DOLAR 32,2511 0.14%
EURO 35,0023 0.27%
ALTIN 2.417,880,36
BITCOIN 22146362,15%
İzmir
25°

AÇIK

üst menü altı
Değişim arka sokaklarda başlayacak… Buca Belediyesi'nin merkezinde küçük dokunuşlar 'büyük mucizeler'

Değişim arka sokaklarda başlayacak… Buca Belediyesi'nin merkezinde küçük dokunuşlar 'büyük mucizeler'

ABONE OL
11 Kasım 2022 13:38
Değişim arka sokaklarda başlayacak… Buca Belediyesi'nin merkezinde küçük dokunuşlar 'büyük mucizeler'
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Buca Belediyesi’nin önce çocuklar için başlattığı kursların ardından bu çocukların annelerini de kattığı Cemal Yetginer Etüd Meslek ve Sanat Atölyesi’nde eğitim gören kadınlarla buluştuk. Arka sıralardaki kadınların büyük değişim hikayelerini, öncesi-sonrasıyla dinleme, gözlemleme olanağı bulduk. Kendilerine sorular sorduk, samimi yanıtları sizinle paylaşmak istiyoruz. Göçle gelenlerin yoğun olarak yaşadığı Buca Göksu Mahallesi’ndeki küçük bir etüd merkezinde, merkezin duyarlı-dirençli sorumlusu Fevziye Meletli’nin rehberliği eşliğinde,  küçük bir dokunuşla büyük mucizelerin nasıl gerçekleşebileceğini sizlerle paylaşmak için bu izlenim-söyleşi haberini hazırladık. Keyifli okumalar.. 

DEMOKRAT GÜNDEM-MELİSA GÖNEN-İZLENİM-SÖYLEŞİ HABER-Balkonlarında çiçekler olan, birkaç çocuğun sokakta oyun oynadığı Buca'nın Göksü Mahallesindeyim. Fazlaca yüksek olmayan apartmanların yan yana yaslandığı mahallede sokakta sohbet eden insanlara rastlamak mümkün.

Bir sohbetten diğerine kulak misafiri olarak ilerliyorum, bu mahalleye geliş amacım Buca Belediyesi tarafından açılan Cemal Yetginer Etüt Meslek ve Sanat Atölyesi'nde bugün son diksiyon derslerine katılacak olan kadınlarla bir araya gelmek. Tabii kadınlarla bir araya gelmeme vesile olan Fatma Özkan da yanımda, heyecanımı paylaşıyor. Nihayet atölyeye vardığımızda merdivenleri çıkarak kendimizi Fevziye Meletli'nin odasında buluyoruz.

Odanın duvarlarında çizimler, masanın üzerinde el yapımı süslemeler var. Burada verilen atölyelerin içeriği hakkında fikir sahibi olmama yardımcı olacak birçok nesne dikkat çekiyor, sohbet arasında zaman zaman kendini gösterecek bir sürü detay da var.

Buraya gelmeden önce hayatını kadın haklarına, eğitime, dayanışmaya adamış bir isim olarak tanıtılan Fevziye Meletli'yi masasında odasındaki misafiriyle konuşuyor. Bizi görünce elini uzatıyor, bir süre sonra öğreniyorum ki bu el mahallenin kadınlarına da uzanmış, bir güven köprüsü oluşturmuş kadınlar arasında.

Nihayet tanışıp sohbete başlıyoruz ancak buraya gelme sebebim olan ve tanışmak istediğim, hikayelerini dinlemek için sabırsızlandığım kadınların nerede olduğunu da merak ediyorum. Onları dinlemek için sabırsızlandığım belli oluyor ki, Fevziye Hanım kadınlarla tanışmadan önce mahallenin demografik yapısını ve atölyede kurulan insan ilişkilerini anlatarak heyecanımı başka bir konuya yöneltiyor.

""

 FEVZİYE MELETLİ: ÖZNEMİZ KADIN VE ÇOCUK OLDU

Bugün görüşeceğim kadınların atölyeye dahil olma sürecini anlatarak başlıyor sözlerine ve ekliyor;  "Burası 8 mahalleden oluşan bir Roman yerleşkesi. Aynı zamanda Doğu-Güneydoğu ve diğer bölgelerden de göç alan, Suriyeli sığınmacıların da yerleştiği bir bölge. Burası 7 yıl önce, ötekileştirilmiş, eğitimden uzak Roman çocuklar için kurulmuştu.  Ancak gelinen noktada biz şunu aştık, özne çocuk oldu. Eğitime muhtaç çocuklara, ayrım yapmaksızın ulaşmaya çalıştık. Öznemiz çocuk ve kadın oldu. Kadınlar burada ders gören çocuklarını aşağıda beklerken  aşağı inip,  ellerimi kadınların dizlerine koyup bir güven köprüsü oluşturdum. Şimdi kadınlar resmi tatil günlerinde bile ders olmayacağını duyunca çok üzülüyor. Çünkü burası onların nefes alabildikleri tek yer ve sosyal alanları oldu. Ağlama odası oldu burası, psikolog değiliz ama önce dinledik, dinledik, dertleştik. Buraya gelen kadınların kendilerini dinleyecek insanlara ihtiyacı vardı.”

