Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündeminde yer alan ve çevre yönetim sisteminde köklü değişiklikler öngören kanun teklifi, meslek profesyonelleri tarafından mercek altına alındı.
THK Güzelbahçe Şube Başkanı ve Çevre Mühendisi Yakup Ateş, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda yapılması planlanan düzenlemelerin, özellikle İzmir gibi sanayi ve doğanın iç içe geçtiği metropollerde hayati sonuçlar doğuracağını vurguladı.
AYM İPTALİ SONRASI YENİ MEVZUAT MESAİSİ
25 Nisan 2025 tarihinde Meclis Başkanlığı’na sunulan “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı KHK’da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 27 Haziran 2024’teki iptal kararı sonrası oluşan hukuki boşluğu gidermeyi hedefliyor.
Düzenleme; çevre yönetimi hizmetleri, yetkilendirme süreçleri ve idari yaptırımlar konusunda yeni bir yol haritası çiziyor.

“İZMİR İÇİN SADECE TEKNİK DEĞİL HAYATİ BİR KARAR”
Düzenlemeyi teknik ve mesleki çerçevede değerlendiren Yakup Ateş, İzmir’in sanayi, tarım, turizm ve kıyı ekosistemlerinin birbirine bağlı yapısına dikkat çekti.
Yakup Ateş, İzmir sanayisine hizmet veren danışmanlık firmalarının ve yetkilendirme süreçlerinin standartlarının düşürülmemesi gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:
“Çevre yönetimi uygulamaları İzmir gibi metropollerde sadece bir prosedür değil, kentin nefes almasını sağlayan bir savunma mekanizmasıdır. Süreç, sürdürülebilirlik odağından sapmadan takip edilmelidir.”
“YETKİLENDİRİLMİŞ KİŞİ” TANIMINA KRİTİK UYARI
Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Yakup Ateş, gündemdeki teklifte yer alan “yetkilendirilmiş kişi” kavramının belirsizliğine dikkat çekerek, bu durumun çevre mühendisliği mesleğini işlevsizleştirmemesi gerektiği konusunda kritik uyarılarda bulundu.
Teknik yeterlilik kriterlerinin net bir şekilde tanımlanmaması halinde çevre yönetimi disiplininin zayıflayacağını savunan Ateş, mesleki uzmanlığın hayati önemini vurguladı.
Çevre yönetiminin yalnızca masa başında hazırlanan raporlardan ibaret olmadığını, aksine derinlemesine teknik analiz ve titiz bir saha denetimi gerektirdiğini belirten Ateş, derin mevzuat bilgisi ve çevresel risk yönetimi gibi süreçlerin mühendislik disiplini dışına çıkarılmasının risklerine değindi.
Özellikle İzmir’in organize sanayi bölgeleri, limanları ve gelişmiş geri dönüşüm sektörüyle çevresel açıdan son derece hassas bir bölge olduğunu hatırlatan Ateş; bu sahada yapılacak teknik bir hatanın, ekosistem üzerinde telafisi imkansız kirliliklere yol açabileceği uyarısında bulundu.
CEZA ODAKLI DEĞİL RİSK ODAKLI YÖNETİM
Yeni düzenlemeyle birlikte çevre yönetimi hizmeti almayan işletmelere yönelik idari yaptırımların ve hizmet bedellerindeki asgari sınır uygulamalarının sektörü disipline etmesi bekleniyor.
Ancak Ateş, mevzuatın sadece “ceza” ile anılmaması gerektiğinin altını çizerek “Asıl hedefimiz çevresel riskleri önceden görüp önlemek ve sürdürülebilir üretim kültürünü yerleştirmektir. İzmir gibi hassas ekosistemlere sahip illerde bu düzenlemenin sahadaki yansımaları titizlikle takip edilmelidir” dedi.
NE BEKLENİYOR?
TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri devam eden teklifin yasalaşması halinde, sanayi kuruluşlarından çevre danışmanlık firmalarına kadar geniş bir yelpazede yeni yükümlülükler devreye girecek.
Sektör temsilcileri, çevre mühendisliğinin yetki alanlarının korunarak denetim mekanizmalarının güçlendirilmesini bekliyor.
İlginizi çekebilir: Türkiye’nin iş cinayetleri karnesi: 13 yılda bir şehir yok oldu!