Önce elime çuvaldızı alacağım, izninizle dostlar.
Yeni atanan İçişleri Bakanı, “Güne operasyon haberleriyle başlanmayacak” dedi. Yaşananlara bakılırsa bu sözler muhalifleri kapsamıyor. Daha çok kendinden önceki bakana gönderme gibi görünüyor. AKP içinde, Erdoğan sonrası döneme ilişkin hesaplarda tarafların sertleştiği anlaşılıyor.
Turgut Reis Mahallesi’ndeki tarihi asansörü haftada en az bir kez kullananlardanım. Genelde inişte ya da çıkışta turistlerle karşılaşır, sıra beklerim. İran’daki savaşla birlikte turistler adeta kayboldu. Bu durum, yazın turizmde karşılaşabileceğimiz tabloya dair bir ön gösterim gibi. Umarım Turizm Bakanlığı’nın “inşallah” demekten başka bir hazırlığı vardır.
Bir emekli olarak bayram hazırlığımı son derece mutlu bir şekilde yapıyorum. Bayram ikramiyem bayramdan önce yatacakmış, daha ne olsun?
İnsanlar yıllarca çalışıp sonra emekli oluyor. Birey işe başlarken devlet ona, “Şu kadar gün çalışırsan, çalışırken aldığın maaşın şu kadarını bağlar ve seni emekli ederim” diyor. Ancak çoğu zaman kişi işe başladığında öngörülen sürede emekli olamıyor. Emekli olduğunda da çalışırken aldığı maaşın belirtilen oranından çok daha azını maaş olarak alıyor.
Üstelik çalışan, maaşından her ay emeklilik için kesilen para üzerinde söz sahibi değil. Emeklilik yaşını belirleme konusunda söz sahibi değil. Emekli olduğunda bağlanacak maaş oranında da söz sahibi değil. Yine de birey devletine güveniyor, çalışıyor ve emekli oluyor.
Markete erken gidenlerdenseniz her sabah etiketlerin nasıl değiştirildiğini kendi gözlerinizle görürsünüz. Günlük zamları izleyebilirsiniz. Pazardaki fiyatlar deseniz ayrı bir hikâye. Savaşla birlikte zamlar coştu, fiyatlar kanatlandı. Ne gam?
Böyle bir ortamda emekli maaşlarına adeta dalga geçer gibi bir zam yapıldı. Ona kızarken bir de baktık ki bayram ikramiyesine zam bile yapılmamış. Büyüklerimiz “Yaşattığını yaşamadan ölmezsin” derlerdi. Yaşattıklarının ne kadarını yaşayacaklar, göreceğiz.
Eğitim-İş’in birinci dönem karnesinde baştan sona zayıf not verdiği Milli Eğitim Bakanı, AKP’den önce okullarda tuvalet olmadığını söylemiş. E normaldir, buzdolabı da yoktu. Bu tarz açıklamalar size de George Orwell’in 1984 romanındaki Gerçek Bakanlığı’nı hatırlatıyor mu?
1978’den itibaren yedi yıl yatılı okudum. Okulda tuvalet vardı. Ayrıca yatakhanelerde tuvalet ve banyo bulunuyordu. Gündüzlü öğrenciler için bir öğün, yatılı öğrenciler için ise üç öğün yemek veriliyordu.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın tarikat ve cemaatlerle imzaladığı protokoller ve bu protokollere dayanılarak yapılan uygulamalar neredeyse her gün haberlere konu oluyor. Kurtuluş Savaşı’nın en zorlu günlerinde, 15 Temmuz 1921’de Mustafa Kemal 1. Maarif Kongresi’ni toplamıştı ve kendisi de katılarak öğretmenlerle görüşmüştü. Savaşın en kanlı günlerinde bile eğitim, Başöğretmenimiz için öncelikli bir konuydu.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki gölge Milli Eğitim Bakanı, bu gelişmelerle ilgili bir çalışma yaptı mı? CHP’nin alacağı tavra ilişkin olarak il ve ilçe eğitim komisyonları bilgilendirildi mi?
İğneyi elime aldım, fark ettiniz mi?
İBB davası başladı. Fikirlerine zaman zaman katılmadığımız insanlar için de adalet istemeliyiz. Kendini muhalif olarak tanımlayan bazı kişilerin davaları adeta ellerini ovuşturarak izlediğini görüyor ve duyuyoruz.
Alman rahip Martin Niemöller’in şu sözlerini hatırlıyor musunuz?
“Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim. Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Benim için geldiklerinde ise ses çıkaracak kimse kalmamıştı.”
Yeni bir Adalet Bakanı atandı. Bu isim, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı iken İBB soruşturmalarının iddianamesini yazmıştı. Muhaliflere yönelik davaların büyük kısmı onun önüne gelmişti. Şimdi ise Adalet Bakanı olarak hakim ve savcı atamalarında söz sahibi olacak.
İBB davası için kurulan heyette, Özgür Özel’in söylediğine göre, AKP üyesiyken avukatlıktan hakimliğe geçmiş bir isim de yer alıyor. Muhalefet lideri bunları söylemez; siz ve ben söyleriz. Lider ve ekibi, olaylar yaşanmadan önce öngörüde bulunur ve tavır alır.
Bugün bir yıldır beklenen dava için öngörüde bulunamayıp vatandaşa dert yanan kadro, korkarım yarın yapılacak seçimlerde karşılaşılabilecek durumları da öngöremeyecek ve yine bizimle birlikte “ah vah” edecek.
Oysa liderden beklenen, önce genel merkez düzeyinde kararlar alıp yöntem belirlemesidir. Ardından il ve ilçe hukuk ile seçim komisyonlarına yapılacakların anlatılması ve çalışmaların başlatılmasıdır.
Son olarak Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan tutuklandı. CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar hız kesmeden sürüyor. İnsanlar “Olmayacak, başaramayacağız” duygusuna kapılıyor; çaresizlik ve umutsuzluk büyüyor.
Zaten AKP’nin istediği de tam olarak bu değil mi? İnsanların pes etmesi.
Peki tüm bunlar olurken CHP ne yapıyor?
Zamanınız olduğunda Brian’ın Hayatı filmini izleyin. Filmde, sürekli kendi aralarında ideolojik ve anlamsız tartışmalar yapan; eylemden çok laf üreten yerel direniş grupları hicvedilir.
Belki kıssadan hisse çıkarırız. Kim bilir?
Yazarın son yazısı: Dizi dizi diziler…
YORUMLAR