FEVZİYE MELETLİ: KÖY ENSTİTÜSÜ MODELİNİ ÖRNEK ALIYORUZ

Bu atölyede olma nedenini, buranın sorumlusu olarak çalışma bilincini benimsediğini de hissettirerek anlatmaya devam ediyor ve çaba gösterdiği, benimsediği değerleri anlatıyor Fevziye Meletli, "Biz burada yitirmek üzere olduğumuz Cumhuriyet değerleri için mücadele ediyoruz. Bizim burası Köy Enstitüsü tadında bir yer, bu modeli örnek alıyoruz. Çünkü burada hayata dair her şeyi çözebiliyoruz. Güven üzerine temellenmiş bir iletişim yarattık, taşıma suyla bir değirmenimiz var, çeviriyoruz. Bu değirmenin ürettiği unu da arkadaşlara sunuyoruz. ‘Bu un ile ne yapmak isterseniz yapın’ diyerek bir çözüm noktası bir fırsat yaratıyoruz. Kendimi buna adadım. Mağdurun yanında durup, var olandan alıp onların eksiklerini gidermeye çalışıyorum. İmkanı olanların olanaklarını burada imkanı olmayan arkadaşlara yansıtabilmek ile ilgili bütün çabam" diyerek sürdürüyor konuşmasını.

 "ÖTEKİLEŞTİRİCİ DİLİ TERK EDEMEYENLER VAR"

Fevziye Meletli, atölyeyi güzel amaçlarla ziyarete gelen ama burada kendi hikayelerindeki seyri değiştirmek için çaba sarf eden kadınlarla empati kuramayarak atölyeden ayrılan sosyo ekonomik olarak avantajlı konumda olan kadınlara ise sitem ederek,  "Mürekkep yalamış  sosyo ekonomik açıdan avantajlı kadınlar buraya gelerek, hayata zor şartlarda başlamış kadınlarla diyalog kurmaya çalışıyor ama empati kurmadan ayrılabiliyor bazıları" diyor.

“KENDİLERİNİ İKİNCİ SINIF İNSAN GİBİ HİSSETMEMELERİ GEREKTİĞİNİ ANLIYORLAR”

Bu durumun buradaki kadınlar için de bir hayat dersi olduğunu anlatıyor,  "Buraya gelen avantajlı kadınları dev aynasında görmemeleri, kendilerini ikinci sınıf insan gibi hissetmemeleri gerektiğini anlıyorlar. Çünkü kendilerinden ayrı tuttukları, gıptayla baktıkları kadınların aldıkları onca eğitime rağmen ayrıştırıcı, ötekileştirici  dili terk edebilecek bilince sahip olamadıklarını görüyorlar."

"DEĞİŞİME KADINLARDAN BAŞLAYACAĞIZ"

Bilinçlendirmenin, kadın dayanışmasının, kadın hareketinin arka sokaklardan başlayacağını söyleyen Buca Belediyesi Cemal Yetginer Etüt Meslek ve Sanat Atölyesi Sorumlusu Fevziye Meletli, "Değişime kadınlardan başlayacağız çünkü kadın değişince çevresini de değiştiriyor. Çocuğunu da, eşini de değiştiriyor. Şiddeti sadece fiziksel şiddetten ibaret gören, dayakla tanımlayan kadınlar artık geçmişte yaşadıklarını hatırlayıp buna psikolojik şiddet adını koyabiliyorlar. Çocuklarının kendileriyle kurdukları iletişimde, eşlerinin davranışlarında, beklentilerinde gizlenen şiddeti tanımlayıp bunun karşısında bilinçli bir şekilde tavır koyabiliyorlar" diyerek kadınların atölyeye başladıktan sonra kadınların kendilerinde gördükleri değişimi nasıl aktardığını paylaşıyor.

Değişim hareketi içinde bulunduğumuz bu küçücük odayı doldurmuş, içimize umudun ferahlığını katarak gitgide genişliyor. Aralık camdan içeri giren rüzgar odanın içine dolduğunda topladığı umudu tüm mahallenin üzerinde dolaştırmak üzere aramızdan ayrılırken, kadınların bulunduğu sınıfa geçmek üzere sohbetimize ara veriyoruz.  

""

ŞİMDİ KÜÇÜK BİR SINIFIN İÇİNDEYİZ..

Şimdi küçük bir sınıfın içindeyiz. Her sırada bir kadın oturuyor, sınıfta 6 kadın var. Bir sıranın üzerinde yeşil ve üzerinde dinazor motifi olan çanta dikkatimi çekiyor. Ben etrafı izlerken, birkaç dakika sonra sınıfın kapısı çalıyor, içeri kadınlardan birinin çocuğu geliyor. İşte kadınlar atölyenin kapısından içeri böyle girmişler. Çocuklarını keman, futbol, resim gibi kurslara getiren anneler Fevziye Hanımın onlara uzattığı elle kendilerini çocuklarının oturduğu sıralarda buluvermişler. Şimdi sınıftaki herkes gülümsüyor, kadınların gözlerinin içinde küçük yıldız tozları var, parlıyor.

