu kaynağı kullanılmayacak. İkincisi de bu örgütlü suçlar kapsamında değerlendirilecek.
Şimdi bizim kırmızı çizgilerimiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu. Şimdi burada neredeyiz? Her hafta buranın neresine geldiğimizi değerlendiriyoruz. Şimdi birinci ayak açısından bakalım. Sayın Gürlek açıklama yapmış. Demiş ki: “433 şüpheli, 112 tutuklu, 186 adli kontrol, 38 firari, 30 milyar liralık gönüllü iade, 247 bin yatırımcıya da 97 milyar ödeme.” Şimdi manipülatörlerin üzerine gidilmesi konusunda, bunların tutuklanması konusunda, gözaltına alınması konusunda, hukuki soruşturmaya ve kovuşturmaya tabi tutulmaları konusunda, bunların mal varlıklarına el konulması konusunda, bunların elde etmiş olduğu paraların geri alınması konusunda bir sürecin işlediğini anlıyoruz burada.
Bu mesele bir yana, ikinci konuyla ilgili, ikinci aşamayla ilgili, ikinci ayakla ilgili de bazı gelişmeler olduğunu görüyoruz. İşte Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul yöneticileri, BDDK’dan bazı yöneticiler… Tamam, bunlarla ilgili bir sürecin de ufak ufak başladığını görüyoruz.
Ancak üçüncü ayaktan hiç ses yok. Yani bu denetim kurumlarının denetim yapmalarını engelleyen, buna göz yuman kişilerin arkasındaki siyasi motivasyon kim, ne? Siyasi ayak ne, bununla ilgili hiçbir gelişme yok. Sayın Gürlek bununla ilgili açıklamalar yaparken siyasetçinin bu konunun hiçbir yerinde olmadığını varsaydığını görüyoruz.
Bütün denetleyici kurumların yöneticilerini görevden alsanız da, hepsini hapse atsanız da onların denetim görevlerini yerine getirmesini engelleyen siyasetçilere dönük bir işlem yapmadığınız sürece bu meseleyi çözmüş olmuyorsunuz. Dolayısıyla bunun arkasındaki siyasi motivasyonu, siyasi ayağı mutlaka ve mutlaka ortaya çıkartmak gerekir.
Buradan Sayın Bakan’a sesleniyorum: Bu siyasi ayağın üzerine gitmediği sürece görevini yerine getirmiş olmaz. Televizyonun karşısına çıkıp “Şu kadar manipülatörü tutukladım, şu kadarını gözaltına aldık, şu kadardan şu kadar para aldık” demek yetmez. “Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul, BDDK, Maliye Bürokratları, bunlarla ilgili işlemler yaptık” demek sizi kurtarmaz. Bunların arkasındaki siyasi motivasyonu çıkartacaksınız. Bunların arkasında hangi siyasetçilerin olduğunu, kimlerin buna rıza gösterdiğini, kimlerin göz yumduğunu, kimlerin teşvik ettiğini çıkartacaksınız; bunu yapmadığınız sürece görevinizi yerine getirmiş olmazsınız.
“TOPLUMA BU FON VURGUNUNUN DA ŞEMASINI GÖSTERİN”
Bir başka şey daha söyledi Sayın Bakan. Dedi ki: “Ya burada organize bazı işler var.” Yani burada bir örgütlü suç olabilir demeye getirdi. Evet doğru, biz başından beri bunu söylüyoruz. Burada bir örgütlü suç var ve örgütlü suç kapsamında değerlendirilmesi gereken bir işlemdir bu.
Ama şimdi siz böyle örgüt şemaları çizmeyi seviyorsunuz ya; şimdi benim de buradan soracağım sorular var:
- Bu örgütün adı ne? Burada bir örgütlü suç varsa, bu örgütün adı ne?
- Bu örgütün lideri kim?
- Bu örgütün yöneticileri kim?
- Bu örgütün şeması nerede?
Dolayısıyla Sayın Bakan’dan —yani İBB’yle ilgili, belediyelerle ilgili örgütlü suç kapsamında şemaları görmeye alışkın olan bu topluma— herhalde bu fon süreciyle ilgili, bu fon vurgunu ve yolsuzluğuyla ilgili de bir şema göstermesini bekleriz. Burada bir örgüt varsa bu örgütün liderinin, yöneticilerinin şemasını, bu örgütün adının (hani böyle adlar dolaştırılıyor ya) ne olduğunu da ilan etmesini bekleriz.
Kimse sorumluluktan kaçmasın. Adalet Bakanı bunları yapmadığı sürece, bu sürecin üzerine gitmediği sürece işini eksik bırakmış olur. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu sonuna kadar izleyeceğiz, takip edeceğiz.
“AZERBAYCAN’LA OLAN İLİŞKİLERİMİZİ DAHA HASSAS BİR DENGEDE GOTÜRMELİYİZ”
Şimdi yine bizim MYK’mızın gündeminde olan konulardan biri kuşkusuz her hafta olduğu gibi dış politikadaki gelişmeler. Bu konuyla ilgili biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde 13.sü düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Ankara Zirvesi gerçekleşti.
