Doğan’la yürüyüşten sonra kahvaltı için ‘Yasemin‘ kafedeyiz. Tartışmamız çetin geçiyor.
Bu kızcağızı neden tutukladılar ki diye sormuştum ona.
Eh, Doğana bir soru sorarsan eşek kaçar, palan düşer; Konuşuyor da konuşuyor. Sus diyorum, yeter diyorum, ne gezer dinlemiyor.
O sırada ben tezgahtaki çocuğa tezgahta ki bu yumurtalar neden tuz üstüne serilmiş diye soruyorum, efendim tuz yumurtayı hem soğutmaz hem de çatlatmaz diyor.
Ama bizim Doğan’dan fırsat yok ki çocuğun dediğini tam anlayayım, illa sorduğum sorunun cevabını dibine kadar götürecek, hıncını boşaltacak.
Urfa lisesinde de böyleydi bu.
Öğretmen sınıfa bir soru sormaya görsün, cevaplamak için derhal, önce bu atılırdı. Herneyse.
Şey diyor, “kızı kıskandılar, onlar için kızın her şeyi onlara erişilmez geldi. Güzelliği geldi, rahatlığı geldi, doğaçlama konuşmasında görünen pırıl pırıl zekası geldi. Kız sıradan duruşunda tüm testesteron sahiplerini irkiltirken, onları çıldırttı. Yani Arap islamı görüş sahiplerini deli etti.” Devam ediyor “ İşte o kıskançlık, o kıza erişememe güçsüzlüğü, kıza bedel ödetti”. Doğan’ dinlerken kendime kahrediyorum , şahsen, Dilruba serbest bırakılana kadar gidip cezaevi önünde beklemediğime kahrediyorum vesselam.
YORUMLAR