 "Bu atölyeye gelip eğitimlere katıldıktan sonra neler yaşadınız, neler deneyimlediniz?" diyerek zamanın nasıl geçtiğini fark etmeden sürdüreceğimiz sohbetimizi başlatıyorum. Kadınlar söze kendilerini tanıtarak başlıyor.

""

SEHER ERGİN: BİR ENGELİN İLERLEMEK İÇİN ENGEL OLMADIĞINI ÖĞRENDİM, KENDİME GÜVENİM GELDİ

Seher Ergin"Ben Seher Ergin, evliyim. Bir kızım bir oğlum var. İki üniversite bitirdim. Lisans mezunuyum. Çocuklardan dolayı çalışamadım, uzun süredir evdeydim. Bu süreçte diksiyon dersi hep aklımda olan bir şeydi. Yakınımda böyle bir atölyenin olması, aynı semtten insanlarla bir arada olmak şanstı benim için. Kaydımı yaptırdım. Burada aldığım eğitim çok önemliydi. Yaşanmışlıkla birleştirdik öğrendiklerimizi. Hocamız bizlerin özgüvenli, kendine değer veren insanlar olmasını sağladı. Ne kadar iki üniversite bitirmiş bir insan olsam da yaşanmışlıklardan dolayı ister istemez insan yarım kalabiliyor. Ben işitme engelliyim, iki kulağımda da cihaz var. Bu bende ‘Ne kadar üniversite bitirsem de acaba yapabilir miyim, mesleğimi yapabilir miyim?’ sorularını ortaya çıkardı. Burada bunu aştım, bir engelin ilerlemek için engel olmadığını öğrendim, kendime güvenim geldi. Dışarıdan buna diksiyon dersi olarak bakılıyor olabilir ama bizim için daha fazlası oldu. Burada bir aile olduk, yeri geldi yaralarımızı sardık. Hepimiz ev hanımıyız, sorumluluğumuz çok ama dışarıdan farklı bakılıyor aslında."

Melisa Gönen: Kadınlara nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz?"

 "Ev hanımları sanki hiçbir şeye yaramıyormuş gibi bir algı oluşturuluyor. Biz bunu da aştık. Evimizde yemeğimizi de yaptık, çocuklarımıza da baktık ama hiçbir zaman buradaki dersten geri kalmadık. En yakın çevren bile bakı uyguluyor sana, ‘Diksiyon dersi mi, ne gerek var?’, deniliyor. Duyanlar şaşırıyor ama bu diksiyon dersinin ötesinde oldu bizim için, bu ortam psikolojik olarak bize destek oldu. Bir yerlere gelmiştim ama yarımdım. Şimdi tam olduğuma inanıyorum. Çevremizdekilere yayıyor, eğitimin önemini vurguluyoruz. Kursa gelemeyen kadınlara derste öğrendiklerimi aktarıyorum."

""

ESENGÜL KAHRAMAN: BEN KAFESİN KAPILARINI SONUNA KADAR AÇTIM, KAFESİ KIRDIM

Esengül Kahraman: "Ev hanımıyım, ilkokul mezunuyum. Bazı rahatsızlıklarımdan dolayı evden çıkma sıkıntılarım vardı. Buraya gelerek onları aştım. Aştığım şeyler sayesinde çevreme de dokunmaya, yardım etmeye çalışıyorum. Kendimi geliştirme konusunda iyi yerlere geldim. Kendimi ifade etmeyi öğrendim. Aslında o kadar çok şey var ki anlatılacak… Atölyeye gelen avukatların, yazarların, şairlerin anlattıkları bize yol oldu, amaç oldu. Fevziye Hocamızın anlattıklarını asla unutmuyorum; ‘İnsan bir kafesin içindedir… Hiçbir yere çıkamazsın, o kafesin içinde çırpınırsın, çıkabilirsin’. Buraya gelmeden önce bir kafesin içindeydim. ‘Acaba bu ortama adapte olabilecek miyim, arkadaşlarım tarafından benimsenecek miyim’ diye düşündüm. Şimdi eşim beni tanıyamıyor. Çocuklarım beni eleştiremiyor. Çocuklarla arama belli bir seviye koydum onlar bile benimle konuşurken seviyeyi koruyorlar."

M.G: "Ne gibi eleştirilerde bulunuyordu çocuklarınız?"

"Hep sessiz kalıyordum, herkese tamam, evet, yaparım, kimse kötü olmasın, kimse üzülmesin diyordum. Ama şimdi öyle bir şey yok herkes üzülecek, üzülmek var. Herkes üzüleceği şeyler yaşıyor zaten, ben niye kendimi bu kadar yıpratayım, soyutlayayım ki?"