Biz bu zirvenin önemini, Türkiye Cumhuriyeti’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Türk Devletleri ile kurduğu ilişkinin iktisadi boyutuyla, enerji boyutuyla, ulaşım boyutuyla, siyasi ve kültürel boyutuyla derinleştirilmesinin önemli olduğunu ve bu süreci desteklediğimizi hep söyledik. Türk dünyası jeopolitiği açısından bu son derece önemlidir. Orta koridor açısından son derece önemlidir. Avrasya’nın her iki yakasını birleştiren Hazar geçişli ulaşım güzergahları açısından son derece önemlidir. Dolayısıyla soydaşlarımızla, kardeş ülkelerimizle tarihi, kültürel bağların iktisadi bağlarla, enerji bağlarıyla daha da birbirine bağlanmasının, derinleşmesinin önemli olduğunu söylüyoruz, bunu destekliyoruz.
Ancak burada iki eksiği de söylemek gerekir. Birincisi, burada bir katılım eksiği oldu bildiğiniz üzere. İki ülkenin (ki bunlardan biri kurucu Azerbaycan) kardeş Azerbaycan’ın devlet başkanı değil de dışişleri bakanı düzeyinde bir katılım yapıldığını gördük. Öte yandan Macaristan’ın da buraya katılmadığını, temsilci bile göndermediğini gördük. Macaristan’da yapılan seçimlerden sonra iktidarı kaybeden yapı yerine gelen siyasal iktidarın yönünü yeniden Avrupa’ya, Batı’ya döndüğünü ve Türk dünyasıyla, tarihi kökleriyle çok ilgilenmediğini, ilgilenmeyeceğini buradan anlıyoruz.
Ancak Azerbaycan’la ilgili konunun biraz üzerinde durmakta fayda var. 2021 yılındaki Şuşa Beyannamesi’nden beri zirveye ulaşan askeri ve siyasi işbirliğimizin, iktisadi işbirliğimizden bir ivme kaybına doğru gittiğimizi, ilişkilerimizin biraz zedelendiğini, bir gerilim oluştuğunu görüyoruz. Şimdi biz bunun bir an önce telafi edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Azerbaycan Türkiye için çok önemli bir ülkedir. Sadece kardeşlik bağlarıyla bağlı olduğumuz, ortak tarihe ve ortak kültüre sahip ülke değildir Azerbaycan. Azerbaycan aynı zamanda hem Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı hem TANAP açısından önemli bir enerji partnerimizdir. Aynı zamanda Azerbaycan karşılıklı olarak milyar dolarlar ve onlarca milyar dolara ulaşan yatırım yaptığımız bir kardeş ülkemizdir. Onların burada çok ciddi yatırımları var, bizim bu ülkede çok ciddi yatırımlarımız var.
Aynı zamanda Azerbaycan bizim için Kuşak-Yol güzergahında olan ve bizi Orta Asya’ya ve oradan Asya-Pasifik’e orta koridorla bağlayan yol üzerindeki çok önemli bir ülkedir. Zengezur Geçidi’nden tutun Hazar geçişine kadar çok önem verdiğimiz bir ülkedir.
Ve Azerbaycan bütün bunlara ek olarak Güney Kafkasya’da İran’la Rusya arasındaki nüfuzun dengelenmesi, Türk dünyası açısından bir denge unsuru oluşturması açısından da son derece önemlidir. Dolayısıyla Azerbaycan’la olan ilişkilerimizi daha hassas bir dengede götürmeye, bu konuda daha dikkatli olmaya, varsa yanlış anlamaları ortadan kaldıran bir çerçeveyi bir an önce önümüze koymakta fayda vardır diye düşünüyoruz.
“TRUMP TOPAL ÖRDEK DURUMUNA DÜŞMÜŞTÜR”
Öte yandan dün geceden beri biliyorsunuz Amerikan seçimleri gündemin önemli konularından birini oluşturuyor. Öyle anlaşılıyor ki Trump topal ördek durumuna düşmüştür. En az 6 yıl boyunca Amerika’daki Kongre ve Senato seçimlerinin, Temsilciler Meclisi seçimlerinin 2 yılda bir 3’te birinin yenileneceğini düşünecek olursak oluşan ağırlık, en az 6 yıl boyunca Demokratların bu parlamentonun her iki kanadında ciddi bir ağırlık oluşturacağını bize gösteriyor.
Dolayısıyla 2028’de yapılması söz konusu olan başkanlık seçimleri bakımından da bir ipucu veriyor. Trump’ın son iki yılda Amerika’yı bugüne kadar olduğu rahatlıkla yönetemeyeceğini de bize söylüyor.
