DOLAR 31,1186 0.25%
EURO 33,7747 0.41%
ALTIN 2.034,410,10
BITCOIN 15908130,09%
İzmir
15°

PARÇALI BULUTLU

üst menü altı

KIRMIZI PAZARTESİ

Kırmızı Pazartesi, işleneceğini herkesin bildiği halde engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir cinayeti anlatır. Olaylar Kolombiya’da geçer.

ABONE OL
7 Şubat 2024 19:31
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Kırmızı Pazartesi, işleneceğini herkesin bildiği halde engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir cinayeti anlatır. Olaylar Kolombiya’da geçer.

“Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah 5:30’da kalkmıştı.” cümlesiyle başlar Gabriel Garcia Marquez’in 1981 yılında yazdığı Kırmız Pazartesi adlı romanı. Santiago Nasar’ın öldürüleceği daha ilk cümleden bellidir. Roman yalnızca bir cinayeti olanca ayrıntısıyla masaya yatırmaz, aynı zamanda toplumsal bir ruh çözümlemesi gibi  halkın davranış biçimlerini de resmeder.

“O sırada kimliği hiçbir zaman belli olmayan birisi, zarf içine konulmuş bir kağıdı kapının altından atmıştı, içinde onu öldürmek için birilerinin pusuda beklemekte olduğu Santiago Nasar’a haber veriliyor, üstelik bu komplonun yeriyle nedenleri ve son derece kesin daha başka ayrıntıları da açıklanıyordu.”

Kırmızı Pazartesi bugün Türkiye’de yaşansa… Şöyle bir hayal edelim; örneğin Adliye koridorlarında korkusuzca ‘Şeriat isteriz!’ diye bağırıyorlar. Toplum  bunu görüyor, duyuyor; laikliğin yok edilmek istendiğinin ayırdında. Ve, susuyor…

“Meydandaki açık olan tek yer, kilisenin bitişiğinde, Santiago Nasar’ı öldürmek için bekleyen o iki adamın bulunduğu sütçü dükkanıydı. ”

Günümüz Türkiye’sine uyarlasak romanı; neredeyse her hafta yakalanan çeteleri çağrıştırıyor bu cümle. Peki bu çeteler nereden geliyor, ellerindeki silahlar nasıl, nereden geliyor? Sorular, sorular. Güvenliğin katledildiğini görüyor, biliyoruz. Kimse bir şey yapmıyor.

“Limanda bulunanların pek çoğu Santiago Nasar’ı öldüreceklerini biliyordu.”

Bu cümleyi günümüze uyarlarsak aklıma hemen kadın cinayetleri geliyor. Her gün türlü yollarla, kah dizi senaryolarıyla, kah ders konularıyla ötekileştirilen, yok sayılan kadınların sonu elbet ya dayak ya ölüm. Bunun böyle olmaması için toplum olarak biz bir şey yapıyor muyuz?

“’Her zaman ölüden yana olmak gerek.’ demişti o da.”

Anayasa Mahkemesi Can Atalay için iki kez hak ihlali kararı verdi. Buna karşın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı TBMM’de okutulup Atalay’ın milletvekilliği düştü. Adalet öldü. Siz ‘ölüden yana olmak’ ifadesini okurken bunu mu düşündünüz? Adalet katledilirken ne yaptınız?

“İşleneceği bu kadar açıkça duyurulmuş bir cinayet olamazdı.”

Nasıl da kendini apaçık ifade eden bir cümle. ..

Bugünün Türkiye’sinde gelmekte olan Kırmızı Pazartesi ne? 31 Mart günü yapılacak yerel seçimler. Muhalefet parça parça.. Bu yapıyla seçime gidilirse ne olacağını biliyoruz. Kitabın daha ilk cümlesinde son belli..

Laikliğin, güvenliğin, adaletin, kadınların, demokrasinin katledilmesine sessiz kalan bizler halen susup sonucu izlemeli miyiz?

Çağının çağdaşı bir ülkede yaşamak için halk olarak muhalefet partilerini uzlaşmaya çağırmalıyız. Aydınlar, sanatçılar, bilim insanları, bizler Kırmızı Pazartesi’nin geldiğini bilip görenler bunun için sonuç gerçekleşmeden ayağa kalkmalı eylem ve söylemle, gerekirse haykırarak sağır kulaklara ulaşmalıyız. Seçimden önce uzlaşmayı sağlayamazsak; sandıkta oylarımızla.

Haydi dostlar Kırmızı Pazartesi yaklaşıyor. Bizim romanımız mutlu sonla bitsin.

 

En az 10 karakter gerekli
Tüm Yorumlar (1)


HIZLI YORUM YAP