M.G: "Kursa başlamadan önce çevrenizin bakış açısı nasıl oldu?"

"Gerçekten de bizim oturduğumuz semtte hiç kimse bilmiyor diksiyonun ne olduğunu. Orada ne yapıyorsunuz diyorlar? Burası benim için psikolojik olarak destek oldu, beden dilimi geliştirdim. Sen konuşmayı bilmiyor musun, diyorlardı bana. Şimdi bana liseyi okuyanlar bile biz senin kadar bilmiyoruz bazı şeyleri, diyorlar. Çocukluktan bize yerleşen bilinç ve bilinçaltımız gerçekten cahilce şekillenmiş. İnsan ne kadar okursa okusun kendini  geliştirmesi lazım. Sen okumamış olabilirsin ama kendini geliştirebilirsin, bir kitap okuyarak, bir gazete, dergi okuyarak. Her şeyiyle kendine bir şey sunabilirsin."

M.G: "Bir kafesin içinde gibiydim demiştiniz. O kafesten nasıl çıktınız?"

"Fevziye Hanım kapıdan girince bana bir şeyler katacağını anladım. Çevreme yararım oldu. Çevremde ailesinden baskı görmüş, içine kapanmış ne yapacağını bilmeyen çıkmaza girmiş insanlar vardı. Bunlara dokunmak, el uzatmak çok güzeldi. Bunu yaptıkça kendime güvenim yerine geldi."

 M.G: "Kadınları bir kafesin içinde hissettiren, toplumsal cinsiyet rollerini yaratan şey nedir sizce?"

“KAFESİN KAPISINI KENDİN KAPATIYORSUN, O KAPIYI TEK BAŞIMA SONUNA KADAR AÇTIM”

"Ben bunu şöyle algılıyorum, bazen öyle anlar oluyordu ki…Ben mesela dışarı çıkamıyordum. Çünkü büyüklerimiz bize diyordu ki…Esengül, çok gülme…Sofraya oturduğun zaman yemene dikkat et, her yere gitme, her şeyi anlatma….Allah şöyle yapar, Allah böyle yapar. Biraz  dini sömürü biraz da başka bir sömürü derken insan kendi kabuğuna çekiliyor. Diyorsun ki, ben bunu yaparsam acaba bana bunu mu derler. Ben böyle yapsam yanlış mı olur… Kararsızlıklar. Kendi kendine hesaplaşma kendi kendini kapatma. Kafesin kapısını kendin kapatıyorsun. Ama ben o kafesi kendi başıma sonuna kadar açtım. Kafes yok oldu, onu kırdım ve attım. Benim gibi birkaç arkadaşım da o kafesi kırdı attı. Buraya gelemeyenlere de yardımcı oluyorum. İnanıyorum ki her şey çok güzel olacak."

SERAP ASLAN: BURAYA GELDİM VE KENDİME YATIRIM YAPTIM

Serap Aslan: "Ben Serap Aslan. Evliyim bir çocuk annesiyim. Yaz kursuna oğlumu getiriyordum. Satranç olsun futbol olsun. Fevziye Hanımı o şekilde tanıdım. Buraya geldim ve kendime yatırım yaptım. Kendimi hala anne kimliğimle tanımlıyorum ama daha fazla özgüvenim olduğunu hissediyorum. Ben ilkokul mezunuyum, okumak isterdim. Keşkelerim hep o yönde. Hemşire olabilirdim mesela. Ben ilkokulu köy ortamında okudum. Kırsal bölge bizim oralar. Maddi yetersizlikler de vardı. Devam edemedim. Bundan sonraki zamanımı kendime ayırmaya inancım, hevesim var. Birkaç evrak eksik onları tamamlayıp ortaokula devam edeceğim. "

"Kadınlar kendilerinden çok hep çocuklarına yatırım yapmayı önceliyor, onların hayatını iyileştirmeyi kendilerinin önüne koyuyorlar zaman zaman" diyorum.

""

 Burada Fevziye Hanım kadınların bakış açısını değiştiren konuşmasını tekrar hatırlatmak üzere araya giriyor. Temas ettiği nokta, değişimin başladığı, bakış açısının tepetaklak olduğu nokta.

Fevziye Meletli: "Burada araya girip o cümleyi anımsatmak isterim size. Önce "ben" demenin bencillik olmadığının farkına vardıkları gün… "Ben" dersem dünyayı değiştirerek çocuklarıma faydalı olabilirim. "Ben" diye yaşama başlarsam çocuklarıma umut olurum ve parmakla gösterilen ve annem diye gösterilmekten onur duyulan biri olurum, kavrayışını benimseyerek başladılar."
Döngülerden, tanımlardan, cinsiyet rollerinden, ev içi görünmeyen emekten açılıyor söz. Bu döngünün içinde ben neyim, ben kimim… Kadınlardan biri söze karışıp "Ev hanımları ücretsiz işçiymiş gibi…" diyor. Uç noktalar var, diyorlar. Bize etiketlenen rollerin yarattığı çemberden dışarı çıkmamızı sağlayan uç noktalar var, diyorlar. Adım atmamıza neden olan… Uç noktalar…