Öte yandan bu seçimin bize söylediği iki tane şey daha var. Birincisi; savaşın, gerilimin hiç kimseye bir fayda getirmediği. Biz bunu yıllarca söylüyoruz, kendi coğrafyamızda bunu çok yaşadık. İran’la ortaya çıkan gerilim ve savaş Amerika’da ciddi bir iç huzursuzluk yaratmış durumdadır. Bunun hem sosyolojik olarak hem de iktisadi sonuçları vardır ve bunların da bu seçimleri ciddi şekilde etkilediğini görüyoruz.
Öte yandan bir başka ders daha var burada. O da Amerika’nın yüzlerce yıl boyunca oluşmuş olan ve güçler dengesine dayalı olan, güçler ayrılığına dayalı olan kurumsal, güçlü kurumsal anayasal sisteminin aslında bir kişinin kişisel hırslarıyla, o kişinin siyasal bakış açısıyla aşındırılamayacağı, ortadan kaldırılamayacağı, bunun bir müddet sonra tepkiyle karşılanacağı, bu kurumların aslında bu ülkede bir denge yarattığı ve bu dengeyi çok fazla zorladığınızda da ciddi sıkıntıların ortaya çıkabileceğini de başta Amerika’ya, oradan da belki bize göstermiştir diye düşünüyoruz, değerlendiriyoruz.
Önümüzdeki günler bu konu daha çok su kaldıracaktır. Kongre ile, parlamento ile Trump arasındaki gerilimler, karşılıklı restleşmeler dış politikaya da yansıyacaktır, ülkemize de yansıyabilir. Bu konuyu biz yakından takip ediyoruz, izliyoruz. Önümüzdeki günlerde bununla ilgili daha ayrıntılı değerlendirmeler yaparız.
“HİÇBİR MADDİ KARŞILIĞI VE TEMELİ OLMAYAN ‘CUMHUR İTTİFAKI İLE İŞBİRLİĞİ YAPILDI’ SÖYLEMİ ZİNHAR YANLIŞTIR”
Şimdi bildiğiniz üzere değerli basın mensupları, bizim her zaman olduğu gibi bir yerel yönetim gündemimiz oluyor. Cumhuriyet Halk Partili belediyelere ciddi operasyonlar söz konusu olduğu için bu operasyonlar sonrasında da Belediye Başkanlığı / Başkan Vekilliği seçimleri oluyor. Bu bizim önemli gündem maddelerimizden biri.
Geçtiğimiz hafta iki tane belediyede böyle bir seçim yaşandı. Bunlardan biri Çukurova Belediyesi, diğeri ise daha dün sonuçlanan Milas Belediyesi Başkan Vekilliği seçimleriydi. Bu seçimlerin her ikisinde de biz bu belediyeleri Cumhuriyet Halk Partili ve esas olarak da muhalefet belediyelerinde kalmasını sağlayacak siyasal stratejiyle hareket ettik.
Bildiğiniz üzere Çukurova’da biz kendi adayımızı çıkarttık. Başka partiler de kendi adaylarını çıkarttılar ve dördüncü turda Cumhuriyet Halk Partisi adayı ipi göğüsledi. Bunun üzerinden bazı spekülasyonlar yapıldı; “Cumhur ile ittifak yaptınız, iş birliği yaptınız” diye. Öyle bir şey söz konusu değil. Biz hiç kimseyle işbirliği ya da ittifak yapmadık, adayımızı çıkarttık, kimseyle pazarlık yapmadık. Adayımıza oy verdiler ya da vermediler. Neticede İYİ Parti adayının 14 tane belediye meclis üyesi vardı, 17 oy aldı; demek ki 3 oyu da Cumhur İttifakı’ndan almış. Bizim de 13 belediye meclis üyemiz vardı, 19 aldı; demek ki 6 oyu Cumhur İttifakı’ndan almışız. Yani Cumhur İttifakı böyle blok olarak Cumhuriyet Halk Partisi adaylarını destekledi, siz de burada işbirliği yaptınız söylemi zinhar yanlış bir söylemdir. Hiçbir maddi karşılığı yoktur, hiçbir maddi temeli yoktur, bunu ifade etmek isterim.
Yine mesela Milas’ta bir seçim gerçekleştirdik. Milas’ta gerçekleştirdiğimiz seçimde bir geçersiz oya karşı —ki biz o geçersiz oyun geçersizliğini kabul etmiyoruz ve mahkemeye başvuracağız önümüzdeki günlerde— son tura Cumhuriyet Halk Partisi adayı katılmadı. Ama Cumhuriyet Halk Partili belediye meclis üyeleri AKP ile İYİ Parti arasında yapılan yarışta o belediye AKP’ye gitmesin diye İYİ Partili adaya oy verdiler. Dolayısıyla en azından mesela biz Cumhuriyet Halk Partili meclis üyeleri İYİ Parti’yi destekledi diye CHP’ye bir teşekkür etmesini beklerdik ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin adını bile ağzına almak istemeyen bir yapıyla karşı karşıyayız. Ama hiçbir şekilde haksızlıkları da kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz.
Önümüzdeki günlerde İbre Bey’le ilgili de bazı süreçler önümüze gelebilir. Bunları da yakından takip ediyoruz.