Demokrat Gündem’de yazmak benim için yalnızca bir köşe sahibi olmak değil; sesi az duyulanların, görmezden gelinenlerin ve toplumsal hafızada geri planda bırakılanların gündeme taşınmasıdır.
Çünkü demokrasi, sadece konuşanların değil; şimdiye kadar yeterince dinlenmeyenlerin de söz hakkı bulduğu yerde güçlenir.
Ben burada, gündemi takip etmekten öte; gündemin dışında bırakılan hayatları da görünür kılmak için yazıyorum.
İŞTE İLK YAZI:
ROMCA…
BAZILARI SADECE DERGİ GÖRDÜ,
BENDE BİR HALKIN DÜŞÜNSEL YÜRÜYÜŞÜNÜ
2013-2017 arası
Benim için sadece dört yıl değil
Bir halkın görünmezliğine karşı direksiyon salladığım,
Bazen uykusuz, bazen parasız, bazen de yanlış anlaşılmış halde
Türkiye’nin yollarına bıraktığım fikir izleriydi.
“Romca” bir dergiydi, evet.
Ama sadece kâğıda basılmış bir yayın değildi.
O, Roman toplumunun yıllardır başkalarının ağzından anlatılan hikâyesini
Kendi dilinden, kendi meselesinden, kendi öznesiyle kurma çabasıydı.
Çünkü fark ettiğim çok net bir şey vardı:
Romanlar hakkında herkes konuşuyordu,
Ama Romanlar adına çok az kişi düşünsel üretim yapıyordu.
Müzik vardı
Ritim vardı
Renk vardı
Ama anayasa yoktu.
Sosyal politika dili yoktu.
Kentsel dönüşüm karşısında kolektif hafıza dili yoktu.
Temsiliyetin kuramsal zemini yoktu.
Ben biraz da buna itiraz ettim.
“Romanlar sadece eğlencenin değil, düşüncenin de öznesidir” demek istedim.
Bu yüzden konu başlıklarımız tesadüf değildi.
Romanlar ve Anayasa
Romanlar ve Sosyal İçerme
Romanlar ve Eğitime Erişim
Romanlar ve İstihdam
Romanlar ve Kentsel Dönüşüm
Demografik Yapımız ve Temsiliyet
Çünkü biz ilk kez kendi meselemizi yalnızca duygusal değil,
Siyasal, sosyolojik ve yapısal bir zemine taşımaya çalışıyorduk.
Bu kolay değildi.
Her sayı 1000 adet
Bugünün dijital çağında bu rakam küçük görünebilir.
Ama o günlerde bu, her baskıda yeni bir ekonomik risk demekti.
Matbaa masrafı
Yakıt
Araç kiralama
Konaklama
Yemek
Dağıtım
Bir sayıyı bastırmak sadece baskı değil,
Bir fikri ülke coğrafyasında dolaştırmak demekti.
10 TL’ye satmaya çalışıyordum.
Bugün bazıları bunu fiyat etiketi olarak okuyabilir.
Ama ben onu çoğu zaman mazotun bir kısmı, matbaanın küçük bir taksidi, bir sonraki ile ulaşma umudu olarak görüyordum.
Ben çoğu zaman para kazanmıyordum.
Ben para yetiştirmeye çalışıyordum.
Edirne Lalapaşa’dan Fethiye’ye,
Malkara’dan Ankara’ya,
Sakarya’dan Manisa’ya,
Bu bir dağıtım ağı değil
Adeta Roman meselesini Türkiye haritasına işleme çabasıydı.
Bazen bir belediye başkanına ulaşmak için,
Bazen bir akademisyene bırakmak için,
Bazen bir milletvekilinin danışmanına verebilmek için
Saatlerce yol yapıyordum.
Bazı geceler otelde kalacak para yoktu.
Arabada yatıyordum.
Bu detay küçük gibi görünür,
Ama aslında meselenin özüdür.
Çünkü insan gerçekten inanmadığı hiçbir fikir için
Arabanın koltuğunu yatağa çevirmez.
İşte tam burada acı bir gerçek daha çıktı karşıma
Sen bedel öderken, bazıları sadece sonuç görür.
Dergici,dediler.
Romanların sırtından para kazanıyor, dediler.
Oysa bilmedikleri şey şuydu,
Romanların sırtından geçinmek isteyen biri, Roman meselesini anayasa başlığı yapmaz.
Kentsel dönüşüm yazmaz.
Sosyal içerme yazmaz.
Milletvekillerine ulaştırmak için benzin hesabı yapmaz.
Kolay para, kolay gündemden çıkar.
Bu ise zor bir hafıza inşasıydı.
Aslında beni en çok yoran yol değil,
Yapılan işin niyetinin yanlış okunmasıydı.
Çünkü biz Roman toplumunda sıkça şu sorunla karşılaşıyoruz,
Bir şey üretene destek vermekten çok,
Önce onun neden ürettiği sorgulanıyor.
Bu da bizim en büyük yapısal handikaplarımızdan biri.
Kolektif destek yerine kolektif şüphe.
Oysa ROMCA, bir kişinin markası değil,
Bir toplumun düşünsel laboratuvarı olabilirdi.
Bugün dönüp baktığımda şunu daha net görüyorum
Biz aslında dergi dağıtmıyorduk,
Biz kavram taşıyorduk.
“Roman” kelimesinin yanına ilk kez sistemli biçimde
Anayasa, sosyal politika, temsil, eğitim, kent hakkı gibi kavramlar koyuyorduk.
Bu küçümsenecek bir şey değildi.
Bu, kültürel görünürlükten siyasal görünürlüğe geçiş denemesiydi.
Belki o gün herkes anlamadı
Belki bazıları küçümsedi
Belki bazıları yanlış anlattı
Ama tarih bazen en çok, zamanında değeri bilinmeyen çabaları yazar.
ROMCA’nın hikayesi tam da budur.
Bir derginin hikayesi değil,
Roman toplumunun “Bizi sadece görün, dinleyin değil; bizi okuyun, anlayın” deme cesaretidir.
Ben bazen matbaaya geciktim
Bazen benzine yenildim
Bazen yorgun düştüm
Ama bir şeyi hiç bırakmadım
Roman öznesinin düşünsel ciddiyetine olan inancımı
Çünkü şuna inanıyordum.
Eğer bir halk sadece sahnede görünür, masada görünmezse
Alkış alır ama karar veremez.
ROMCA biraz da bu yüzden vardı.
Sahnedeki sesi, masadaki söze dönüştürmek için.
Bugün biri sorarsa
Bu kadar çileye değdi mi?
Cevabım nettir:
Eğer bir tek gence bile
“Romanlar sadece kültür değil, fikir de üretebilir” duygusunu verdiyse,
Eğer bir tek karar vericinin zihninde
Bu toplumun da anayasal, sosyal ve siyasal talepleri var düşüncesini oluşturduysa.
Evet.
Sonuna kadar değdi.
BAZI YOLCULUKLAR PARA İÇİN YAPILMAZ
BAZILARI İSE BİR HALKIN ZİHİNSEL HARİTASINI GENİŞLETMEK İÇİN YAPILIR.
ROMCA BUNU BAŞARDI
YORUMLAR