ESENGÜL KAHRAMAN: ‘BİR İNSANIN ELİNİ TUTMAK BİLE ONU DEĞİŞİME UĞRATABİLİYOR’

Esengül Kahraman: "Uç noktalar oluyor. O uç noktaları da ne yapacağız, insanlara dokunarak, konuşarak şekillendireceğiz. Kocasından korkup ekmek isteyemeyen kadınlar vardı. Ben kendi uç noktamı bulup döngünün dışına çıktıktan sonra onlara temas ettim. Ama şimdi o kadınlar, “Esengül abla senin sayende ben kocama, ‘Bana ekmek parası bırak’ diyebiliyorum”, diyor. Özel gereksinimli çocuğu olan bir kadındı. Hastaneden başka bir yere çıkamıyordu. Ama bunun bir süreci var. Onları aşıyor. ‘Sakın sessiz kalma’, diyorum. ‘Hiç değilse yerinde hareket et, yerinde konuş’ diyorum. Aslında üniversite mezunu bilgili bir kadın ama korku… Korkmuş, içine çekilmiş. Ailesi ayrıyeten bir baskı uygulamış. İşte uç noktalar demiştik ya… O uç nokta bir anlık bir kelime olabilir bazen. Bazen bir sözcük, bazen bir bakış, bir dokunuş… Öyle bir an oluyor ki insanlarda. Bir insanın elini tutmak bile onu değişime uğratabiliyor."

Seher Ergin: "Ünlü filozofun da dediği gibi, ses ver kim olduğunu duyayım. Biz bunu öğrenip uygulamaya çalışıyoruz. Ses verip kim olduğumuzu göstermeye çalışıyoruz."

Esengül Kahraman: "Önceden eşlerimizle konuşurken beden dilimizi doğru kullanamıyor, kendimizi doğru bir şekilde ifade edemiyorduk. Şimdi öyle değil. Bu daha güzel oldu. Eşlerimiz bize daha fazla değer vermeye başladı. Biz kendimize değer verince eşlerimiz de bizi değerli hissettirmeye başladı."

NURAY ERASLAN: “17 YAŞINDA EVLENDİM, 18’İNDE ÇOCUĞUM OLDU, KARAKALEM YAPARDIM OKULDA SONRA…”

Nuray Eraslan: "44 yaşındayım, ilkokul mezunuyum. Arkadaşımın çocukları geliyordu buraya, benim çocuğum da gelmek istedi. Burada Fevziye Hocamla tanıştık. Oğlumun kekemeliği var, 4.5 yaşından sonra başladı. Onu buradaki kursa yazdırırken ben de yazıldım. Ben de kendimdeki eksikliği tamamlamak adına katıldım. Çocuklar için  diksiyon kursu açılmadı, bizimki açıldı. Daha da iyi oldu. Annesi özgüvenli olunca çocuk da özgüvenli oluyor. İyi ki başladım. Önceden nasıl olduğumu anlatayım… Çok sulu gözlüydüm. İnsanlara hayır diyememekten sürekli gözyaşı döküyordum. Burası bana çok şey kattı. Çocuklarıma bir şey katabilir miyim, arayışı içindeydim.

Buraya gelince kalem tutmayı çok özlediğimi anladım. İlkokulda karakalem yapıyordum. Öğretmenim evimize gelip, ben bu çocuğu okutacağım güzel sanatlara göndereceğim, demişti. Annem izin vermedi. İzin vermeyince ben bunu yıllarca içime attım. İçime atarak çizdim. Sonra evlilikti, şuydu buydu… Kırsal yerdesiniz, okumak yerine evliliği tercih ettim. 17 yaşımda evlendim 18'imde kız çocuğum oldu. Ne yaptım, kayınvalideye sus, eşime sus…Hep baskıyla…Evlilik, anne baba baskısıylaydım, büyüttüm çocukları…Üçüncü çocuğum kekeme olunca, çocuğum için ne yapabilirim arayışına girdim. Okumayı unutmuştum. Çocuğuma hikaye okuyamazdım. Şimdi duygusal davranmak yerine kendimi en iyi ifade ettiğim şekilde ifade ediyorum. Deftere bir şeyler çiziyorum."

M.G: "Kendinizde ne gibi değişimler hissediyorsunuz?"

"Kalemi silgiyi çok özlemişim. Önce yazıyorum sonra yazıklarımı çiziyorum. Kendimi geliştireceğim. Önceden eşime de hep küserdim, hasta rolü yapardım. Neden ilgi duymak için…Kendimi artık böyle ifade etmiyorum. Hissettiklerimi açıkça ifade ediyorum. Önyargısız bakıyorum. Empati kuruyorum. Kayınvalidemle 4 yıldır küstük. Önyargılarımı bıraktım, kişinin bana göre şekilleneceğini anladım. İçimdeki öfke fırtınalarını kontrol altına aldım. Ben şekillenince onları da şekillendirdim."

