Korkuluk yoktu, sadece emniyet kemeri verdiler,
Havalandırma yoktu, sadece maske dağıttılar,
Biz işçiler de sessizce şükür diyerek her sabah işe gittik…
Ta ki bir gün kader değil, ihmal bizi vurana dek.
İş Sağlığı ve Güvenliği disiplininde, teknik olarak birincil aşamada değerlendirilen tehlikeyi kaynağında kontrol altına almak olarak ifade edilen ama sahada tam olarak karşılık bulmayan bir ilke vardır.
Yani meseleyi çalışanın anlık dikkatine, refleksine bırakmadan, mühendislik çözümüyle bizzat temelden çözmek ki buna İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemlerinde “Toplu Koruma Tedbiri” denir. (ISO 45001 – 8.1.2 Tehlike Kontrol Hiyerarşisi; 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Madde 5 – Risklerden Korunma İlkeleri)
Ancak Türkiye sahasında karşımıza çıkan tablo genellikle bu ilkenin tam tersidir. Korkuluk yoktur ama emniyet kemeri dağıtılmıştır. Lokal emiş yoktur ama maske verilmiştir.
Makine koruyucusu yoktur ama talimat panoya asılmıştır. Gürültü kaynağı izole edilmemiştir ama işitme koruyucu tıkaç dağıtılmıştır. Forklift ile yaya aynı koridoru paylaşır ama yelekler fosforludur.
Bu yaklaşım, o an için “pratik ve düşük maliyetli” görünebilir. Çünkü mühendislik temelli o ilk yatırım bedeli, mali bir yük olarak görülüp ertelenmiştir. Oysa aynı anda işletmenin görünmeyen bir muhasebe defteri açılmak, gerçek rakamlar bu düşük maliyetin nasıl bir yıkım olduğunu kanıtlamak üzere pusuya yatmıştır.
Kanıtlanmaya hazır bekleyen bu giderlerden birincisi işletme giderleridir. Bitmek bilmeyen kişisel koruyucu donanım sarfiyatı, yoğun denetim mesaisi, bu donanımların yarattığı hantallıkla gelen iş verimliliğinin düşmesi ve devamlı artan sağlık giderleri…
İkincisi ise aslında kaza gerçekleşene kadar muhasebe kayıtlarına girmeyen, kaza anında ise bir barajın kapakları açılmışçasına işletmenin üzerine boşalan o devasa gizli maliyetleridir. İş kazası, meslek hastalığı, üretimin durması, soruşturma, tazminat, dava ve eriyen kurumsal itibar…
ILO, iş kazalarının küresel ekonomide her yıl GSYH’nin yaklaşık %5,8’ine denk gelen trilyonlarca dolarlık bir kayba yol açtığını söylerken aslında bu “yanlış hesabın” faturasını önümüze koymaktadır.
Küresel ölçekte bu yanlış hesabın trajik örneklerinden biri olan BP’nin Deepwater Horizon faciasında, güvenliği göz ardı etmek pahasına elde edilen tasarrufun, şirkete 65 milyar doları aşan bir maliyete neden olduğu görülmüştür.
Bu topraklar da benzer acılardan azade değildir. Soma Katliamı, maliyet odaklı üretim baskısının bir işletmeyi nasıl toplumsal ve ekonomik bir enkaz haline getirebileceğinin en trajik kanıtıdır.
Maliyet diye ertelenen yatırımların eksikliği, sadece 301 canı almamış, sorumluluktan kaçışın bütün mazeretlerini, ‘kaza kader’ diye geçiştiren o rahatlığı da yer altına gömmüştür.
Bolu Kartalkaya’daki bir otel faciası, iş güvenliğini maliyet olarak görme yanılgısının Türkiye’deki en ağır bedellerinden biri olmuştur.
Yangın algılama ve söndürme sistemlerine, acil çıkış tahliye planlarına ve personel eğitimine ayrılmayan bütçe, 34’ü çocuk 78 canın yitip gitmesine, 133 insanın yaralanmasına ve onlarca ailenin yok olmasına neden olmuştur.
