Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Sosyal Medya
Müjdat Çalış
Müjdat Çalış

Biz’in Çöküşü ve Konforlu Bencilliğin Ahlakı

Bir zamanlar “biz” vardı. Ya da en azından, var olduğuna inanmak işe yarıyordu. İnsan, kendini aşan bir bütünün parçası olduğuna ikna oldukça hem yük taşımayı öğreniyor hem de o yükü anlamlı kılıyordu. Şimdi ise “biz” sessizce sahneden çekiliyor. Yerine geçen şey daha sade, daha dürüst ve daha yoksul: Konforlu bencillik.

Ama şunu da söylemek gerekir: O “biz” hiç de masum değildi. İnsanlar çoğu zaman sevgiden değil korkudan, özgür iradeden değil çaresizlikten birbirine tutunuyordu. O bütünlüğün gölgesinde sessizleştirilenler, dışarıda bırakılanlar, uyum sağlamak zorunda kalanlar vardı. Dolayısıyla bugünü salt bir çöküş olarak okumak, geçmişi olduğundan pak görmektir. Asıl mesele o eski “biz”i diriltmek değil; içindeki tahakküm olmadan yeniden kurmaktır.

Bu yeni ahlak kendini bir çöküş gibi değil, bir “iyileşme” gibi sunar. Eskinin bencilliği gizlenir ve utanırdı; bugünün bencilliği ise gerekçe üretir. Artık kimse “ben sadece kendimi düşünüyorum” demez. Bunun yerine modern psikolojinin ve kişisel gelişim lügatinin arkasına sığınılır: “Herkes kendi sınırını bilmeli” denir, “enerjini koru” denir, “önce kendine iyi bak ki başkasına faydan olsun” denir. Bencillik bir tür sağduyuya, sorumluluktan kaçış ise bir tür ruhsal olgunluğa dönüştürülür. Sosyal medyanın “pürüzsüz” dünyasında rahatsız edici olan her şey “toksik” ilan edilerek dışarı atılır.

Ve biz, tam bu steril yalıtılmışlığın içinde bir şeyleri beklemeye başlarız.

Kavafis’in o tuhaf bekleyişi gibi: Şehirde herkes yerini almış, yöneticiler en şatafatlı giysilerini kuşanmış, halk meydanlarda toplanmış… Barbarlar gelecektir. Gelmelidir. Artık içeriden bir hareket üretme, bir anlam yaratma kudreti kalmamıştır. Herkes o kadar konforlu ve o kadar boştur ki yalnızca dışarıdan gelecek büyük bir sarsıntı —bir şok, hatta bir yıkım— onlara var olduklarını hatırlatabilir.

Bugünün insanı da farklı değildir. “Biz” çözülürken kimse bunu açıkça durdurmaya çalışmaz. Aksine görünmez bir beklenti dolaşır havada: Bir şey olsun. Bir kriz çıksın, bir sistem çöksün, büyük bir şey kopsun… Sanki her şeyin bu kadar anlamsızlaşmasının tek reçetesi, daha büyük bir anlam kaybıyla yüzleşmektir. Kendi hayatının devrimini yapamayanlar, felaketin devrimine bel bağlar.

Konforlu bencilliğin en sinsi yanı da budur zaten: Krizi erteler ama içten içe onu arzular.

İlişkiler yüzeyselleşir; çünkü derinlik; risk, emek ve sürtünme ister. Oysa sürtünme konforu bozar. Dayanışma zayıflar; zira her el uzatış, modern insanın en çok korktuğu şeye —“borçluluk”a, “bağlılık”a— kapı aralar. Herkes güvenli alanına çekilir ve bu korkakça çekilme “kendiyle barışıklık” diye pazarlanır. Toplum görünürde sakin, içeriden paramparça bir bekleyişe yerleşir.

Oysa “biz” denen şey tam da bu konforun çatladığı yerde doğardı. Fedakârlıkta, tahammülde, anlaşmazlığın içindeki o sancılı uzlaşıda… “Biz” bir pürüzdür; rahatın değil riskin, zahmetin ürünüdür. Bu yüzden konfor arttıkça “biz” buharlaşır. “Biz” azaldıkça insanlar o boşluğu doldurmak için daha fazla konfor, daha fazla tüketim ister. Ruhu kemiren bir kısır döngü.

Sonra bir gün beklenen olmaz.

Barbarlar gelmez.

“Şimdi barbarlar olmadan ne yapacağız?”

Barbarlar hiçbir zaman çözüm değildi. Sadece bir bahaneydi. İçeride tükenmiş enerjinin dışarıdan gelecek bir “öteki” ile telafi edileceği bir yanılsamaydı. O şok gelmediğinde, o büyük felaket hayatı “resetlemediğinde” insan kendi içindeki yankılı boşlukla baş başa kalır.

Artık suçlanacak barbarlar yoktur. Ne dış düşmanlar ne büyük felaketler ne ani yıkımlar… Yalnızca yavaş yavaş çözülmüş bir “biz” ve bu çözülmeyi “özgürlük” sanmaya alışmış bağsız bireyler vardır.

Konforlu bencilliğin ahlakı burada zirveye ulaşır: İnsanlar yalnızdır ama bunu sorun etmez; çünkü yalnızlık en az sorumluluk gerektiren hâldir. Yüzeyseldir ama bunu doğallık sayar. Kimseye ait değildir ama bunu bağımsızlık zanneder.

Peki çıkış var mı?

Belki. Ama o çıkış ne bir kurtarıcının ne de bir istilacının eliyle gelecek. Barbarların gelmeyeceğini kabul etmekle başlayacak. Geri dönmek istediğimiz o “biz”in aslında hiç var olmadığını —ya da var olduğunda bile kirli bir bedelle var olduğunu— sindirmekle devam edecek. Kurtuluş, hem içerideki konforlu uyuşuklukla hem de geçmişe duyduğumuz o seçici nostaljiyle aynı anda hesaplaşmaktan çıkacak.

Yeni bir “biz” ancak o zaman kurulabilir. Daha kırılgan, daha temkinli ama kesinlikle daha sahici. Zorunluluktan değil; yanılsamaların çöküşünden ve insanın insana olan o kaçınılmaz ihtiyacından doğan bir birliktelik.

Önce şunu hazmetmek gerekiyor yalnızca:

Biz barbarları beklerken kendi yok oluşumuzu bir sinema filmi gibi seyrettik. Ve belki de en büyük yozlaşma, o seyirden aldığımız sinsi, serin ve konforlu hazdı.

Biz'in Çöküşü ve Konforlu Bencilliğin Ahlakı
Müjdat Çalış

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

TÜMÜ