""

M.G: "Güzel sanatlara olan ilginiz hala devam ediyor. Peki eğitiminize bu yönde devam etmeyi, güzel sanatlar eğitimi almayı düşünüyor musunuz?"

"Oğlum da resme ilgili. Onu hatta kendi elimle güzel sanatlara kadar gittim, yazdırdım. Ama küçük oğluma hamileydim. Sonra şöyle düşündüm…Annem doğum yapacağı için beni buralara atacak, der mi acaba çocuğum diyerek çocuğumun geleceğini elinden aldım. Keşke böyle yapmasaydım. Şimdi ona güzel sanatları dışarıdan oku, diyorum. Hatta ben önce bir  adım atacağım. Ben de güzel sanatlara yazılıp, onunla birlikte eğitim alacağım."

Nuray Hanım sözlerini tamamladıktan sonra Fevziye Hanım o anda bir duyuru yapıyor ve yetişkinler için çizim kursu açma kararı aldığını açıklıyor. Sınıfta herkes konuşmaya başlıyor, tatlı bir gürültü hakim. Bu seslerin arasından birkaç cümleyi seçiyorum. Şöyle diyor kadınlardan biri, "Boşluğa düşmüştük, bugün diksiyon dersinin son günüydü."

Öğrenme açlığı duyan, artık öğrenmeyi hayatlarının bir parçası olarak benimseyen kadınlardan Esengül Kahraman, "14 yaşında evlendim, evlendiğimden beri hep başkaları için emek verdim. Artık o kadar yoruldum ki, bu kurs bana hayatın güzelliğini gösterdi, hayat verdi. Çünkü hep aynı şeyleri yapmak, insanı bir noktaya getiriyor. O noktadan sonra ne yapacağını bilmiyor artık robotlaşıyorsun" diyor.

Yeni bir kursun başlayacağı heyecanıyla oradan oraya uzanan sohbetimiz Döndü Erdem'in  kendini tanıtmak üzere konuşmaya başlamasıyla eski seyrini alıyor.

DÖNDÜ ERDEM: ŞİMDİ ÖNÜMDE BİR FIRSAT VAR, EĞİTİMİME DEVAM EDECEĞİM

Döndü Erdem: "Evliyim, iki çocuğum var. Ortaokul mezunuyum. Ben  buraya çocuklarım için gelmiştim. Sonra kendim için gelmeye başladım. Çok arkadaş edinmeyi sevmiyordum. Arkadaş edindim. Sınıf ortamını özlemişim. Okumayı çok istiyordum, sınıf ortamını tekrar yaşamak istedim. Benim eğitim sürecim… Yozgat'ın kırsal bir bölgesindeydik, ailem köydeydi. Dışarıya kız evladın okumak için gönderilmesi yanlıştı. Ancak akraba yanına göndermek şartıyla kabul ediliyordu. Yurda gitmek istedim ama maddi açıdan gücümüz yetmedi. Kayseri'de amcamlar vardı beni onların yanına gönderdiler. Amcamın benimle aynı yaşta kızı vardı ama biz onunla hiç anlaşamadık. Anlaşamayınca, bu benim derslerime yansıdı. İçime kapandım, ben okumak istemiyorum dedim. Kestirip attım. Amacım amcamların yanından gitmekti. Babama söyledim, babam benim için çok çabaladı. Okumamı istedi. Ben seni istediğin yere kadar okutacağım, geleceğini elinden alma dedi. Ailemden ilk defa ayrılmıştım, onlardan uzaktım. Uzak ortamda onlara duyduğum özlem… Onların yanında okumak istedim. Onlar taşınsın istedim. Ama şimdi önümde bir fırsat var. Lise sınavlarına girip eğitimime devam edeceğim."

 "Ben polis olmak istiyordum şimdi ikizlerimden biri bu mesleği benimsedi. Anne sen olamadın ben olacağım, diyor sürekli. Benim içimde kaldı siz iyi bir yere gelin, diyorum."

"Anne babalar kendi eksikliklerini çocukları üzerinden tamamlamaya çalışıyorlar. Hayalleri olan meslekte çocuklarını görmek istiyorlar" diyorum.

Döndü Erdem bunun üzerine, "Çocuğum kendi hayalindeki mesleği yapmak isterse onu desteklerim. Şu anda yaşları küçük ve bana çok düşkünler. Belki fikirleri değişir. Onların kararlarını destekleyeceğim" diyor.

 Yıldız Ceylan bu konudaki fikrini paylaşmak üzere konuşmaya dahil oluyor, "Siz ne kadar şekil vermek isteseniz de çocuk sizin gibi olmuyor. Çocuklar zamanla şekilleniyor" diyor.

Sınıfta kendi hikayesini henüz anlatmamış olan Yıldız Ceylan'a sizi de dinleyelim mi, diye sorarak sözü ona bırakıyorum.