İnşaat Mühendisleri Odası’nın değerlendirme raporunda ortaya konan teknik ihmaller arasında; 4. kattaki restoran ve mutfak bölgesinde yangın algılama sisteminin mevzuata uygun olmaması ve devreye girmemesi, duman dedektörlerinin çalışmaması, bina genelinde zorunlu olmasına rağmen sprinkler (yağmurlama) sisteminin hiç bulunmaması, acil durum aydınlatma sisteminin yetersiz kalması ve bataryalarının boş olması, merdiven boşluklarının baca vazifesi görmesi nedeniyle duman ve alevlerin üst katlara hızla yayılması, yangın merdivenlerinde elektrik şaftı, pano ve baz istasyonu gibi yanıcı unsurların yer alması, yangın kapılarının ahşap çerçeveli ve yetersiz dayanıklılıkta olması ile yönlendirme işaretlerinin yetersiz kalması gibi eksiklikler yer almaktadır.
Bu ihmaller, bugün işverenleri sadece vicdani bir hesapla değil; milyarlarca liralık tazminat yükümlülükleri ve onlarca yıla varan hapis cezalarıyla karşı karşıya bırakmıştır. (6331 sayılı Kanun Madde 10 – Risk Değerlendirme, Kontrol, Ölçüm ve Araştırma)
İşveren açısından en pahalı cümle “şimdilik idare edelim” cümlesidir. Çünkü o cümle, maliyeti ortadan kaldırmaz. Sadece erteler. Hem de faiziyle…
Palyatif çözümlerin yarattığı finansal yükü, sahada tekrar tekrar görülen senaryolar üzerinden somutlaştırmak şarttır. Rakamlar vaka bazında değişse de ölçeği göstermek adına temsili birkaç örnek vermek konuyu ve konunun önemini anlatmak için yeterli olacaktır.
Boyahanede lokal havalandırma için 1.5 milyon TL’lik maliyeti gözünde büyüten işverenden başlayalım örneğe. Maske dağıtın diyen bir işveren olsun bu kişi. Aylar geçer, iş yürür, çalışanlar her zaman ki sessiz ve çaresiz haliyle işleri yürütür.
Hâlbuki Benzen, Toluen ve Xylene gibi maddeler, havada asılı kalan boya damlacıkları, kurşun, krom ve kadmiyum gibi ağır metaller, yangın ve patlama riskleri pusuda beklemektedir.
Sağlık gözetimi ağırlaşır, sağlık sorunlarına bağlı devamsızlık artar, verim iyiden iyiye düşer. Sonra gün gelir, meslek hastalığı tanısı konur.
Bahsidiğer, Türkiye’de meslek hastalığı tanısı konması süreci çok uzundur. Devam edelim, SGK öder, sonra rücu eder ve havalandırmayı pahalı bulup ertelediğin bir yatırımın bedeli olarak çok daha fazlasını aslında görünmeyen bir borç olarak işletmenin hanesine yazdığını sonradan anlarsın.
(SGK verilerine göre, 2005-2024 arasında resmi iş kazası/meslek hastalığı ölümü 27.695 olarak kaydedilmiş olsa da, ölüm/kalıcı sakatlık yardımı yapılan vaka sayısı 52.455’tir; İSİG raporuna göre 2025’te en az 2.105 işçi iş kazalarında hayatını kaybetmiştir).
Yüksekten düşmeyi engelleyici mühendislik önlemlerinde de aynı yanılsama devam eder. Korkuluk, yaşam hattı ve ankraj tasarımı için yapılması gereken projeyi hele bakalım ya da para yok, zaten işi çok az karlılıkla aldık diye ertelersin. Bunun yerine birkaç personele emniyet kemeri seti dağıtıp işi yürütmeye çalışırsın. Buradaki yanlış, kemer kullanmak değildir.
