SOSYOLOJİK ALT YAPI YETERSİZLİĞİ
SUÇU BESLİYOR
ÖNLEYİCİ EĞİTSEL FAALİYETLER YOK
YÖNLENDİRİCİ EĞİTSEL FAALİYETLER YOK
Kurumların yapısal işleyişine baktığımızda, çoğu zaman görünene müdahale eden ama görünmeyeni yeterince analiz etmeyen bir anlayışla karşı karşıya kalıyoruz.
Oysa suç dediğimiz olgu, yalnızca bireysel bir tercih ya da anlık bir sapma değil,çoğu zaman sosyolojik altyapının, eğitsel eksikliğin, ekonomik kırılganlığın, çevresel baskının ve kurumsal yetersizliklerin kesişim noktasında ortaya çıkan çok katmanlı bir sonuçtur.
Bir başka ifadeyle, suç bazen bireyin değil, ihmal edilmiş sosyal süreçlerin dışa vurumudur.
Bizim gözümüzden meseleye baktığımızda, burada temel sorun yalnızca adaletin nasıl işlediği değil, sosyal adaletin ne kadar önleyici olduğu sorusudur.
Çünkü bir toplum, yalnızca suç işleyeni cezalandırarak değil, suça giden yolları daraltarak güçlenir.
Eğer sosyolojik alt yapı zayıfsa, yani mahallede rol model eksikse, aile yapısı kırılgansa, okul bireyi tutamıyorsa, meslek edindirme yetersizse, gençlik kendine meşru bir gelecek tahayyülü kuramıyorsa, o zaman kurumlar çoğu zaman sonuçlarla uğraşır, nedenlerle değil.
Tam da bu yüzden önleyici ve tamamlayıcı eğitsel faaliyetler hayati bir meseledir.
Eğitim burada yalnızca okuma yazma ya da diploma değildir. Bireyin kendine değer üretme kapasitesidir. Kendi yaşamını dönüştürebileceğine dair inancıdır.
Cezaevlerinde verilen eğitimlerin çıktısını sorgulamak bu nedenle önemlidir. Çünkü mesele kaç kurs açıldığı değil, kaç hayatın gerçekten yön değiştirdiğidir.
Kaç birey tahliye sonrası iş bulabildi? Kaç kişi yeniden suç döngüsüne girmedi? Kaç kişi aile bağlarını yeniden kurabildi? Sayılar kadar, dönüşümün niteliği de önemlidir.
Denetimli serbestlik mekanizması da burada yalnızca bir kontrol ve gözetim alanı olmaktan çıkmalıdır. Denetim, bireyi yalnızca izlemekse eksiktir, asıl mesele bireyi yeni bir toplumsal rotaya yönlendirmektir.
Yani denetimli serbestlik, psikolojik destek, mesleki rehberlik, aile danışmanlığı, sosyal çevre rehabilitasyonu ve istihdam bağlantılarıyla desteklenmediğinde, çoğu zaman yarım kalmış bir geçiş süreci üretir.
Birey özgür kalır ama yönsüz kalırsa, eski sokak çoğu zaman yeni hayatın önüne geçer.
Burada sokak meselesi çok önemlidir. Çünkü sokak yalnızca fiziksel bir alan değil, alternatif sosyalleşme biçimidir.
Devletin, ailenin ve okulun dolduramadığı boşluğu bazen sokak doldurur. Eğer o sokak kriminal ağlarla örülüyse, birey özgürlüğünü değil, eski kaderini yeniden bulur. Bu yüzden yeniden sosyal uyum dediğimiz kavram, bireyin sadece topluma dönmesi değil, toplumun da birey için yeni bir alan açmasıdır.
Ne yazık ki toplumsal ön yargı burada en sert duvarlardan biridir. Ceza almış ya da kriminalize edilmiş birey, çoğu zaman cezasını hukuken tamamladıktan sonra bile sosyal olarak tamamlayamaz.
İş başvurularında, mahalle ilişkilerinde, hatta aile içinde bile “potansiyel tehdit” olarak görülmeye devam eder. Böylece sistem bireye ikinci bir şans vermek yerine, onu görünmez bir sosyal mahkûmiyete iter. İşte bu noktada yeniden suç riski yalnızca bireysel zafiyet değil; toplumsal dışlanmanın da sonucudur.
Bu yüzden istihdam odaklı yaklaşım yalnızca ekonomik değil, sosyolojik bir rehabilitasyon aracıdır. Bir işe sahip olmak, bireye sadece gelir sağlamaz, aidiyet, sorumluluk, özsaygı ve meşru kimlik kazandırır.
Çalışan birey yalnızca para kazanmaz, toplumla yeniden bağ kurar.
Bu nedenle ceza sonrası süreçlerde kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum arasında çok daha güçlü bir yapısal koordinasyon gerekir. Ancak mevzuat ve kurumsal öncelikler çoğu zaman güvenlik ekseninde yoğunlaşırken, sosyal inşa ikinci planda kalabiliyor.
Oysa güçlü devlet yalnızca güvenliği sağlayan değil, kırılgan bireyi yeniden kurabilen devlettir.
Kurumsal reform dediğimiz şey burada başlar:
Cezaevi, denetimli serbestlik, sosyal hizmet, eğitim ve istihdam politikalarının birbirinden bağımsız değil, entegre bir sosyal iyileşme modeli olarak çalışması gerekir.
Çünkü bazı insanlar suç işlemez, bazen sistem onları suça daha yakın koşullarda büyütür.
Bu gerçek, suçu meşrulaştırmaz ama çözümü daha derin düşünmemizi sağlar.
Sonuç olarak; Kurumlarımız yapısal süreçlerini yeniden gözden geçirmek zorundadır. Sadece suçla mücadele eden değil, suçu yeniden üreten sosyolojik boşlukları kapatan bir anlayış inşa edilmelidir. Aksi halde biz hapishaneleri doldururuz ama toplumu iyileştiremeyiz.
Benim penceremden asıl mesele şudur.
Bir bireyi yalnızca cezalandırmak kolaydır.
Asıl zor olan, onu yeniden toplumun onurlu bir parçası haline getirmektir.
Unutulmamalıdır ki, bazen bir insanın yeniden ayağa kalkması, devletin gerçek gücünü gösterir.
Çünkü adalet yalnızca ceza vermek değil, doğru şartlarda yeniden başlama ihtimalini de koruyabilmektir.
Dün Katıldığım bir toplantıda bu yapısal döngünün yeniden kendini gözden geçirmesi konusuna dikkat çektim
YAZARIN ÖNCEKİ YAZISI: Hoşgeldin Hıdrellez
YORUMLAR