YILDIZ CEYLAN: ARTIK İNSANLARI OLDUĞU GİBİ KABUL EDİP KENDİMİ DEĞİŞTİRİYORUM

"Benim hikayem daha farklı. Ben Mardinliyim. Kürt bir ailenin 12 çocuğunun 5.'siyim. Bana göre annelerin önemi çok fazla. Ben bu kursa gelince bunu anladım, anneler şekillendirici rol üstleniyorlar. Eğer ki fikirlerinizi anlatabiliyorsanız çocuğunuz da sizi anlıyor. Ben eğitimi sevmeyen, çok geri kafalı bir aileden geldim. Benim annem okuyan insanların kötü yola düştüğünü düşünen bir kadındı. Daha da böyle düşünüyor. Mesela ben bu kursa aylardır geliyorum annemin evi üç sokak ileride kursa geldiğimi anneme söylemiyorum. Kursa gitmenin kötü olduğunu düşünecek bir anne o. Ama ben annem gibi olmamak için fırsat buldukça her şeye katılmaya çalışıyorum."

M.G: "Sizce annenizin eğitime bakış açısını ne şekillendirmiş?"

"Benim annem Mardin'de büyümüş, orada evlenmiş. Üç çocuğuna kadar orada kalmış. Evlendikten sonra doğum yapmadan önce kayınpederi öldürülmüş. Kalabalık bir ailede bir gelin olarak yaşamış. Benim annem sürekli ev işleri yaparak, çalışmayı kadının görevi olarak benimsemiş. 50 yıldır İzmir'de hiç kendini geliştirmemiş. Dilini de geliştirmemiş, çok az Türkçe biliyor. Ben böyle olmak istemiyorum, çocuklarımın da böyle olmasını istemiyorum. Doğduğum yerle dilimle, dinimle, ırkımla gurur duyuyorum. Bundan utanmıyorum ama ben ilerlemek istiyorum."

M.G: "Kursa geldikten sonra hayatınızda ne değişti?"

"Ben çok duygusaldım. Lafı başından değil sonundan giren biriydim, dinlemeyi bilmiyordum. Dinlemeyi öğrendim. Benim dört çocuğum var. Oğlum, ‘Sen konuşmayı bilmiyorsun zaten’, diyordu. Belki de bunun tersini ispatlamak için geldim buraya. Ben burayı biliyordum, çocuklarımı getiriyordum. Bir gün buradan geçerken diksiyon kursu açıldığını öğrendim. Hastaneye yetişemeye çalışıyordum. Koşarak geldim, kendimi yazdırdım. Bana arkadaş çevrem, ‘Sen konuşmayı bilmiyor musun?’, diye sordu. Bilmiyordum. Kendimi anlatmayı ifade etmeyi bilmiyordum. Bilmemenin değil öğrenmemenin ayıp olduğunu öğrendim. Eşime daha önceden küserek tepki veriyordum şimdi anlatıyorum."

"Çocuğum sen bugün çamaşır yıkamadın mı?’, diye sorduğunda ‘Yıkamam mı gerekiyordu’, diyerek cevap veriyorum. ‘Başka bir şey giy’, diyebiliyorum. Kendime bunu empoze etmişim. ‘Ben ev hanımıyım-çamaşır yıkamam lazım’, diyordum. Bunu kabul etmiştim ama kendimi anlatmayı bilmiyordum. Şimdi çok üstüme geldiklerinde, ‘Ne oldu maaşımdan mı keseceksiniz?’, diyorum. Kendimi kimseyi kırmadan dökmeden anlatabiliyorum, çocuklarıma kendimi ifade etmeyi çok seviyorum."

"Artık kendimi ifade edebildiğim için çocuklarım neye kızabileceğimi biliyor. Ama bu kursa geldiğimi hala eşime söylemedim. Eşimle ilişkimiz ben ses çıkarmadıkça iyiydi. Kedi gibiysen… Şimdi ses çıkarıyorum. Eşim pandemiden önce tansiyona bağlı olarak gözlerini kaybetti. Görme engellisi. Gözlerini kaybettikten sonra, onunla konuşurken kırmamaya çalışıyorum ama geçmişte yaptığı hataları da hatırlatıyorum."

M.G: "Gelecek için nasıl bir hedefiniz var?"

"Cesaret edemiyordum ama ortaokul sınavlarına katılacağım. Bunu kızımla paylaştım ama anneme söylemeyeceğim."

M.G: "Annenizin eğitim konusundaki fikrini değiştiremez misiniz?"

"Hayır, 75 yaşında hasta bir kadının fikrini değiştirmek çok zordur. Bir insan kendini 50 senedir İzmir'de değişirmediyse bundan sonra da değiştirmesi çok zor. Ama ben değişebilirim. Başkasını değiştirmekle uğraşmıyorum. Artık insanları olduğu gibi kabul edip, kendimi değiştiriyorum.28 yıl evli kaldıktan sonra anladım ki hiç kimse alışkanlıklarını değişirmiyor siz değişiyorsunuz. Ama onları şekillendirmeye çalışabiliriz."

M.G: "Değişime sıkça vurgu yaptınız, biraz anlatır mısınız neler nasıl değişti?"