Yanlış, sistemi kurmayıp kemeri sistem yerine koymaktır. Ankraj yoksa kurtarma planı yoksa kontrol yoksa kemer bir güvenlik tedbiri olmaktan çıkar, yalnızca “vardı” denebilecek bir nesneye dönüşür.
Bir düşme olduğunda, kemerin faturası konuşulmaz. Milyonların konuştuğu bir tablo ortaya çıkar. Dava gelir, tazminat gelir, rücu gelir, sen 200 bin liralık yatırımı sadece “masraf” olarak görmemiş, o masrafı, çok daha pahalı bir kaleme çevirmiş oluverirsin.
Yine bir abkant pres hattında ışık perdesi tedbiri de öğretici bir örnek olabilir. 40 bin TL’lik optik güvenlik sistemini ertelediğinde, cebinde para tutmuş olmazsın. Riski büyütmüş olursun. Bir saniyelik dalgınlık, bir uzuv kaybı, bir ömrün yitirilmesine neden olabilir.
Sonra milyonluk manevi tazminat davaları gelir. Üretim durur, süreçler kilitlenir, işgücü dağılır. “Kaza kader” diye geçiştirilen her şey, bir anda teknik rapora, kusur oranına, rücu hesabına dönüşür. O noktada 40 bin TL artık pahalı değildir. Pahalı olan, o cümlenin kendisidir. Şimdilik idare edelim.
İş güvenliğinde “masraf” diye kaçındığın her kuruş sadece yer değiştirir. Önce bütçeden çıkar, sonra mahkeme salonunda, rücu dosyasında ve ihtiyati haciz kararında kat kat büyüyerek geri döner. Faizi, sinsi banka faizinden beterdir; bedenle, zamanla, itibarla, bazen de özgürlükle tahsil edilir.
“Sigortamız var, nasılsa SGK öder” rahatlığı ise en tehlikeli yanılgıdır. 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi, işverenin ihmali varsa devletin yaptığı tüm yardımları ve ömür boyu bağlanan maaşların peşin sermaye değerini tek kalemde işverenden geri ister.
O fatura, 40 bin liralık bir ışık perdesini erteleyen işletmeyi bir günde iflasın eşiğine sürükleyebilir.
Bir insanın nefesini, sağlığını veya yaşam hakkını Excel tablosunda “maliyet kalemi” yapmak, modern çağın en büyük ahlaki iflasıdır. Akşam eve dönmeyen bir babanın, geleceği çalınan bir gencin boşluğunu hiçbir rücu bedeli dolduramaz, hiçbir hesap telafi edemez.
Sonuç olarak iş sağlığı ve güvenliği, çalışanın dikkatine veya işverenin iyi niyetine bırakılacak bir erdem değil; yönetim sisteminin en temel taşı, en kritik disiplini ve hayati zorunluluğudur.
“Şimdilik idare edelim” cümlesi ise aslında en maliyetli cümledir. Çünkü o cümle, masrafı ortadan kaldırmaz sadece erteler. Hem ölümler, ağır yaralanmalar, hem şirket iflasları hem de sorumlu olanların özgürlüklerini yitirmesiyle…
Önemli Not: Yazıda yer alan yatırım maliyetleri, tazminat tutarları ve SGK rücu bedelleri, piyasa koşulları, yargı kararları ve vaka özelindeki değişkenlere göre farklılık gösterebilir.
Rakamlar, palyatif çözümler ile mühendislik yatırımları arasındaki uçurumu göstermek adına güncel piyasa ortalamaları ve benzer davalardan süzülen örnekleme değerlerdir.
Merak Edenler İçin:
- https://tr.wikipedia.org/wiki/Deepwater_Horizon_petrol_s%C4%B1z%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1 Deepwater Horizon Petrol Sızıntısı
- https://tr.wikipedia.org/wiki/Soma_Facias%C4%B1 Soma Faciası
YAZARIN ÖNCEKİ YAZISI: Okul Sırasından Kıtalar Arası Yağmaya
YORUMLAR