Belki de sandığımızdan çok daha fazla insanın hayatına dokunduk.
Bunu her zaman göremedik.
Çünkü toplumsal değişimin önemli bir bölümü, sonuç ortaya çıktığında kimin hangi cümlesinin, hangi itirazının, hangi önerisinin ya da hangi ısrarının o sonuca katkı sunduğunu göstermez.
Bazen bir toplantıda söylediğiniz bir cümle, aylar sonra bir politika metninde karşınıza çıkar.
Bazen bir politika belirleyicisine sunduğunuz perspektif, onun başka bir toplantıda kurduğu cümleye dönüşür.
Bazen bir vatandaşımıza yalnızca “talebinizi şu kuruma, şu gerekçeyle ve şu yöntemle iletin” dersiniz. Belki o kişinin hayatında küçük görünen bu yönlendirme, aslında kamu hizmetine erişiminde önemli bir fark yaratır.
Bazen bir sorun ilk kez sizin tarafınızdan yüksek sesle dile getirilir.
Sonra o sorun konuşulmaya başlanır.
Ardından bir çalışma yapılır.
Bir strateji belgesi hazırlanır.
Bir eylem planı ortaya çıkar.
Bir koordinasyon mekanizması kurulur.
Ve zamanla bütün bunlar normalleşir.
İşte toplumsal değişimin görünmeyen tarafı biraz da budur.
Belgeden Uygulamaya
Elbette bugün elimizde bulunan strateji belgelerinin, eylem planlarının veya politika metinlerinin her ihtiyaca yeterince cevap verdiğini söylemek mümkün değil.
Bazılarının daha güçlü olması, daha ölçülebilir hedefler içermesi, uygulama takvimlerinin netleşmesi ve izleme mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Fakat eleştirmek başka, geçmişte atılan adımları yok saymak başka bir şeydir.
Bir belgenin eksik olması, o belgenin ortaya çıkmasının önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Asıl mesele, matbu belgeden yaşayan politikaya geçebilmektir.
Yani hazırlanan metnin sahada karşılık bulması…
Vatandaşın hayatına dokunması…
Kurumların sorumluluklarını somutlaştırması…
Yapılan işin ölçülebilmesi.
Bizim asıl beklentimiz de budur.
Bu Sürecin Bütün Aktörlerine
Bu nedenle Roman meselesi üzerine emek veren bütün aktörlere saygı duyuyorum.
STK başkanlarımıza…
Yıllarca sahada mücadele eden sivil toplum temsilcilerimize…
Vali ve kaymakamlarımızın koordinasyonunda bu meseleye emek veren kamu yöneticilerimize…
Mahallesinin sorununu en yakından bilen muhtarlarımıza…
Siyaset yapan, karar alma süreçlerinde sorumluluk üstlenen siyasetçilerimize…
Ve elbette Roman toplumunun içinden gelerek söz söyleyen, talep eden, eleştiren, öneren bütün arkadaşlarımıza…
Herkes bu büyük sürecin bir yerinden tutuyor.
Kiminin gücü kurumsal pozisyonundan geliyor.
Kiminin gücü sahadaki karşılığından.
Kiminin gücü bilgisinden.
Kiminin gücü yıllardır sürdürdüğü mücadeleden.
Kiminin gücü ise yalnızca “burada bir sorun var” deme cesaretinden.
Bunların hepsinin toplumsal hafızada bir karşılığı var.
SAYILARDAN DAHA FAZLASI
Belki bugün geriye dönüp baktığımızda, yaptıklarımızın sonuçlarını tam olarak ölçemiyoruz.
Kaç kişinin hayatına dokunduğumuzu bilmiyoruz.
Kaç politika belgesinde hangi fikrin izinin olduğunu bilmiyoruz.
Kaç vatandaşın bir hizmete ulaşmasına hangi yönlendirmenin katkı sunduğunu bilmiyoruz.
Ama bilmediğimiz şey, olmadığı anlamına gelmez.
Bazen toplumsal katkının en önemli tarafı zaten görünmez olmasıdır.
Bir başkasının önünü açarsınız ve o yolun açılmasında sizin de payınız olduğunu kimse bilmeyebilir.
Bir fikri ortaya koyarsınız; yıllar sonra o fikir başkasının cümlesi olarak karşınıza çıkabilir.
Bunu kişisel bir kayıp olarak değil, toplumsal üretimin doğal sonucu olarak görmek gerekir.
Çünkü fikirlerin en güzel tarafı, sahibinden çıktıktan sonra topluma ait hale gelmesidir.
Birikim Bir Günde Oluşmuyor
Roman politikalarının bugün geldiği nokta da tek bir dönemin, tek bir hükümetin, tek bir siyasi partinin, tek bir kurumun ya da tek bir kişinin eseri değildir.
Bu, yıllar içinde oluşan bir birikimdir.
Yanlışlarıyla, eksikleriyle, başarılarıyla, gecikmeleriyle, tartışmalarıyla ve ısrarlarıyla…
Her dönem bir sonraki döneme bir şey bıraktı.
Bugün bizim daha fazlasını istememizin nedeni de aslında budur.
Çünkü çıta yükseldikçe beklenti de yükselir.
Dün hayal olan bugün mümkün hale geldiyse, yarın daha fazlasını istemek bir lüks değil; toplumsal gelişimin doğal sonucudur.
Bu yüzden eleştiriyi düşmanlık, talebi nankörlük, sorgulamayı karşı çıkmak olarak görmemek gerekir.
Bazen eleştiri, sahiplenmenin en güçlü biçimidir.
BU DAHA BAŞLANGIÇ
Ben bu sürece böyle bakıyorum.
Henüz tamamlanmış bir hikâyenin içinde değiliz.
Devam eden bir sürecin içindeyiz.
Daha iyi strateji belgelerine ihtiyaç var.
Daha güçlü uygulama pratiklerine ihtiyaç var.
Daha fazla koordinasyona, daha fazla ölçmeye, daha fazla izlemeye ve elbette daha fazla toplumsal katılıma ihtiyaç var.
Ama bütün bunları söylerken bugüne kadar emek verenleri de görmezden gelmemeliyiz.
Çünkü bugün konuşabildiğimiz birçok konu, birilerinin dün ısrarla konuşması sayesinde mümkün oldu.
Bugün talep edebildiğimiz birçok şey, birilerinin yıllar önce “bu da mümkün olmalı” demesiyle başladı.
BELKİDE EN KIYMETLİSİ BUDUR
Bir toplumun geleceğini yalnızca elde ettiği sonuçlar değil, o sonuçlara ulaşmak için biriktirdiği hafıza da belirler.
Bizim görevimiz bu hafızayı korumak, eksikleri dürüstçe söylemek, kazanımları hakkıyla teslim etmek ve bir sonraki adım için daha güçlü bir zemin oluşturmaktır.
Bu nedenle emeği geçen herkese saygı duyuyorum.
Sürece katkı koyan herkese teşekkür ediyorum.
Ve inanıyorum ki;
Bu bir süreçtir.
Daha iyisi mümkündür.
Daha iyisi olacaktır.
İnşallah hep birlikte, birbirimizin emeğini küçümsemeden, birbirimizin sözünü değersizleştirmeden ve ortak aklı büyüterek daha iyisini kuracağız.
ÇÜNKÜ MESELE SONUNDA KİMİN HAKLI ÇIKTIĞI DEĞİL
TOPLUMUN NE KADAR YOL ALDIĞIDIR
ÖNCEKİ YAZI: ZİNCİRLEME REAKSİYON
YORUMLAR