"Kendimi sürekli iş yapan olarak görüyordum. Baktım ki, en ufak bir bulaşığı yıkamayı bile zor gören insanların yanında…Benim çocuklarım tamirhanede yağda çalışıyorlar. Çamaşırlar yağlı, eller yağlı, ayakkabılar yağlı… Bunları temizliyorum sürekli. Temiz tutmaya çalışıyorum. Ben eskiden kendi görevim gibi görüyordum bu yaptıklarımı ama şimdi bu yapıklarımla gurur duyuyorum. İki oğlumun yağlı iş kıyafetleriyle uğraşıyorum, bir çocuğumun dersleriyle, kızımın ergenliğiyle uğraşıyorum. Eşim çocuk gibidir. Her zaman beş çocuğum var diyorum."

"Artık evdekilerin üsluplarını, konuşmalarını kendime göre şekillendiriyorum. Önceden beni hizmetçi gibi görüyorlardı. Sen bunu niye yapmadın, yıkamadın… Önceden cevap veremiyordum. Şimdi maaşımdan kesebilirsiniz, diyorum. Ee sen maaş almıyorsun ki, diyorlar. Ben de maaş almıyorsam neden hizmetçi gibi davranıyorsunuz, diyorum. Bunu diyebiliyorum."

Fevziye Meletli, kısa bir değerlendirme yapmak istediğini söyleyerek, konuşmaya başlıyor. Onu dinliyoruz.

FEVZİYE MELETLİ: “BİR FEVZİYE HOCA VARDI, BİZE DOKUNDU GİTTİ DEMELERİ KEMİKLERİMİ ÇİÇEKLENDİRECEK BİR CÜMLE”  

Fevziye Meletli: "Bu kursun öznesini anlatmak istiyorum. Bu arkadaşların tanıştığımda bu kadar anlatacak şeyleri yoktu. Hatta ağızlarından cımbızla laf alıyorduk. Bugün anlatacakları o kadar çok şey birikmiş ki, dolayısıyla şimdi zemin ve koşullar bulmuşlar, onları anlatarak özgürleşmişler. Kanatlanmışlar aslında. Bizim görmediğimiz kanatları var bu kadınların. Ben özetle şunu söylüyorum, bu kadın arkadaşlarımla çok onur duyuyorum. Bu sadece benden kaynaklı değil ben verdim onlar aldı, ben verdim onlar şekillendi. Ben verdim onlar soru işaretleri oluşturdular, önce ben demek bencillik değilmiş, diyebildiler. Önce ben demek, özneymiş dediler.

İçlerine doğru bir gezinti yaptılar ve yıllarca küflenmiş, küf kokan, kabuk bağlamış birçok acılarını, bastırdıklarını gündeme getirdiler. Bu kadınlar arka sokakların devrimci kadınlarıdır. Biz burada bir avuç gördüğünüz kadınlar, başkalarına da dokunuyor. Biz çoğalıyoruz. Biz zincirlerin halkası oluyoruz. Yaşam kaşla göz arası bir mesafede. Şunu diyebilirseniz ben ölmeyeceğim. Bir Fevziye Hoca vardı, bize dokundu gitti…Bu benim kemiklerimi çiçeklendirecek bir cümle. Burada bulunan altı kadın aslında 600 kadın. Çünkü bu kadın çocuğuna dokundu, eşine dokundu, çevresine dokundu…Değişim arka sokaklardaki dirençli kadınların birleşmesiyle yaşam bulacak. Biz sessiz sedasız değişimi yaratıyoruz, kadın hareketi bu aslında."
 

DEĞİŞİM ARKA SOKAKLARDA BAŞLAYACAK, DİRENÇLİ KADINLAR DAYANIŞMA İÇİNDE OLACAK…

Değişim arka sokaklarda başlayacak, dirençli kadınlar birbiriyle dayanışma içinde olacak, bugün buna inanıyorum. Değişime öncelik edecek kadınların yüzleri karşımda duruyor, onların dokunduğu kadınlar da belki bir iki sokak kadar ötede, çiçekleri olan balkonlu bir evin içinde…

Her nerede olurlarsa olsunlar, Buca'nın Göksu Mahallesi’nde kadınlar için yarın bugünden farklı olacak. Buna tanık oldum, bunun kararlılığını gördüm.  Yeni sayfalara yeni hikayeler yazacak kadınlar, bu sefer kalem onların elinde.

Her kelime dirençli, özverili, bir sonraki sayfaya geçmek için yürekli. Bugün burada tanıştığım 6 kadın da ortaokula yazılmaya kararlı, eğitim hayatlarına kitabın ortasından da olsa devam edecekler. Kitabın köşesi kıvrılmış sayfalarına geri dönüyorlar, yarım kalanı tamamlamak için… Ben onlar adına heyecanlıyım, onlar ise çok kararlı.

Biz çoğalıyoruz, kadın hareketi büyüyor. Ucu kıvrılan sayfalar için bir umut var, arka sokaklarda kadınlar değişime inanıyor.

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP