Bir söz vardır Hallac-ı Mansur’a atfedilir. Hallac o ifadesinde ‘Cehennem acı çektiğin yer değildir, acı çektiğini kimsenin duymadığı yerdir’ der.
Kalabalığın içinde bile insanın üstüne kapanan bu sessizlik, bir çöl gibi bomboştur bağırsan boğulan bir sessizlik kuyusudur adeta. Yalnızlık bazen tam buraya benzer.
Mozart ile Nietzsche’yi yan yana getiren şey, yalnızlıklarının büyüklüğü değil, taşıdıkları ıssızlığın biçimidir.
Mozart’ın tek başınalığı, alkışın içinden geçip de insana değmeyen bir titreşimdir, gürültü içinde kaybolmuş bir melodiyi andırır. Alkışlar vardır, salonlar doludur, yüzler gülmektedir. Ama notalarının arasında bir boşluk kalır. O boşlukta, kimsenin duymadığı bir keder dolaşır.
Mozart kalabalıkların içindeyken bile yalnızdır çünkü duyulan şey müziğidir, kendisi değil. Onun yalnızlığı çocuk kalplidir. Kırılgandır, beklentilidir, anlaşılmayı umar.
Sanki biri doğru anda doğru yerde durup seni duyuyorum dese, her şey yerli yerine oturacaktır. Mozart’ın yalnızlığı bu yüzden acıtır; içinde hâlâ bir ihtimal taşır. Anlaşılma ihtimali.
Nietzsche’nin yalnızlığı ise başkadır, bambaşkadır. Onun yalnızlığı bir çöl gibi, geniş, ıssız ve yakıcıdır. Orada yürürken ayak izleri kısa sürede silinir.
Bir süre sonra sesini yükseltmenin anlamı kalmaz, çünkü cevap gelmeyeceğini bilen bir yalnızlık hâli ile insanın kendi sesi bile insana adeta yük olur. Nietzsche bu yalnızlığın içine bile isteye hakikati görmenin bedeli olarak girmiştir.
Bir odada, baş ağrısıyla bölünen uzun bir yürüyüşün ardından masasının başında, kelimelerini kağıda dökerken yalnızdır Nietzsche. Bu yalnızlık kalabalıkta kaybolmuş bir ses değil bilinçli bir suskunluktur.
Tanrı öldü dediğinde, aslında bir çağın dayanaklarının çöktüğünü söylemiştir. Ama bu söz, onu çağının dışına iter. İnsanlar sarsılır, öfkelenir, alay eder. Nietzsche ise sadece susar.
Mozart’ın yalnızlığı duyulmayı bekler. Nietzsche’nin yalnızlığı anlaşılmamayı göze alır. Biri estetik taşırken yalnız kalır, diğeri hakikat.
Mozart’ın müziği bir sığınak gibidir hem kendisi için hem başkaları için. Ama kendisine yer bulamadığı bir sığınaktır o. Nietzsche’nin düşüncesi ise bir hakikat fırtınasıdır sığınak dinlemez yıkar, ama yerine hemen bir şey de inşa edilemez. Arafta kallmış bir inziva yalnızlığıdır onunkisi…
Bu yüzden ikisinin de yalnızlıkları aynı kelimeyle anılsa da aynı şey değildir. Mozart’ın yalnızlığı bir çağrı gibidir, Nietzsche’ninki ise bir hüküm. Mozart bekler, Nietzsche yürür.
Bugün dönüp baktığımızda, Mozart’ın melodileri hâlâ çalıyor, Nietzsche’nin cümleleri hâlâ rahatsız ediyor. İkisi de sanki geç kaldıkları bir zamana konuşmuş gibiler.
Kimi duyulmak istedi, kimi duyulmayacağını bilerek konuştu. Aradaki fark yalnızlığın değil, göze alınan bedelin farkıydı. Mozart umudu taşıdı, Nietzsche ise bedeli…
Belki de kadim soru şudur, senin payına düşen yalnızlık hangisi? Anlaşılmayı bekleyen bir melodi mi, yoksa sesin bile kaybolduğu uçsuz bucaksız bir çöl mü?YAZARIN SON YAZISI: Sahibi Olduğu Doğaya Mülteci Olmak

YORUMLAR